• BIST 82.345
  • Altın 147,826
  • Dolar 3,7921
  • Euro 4,0522
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • Konya -2 °C
  • İzmir 11 °C

Zeynep Nurseli Güleç yazdı; Şiirde Rüya; Rüyada Tabir...

Zeynep Nurseli Güleç yazdı; Şiirde Rüya; Rüyada Tabir...
“Rü’ya, Allah Teâlâ’nın melek vasıtasıyla hakikat veya kinaye olarak kulun şuurunda uyandırdığı enfüsî idrakler ve vicdânî duygulardır yâhud da şeytânî telkinlerden yaş-kuru karışık hayallerden ibarettir.”

-Giriş-

Şiir: Şairin rüyası. Şiir: Meçhulü kurcalama işi. Müslümancası, Üstad’ın deyişiyle; “Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir.” Şair: Rüya tabircisi. Suretler âleminin seyircisi ve gaiblerden nem kapan…

Şiir idraki; mücerret arayış idraki… İçe doğru derinlik, dışa doğru beliriş. Şiirde tabire açık mana çeşitliliği, rüyada tabirciye bağlı gören göz hakikati…

Rüya mı, şiir mi? Şiir gibi rüya, rüya gibi şiir. Şiir günlüğü. Rüya günlüğü (Tilki günlüğü)…

Rüya; Tanım ve Tarif

Rüya; ruhun kendi âleminden, Allah’ın lütuf ve ikramlarından istifade ile eşya ve hadiselerin dışında bazı hallere şahitlik etmesi. Genel anlamda insanın uyku halinde iken gördüğü, duyduğu şeyler. Bu görme ve duyma, eşya ve hadiselerin değişkenliği boyunca farklı görünüş ve biçime sahip. Rüya; ruhun bir nev’i nefes alışı, bağımsızlığı.

Rüyanın tarifi hususunda işin ehline müracaat edecek olursak… İbn’i Arabî Hazretleri rüyaya şöyle bir tanım getirmiştir: “Rü’ya, Allah Teâlâ’nın melek vasıtasıyla hakikat veya kinaye olarak kulun şuurunda uyandırdığı enfüsî idrakler ve vicdânî duygulardır yâhud da şeytânî telkinlerden yaş-kuru karışık hayallerden ibarettir.”

“Rüya Tabircileri” kitabı ile meşhur Bıçakçızade İbrahim Hakkı, rüya hakkında şöyle diyor: “Şu bilinmelidir ki, rü’yet gözle görmek, rüya dimağ ile görmektir. Dimağ ruhun adeta gözlüğü veya dürbünü gibidir. Ruh, bildiklerini dimağ vasıtasıyla uyuyanın kuvve-i hayaliyyesine gösterir.”

Şeyhülislâm Ebu’s-Su’ûd Efendi de rüya ile ilgili olarak “Rüya, kişinin uykuda iken kalbine, çeşitli konularda olmuş ya da olacak işleri Allah’ın yansıtmasıdır.” buyurur.

Psikoloji ilmi açısından ise “Kimi araştırmacılara göre rüyalar uyku sırasında beyinde görülen etkinliklerin bir yan ürünü yalnızca; kimilerine göreyse insanların bilinçaltının, kişiliklerinin geri planda kalmış yönlerinin kendine çıkış yeri bulduğu özel bir durum.”

Arapça, Hulm: Rüya, düş, hulyâ. Hulm: Ergenlik çağı, buluğ. Hulm: Akıl. Hilm: Yumuşak huyluluk, akıl, anlayış. El-Halîm: Halîm, günahları bağışlayan ve cezalandırmada acele etmeyen Allah, el-Esmâul Husnâ. Halîm: Yumuşak huylu, ağırbaşlı. Halûm: Hayalci, hayalperest

Arapça, Rü’ya: Düş. Rü’ya: Umut. Rü’yet: Görme, bakma, görülme. Farsça, Rûyâ: Yerden biten, bitici, nâbit. Rû(y): Yüz, çehre. Rûy: Tunç. -Rû: biten, olan

Rüya, suretler âleminden akisler. Rüya, Allah’ın nurundan olan ruhun ezeli âlem ile suretler âlemi arasındaki berzahı. Rüya; tabire muhtaç hayatın aslı, aynı…

Ruhun bilin(e)mezliği içinde, ruha ait hallerden olan rüyanın mahiyeti, özü ve usule dair bilgi O’nun kelamıyla çerçevelendi. Allah Resûlü buyuruyor:

“Kıyamet zamanı yaklaşınca Müminlerin rüyası; hiç yalan çıkmayacaktır. Rüyası en doğru olanlar sözü en doğru olanlardır. “

“Müslümanın rüyası peygamberliğin kırk altıda biridir.”

“Rüya üç çeşittir; Salih rüya ki: Allah’tan kuluna bir müjdedir. Şeytanın üzüntü vermesi şeklindeki kâbuslu rüya ve insanın günlük yaşantısına zihnini meşgul eden şeylerden kaynaklanan rüya, sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görürse kalksın, sol tarafına tükürsün ve o rüyayı insanlara anlatmasın.” 

 “Rüyayı, rüyada gördüğünüz isimler ve künyelerle tabir ediniz. Rüya, ilk tabir edenin tabir ettiği gibi çıkar.”

Rüya Dili ve Tabir

Dil, mânâlandırma ve ifade ile yakın ilgili... Her mevzuun bir dili var veya olmalı. Fiziğin bir dili, matematiğin bir dili, müziğin bir dili olduğu gibi... Fizikçi üzerinde çalıştığı işin “maddenin” taşıdığı işaretler ve gösterdiği vakaları yorum-tabir-tefsir ederek başkalarına anlatır, izah eder. Bu dili bilenler çabucak kavrarken, uzak olanlar ise çoğu zaman bir mânâ veremezler, hatta hafife bile alabilirler. “Rüya ilmi” de bu mana da bir “dil” ifade eder. Bu dilin en zengin noktasında semboller ve vakıalar gelir.

Semboller; rüyanın yapıtaşları, rüya dilinden kelimeler, “hayali keşf” âleminden tabire çıkaran mana merdiveni.

Ta’bir; parça bütünün habercisi hikmetinden payla alametlerin iç manalarını ruha tabilik ölçülerine nisbeten tefsir etmek. Düşün zahirinden batınına geçmek, suretinden hakikatine nüfuz etmek.

Arapça, Ta’bir: İfade, anlatma. Ta’bir: Rü’ya, düş yorma. Âbir: Bir yerden geçen, geçici. İbâre: İfade, ta’bir. İbâre: Cümle. Abre: Gözyaşı İbret: Ders, öğüt. İbrî: İbrânî, Yahudi. Ubûr: Bir suyun öte yakasına geçme. Ubûr: Bir başka tarafa geçme, geçilme, atlama. Ubûr: “Şi’ra-yi yemânî” denilen çok parlak bir yıldız. Abîr: Bir ilaç terkibi. Abîr: Güzel koku. Muabbir: Tabirci, görülen rüyâlardan mana çıkaran.

Rüya ilmi; peygamber ilimlerinden bir ilimdir ve peygamberlik, rüyay-ı sâdıka ile alakalıdır. Hz. Yusuf’un peygamberlik alametlerinden olan rüyasında on bir yıldız, güneş ve ayın kendisine secde ettiğini görmesi ve rüyasının Hz. Yakup tarafından tabir edilmesi, yine dönemin firavununun gördüğü rüyaya Yusuf (as)’un “memleketinizde 7 yıl bolluk ve 7 yıl kıtlık olacağı” tabirini getirmesi, Hz. Amine’ye rüyasında Allah Resûlü’nün isminin Ahmed yahut Muhammed konulması emrinin bildirilmesi.

 Rüya ilmine dair asıl ve usul bilgisi, ilerleyen devirlerde peygamberlerin varisi Allah dostları ve salih kullar vasıtasıyla muhafaza olunmuştur. Tarih sahneleri boyunca rüya tabiri ile meşgul olan en meşhur âlimlerimiz İmam Cafer-i Sadık, İmam-ı Nablusi, İbn Sirin, İbn Kesir, Cafer-i Sadık ve Ömer es-salimi şeyh Abdullah Muhammed’dir.

Nahiv ilminde bir bahistir: Söz, hal ve makama uygun olmalıdır. Keza rüya tabiri de, tabircinin ve rüya sahibinin hal ve makamına uygun olmalı. Tabirci rüyasını tabir ettiği kimseyi tanımalı, tanımıyorsa bu hususda sorular sormalıdır. Misal; Bir devlet adamının rüyası ile aynı rüyayı gören bir fakirin rüya tabiri mutabık düşmez. Yüksek mevkide bulunan bir kimsenin rüyasında beyaz bir ata binmesi mevkiinin artacağına delalet ederken fakir bir kimsenin rüyası ise bir iyilik görmesi yahut nimet gelmesi ile yorumlanır. Bununla birlikte rüyadaki sembollerin tek bir mana ihtiva etmemesi hasebiyle sembolün delalet ettiği mana da değişebilir.

Tabir de incelik idraki şu ki; bazen rüya, tabircinin tabir ettiği mana üzere çıkar, bu da kader sırrı. Ve tabirci de asla giden esas usul; rüyayı daima “hayır üzere” yormak.

Rüya, şer’an delil olamaz, ondan umumî kural çıkarılamaz; yani rüya ile amel edilmez. Diğer taraftan, her ne kadar umuma şamil kural çıkarılamasa da, bir idarecinin rüyası istikametinde hareket etmesinde bir beis görülemez, zira rüyaların kâmil bir tabirci tarafından çıkarılan işaretlerini inkâr doğru değildir. Ayrıca hayatın hakikatine ve esrarına ait kimi anahtarlar, sadık ve salihlerin rüyasında saklıdır. Onların rüyaları gaiblerden düşen hakikat damlaları gibidir.

Rüya; özneldir, şahsa mahsustur. Ama aynı rüyayı birkaç kişi görebilir. Sahabîlerden Abdullah bin Zeyd ile Hz. Ömer’in 1400 yıldır okunan ezanı rüyalarında görmeleri, onu okumanın ise Bilal-i Habeşi Hazretlerine nasip olması misalinde olduğu gibi.

İlimlerden bir ilim olması hasebiyle rüya mevzuunda İslâmî eserlerde oldukça geniş izahlar mevcut... Keza mevzuunun genişliği ve derinliği sebebiyle ehli tarafından yapılan çalışmalar ile rüya ilmi, sistemli bir hal kazanmıştır. Hiç şüphesiz Kur’an ile sabit olan hakikat şudur ki, rüya ilmi Peygamber ilmidir. Bu vesileyle rüya ile ilgili bahislerde sözü ayağa düşürüp koca karı diline dolayarak konuşmaktan sakınmak icap eder. Peygamber ilmi olması hasebiyle rüya ilmi hakkında aslı gösteren genel usul bilgisini bilmek ve işi ehline teslim ederek hakikati muhafaza etmek de en mühim vazifelerdendir.

Allah Resûlü buyurdu ki: “Nas uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar!” İbda Mimarı’ndan öğrendiğimiz veçhile mademki insanlar dünyada/uyanıkken uykudadır; o vakit şu dünya hayatımızda tabire muhtaçtır, tıpkı rüya gibi.

Rüya görmeyen insan genel anlamıyla yoktur, hatırlamayan insan vardır. Psikoloji ilmi ile ilgilenenler laboratuvarlarda yaptıkları çalışmalarda “rem” (göz kapaklarının hızla kıpırdaması) uykusu sonrasında uyandırılan kişilerin rüyalarını hemen hatırlayıp yazdıkları, rem uykusundan sonra uyumaya devam eden kimselerin ise rüyalarını hatırlamadıkları yahut rüya görmediklerini sandıkları tesbit edilmiştir. Herkes gibi âmâ kimseler de rüya görüyor, rüyasında görme duyusunu tam bir emniyet içinde kullanabiliyor. Keza sağırlar da rüyasında işitebiliyor. Doğuştan yahut sonradan olan fizikî eksikliklere sahip kişiler rüyasında tam bir hâl üzere yaşıyor, hissediyor ve görmekten, işitmekten aldığı hazzı tadıyor.

Rüya Bahsinde Yenilenen Anlayış

“İslam yenilenmez, anlayışı yenilemek gerekir.” Büyük Doğu Mimarı’ndan öğrendiğimiz bu ilke, üzerinde çalıştığımız rüya mevzuunda da kendini göstermektedir. Rüya ve rüya tabirinin tarih sahneleri boyunca mânâsı pörsütülmüş ve bilhassa son yüzyılda asliyetinden uzaklaştırılmış, falcıların yahut bir takım astrologların mezesi haline gelmiştir. Oysa rüya ilmi hem bilim dili olması hem de dinî ilim ve anlayışların getirdiği dil açısından yüksek bir seciye belirtir.

Nihayetinde “Hastalığı bilmek umumidir, tafsili ise tıb ilmi keyfiyetindedir.” Rüya hakkında seviyesiz tartışmaların halk arasında meşhurluğu ile birlikte bilhassa ülkemizde bu ilmî saha hakkında akademik çalışmalar da yok denecek kadar azdır. Oysaki Batı’da, bu alanda kürsüler açılmış. Ve ele avuca sığmayan eserler serdedilmiştir . Çağımızda yankı bulan bu çalışmaların sahibleri Freud, Gustav Jung ve Erich Fromm gibi hayatlarını rüya tahlil ve analizine ayırmış ilim adamlarıdır. Ancak bunların tesbitleri, mücerred anlamda bir mutlak fikir mihrakına bağlı olmadıklarından bölük pörçük bir manzara arz etmektedir.

Psikoloji ilmi haricinde pozitivizmin getirdiği sıkıntılardan birisi de mücerred mânâ ihtiva eden rüyaların, deney ve gözlem ile müşahhaslaştırılmaya çalışılmasıdır. Batı, rüyayı mücerred derinliği üzerine incelemekten uzak düşmüş olmasına rağmen kendi cehdinde mevzuu müşahhas sahaya çekici her türlü gözlem ve metod ile insan hayatının vazgeçilmez parçası olan rüyaları derin ve sistemli incelemelere tabi tutmuştur.

Eşya ve hadiselerin değişmesi ile her devirde rüya tabirindeki anlayış da yenilenerek devam etmiş; bu sebeple rüyaya, tabire muhtaç yeni semboller dâhil olmuştur. Yeni semboller mevcut tabirlerden farklı bir mana ihtiva etmemiş, tabire yön veren mücerret mânâ aynı kalmıştır. Günümüze yaklaştıkça bilhassa ruhîlikten kopuşun getirdiği anlayış, bir yönüyle rüya ilmini karanlığa mahkûm etmiştir. Iskalanmaması gereken en mühim nokta ise bu mevzuda da İslâm’a muhatap anlayışı yakalamak...

Herkes bir rüyanın izinde... KİM hangi rüya peşinde?

Bu sorunun cevabını da bir sonraki sayıda arayalım.

Aylık Dergisi 145. Sayı, Kasım 2016

Bu haber toplam 669 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.