• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

"Yaşanmaya değer hayat"

Şükrü  Sak

-Güncellemeler -I-

"İman ve Tefekkür" etrafında, 'yaşanmaya değer hayat' problemi...

12934.jpg

İbda Mimarı’nın, adeta balyozla vururcasına kafalara sokmaya çalıştığı –ne kadar girip girmediği ayrı mesele- ve her zamanın ve her zeminin temel meselesi olan;

“Yaşanmaya değer hayat?” problemi değişik vesile ve meseleler içinde kendini dayatıyor...

Her zaman ve daima…

Sanki “hayat”, hayat kavramının alabildiğine geniş mânâsı ve kavramın bütün renkleri ve tonları ile; “kendi kendini izah edermiş” gibi veya “kendi kendinin  izahıymış” gibi ebleh bir algı ve tavır üzerinden “içgüdü” düzeyinde sürdürülmeye çalışılsa da “gerçeklerle” yüzleşildiğinde bu durum tersine dönüyor ve “niçin?” sorusuyla birleşerek;

Yaşanmaya değer hayat hangisidir?”  ve “niçin o?”nun cevabını istiyor...

Bugün;

Müslümanlar niçin kendi hayat tarzlarını üretemiyorlar?

O kadar yoldan ve şu kadar zamandan sonra, nasıl oluyor da en ufak bir “nefs muhasebesi”ne yanaşmadan, mevcut pisliğin içinde güle oynaya yaşayabiliyorlar?

Sorularının cevabı yukarda işaretlediğimiz;

İbda Mimarı tarafından örgüleştirilen, “yaşanmaya değer hayat?” problemine bir dünya görüşü olarak, “nasıl ve niçin?”i ile ortaya konulmuş “cevab”a düşmanlıklarından veya hayvanî bir içgüdü ile uzak durmalarındandır diyebiliriz.

“Maya”larındaki kıvamını bulmuş ‘hayvanlaşma’ onları bu gerçekten uzak tutuyor!.

*

İbda Mimarı’nın “İman ve Tefekkür” isimli eserinden bir iktibas:

“-Gerçek nedir? Gördüklerimiz mi, düşündüklerimiz mi?”

-“Gördüğümüz şahsi tecrübedir. “Gerçek” dediğimiz kavram, biz tecrübe ettiğimiz için vardır. Onu görerek, koklayarak, duyarak veya hissederek meydana getiren biziz. Biz yoksak, gerçek de yoktur. Dolayısıyla düşünce gücüyle gerçeği değiştirebiliriz.”

Aynı eserden:

“Fizikçilerin “katı madde”yi araştırdıkları farzediliyordu. Onun içine ne kadar çok girdiyse, YERİN O KADAR DAHA YUMUŞAK VE YAPIŞKAN OLDUĞU ortaya çıktı. Kuantum fiziği, -ki bu gerçekte çok yeni değildir, zira bu yüzyılın büyük kısmında fizikî teoriye hâkim olmuştur-, maddenin tabiatıyla ilgili çok enteresan bir tablo çizmiştir. Gördüğümüz, dokunduğumuz ve çevremizde müşahede ettiğimiz katı nesneler, yeni fiziğe göre aslında hiç de katı değildir ve her biri küçük bir güneş sistemine benzerler. MADDENİN KATILIĞI SAF BİR YANILMADAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. MADDE NE KATIDIR, NE DE HAREKETSİZDİR; O TEMELDE BOŞ MEKÂNDIR.

Bunun yanında, bu hassas ve küçük dünyayı araştırırken, bu “nihâi nesnelerin” birbirlerinden geniş boşluk alanlarıyla ayrıldıklarını, “katı madde”den değil, ihtimâl dalgalarından oluştuğunu keşfederiz.

Gerçekliğin tabiatının, çoğu zaman ihtimâlin karekökü kadar ince ruhî “alanlara” dayandığı gözükmektedir.

Madde, bir ekrana yansıtılan lekelerden bir şekil ortaya çıkması gibi, MADDİ OLMAYAN İHTİMÂL ALANLARINDAN ORTAYA ÇIKAR.”

Yani?..

“Maddenin katılığı saf bir  yanılmadan ibaret”...

Ve; Maddi olmayan ihtimâl alanlarından ortaya çıkan ‘madde’...

Kendi kendini “tarif eden” bir “gerçek-gerçeklik” olmadığı?...

Bu olmadığına göre?.

Herkes “kendi putunu kendi yapar, kendi tapar”

Ve… “Ruhî anlara” dayanan “gerçekliğin tabiatı…”

 

Şimdi, yeniden, bir kere daha;

Her vesile, her mesele içinde kendini “dayatan”  yaşanmaya değer hayat problemi?..

Fiziği, bilimi, maddeyi, (pozitivizmi); Allahsızlığın, imansızlığın, dinsizliğin, inkârcılığının, teorik alt yapısı olarak benimseyenlerle, “dinini, imanını, Allah’ını kitabını” bu (pozitivizmin) yerli ve kıytırık taklitçilerine satan “Allahsız dinciliğin”ın gerçekte, ne mal olduğu bir kere daha meydana çıkmıyor mu?..

Eğer onların “Yaşanmaya değer hayat hangisi?” gibi bir meseleleri olsaydı...

Kendi “inanç” ve “inkârlarında” samimi olsalardı; “İman ve tefekkür”ün harareti karşısında eriyip giden putlarını görürlerdi...

“Madde”nin madde olmadığı, “gerçeğin” gerçek olmadığı gibi GERÇEKLERLE, yaklaşan İslâm Devrimi arasındaki doğrudan alâka ise;

Bütün “putları” kıran  “iman ve tefekkür” baltasıdır!..

 
Bu haber toplam 1010 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.