• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C
  • Konya 0 °C
  • İzmir 8 °C

"Usul usul bir devrim yaşanıyor"

"Usul usul bir devrim yaşanıyor"
Cem Sancar Nabız habere konuştu:"İnsan hata yapar mutlaka olmuştur. Ama bu ülke doğru olanı yapma gayesini korudu. Aslında iradeli, şahsiyetli bir Türkiye`nin yavaş yavaş ayağa kalktığını gösteriyor bütün bunlar".

Cem Sancar:

?USUL USUL İŞLEYEN BİR DEVRİM SÜRECİNİN TAM ORTASINDAYIZ!?

 

Nabız Haber: -Cem Bey dilerseniz Türkiye'nin yakın zamanda hükümetin karşılaştığı büyük bir sosyal vaka olan Gezi parkı protestolarını ele alarak başlayalım; oradan Kobani olayına geçiş yaparak nasıl bir devre içinde bulunduğumuzu bir de sizin bakışınızla değerlendirmiş olalım?

 

Cem Sancar: -Gezi olayı önemli bir "kırılma"? Bu kırılmanın iki önemli yönü olduğunu düşünüyorum. Birincisi "katılımcı demokrasi" açısından. Şimdi bu tabir çok "batıcı" görünebilir ancak görüldüğü kadar değil. Katılım, iştiraki eğilimler, istişareler, mutabakatlar bizim, bu medeniyetin çok iyi bildiği şeylerdir?

Bunların tam anlamıyla icra edildiğine inanılmadığı bir dönemdi. Dolayısıyla yerel yönetimlerinde burada ihmalleri, kekemelikleri, basiretsizlikleri vardı. Bu basiret bağlanması bir takım problemlere sebep oldu.

Orada yeni ile eski Türkiye arasında bazı çizgilerin çekilmesine neden oldu. Evet hatalar yapıldı. Şunu da anlamalıyız: Türkiye öyle bir köhne, tahakkümcü bir geçmişten geliyor ki, demokrasiye doğru açılırken birtakım hataların olması normal ve kaçınılmaz. Ayrıca biz Kemalist burjuvazinin ve Cumhuriyetçi orta sınıfların nasıl baskıcı olduklarını da bizzat biliyoruz.

 

?BUNLARIN BURNUNU KIRMANIN TAM ZAMANI!?

Türkiye küresel ekonomik kriterlerle siyesi kriterlerle bağlıdır. Dolayısıyla Ak Parti iktidarı esas yönüyle iktisadi bir açılım anlamına da geliyor. "Para" konuşulmadan olmaz. Toplum hayatı her yönüyle ekonomiyi de ilgilendiriyor. Burada yaşandığı muhtemel olan ve kimilerince telaffuz edilen "kentlerin yeniden ihyası sırasındaki açgözlülük" zaten kapitalist sistemlerin gizli yüzüdür. Müslümanlar, merhamet, itidal, adap, edep gibi mühim kavramları gezide yeniden tartıştı, tartışıyor. İlk günlerde halledilebilir olan şeylerin daha sonra dışarıda kalmış ?karşı devrimci- birtakım kesimlerce ve başta hiçbir politika üretememiş CHP'nin rövanş almak için katılımıyla iş zıvanadan çıktı. Uluslararası boyutta da bize Lozan'dan beri emredilen, "Dediklerimi dinleyeceksin, istediğim politikalar konusunda şunları yapacaksın, şu alanlarda serbestsin, İslam'a karşı da şöyle duracaksın" dayatmasına Türkiye yavaş yavaş karşı çıkmaya başlayınca -zaten tehlike burada- Batılılar dediler ki; "Bunların burnunu kırmanın tam zamanı!"

Hikaye budur. Gezinin finali küresel bir darbe teşebbüsüdür. Mustafa Keser?in askerleri, Ergonokon?un sivil militanları ve parabol tezgahçıların üstüne kurulduğu toplumsal itiraz anında bir karşı devrim dalgasına dönüştü?  

Ben şöyle düşünüyorum; eğer Gezi'nin üçüncü, dördüncü, beşinci günü -neyse anlaşırız dörtte, beşte- geçildikten sonra Beyaz Kalkışması başarılı olsaydı; bence o darbe 12 Eylül'den kanlı olacaktı. Bugün öyle görüyorum.

O ilk günlerden sonra, ne kadar eleştirilebilir yanlar olsa da, Erdoğan çok sağlam durdu. Provokatörlerin tahrik ederek polisi büyük kitlelerin bulunduğu yöne çekmek, ölümleri çoğaltmak için neler yaptıklarını herkes gördü. Amaçlarına ulaşamadılar.

 

Nabız Haber: -Bir kitlesel tepki, öfke olduğu da gerçek, değil mi?

Cem Sancar: -Evet bu da var. Burada halkı anlayamamak, okuyamamak meselesi var. "Anadolu iktidarı" isen herkesi görmek, dinlemek, duymak zorundasın. İnsanların nerede endişe duyduklarını bilmek durumundasın. Burada önemli olan köşe yazarlarını ikna etmek değil, burada halkı ikna etmeli. Madem köşe yazarı yönetimi olmayacak diyoruz; o zaman şunu yapmamız lazım: Dernek, STK vs. teşviki yapmamız. Zaten hükümet de demokratik birleşmelerin önündeki engelleri attı bir tarafa ve halkın büyük çoğunluğunun mutabakatını sağladı. Barış süreci de budur hattı zatında. Hakkını yememek lazım? Müzakereci, konuşan, tartışan bir toplumun önünü açtı bu 12 yıl sonunda...

 

Nabız Haber: -Kendi kendini yöneten bir toplumu?

Cem Sancar: -Evet? Bunun pratikteki sonuçlarını henüz göremedik, ama göreceğiz. Şunun olmadığı ortaya çıktı. Orası mühim. Kemalist burjuvaziyle yapılan ittifaklarla ülke yönetilemiyor.

 

-O dönem itibariyle herhalde iktidarın, toplumun beklentileri yönünde dönüşüme uğramaya başladığını görebiliyoruz?

Cem Sancar: -Görebiliyoruz; hatta Erdoğan isyancılarla 10 saat toplantı da yaptı. Ak Parti döneminde en büyük gösteri Gezi'ye katılan Kemalistlerdir, cumhuriyetçi burjuvalardır. Bu çözülmesi gereken bir düğümdür. Bunu okumak gerekliydi. Şimdi bunu hükümetin anladığını düşünüyorum.

 

?USUL USUL İŞLEYEN BİR DEVRİM SÜRECİ?

-Halk lehine politika yapmaya çalışanı bir şekilde devirmeye çalışan oligarşik yapılanmalar?

Cem Sancar: -Ak Parti dedi ki; Bir geçiş dönemindeyiz, Türkiye'nin bayındırlaşması, kalkınmasında, demokratikleştirilmesinde bunlarla iş yaparsak, bu kesimlere birlikte yürüyüş olarak ortaklıklar sağlarsak, gerilimi azaltırız dedi. Ama böyle olmuyor. Bunu hep birlikte gördük. Çünkü bunun sosyo-psikolojik altyapısı var.

O altyapı şu: Türkiye oligarşik yapılanmalar tarafından yönetilmektedir. İktidara kim gelirse gelsin, Müslümanlar dahil oligarşiyle iş yapmak zorundadır! Böyle bir ön kabul vardı. İşte bu dayatmacı yapının tamamen parçalanması gerektiği anlaşılmış oldu böylece.

Türkiye bu anlamda kabuğunu kırdı. Şer ve hayır meselesi? Oligarşiyi oligarşiyle yıkamayacağını anladı Türkiye? İşte o "şer" görünen hadiselerden sonra böyle bir "hayır" çıktı. Bizim gibi insanlar siyasetten uzak duruyordu. Gezi'den sonra biz siyasetin ortasına balıklama dalmak zorunda kaldık. Çünkü artık her şey siyasettir. Bir ?usul usul işleyen? devrim sürecinin tam ortasındayız. USUL DEVRİM diyorum buna. Hepimizi kapsadı bu. Kaçış yok?

 

?BEN SENİNLE BARIŞMAYA ÇALIŞIRKEN??

-Gezi'den sonra,  Kobani olaylarına bakışınızı öğrenebilir miyiz?..

 Cem Sancar: -Tabii, Gezi'den sonra Parabolcüler diyorum ben, onların darbe girişimlerinden sonra Yeni Türkiye'nin önü açıldı. Hükümet, başlattığı Çözüm Süreci'nde hükümete karşı çekinceleri olan insanları, barışçı, sağduyulu insanları da kendine çekti. Bunun arkasında çok sağlam durdu, Burada müthiş bir cesaret var. Çözüm süreciyle birlikte üretilecek yeni siyasetler Ak Parti'yi güçlendirecektir. Yüzde 53'se 60'lara çıkar.

Kobani meselesinde de çok büyük bir ikiyüzlülük söz konusu. Suriye politikalarında başından beri Türkiye ahlaklı davrandı. Dünya Türkiye'yi yalnız bıraktı. Bunların planlı, programlı olduğunu düşünüyorum. Kobani'de PKK ve PYD Esad'a karşı savaşmayı reddetti. Esad çekilince "devrim" ilan edildi. Ama siyaseten Türkiye'ye düşmanca davrandılar. Türkiye 2 milyona yakın insan içeri aldı. Bunun ekonomik, sosyal birçok faturası, ağırlığı var. Çözüm süreciyle Kandil'in "yetenekleri" ortadan kalkmaya başlayınca, ne yapacaklarını şaşırdılar. En ufak şeyde tehditler. Ben senle barışmaya çalışıyorum ama sen beni itibarsızlaştırmaya çalışıyorsun. Bu olmaz. Fakat bu sorunlar aşılacak. Barış?tan geri dönüş yoktur ama?

Batı bizi şamar oğlanı yapmak istiyor. Biz de diyoruz ki; "Yemezler, yok artık öyle bir Türkiye!? Ben niye ülkemi havan mermilerinin hedefi yapayım. Suriye ile iglili demokrasi-hukuk, Mısır'la ilgili "milli irade" hususunda dikkatleri çektim" diyor Türkiye?

 

?TEHDİT ETTİĞİN ANDA TERS TEPER!?

İnsan hata yapar mutlaka olmuştur. Ama bu ülke doğru olanı yapma gayesini korudu. Aslında iradeli, şahsiyetli bir Türkiye'nin yavaş yavaş ayağa kalktığını gösteriyor bütün bunlar. Kobani meselesinde şehir yaktırdı HDP? Bu kadar körkütük, olgun olmayan, bilgelikten yoksun siyaset? Oysa, biz başımıza öyle bir adam seçtik ki, özellikle bunun için seçtik: Tehdit ettiğin anda ters teper! Hatan tehdit etmek!?

Koridorlar açılabilir miydi. Olabilir ancak güvenilir bir muhatabı var mı? "Gelenlere analarının ak sütü kadar helal" edilmiş bu topraklarda, her türlü ırkçılığın bittiğini ilan edildiği anlaşılmalıydı?

 

?YENİ TÜRKİYE NASIL BİR ÜLKE OLMALI??

-Ak Parti 12 yıllık iktidar sürecinde ilan ettiği ?Yeni Türkiye? iddiasının altını dolduracak kadrolar sahip mi sizce?

Cem Sancar: -Bu "yeni Türkiye" kavramı çok doğru bir kavram, heyecan verici? Ak Parti'nin kendi kadroları yeterli değil ancak bu normal bir durum. Nefes aldırmıyorlardı. Yeni yeni yetişiyor. Tabanındaki yeni eğilimlere, düşüncelere, tekliflere açılması gerekiyor... Bu partiye doğru hareketlenen yeni bir sosyoloji var.  Türkiye'de yetişmiş insanlar var. Bu noktada "maddi" teşvik gerekmiyor çok? Manevi teşvik çok kıymetli? Yeni Türkiye kavramının içinin nasıl doldurulacağı hususunda artık köşemizde oturmayı bırakıp, buna katılmalıyız. Katılmanın yollarının ne olduğunu henüz bilmiyorum. Buradaki görev bence siyasette. Siyaset bu çağrıları yapacak. Yeni Türkiye'nin tartışılması gerekiyor. Kobani eylemleri sırasında bile Yeni Türkiye nasıl bir ülke olmalı onu tartışmalıyız. Bu kadar kuvvetli olmalıyız. Anlatabiliyor muyum?

Burada Yeni Türkiye'ye hakaret edenlere veya saldıranlara laf yetiştirerek bu işin altından kalkamayız. Önyargıları bırakmamız lazım. Türkiye nasıl daha demokratik ülke haline gelir? Ak Parti?nin heyecanları ve duyguları olan insanların konuşmasını sağlayacak araçları icat etmesi gerekiyor?

 

?BU KAPIYI KİM AÇTI??

 

-Biraz evvel yanımıza gelip konuşan Rum asıllı hanımefendi gibi?

Cem Sancar: -Hah O'nun gibi? Heyecanla, gidemedi, masadan. 60 küsur yaşında bir hanımefendi, böyle içi atıyor, enerji dolu. Yeni Türkiye meselesinin özeti budur: bir genç kız gibi heyecanlıydı. Hepimiz öyle olduk. Biz yıllarca rüya gördük, ?Allah?ım şu darbecileri yenecek miyiz, bunu ömrü hayatımızda görecek miyiz?? diyerekten?

Kültürel projeler yapalım, roman yazalım falan derken birdenbire dikildik. Bu kapıyı kim açtı? Mesele bu! Bu kapının önünde oturan kapıyı kollayan Abdullah Gül'dü. Kapıyı açan ise tartışmasız Erdoğan'dır! İçeri giren ise biziz, hepimiz. İçeride çok ışık var. Alışık değiliz bu ışığa henüz. Bunun yolu yordamı, usulü nasıl olacak? Hep birlikte öğreneceğiz.

Köşe yazarları olarak kalitenin çok yükseldiği bir dönemde yaşıyoruz. Sadece gazete köşe yazarlarından bahsetmiyorum. Siteler, facebook, tanınmamış muhteşem yazarlar?

Muazzam bir yükselme var. Seviye yükseliyor. Bu Türkiye'nin lehine? Bizim bu seviyeden yeni kavramlar çıkarıp, kendini ifadede yenilikler ortaya koymamız, kökler üzerine konuşmaya başlamamız gerek. Yeni bir medeniyet inşa etmek diyor ya Cemil Meriç, böyle inşa ediliyor demek ki, kervan yolda düzülüyor.

 

?ASLINDA KONUŞULACAK ADAMLAR BUNLAR??

-Sayın Salih Mirzabeyoğlu'nun serbest bırakılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cem Sancar: -Mirzabeyoğlu, ben kahırlı bir solcu iken bile ciddiye aldığım bir şahsiyetti. Ve onunla beraber olan genç arkadaşlarla çok güzel muhabbetler yaptık kitap fuarlarında? İBDA yayınları karşımızdaydı; baktılar bizim samimiyetimize çırpınmamıza çay ikram ettiler. Uzun tartışmalar, sohbetler oldu. Rahmetli Bülent Demirbaş abimiz, ARBA yayınlarının sahibiydi, dedi ki, "Aslında konuşacak adamlar bunlar ama konuşamıyoruz, dilimizi kesmişler."

Onlar da öyle civanmerttiler, bizim halimiz, yaşam biçimimiz onları hiç bozmadı. Solcunun samimisi, yoksulu ile Müslümanın yoksulu, hatta ülkücünün yoksulu, samimisi arasında, yani ?yerliler? arasında her zaman gizli bir bağ var bence. Mirzabeyoğlu ve arkadaşları tâ 80?li yıllarda seküler bir insanla tartışırken o dünyanın argümanlarına yabancı değillerdi. Ben ise o arkadaşlarla konuşurken utanmıştım. Çünkü İslam'ın argümanlarına sahip değildim. Onlarsa bizim kavramlara aşinaydılar?

Bence o arkadaşlar başından beri İslam dairesi dışında yer alanlarla, cahil bırakılmışlarla, ama kalbi ortak insanlık ideali için, merhamet ve hakikat için, bu vatan için atanlarla irtibat kurabilecek bir güce sahiptiler. Dönemin fırtınalarında böyle istekler hep heba oldu?

Medeniyet buluşması ertelendi?

Salih Bey?in içeri alınması, tam da toplumsal kesimler arasında tartışmayı, konuşmayı yapacak bir kaynağın içeri atılmasıdır. Yoksa oligarşik yapının kırılması için bazı suni dengelerin bozulması gerektiği gibi fikirler, zamanın akışına bırakılsa zaten başka bir mecraya akacaktı. Hepimizde böyle oldu. Darbeciler hayatımıza müdahale ederek fikirlerimizin doğal akışını bozdular?

Onun içeri atılmasıyla Müslüman bir münevverin konuşmasını engellediler. Eski devletin politikası hep buydu: Konuşacak olan insanları engellemek. Tek tip kutuplar yaratmak?

Misal, 12 Eylül'de de öyle bir şiddet uyguladılar ki sadece PKK üzerinden intikamcı düşünceyi Kürt politikasında bıraktılar. Müzakere etmek isteyen, çatışmasız bir şey söylemek isteyen insanları tecrit ettiler. Konuşacak kimse kalmayınca ortada sadece silah kaldı! Dolayısıyla ya PKK'yı veya TSK'yı destekleyeceksin durumunda bıraktılar insanları?

 

-İki taraf da birbirini besliyordu hâlbuki...

Cem Sancar: -Evet? Eldivenin tersi gibi? Fikirlerinden ötürü, komplolarla içeri atılan tüm insanların hürriyetine kavuşması statükocu dikteci yapının çok kuvvetli bir yerden kırılmasıdır. Ayrıca bu sonuç Yeni Türkiye?nin de yüz akıdır zannımca?

-Bu güzel sohbetiniz ve zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz?

Cem Sancar: -Ben teşekkür ederim.

Bu haber toplam 4103 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.