• BIST 110.477
  • Altın 275,921
  • Dolar 5,8011
  • Euro 6,4759
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 9 °C
  • Konya 6 °C
  • İzmir 15 °C

Yargıya güveniyor musunuz?

Yargıya güveniyor musunuz?
Vatandaş ne bilsin; bu tür medyatik davaların, toplam uyuşmazlıkların %1’ine tekabül ettiğini.

Dün sosyal medya hesabından Kemalizm  ile ilgili bir yazısın paylaştığımız Abdullah Yaman, bugün de, yargıda yaşanan durumu analiz ettiği bir paylaşım yaptı... Kanuni metinlerden de önce "Hâkim"in, Mecelle'de belirtilen vasıflarını da hatırlatan ("fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn olmalı") Abdullah Yaman'ın yazısını ilginize sunuyoruz... 

 

YARGIYA GÜVENİYOR MUSUNUZ?
 

Son anket çalışmalarının birinde, Yargı’ya olan güven oranı %11’e inmiş. Sizin anlayacağınız, enflasyondaki düşüş oranını bile geride bırakmış.

Kimsenin, Mecelle'de resmedildiği üzere: “hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn olmalı” vasıflarına uygun; 7.0 Ph derecesinde, ne asidik ne bazik, tatsız, kokusuz, tortusuz, hâkim savcı arayışında olduğunu sanmıyorum. Neticede hâkimler, üç aşağı beş yukarı, tevarüs ettikleri toplumun ortalamasını yansıtırlar. Bir bakıma neye layıksak o şekilde yargılanıyoruz. (meselenin bu boyutunu müteakip yazıya bıraktığımdan ayrıntıya girmeyeceğim)

Yargı ile ilgili algıyı oluşturan haberlerin, daha çok “terör yargılamaları” ve siyasetçiler arasındaki tazminat davalarından kaynaklandığını görmekteyiz.

Bunlar üzerinden yapılan, haber yorumlar, ithamlar, bazen hakaret noktasına varan yerli yersiz eleştiriler, saygınlık erozyonunu had safhaya getirdi.

Vatandaş ne bilsin; bu tür medyatik davaların, toplam uyuşmazlıkların %1’ine tekabül ettiğini.

Dolayısıyla, tapu iptal-tescil, senet-sepet, boşanma, kamulaştırma, tüketici, işçi işveren, adi suçlar gibi politik karşılığı olmayan dava dosyalarının (imkânların elverdiği ölçüde) çözüldüğüne emin olabilirler.

Gelelim güven erozyonuna yol açan sair etkenlere:

BAĞIMSIZLIK MESELESİ:

Türkiye’de yargı bağımsızlığı, toplumsal bir talebe dönüşmedikçe içi boş bir teoriden öte gitmeyecektir. Lehine sonuçlanan bir davada bile, istinaf/temyiz aşamasında, sağdan soldan tanıdık birilerini devreye sokmak, baskı kurmak gibi gayrı meşru yöntemlere başvurduğun müddetçe, vatandaş olarak ciddi manada, bağımsız yargı talebin yok demektir.

Siyaset kurumu desen, iktidar ya da muhalefette kalma durumuna göre “en iyi yargı, bağımsız yargı” ya da “ben yargıya yargı demem, yargı benim olmadıkça” anlayışları arasında gidip geliyorsan, samimiyetten eser yok demektir.

Hakim savcılar mı?.. doğrusunu söylemek gerekirse daha ziyade mesleki konformizm için bağımsızlık talebinde bulunurlar ki; maazallah gerçek manada bağımsız bıraksan, cami önüne terkedilmiş bebek misali ağlayacaklarından; sahiplendirilmedikçe huzura ermeyecek tarifi zor bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söylesek, bühtanda bulunmuş olmayız, inşallah.

MEVZUAT MESELESİ:

Hâkim deyince, her şeye kadir, dilediği kararı veren kişi olarak algılayan vatandaş, yasal zorunluluklardan dolayı verilen kararlardan dolayı bizzat hâkimleri sorgulamaya kalkışır. Çokça dillendirilen, müebbet nafaka mağduriyetleri “hırsız niye tutuklanmıyor” şikayetlerini örnek kabilinden sıralayabiliriz. Oysa hâkimin takdir yetkisi oldukça sınırlıdır. Kaldı ki, bu dar yetki bile üst mahkemelerce denetlenip kuşa çevrilir. Vatandaş olarak şikâyet ettiğimiz çoğu şey, kanun koyucu olan TBMM’nin iradesine dayanmaktadır. Kanun metniyle, ilk defa mahkeme nezdinde tanışan vatandaş, gerçek sorumlu olan Yasama yerine bizzat muhatap olduğu hâkime kusur izafe etme yanlışına düşer.

KAYGI BOZUKLUĞUNA VARAN ENDİŞE HALİ:
Eskiden Hakim Savcılar için, biri asıl, biri mazeret olmak üzere senede iki tayin kararnamesi çıkarılırdı. Olağanüstü bir gelişme olmadıkça en az 1 yıl süreyle coğrafi teminata sahip olurdu. Şimdi ise Merkez Bankası döviz kurları misali gündelik kararnameler yayınlanmakta. Bu durum haklı olarak hakim savcılar üzerinde manevi baskı oluşturmakta. Geldikleri sosyal sınıfa kıyasla önemli bir statüye kavuşan hakimler, bunu kolay riske etme kahramanlığına oynayamaz. “Geçici de olsa çevreye rahatsızlık vermekten” ürkerler. Mesleki gelecek endişesi, zamanla kaygı bozukluğuna dönüşür. Birçoğu “öğretilmiş acizliğe” duçar olur. Beklenti hastalığı ise, ortopedistleri çaresiz bırakan duruş bozukluklarına yol açar.

Onun için "Ankara'da hâkimler var" mı diye beyhude bir arayışa girmeyin. Kuvvetle muhtemeldir ki, kimse konum atmayacaktır.

MEDYATİK BASKI VE LİNÇ KÜLTÜRÜ:

Kamuoyuna mal olmuş medyatik davalarda bir nevi halk jürisi devreye girmekte. Toplumsal linçe varan baskı ortamları hâkimlerin muvazenesini bozmakta, bu yüzden bazen tutuklanması gereken insanlar tutuklanırken, tam tersine haksız tahliye örnekleriyle da karşılaşma durumunda kalabiliyoruz.

HAFRİYAT NİYETİNE KULLANILAN YARGI.
Stratejik derinliğe sahip ülkeler her işi yargıya havale etme kolaycılığına gitmezler. Türkiye’de ise nasılsa “şeriatın kestiği parmak acımıyor” anlayışıyla kesilmesi gereken tüm parmakları yargının cerrahi müdahalesine bırakmak gibi kolaycı bir yargı kültürü oluştu. Birileri ülke çıkarlarını mı ihlal ediyor… Bunu yaparken yabancı istihbarat örgütleriyle dirsek temasına mı giriyor... açıkçası “hainlik mi” yapıyor, kapısına iki istihbaratçı gönderir, Putin usulüyle olmasa bile; nasihat, telkin veya tehditle yola getirecek imkan ve kabiliyete sahipsin. Delili olmayan içi boş dosyalarla insanları yıllarca içerde tutmak; yargının itibarını sıfırlarken, beraatla sonuçlanması mukadder yargılamalar, birilerine hak edilmedik kahramanlıklar bahşettiği bilmem kaçıncı kez görüldü, ama ders alan yok.

FETÖ’nün Yargı’da yol açtığı travma ve boşalan kadrolara alelacele yerleştirilen insanların mesleki tecrübe ortalaması gibi etkenlere daha önceden çokça değindiğim için tekrara girmeyeceğim.

SONUÇ:
Yargıya olan güveni, sadece hâkim savcıların güvenirliğine endekslemek en büyük hata olacaktır. “Adalet, Mülkün Temelidir” ilkesi, hâkimiyetin yegâne meşruiyet kaynağına işaret eder. Devlet dediğin neticede silahlı örgütlerin en azmanıdır. Onu sair örgütlenmelere nazaran, makul ve makbul kılan yegane kriter kendini hukukla sınırlamış olmasıdır. Adaletle ilişiğini koparmış bir devlet anlayışının, nasıl öldürücü bir canavara dönüştüğünü görmek için uzaklara gitmeye gerek yok. Darbe dönemlerinde, memlekette olan biteni hatırlayın kâfi.

Bir yerde hukuku uygulamakla görevli yargı erkine olan güven artık %10 barajını zorluyorsa alarm zillerinin devreye girmesi lazım. Yasama ve Yürütmeye güven azalırsa çare bulunur. Seçimle postalar, alternatifini getirirsin. Yargı ise kendi sahasında tekel hakkına sahip. Öylesine havuz problemleriyle işi halletmek kolay değil.

Mevcut ivme ile dibi bulma merakı devam ettiği müddetçe; Allah korusun, ihkak-ı hak dediğimiz “kendi adaletini gerçekleştirme” refleksi devreye girer ki, toplumsal intiharla eşdeğer olur.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.