• BIST 91.686
  • Altın 211,385
  • Dolar 5,3854
  • Euro 6,1343
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 8 °C
  • Konya 8 °C
  • İzmir 19 °C

Veli Enflasyonu! Bu ne iptizaldir!

Eşkıya

Bu maskaralık sona erdiğinde...

 

Eğer bugün “tasavvuf” deyince, geçen bölümde anlattığımız maskaralıklar, bayağılıklar akla gelmiyorsa...

Eğer bugün, tasavvuf deyince, aklınıza “Cıvataları gevşetmiş” bu tür adilikler, sefillikler gelmiyorsa, işte bu “büyükler” sayesindedir…

Abdülhakim Arvasi Hazretleri, Üstad ve Kumandan sayesindedir, onların "anlayışı yenilemiş" olmaları sayesindedir... Onların, üç-dört yüzyılda bir gelen "müceddit-anlayışı yenilen" olmaları hakikati çerçevesindedir...

Bugün "İbda"nın ESASINA yönelik ve -O'nun sözleri ile onu vuran, O'nun sözeleri ile ESASI dinamitlemeye yeltenen- bu maskaralıklara, esasa yönelik böyle bir "fitne, fesat ve maskaralığa" itiraz etmeyeceksek, etmeyecekseniz, gidin o maskaraya "biat" edin, mevzu kapansın!

Eğer henüz, "doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden" ayırt edebilecek-fark edebilecek bir "temyiz kabiliyetine" ulaşamadıysanız, sessizliğiniz elbette daha evlâdır!

“Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; Düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır…”

Demişti ya Bilge Kral…

Biz de bundan mülhem diyoruz ki;

Bu “maskara” maskaraların akıbetine mahkûm olduğunda, bu maskaralık sona erdiğinde, bizim de hatırlayacağımız şey, bu “maskaranın” maskaralıkları değil, bu maskaralıklara sessiz kalanlar olacaktır…

"Hem iyiyle ve hem kötüyle arası iyi olan, yâni her tarafa mavi boncuk dağıtan adam, her ân dönebilir. Korkmalı!
(Salih Mirzabeyoğlu, Damlaya Damlaya Göl Oldu, sh; 205)

 

Tasavvuf budur!

-Velî Enflâsyonu-

 

"Enflasyon paralariyle kasalarını şişirip, ahçı ve hizmetçi ücretlerine kadar halk itibarına göz diken ve en izbe köşelerde bile boy gösteren banka şubleri sayısınca velî…

Bu ne iptizaldir!..

Allah altunu nasıl nâdir yarattıysa velîlerini de öyle vücuda getirdi. Şimdi ortada olanların mâdeni, çoğunlukla, o da yanmış tarafından, kömür…

Herbirinin kapısında içi saman dolu müridler vardır; ve bunlardan herhangi birine nazar etmek, şeyhinin ne olduğunu göstermeye yeter.

Böylelerine, gerçek velî, “Allah’ın yolunu kesenler!” diyor ve Hesap Günü en büyük cezanın böylelerine isabet edeceğini bildiriyor.

Bir gün, topyekûn velîliliği ve tasavvufu inkâr eden bir bedbaht bana sormuştu:

-Siz velî misiniz?

Cevap vermiştim:

-Ben, velî olmak şöyle dursun, mürid olmak liyakatinden bile yoksun bir Müslümanım. İslâm dâvasını 20’nci veya 200’üncü asırda mücerret ve müşahhas bütün hikmetleriyle gönüllere nakşetmek ve bu hususta kaynağından feyz almış bulunmaktan, yani İslâmcı fikir ve sanat adamı mevkiinde bulunmaktan başka iddiam yoktur. Bunu da hakkın, verdiği nimetleri dile getirmek gerektiği emrine uymak için öne sürüyorum. Bir takım ahmaklara kibirli ve nefsanî görünen ben, tâ içinden “Allah” diyen bir çöpçünün ayağını öpebilirim… “Kaal”de bir şey olabilirim, fakat “hâl”de sıfırım. Yalnız, kuyumcunun mücevheri tanıması gibi, gerçek veliyi tanımakta ihtisas sahibi kabul edilebilirim.

Gerçek velî diyor ki:

“-Bu devrin velileri beş vakit namazında olanlardır.”

Bu cümlede alâlade “Allah dostu” mânâsına kullanılan ve sahte “fevkalâde”ye tâbi olmaktansa, emin “alelâde”ye yapışmak gerektiğini ihtar eden “velî” tâbiri, günümüzde umumiyetle sadece cahillerin, ahmakların ve çıkarcıların boyun yaftaları…

Müstesnaları, her zerremle bağlı bulunduğum mücerret velilik makamı hürmetine tenzih eder, yalnız adreslerin sorsalar göstermekten âciz olduğumu da inkâr edemem. Günümüzden şahsen tanıdığım, yağmur suyu kadar temiz bulduğum, fakat bomboş olduklarını da gözden kaçırmadığım birkaç ferdi de, sadece bağlılarını uyarmadıkları ve onlara “velilik nerede, biz neredeyiz; biz olsak olsak ezbere bir tebliğciden başka bir şey olamayız!” diye ihtarda bulunmadıkları için kabahatli görürüm.

Büsbütün sahtekârlara gelince, ne siz sorun, ne ben anlatayım… Yalnız şu hâdiseyi dinleyin:

İstanbul Defterdarlığında en yüksek makamlardan birin işgal etmiş ve asrın en büyük velisine akraba bulunan bir zat, bir gün, Kadıköy vapurunun lüks kamarasında birine rastlıyor. Bu adam, rastladığı zatın maiyetinde çalışmış ve kötü hareketlerinden ötürü işinden atılmış bir serseri… Eski müdürünün elini öpüyor ve onun “şimdi neyle meşgulsünüz?” sualine şu cevabı veriyor:

-Suadiye semtini irşad ile meşgulüm!

Yani, Suadiye semtinin velilik iddiasında şeyhi…

Sahte velîler arasında öyleleri türemiştir ki, şeriat ölçüleri güneş gibi apaydınlık ortada dururken, kadını, çuvala sokup ve üstünü büzüp ancak göz yerine iki delik bırakılmış bir kabuk içine hapsetmeyi kaide, sakal koyuvermeyi de iman rüknü sayarlar ve türlü batınî günahlar içinde tamamiyle asılsız bir zâhir taassubu kudurganlığına kapılırlar… Kravat takmayı küfür, buna rağmen Hristiyanlık remzi şapkayı mübah sayanları da vardır. Herbirinin şeyhi, nazarlarında kutuplar “sahibüzzaman-zaman sahibidir”, Mehdî’dir. Din, nazarlarında, ferdleri aşan, mücerretler âleminde billûr çizgiler gibi Peygamber tesisi olarak pırıldayan ve mutlaka her şeyin ona ircaı gereken bir “üss-ü mizan: mihenge vurma noktası” değil, şeyhlerinin emridir.

Bizim 40 yıllık mücadelemizden sonra yumuşayan havanın doğurduğu bu haşereler, sadece şeytan emrinde bir intikal devresi mikroplardır ve insana şunu düşündürmektedirler:

Türkiye’nin idaresi bu zihin ve ruh haletini yaşayanların eline geçse İslam’ın ve Müslümanların hali nice olur?

Namazı, biraz evvel gerçek velî diye kaydettiğimiz büyüğün ifadesiyle nefes almak derecesinde hayatî bir kıymet bilen ve onsuz hiçbir kemâle yol bulunmadığı kanaatini besleyen biz, hemen noktalayalım ki, bu gibilerin (mekanik) namazları, dış şekliyle bir sirk hayvanına bile taklit ettirilebilir. Allah kelâmında, “riyâya bağlı ve hayırdan uzak namaz sahiplerini, Cehennemdekilere bile beterin beteri görünecek bir ceza beklediği” kayıtlıdır. Mâun Sûresi…

Bunlar, yeni bir “Havariç, Haricîler” cephesi kurmaya doğru gidiyorlar ve aslına intibak mânâsına, beklenen İslâm inkılâbına engel, en tehlikeli cepheyi teşkil ediyorlar… Üremekte devam ederlerse felâket…"

Üstad ve Kumandan'ın "tasavvuf"a bakışı bu...

*

Şimdi...

İbda'nın bu perspektifinden...

Bu ölçelerinden hareketle...

Bu düşük tabiatlı vaizden bozma müteşeyyih'in anlattıklarına, söylediklerine, maskaralıklarına, berzahtan canlı yayın yapmalarına, "müjdeler"(!)ine tekrar bu ölçüler ışığında bir daha bakın!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.