• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

Tosun sendromu

Abdulhamit Hocaoğlu
TOSUN SENDROMU
 
    Yılların eskitemediği arkadaşım, ağabeyim Kadir Abi’nin aklına belki de sosyologların, toplum bilimcilerin bile aklına gelmeyecek bir soru takılmıştı..
     Yıllar önceydi… Sanırım sene 1996. Kadir Abi bir gün bana okuduğum fakülteye gelmek istediğini söylemişti. Ben de memnuniyetle karşılayıp tabi gideriz dedim. O zamanlar Esenler Otogarı’ nın daha ilk yılları.. İkimiz de otobüslerden para tahsilatı yapan gişelerde çalışıyoruz. Ben, hem vardiyalı çalışıyor hem de okula gidiyorum. Bir gün, gece mesaisinden çıkınca Kadir Abi’ ye, hadi bugün istediğini yapalım  dedim. Hem kantinden tost kahvaltı yapar, hem de jetonlu öğle yemeğinden yeriz.. Otogarın altından geçen metroya atladığımız gibi 15 dakikada Aksaray’ dayız. Oradan tabana kuvvet, rampaya vurduk mu 10 dakikada Laleli…
      Fakülteye girer girmez Kadir Abi helanın nerede olduğunu sordu.Ben de çok sıkıştı her halde diye düşünerek hemen tarif edip kantinde onu bekleyeceğimi söyledim. Aradan beş dakika geçti, Kadir Abi yok, on dakika geçti Kadir Abi yok, on beş-yirmi dakika geçti Kadir Abi gene yok…  Adam kayboldu her halde kantini bulamadı falan derken bir baktım ki Kadir Abi karşıdan geliyor. ” Nerdesin Kadir Abi ya! Yarım saat geçti merak ettim” dedim. O da kafasını iki yana sallayarak, “ Yok kardeşim ya müthiş hayal kırıklığına uğradım”. “ Tabi tuvaletlerin halini görünce, nasıl oluyor da bu kadar lisans, yüksek lisans yapan entel dantel takımı bir deliği tutturamaz diyorsun değil mi” dedim gülerek. Meğer Kadir Abi’ nin hayal kırıklığına uğradığı şey o konu değilmiş. Kadir Abi bir sigara yakıp çayını karıştırırken, sosyal bir yarayı sarmaya çalışan bir STK  gönüllüsü ciddiyetinde, ağır ağır ve o kendine has kısık ama  bir o kadar etkileyici ses tonuyla, aynı zamanda nefesinden dumanlar çıkartarak ; “ Ya hep merak ederdim acaba Üniversitelerdeki hela yazıları nasıldır diye… Meğer bizim Otogardaki tosun’ la sizin Üniversitedeki tosun aynı kişilermiş.. Ulan koskoca Edebiyat Fakültesi’ nde insan tuvalete yazı yazarken biraz daha edebi, entelektüel yazmaz mı  be kardeşim! ” demez mi…Hayatımda hiç o kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Kadir Abi “Hela Edebiyatı” nın hiç olmazsa ana kaynağında, yani Edebiyat Fakültesi’ nde farklı olacağını düşünüyormuş ama hayal kırıklığına uğramış… İlahi  Kadir Abi Allah sana uzun ömürler versin…
     Kadir Abi, her ne kadar Hayyamcı olsan da, sen bilmez misin ki Fuzili de; “ Mey biter saki kalır, her renk solar haki kalır, diploma insanın cehlini alsa da, hamurunda varsa eşeklik, baki kalır ” dememiş mi ?
      Kadir Abi her ne kadar Sosyal Demokrat cenahtan olsa da ara sıra benim tespitlerime hak vermiyor da değildir hani.. Mevzu o ki, geçenlerde bir partinin genel başkanı, bir bakan, hem de bayan bir bakan hakkında  “Aileden sorumlu Bakan birilerinin önüne yatıyor” şeklinde bir takım, ne tarafa çekersen o tarafa gidebilecek sözler sarf etmiş. Nerde sarf etmiş? Parti gurup toplantısında.. Tabi ki, “ Bravo! Helal olsun, nasıl da lafı gediğine koydu ama !” diyenler de vardır muhakkak ki.. Onlara da saygı duymuyor değiliz tabi ki.. Belki de bunda bu kadar büyütülecek bir şey yok diyenler de vardır, ki var.. 
        İlgili genel başkanın bu sözleri ne için ne amaçla söylediğini irdeleyecek değilim. Yani hangi kalıp hangi elbiseyi, hangi mekan ve makamda taşır; o kalıba bu elbise yakışır mı yakışmaz mı, benim bakış açım bu.. Bu sözü İngiltere’ de, Almanya’ da,  Fransa’ da, Amerika’ da veya Rusya’ da söylemiş olsan; öncelikle ( Her dilin kendi içinde barındırmış olduğu) dil mantığı  ve her bir toplumun kendine özgü sosyo-kültürel  normları bakımından ele alındığında, pek de o kadar kötü bir anlam içermeyebilir. Ama bu sözü Türkiye’ de sarf edecek olursan resmen kan çıkar. Düşünsenize, bu topraklarda adamın birinin önüne çıkıp, senin karın da falanca olaydan ötürü, falancanın önüne yatmasın dediğinizi… İkinizden biri mezara diğeri de kodese gider.
         6 defa seçim kaybetmiş bir genel başkanın hala neden orada kalmakta ısrar ettiği değil merakım, o ayrı bir tez konusu olabilir..  Kadir Abi’ nin “ İzafi Hela Tosun Ebiyatı “ kuramı çürütülmüş olabilir. Ancak benim “ Siyasi Cam Tavan Sendromu” diye kafamda tanımlamaya çalıştığım kuram baya bir gerçekçi . Bu kuram bir çeşit öğrenilmiş siyasi çaresizlik sendromu…  Cam Tavan Sendromu’ nda pireleri  bir kaba koyup  cam bir kapakla kapatarak altını ısıtmaya başlıyorlar.                zavallı pireler altları ısınmaya başladıkça zıplamaya başlıyorlar ve kafaları cam tavana çarpıp yere düşüyorlar. Her defasında tavan yüksekliği olan 30 Cm’ ye kadar zıplayıp başlarını tavana çarparak,”Beyinleri cam tavan olayını algılama kapasitesinde olmadığı” için tekrar tekrar yere düşüyorlar.Bu böyle defalarca sürüp giderken, nihayetinde kapak açılıyor ve artık pirelerin kafaları cam tavana çarpmasa bile 30 Cm’ den fazlaya zıplamıyorlar. Zıplayamıyorlar değil zıplamıyorlar… Bu sendroma yakalanan kişi veya hayvan artık ne olursa olsun başaramayacağına dair kendine engeller koyuyor ve beyni artık onu başaramayacağına inandırmaya ve buna dair ispatlar geliştirmeye başlıyor ve yenilgi gerçek oluyor. 
       Öğrenilmiş çaresizlik içinde olmak sonuçta atalet durumunu oluşturuyor. Atalet fizik biliminde “eylemsizlik hali”, kişisel gelişim terminolojisinde ise “ AMACA YÖNELİK EYLEME GEÇEMEME” durumudur. İşte tam da buranın altını çizmek istiyorum. Yani,” Üstü cam kapakla kapatılmış bir seçim sandığından çıkmak için defalarca zıplayıp, %23, 24 den fazla zıplarsa kafayı tavana çarpacağına inanmış olmak durumu, belirgin bir atalet durumu oluşturmuş ve bu da eylemsizlik haline dönüşmüş olabilir .“ Amaca yönelik eyleme geçememe”, “Siyasi eylem amacını sapıtma” gibi bir eksen kaymasıyla sonuçlanan bu ” Siyasi Cam Tavan Sendromu” mu, en az Kadir Abi’nin çürütülmüş “ İzafi Tosun Edebiyatı ” kuramı kadar araştırmaya değer buluyorum.
        Küfretmenin ciddi bir acizlik durumu olduğunu düşünmeyen yoktur her halde.Orada burada bu küfür eylemini haklı görenler de bir bakıma savunmuş oldukları ( misyonu demeyeyim de )misyonun temsilcisinin acziyetini ve dolayısıyla da kendi acziyetlerini kabul etmiş oluyorlar.
        Bu şahıs da okul yıllarında “Tosun” luk yapmış mıdır bilmem ama, Fuzuli’ ye göre derin bir “Baki“ lik durumu söz konusu olabilir. Keşke hayatta olsaydı da sorsaydık değil mi ?
         Kadir Abi bak doğru söyle, şimdi tespitlerimde haksız mıyım ama Allansen… 
             “ Bunu yazan Tosun,
              Okuyan bütün sendromlulara armağan olsun”
              Desem bana kızarlar mı Kadir Abi….
              Saygılar….
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.