• BIST 90.186
  • Altın 235,564
  • Dolar 6,1028
  • Euro 6,9689
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 30 °C
  • Konya 28 °C
  • İzmir 32 °C

Yenilgilerimizin sebepleri ve zafer için gerekli olanlar!

Abdüsselam Tutal

Zaferin gerçekleşmesi için olması gererekken beş esas vardır. Bu esaslarda sırasıyla şöyledir:

Birincisi: Zafer yalnızca Allah'ın elindedir.

İkincisi: Allah’u Teâlâ dünyada Mü'min kullarına düşmana karşı yardım etme sözü vermiştir.

Üçüncüsü: Allah’u Teâlâ’nın bu Zafer ve yardım sözü kamil iman sahipleri içindir. Her Mü'minin ise bu yardımdan nasibi, imanı oranındadır.

Dördüncüsü: Allah’u Teâlâ’nın mü'minlere vadettiği bu yardımın gerçekleşmemesi şartların yerine getirilmemesi sebebiyledir.

Beşincisi: Bu yardımın gerçekleşmesi gecikirse, kulun buna layık olması için gerekli şartları tamamlaması gerekir.

 1- Zafer yalnızca Allah'ın elindedir.

   Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: "Zafer yalnızca mutlak güç ve  hikmet sahibi Allah katındadır."(Ali İmran/ 126)

  Ayeti, Arap dilinde sınırlandırmanın en üst şeklini içermektedir. Bu sınırlandırma ise olumsuzluk belirten "ma" harfi ile istisna harfi olan "illa” harflerinin kullanmasıdır bu anlam, Allah’u Teâlâ’nın "Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiçimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse ondan sonra size  kim yardım eder?  Mü'minler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdır "(Ali İmran /160)

Ayetinde de bulunmaktadır.

Huneyn savaşında sahabeden bazıları bu manayı gözardı edip çokluklarına aldanınca, Allah’ın izni olmadan sayı ve hazırlığın bir işe yaramadığını görmeleri için hezimet meydana geldi.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: "And olsun ki Allah size birçok yerde ve çokluğununuz sizi böbürlendirdiği  fakat bir faydasının da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelipte bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde de yardım etmişti. Bozgundan sonra Allah, Resulüne ve mü’minlere güvenlik verdi ve görmediğiniz askerler indirdi; kâfirleri azaba uğrattı. Kâfirlerin cezası budur. "(Tevbe 25/26)

 Allah’u Teâlâ güvendikleri bu çoğunluk olmadan birçok yerde kendilerine yardım ettiğini onlara hatırlattı. Çokluğa aldanıp ona güvenmelerinin kendilerine bir yarar sağlamadığını ve yeniliklerini belirti. Çokluktan değil, Allahtan olduğunu belirtmek için onlara yardım edip Zafer verdi ve birçoklarının gözden kaçırdığı, "Zafer yalnızca Allah’tandır" prensibine dikkatlerini çekti.

 2- Allah’u Teâlâ, Dünyada Mü'min Kullarına Düşmanlarına karşı Yardım Etme Sözü Vermiştir

 Bu, değiştirilmesi söz konusu olmayan doğru bir söz ve Allah’u Teâlâ’nın değişmeyen kaderi Bir konudur. Allah subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurur: "And olsun ki! Senden önce, birçok peygamberi ümmetlerine gönderdik. Onlara belgeler getirdiler. Dinlemeyip suç işleyenlerden öç aldık, zira mü'minlere yardım etmek bize hak olmuştu. "(Rum /47)

"Senden önce nice peygamberler yalanladı ve kendilerine yardımımız gelene kadar yalanlamalarına ve sıkıştırılmaya katlandılar. Allah’ın kelimelerini  (Kanunlarını) değiştirebilecek yoktur; And olsun ki Peygamberlerin haberi  sanada geldi  (En'am/34)

"Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur." Yani sosyal yasaları mutlaka gerçekleştirir. "Ol der hemen olu verir. " Bu yasalardan biride mü'minlere verdiği sözdür: "Onlara yardımımız gelince. "

Yardım etme sözü, yukardaki ayetler de olduğu gibi, ahirette değil dünyada olan yardımdır.

 Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz peygamberlerimizde ve iman edenler, hem dünya hayatında hem şahitlik edecekleri günde yardım ederiz."(Mü'min /51)

 "Nihayet biz iman edenleri, Düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler. "(Saff/14)

 Allah’u Teâlâ’nın bu sosyal yasalarının gereklerinden biride, yeryüzünde mü'minlere iktidar vermesidir.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: "Allah sizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra bunun yerine onlara güven sağlayacağını vaddetti..."(Nur /55)

"Kâfir olanlar peygamberlerine dediler ki: "Elbette sizi ya yurdunuzdan çıkaracağız, yada mutlaka dinimize döneceksin!" Rableri de onlara: “Zalimleri mutlaka helak edeceğiz. "

Diye vahyetti ve (Ey iman edenler ) sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tevhidimden sakınan kimselere mahsustur. "(İbrâhim /13-14)

Bu ve Nur süresinde ki ayet, Allah-u Teâlâ’nın mü'minlere, önceki mü'minlere nasip ettiği gibi rahatça dinini yaşayabilecekleri ve hakim konumda olabilecekleri bir durumu nasip edeceğine işaret eder.

 Ayrıca Allah’u Teâlâ bunun şartlarını da açıklamaktadır. Şöyle buyurur: "Sizden iman edip salih ameller işleyenlere "ve işte makamımdan korkan ve tevhidimden sakınan kimselere mahsustur." Nur süresinde ki ayette: "Kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi "buyurması, değişmeyen bu ilahi Kanunu vurgulamak ve daha fazla açıklamak içindir. Yani sizden öncekiler için bu gerçekleştiği gibi, şartları yerine getirdiğiniz zaman sizin içinde gerçekleştirilecektir, manasındadır.

 3- Allah’u Teâlâ’nın bu zafer ve yardım sözü kamil iman sahipleri içindir. Her Mü'minin ise bu yardımdan nasibi imanı oranındadır.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: "Mü'minlere yardım etmek bizim üzerimize bir haktır."( Rum/47)

Kulun imanı oranında, Allah’ın yardımından nasibi olur. İman derecesi yükseldikçe Allah’ın yardımından nasibi artar. Bunun tersi olarakta iman derecesi düştükçe Allah’ın yardımından nasibi de düşer.

Kişinin imanı arttıkça Allah’ın söz verdiği yardımından da nasibi artar. Cihad alanında zafer iki şartta bağlıdır :

1- Genel şart: İmanı hazırlıktır. Bu ise, kişinin "Mü'minlere yardım etmek üzerimize bir haktır” ayetinde belirten müminlerden olabilmesi için kalbi, zahiri, ilmi ve amelini daima artması ile olur.

2- Özel şartlar: Bu ise, cihad için yapılan maddi hazırlıktır. Silah hazırlayarak, mü'minleri savaşa teşvik ederek Allah yolunda infak ve fedakârlık yaparak olur. Askeri eğitim ise bütün bu sayılanları kapsamaktadır. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: ”Kâfirler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) aciz bırakamazlar. Onlara (düşmana) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. (Enfal/59-60)

Allah subhanehu ve Teâlâ, kâfirleri tamamen kuşattığını, onlara gücünün yettiğini ve kendisini aciz bırakamayacaklarını belirtmektedir. Ancak bunlarla beraber bize, ilahi yardım sözünün gerçekleşmesinin bir şartı olarak elimizden geldiği kadar her türlü hazırlığı yapmayıda emretmiştir.

Çünkü dünya, imtihan yeridir. Ve İşler, dünya sebeplerine bağlı olarak yürür. Allah’u Teâlâ, imanın da doğruluk derecesini ölçmek için mü ‘mini kafirle imtihan eder. Mü'min kâfire karşı cihad etmesi bunun için kuvvet hazırlaması bu imtihanın içine girer. Ayrıca iman çağrısına icabet edeceğini veya etmeyip savaşacağını ortaya çıkarmak için de kafiri mü’minlere imtihan eder. Allah’u Teâlâ her iki tarafı da birbiriyle imtihan etmesi konusunda şöyle buyurur:

"Durum şu ki, Allah dileseydi onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. "(Muhammed /4) Maddi hazırlık kapsamına giren şeylerden biri de, Müslümanların düşmana karşı saflarını birleştirmeleridir. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: "Allah ve Resul’üne itaat edin. Birbirinizle çekinmeyin;  sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Birde sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir."(Enfal/46)

  Âyette Müslümanların aralarında ihtilaf ve çekişmenin bulunmasının, başarısızlığın en açık sebebi olduğu ve mü'minlerin birbirlerini veli edinmelerinin ise zaferin en önemli şartı olduğu belirtmektedir.

Allah’u Teâlâ hazretleri buyurmaktadır: “Kim Allah ve Resul’ünü ve iman edenleri dost edinirse  (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Hizbullah'tır Allah’ın tarafını tutanların."(Maide /56)

Şüphe yokki maddi hazırlık yapmakta, imanin unsurlarındandır. Çünkü bu Allah’u Teâlâ’nın bir emrini yerine getirmektir. Yerine getirilen bu Emir ise, Hak Teâlâ hazretlerinin şu buyruğudur: “Onlara (Düşmana) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. (Enfal / 60)

Bunun önemini vurgulamak için özel olarak üzerinde durduk. Bunun imanı hazırlık ile ilişkisi, özel olanın genel ile ilişkisi şeklindedir.

4- Allah'u Teâlâ’nın mü'minlere vadettiği bu yardımın gerçekleşmemesi şartların yerine getirilmemesi sebebiyledir.

 Buda kulun imanı ve maddi hazırlığı yeterince yerine getirmemenin sonucudur.

Bu yardım sözünün gerçekleşmemesinin anlamı, kafirlerin Müslümanlara galip gelmesidir. Devletin küfrün ve kâfirlerin elinde olmasıdır. Bütün bunlar ise, imandaki eksiklik, masiyet ve günahlar sebebiyle olmaktadır. Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Başına gelen kötülük ise nefsindendir." (Nisa/79) Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz sebebiyledir. (Bununla beraber ) Allah çoğunu affeder." (Şura /30) "Buda bir kavmin kendilerinde bulunanı değiştirinceye kadar Allah’ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır." (Enfal /53)

İbn-i Kesir ra şöyle der: "Allah’u teâlâ bu ayette mükemmel adaletini ve kişiye verdiği nimeti, onun işlediği günahlar olmadan değiştirmeyeceği konumundaki hükmünü belirtir." Hak Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde haksızlık yapmaz, ama insanlar kendi kendilerine haksızlık yaparlar." (Yunus /44)

Allah’u Teâlâ’nın bu ezeli kanunu, insanların seçkini de olsa, kimseyi kayırmaz. Bunun açık örneklerinden biride, Uhud günü Sahabenin (ra) başına gelen yaralanma ve şehid edilme olaylarıdır. Çünkü bazıları Resulullah’ın (sav) emrine muhalefet etmişlerdi. Bundan şu sonuç çıkmaktadır: "Toplu olarak yerine getirilen işlerde, bazılarının masiyetleri herkese zarar verir. Uhud günü Sahabenin (ra) başına gelenler ile ilgili cenabı Hak şöyle buyurmaktadır: "Bedir de, iki katı  (düşmanlarınızın) başına getirdiğiniz bir musibet  (Uhud da) kendi başınıza geldiği için mi "bu nasıl oluyor." Dediniz! Deki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter "(Ali İmran /165)

 Düşmanın Müslümanların başına musallat olması günahları sebebiyle Allah’u Teâlâ’nın onlara verdiği bir cezadır. İnsan olan düşmanlar açısından durum böyle olduğu gibi cin olan düşmanlar açısından da böyledir. Hak Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor: "Kim Rahmanın zikrinden gafil olursa, yanında ayrılmayan bir şeytanı musallat ederiz." (Zuhruf /36)

Kul işlediği günahlar sebebi ile şeytan kendisine musallat olmasına yol açar ve insanlardan olan düşmanları karşısında onu rezil eder. Cenabı Hak şöyle buyurmaktadır: "(Uhud da ) iki ordu karşılaştığı gün sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı "(Ali İmran /153)

Bu prensibi şöyle belirtebilirsiniz;  Müslümanların başarısızlıklarının sebepleri aslında zati olan iç sebeplerdendir. Müslim’in Sevban'dan  (ra) rivayet ettiği şu hadiste bu açıkça belirtilmektedir: "Allah'u Teâla yeryüzünü benim için dürüp topladı, bende doğusunda, batısında gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır. Bana iki hazine verildi: "Kırmızı ve beyaz hazineler. Ben Rabbinden Ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini, ümmetime kendi nefislerinden başka bir düşman musallat edip çoğunu helak etmelerine meydan vermemesi talep ettim. Rabbim bu isteklerime şöyle cevap verdi: "Ey Muhammed bir hüküm verdim mi artık o geri alınmaz. Ben senin ümmetine onları umumi bir kıtlıkla helak etmeyeceğim. Kendileri dışında çoğunu helak edecek bir düşman da musallat etmeyeceğim, hatta yeryüzünün her tarafından bunlar toplansalar da. Âmâ kendi aralarında birbirini helak edecekler diye yazdım." Bu hadis Müslümanlar bozuklukta cezayı hak edecek dereceye gelmedikçe, Allah'u Teâlâ'nın dışarıdan Kâfir düşmanı onlara musallat etmeyeceğini ve başarısızlıklarının ana sebebinin ise, zati yani kendileri olduğunu belirtmektedir.

 Müslümanların başarısızlık ve zayıflıklarının sebebini, kâfirlerin hile ve planlarına bağlayanların yanlışlıkları ortadadır. Yahudilerin plan ve taktiklerinden korkan ve hertürlü kötülüğü ve fesadı onlara nispet eden kimi yazarlar bu hatayı işlenmektedir. Halbuki her Müslümanın bilmesi gereken gerçek şu ki; Müslümanların başına ne musibet gelirse gelsin, bu musibetlerden birinci derecede Müslümanların kendileri sorumludur. Çünkü Allah'u teâlâ: "Başına gelen  kötülük nefsindendir” (Nisa/79) buyurmaktadır. Üstelik Allah subhanehu ve Teâla, Kamil imana sahip mü'minlere karşı kâfirlerin hile ve oyunlarının zayıflığını şu Âyette bildirmektedir: "Onlar sizi, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardımda edilmez." (Ali İmran /111) eziyet küçük zararlardır. Bu ise zararın geleninden bunun istisna edilmesinden anlaşılmaktadır. Güzel sonuç ise, Takva sahiplerinindir. Allah’u Teâlâ hazretleri şöyle buyurmaktadır: "O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın, şüphe yok ki, şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa /76) Bu ayet kafirlerin hile ve düzenlerinin zayıflığını gösteren açık bir nastır.

“Bu Allah’ın mü'minlerin mevlası olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların mevlasi yoktur." (Muhammed /11)

Dolayısıyla Müslümanların başarısızlığı, düşmanları sebebiyle değil önce kendileri sebebiyledir. Müslümanlar isyan ve günahlarla düşmanlarına fırsat ve imkan vermişlerdir.

 Bu dördüncü esas ışığında Müslüman fert ve cemaatlerin kendilerini özeleştiriye tabi tutmaları gerekir. Günah ve yapılması gerekenleri eksik olarak yerine getirme olmadan, musibetin gelmediğini bilerek hesaplarını bunun ışığında gözden geçirmeleri gerekir. Bu özeleştirinin yapılması vaciptir. Çünkü Allah'u Teâla şöyle buyurmaktadır: "İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın. Belki de tutukları kötü yoldan dönerler." (Rum/41)

“Belki yollarından dönerler diye ant olsun onlara büyük azaptan önce dünya azabından tattırız." (Secde/21)

Bütün şeriatlarda bunun kesin bir esas olduğunu görmek için, önceki peygamberlerlerin ümmetlerine bakmak yeterlidir. Allah yolunda başlarına birşey geldiği zaman bunun işledikleri günahlar yüzünden olduğunu anlamış ve hemen Allah'a tevbe ve istiğfar etmişlerdir. Cenabı Hak hazretleri şöyle buyurmaktadır: "Nice Peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdir. Allah sabredenleri sever. Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz!  Günahlarımızı, içimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla sebatımızı artır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et." (Ali İmran /146-147)

 Kur' an' i Kerim de kıssaları geçen bahçe sahipleri de bahçeleri telef olunca bunun günahları sebebiyle olduğunu anlamış ve hemen tevbe ederek Allah' a yönelmişlerdi, "Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmamız gerekmez mi? Dememiş miydim! Dedi, Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik dediler. Birbirini yermeye başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık Rabbinizden dilemekteyiz. "(Kalem /28-32)

(1)

Şeyhim Mahmut Ustaosmanoğlu  (ks) hazretleri de Müslümanların yenilgilerinin asıl sebebi manasına gelen şu beyanlarda bulunmuştur; "Mescid-i Aksa, ulemâ, Ehli zikir, Ehli ibadet, Ehli Takvâ dolu idi. Öyle Cami’yi düşmanlar alabilir mi? Peki Yahudiler Mescid-i Aksa ‘yi nasıl aldılar? Caminin etrafı kahvelerle doldu. Mescid-i şerifte namaz için ancak bir kişi, iki kişi bulunuyordu. Müslümanların rezaleti gittikçe haddi aştı. Yahudi şöyle vuruyor böyle vuruyor deniliyor. Onlar değil bizi asıl İslamiyet’i yaşamayan Müslümanlar vuruyor. "(2)

Kıbrıs harbinde savaşmak için gemiden inen Müslüman askerler mevzilere yerleşmiş olan Kâfir askeri tarafından hemen öldürülüyorlardı.

Bunun üzerine bölüğün başındaki Müslüman komutan dedi ki; eskiden atalarımız 'Allah Allah diyerek savaşırlardı. Sizde öyle söyleyin' diyerek gemiden inmelerini emretti. Askerde bu emre imtisal ederek 'Allah Allah 'diyerek gemiden inmeye başladılar

O savaşta bulunanlardan bir şahıs diyorlar: ‘Bizde böyle zikrederek düşmana karşı yürüdüğümüzde onlar tarafından gelen Mayıs yağmuru gibi mermiler sağımızdan, solumuzdan geçiyordu Mevla Teâlâ'nın izni ile hiçbir kurşun bize isabet etmiyordu.' Neyin hüneridir bu? Zikrullahın. Düşmanın önünde Allahı çok zikretmelidir. Zikrullahı görüyorsunuz değil mi?" (3)

 "Allah yolunda cihad iki kısım üzerinedir. Küçük cihad: Bu kafirlerle yapılan cihaddır. Büyük cihad ise nefisle yapılan cihattır. Nefisle yapılan Cihat daha büyük olmuştur. Çünkü kafirlerle yapılan cihadın gayesi zahiri ıslah etmek? Nefisle cihadın gayesi ise, bâtını ıslah etmektir.  Bu ise daha çetin ve daha zordur. Ve yine birincinin gayesi cennet ve rahmete kavuşmak, ikincinin; gayesi ise, Mevla’nın müşahedesine ve cemaline kavuşmaktır. Bunun da yolu Tarikat-ı Aliyedir. "(4)

 "Kafirler birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz emreylediğiniz gibi yardımlaşmasanız yer yüzünde bir fitne (İslam zaafiyeti) ve büyük bir fesat  (küfür hakimiyeti ) olur." (Enfal /73)

 Bu ayeti bilmeli eğer Müslümanlar birbirleriyle yardımlaşmasa yeryüzünde fitne olur, yani İslamiyet zayıflar fesadı kebir olur. Küffar kuvvetleşir. Bir farz, bir sünnet, bir edep, terk edilirse, bir kadın çarşafını çıkarırsa, bir erkek sakal bırakmasa, bir şahıs namazı terk etse, oruç tutmasa, zekat verilmese yani şeriatın emirlerinden bir tanesi dahi yapılmasa islam zayıflar küfür kuvvetleşir. (5)

 Zamanımızda din-i mubin-i- İslam-ı yükseltmek için cihad etmekte olduklarını iddia edenler, rütbe, makam, mevki, madde ve menfaat gibi, ihlası bozacak her şeyden yüz çevirip sırf Mevla Teâlâ'nın emrini yerine getirmek niyetiyle yola çıkanlar, elbette istediklerinden daha alasına (üstüne) muvaffak edilirlerdi . Ancak bu gibi bulanık niyetler yüzünde mutfak olamadığımız görülmektedir.

O halde, hemen niyetleri düzelterek, ihlası kazandıracak manevi yollara girip, dünya ve ahiret saadetlerinin en üstünü olan ihlas devletine ve rıza  (Allah’ın hoşnutluğunu kazanma) makamına kavuşmaya çalışılmalıdır. Allah cümlemizi Muaffak buyursun! Âmin! (6)

Bir kere Şam'a gitmiştik sahabeden büyük Harp kumandanı Halid bin Velid'i ziyaret edelim istedik. Kendisi bir caminin avlusunda medfunmuş, gittiğimizde namaz vakti değildi onun için olsa gerek kapalıydı. Bizde arabamıza bindik Yasin-i şerifler okuduk bağışladık. O sırada içimizden birine geybet hali geldi Halid bin Velid  (ra) zuhur etti. Ve buyurdu ki: "Bugün ki küfrü yenmenin tek çaresi Din-i Mübin-i islam-i kılı kırk yararcasına tatbik etmektir. Siz böyle yaparsanız Allah onların işlerini görecektir.” (7)

5-Bu yardımın gerçekleşmesi gecikirse, kulun buna layık olması için gerekli şartları tamamlaması gerekir.

Allah'u Teâla hazretleri buyurmaktadır: "Şüphesiz bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe , Allah onlarda bulunanı değiştirmez." ( Rad/11)

 Bu hak Teâlâ’nın değişmez kanunudur. Başındaki musibeti Allah’ın kaldırması ve nimetler vermesi için kulun öncelikle kendi durumunu düzeltmesi gerekir. Allaha itaatsizlik ve ihmalinde devam ettiği halde musibetlerden kurtulmayı beklemesi anlamsızdır. (8)

Nitekim İranlılara karşı savaşa giden Sad bin Ebi vakkas'a Ömer ibnul Hattap  (ra) yazdığı bir mektupta şöyle buyurmaktadır:

"Sana ve beraberinde bulunan askerlere her durumda Hak Teâlâ hazretlerinden sakınmanızı emrediyorum. Çünkü Allah korkusu düşmana karşı hazırlıkların ve düşmana karşı taktiklerin en büyüğüdür. Sana ve askerlerine düşmandan sakındığınızdan çok günahlardan sakınmanızı emrediyorum. Çünkü askerlerin günahları, kendileri için düşmandan daha çok tehlikelidir. Müslümanlar ancak düşmanın günahları sebebiyle Muzaffer olurlar. Böyle olmasa, onlara karşı gücünüz yetmez. Çünkü ne sayımız onlar kadardır, nede hazırlığımız onların hazırlığı kadardır. Günahlarda onlarla aynı olursak, kuvvet bakımından onlar bizden üstün olurlar. Faziletimizle onlardan olmasak, onları kuvvetimizle yenemeyiz. Seyrinizde Allah’u Teâlâ’dan sizin yaptıklarınızı bilen gözetleyici meleklerin olduğunu biliniz, onlardan utanınız. Allah’u Teâlâ yolunda iken masiyetleri işlemeyiniz." (9)

Buhârî, cihad bölümünde "Savaştan önce salih amel işleme babı" diye bir bölüm ayrılmıştır. Ebu'd-Derda (ra) "Sizler ancak amellerinizle savaşıyorsunuz" der. İbn-i Hacer, bu sözü açıklarken, Ebu'd Derda'nin sözünü tam olarak şöyle aktarır: "Ey insanlar! Savaştan önce Salih amel gerekir. Sizler ancak amellerinizle savaşıyorsunuz." (10)

 Malum ola ki niyeti düzeltmenin ihlâsa kavuşmanın salih amelleri gönül huzuru ve zevki ile işlemesini teşvik eden ve salih amelleri işlememize yardımcı olan sufilerin yolu olan tarikatlar ve tasavvuftur. Geçmişte büyüklerimiz komutanlarımız, cengaverlerimiz hep tarikat, tasavvuf ehli oldukları için cenabı hakkın yardımıyla kıtalara hükmetmiş dünya kafirlerini dize getirmeyi başarmışlardır. Hazreti şeyhim (ks) bu minvalde şöyle buyurmaktadır: "Padişahlarımızın aileleri ile beraber intisap ettiği şeyhleri var idi. Bundan sebeb dünyayı titretirlerdi. Sonra onlar bu işlerden soğuyunca, kendileri başkalarından titremeye başladılar." (11)

Bugünde bazı mucahid cemaatler bir riya ve kibir deryasına düşmüş durumdadırlar. Ebu Hanife de kim oluyor?  O kaç hadis biliyor ki? Ben şu kadar biliyorum, dolayısıyla da ben ondan daha alim ve daha büyüğüm. Tasavvuf, tarikat ehli de cahil, sapık ve müşriklik ile başlayan, kimi zaman bu sözlerinden dolayı büyük günaha kimi zaman da direk küfre girmelerine sebeb olmaktadır.

Halbuki Allah Resulü  (sav): "Ümmetim delalet üzerine birleşmez. " diye buyurmuştur.

 İslam ümmeti Ehlî-i Sünnet, dört mezhep, tasavvuf, tarikatlar üzere birleşmişlerdir. Bu da mezheplerin, tarikatların delalet yolu olmadığını, Hak yol olduğunu gösterir. Eğer söylediklerimiz delalet yolu olsaydı Muhammed (sav) ümmeti bunların üzerine birleşmezlerdi. Ve bu yol mü'minlerin yoludur.

"Her kim de kendisine Hak apaçık belli olduktan sonra peygambere muhalefette bulunur ve mü' minlerin yolundan başka bir yola girerse. Biz onu gittiğine bırakırız ve kendisine cehennemi boylattırır ki, o ne fena gidiştir." (Nisa/115)

Ayetinde ki tevhidide göz önüne aldığımızda bu kardeşlerimizin derhal söz konusu kötü anlayışlarını itikatlarını düzeltmeleri gerekmektedir. Bunu hem dünya ve cihaddaki zaferleri hemde ahir hayatlarında ki akıbetleri için yapmak zorundalardır. Çünkü Ehlullah'a buğz, Allah'a buğz olur. Allah'a buğz ise malum her iki cihanda sonuç hüsrandır.

Dünyada zafer ahir hayatta cennet için Ehlullah'ın, sufiyenin yoluna girmek, yola giremiyorsak ta o yolun büyüklerine aşk ve muhabbet beslemeliyiz. Buda mü'minlerin yoludur. Şeytanın yolu ise mü'minlere, sufilere, Ehlullah'a kin ve buğz beslemektir. Buda evel ve ahir hayatta hüsrandır.

Müslümanların yenilgilerine dair son sözleri El Umde’nin sahibine bırakıyorum: "Bugün İslam’ın egemenliği için çalışan İslami akımlar ve hareketler, Allah’ın vereceği yardım, zafer ve üstünlük için olması gereken şartları yerine getirmiş değiller." (12)

 "Müslümanlar şer ‘an zafere ulaşmakla değil, ancak cihad ile yükümlüdür. Zaferin kendi eliyle veya kardeşlerinin yahut çocuklarının elleriyle gerçekleşmiş olması arasında fark yoktur. Kendisi yükümlü olduğu cihad amelini yerine getirdiği için görevini yapmıştır. Ve Allah’u Teâlâ onun ecrini verecektir. (13)

"Zaferi elde etmek için hem maddi ve hemde imani hazırlığın olması gerektiğini belirtmiştik. Bu ise emek, fedakârlık, davet ve kesintisiz sabır gerektirir. Böylece Allah'u Teâlâ'nın dinine hiçbir şekilde yardım etmeden oturdukları yerde Allah'tan yardım ve zafer bekleyen tembel ve gafil kişilere tembihte bulunmak istedik. Aynı zamanda günümüzde İslami çalışmalara kalkıştığı halde farz u ayn olan cihad yolunu seçmeyip Allah’ın dinine yardım etmesi için belirtilen sebeplere sarılmayan kişilerin yanlış yolda olduklarını da açıklamak istedik. Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kimde ahireti diler ve bir Mü'min olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür. "(İsra/19)  (14)

 Tekrar hatırlatıyorum ki, bizim başarısızlığımızın ve hezimetlerimizin birinci dereceden sebebi, kendi içimizden kaynaklanmaktadır. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: "Başına gelen kötülük ise nefsindendir.” (Nisa /79)

"Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işlediklerinizin yüzündendir. (Bunla beraber) Allah çoğunu affeder. "(Şura /30) (15)

Vesselam

Abdüsselam Tutal

Kaynakları:

1-El Umde s. 301-308

2- Risale-i Kudsiyye  s.178

3- a.g.e. s.87-258

4-Ruhul Furkan Tefsiri  s.550

5-Risale-i Kudsiye s.63

6-Ruhul Furkan Tefsiri s.755

7-İrşad-ül Müridin s.339

8- El umde s.308

9- a.g.e. s.315

10- a.g.e  s. 315

11-İrşad-ül Müridin s.129

12- El Ümde s. 314

13- a.g.e. S. 507

14- a.g.e. s.510

15- a.g.e.s.513

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.