• BIST 90.529
  • Altın 213,679
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 8 °C
  • Konya 7 °C
  • İzmir 14 °C

Şuur felci veya ayak takımının zaferi!

Faruk   Selim

“Yeter senden çektiğim ey tersi dönmüş ahmak”

Bu korkunç bir çığlıktır, hafakanlar içinde yükselen…

Bana sorarsanız- ki sormasanız da söyleyeceğim- Üstad’ın yaşadığı onca zulüm, çektiği o kadar çile içinde;

En korkuncu…

En vahşisi..

En dayanılmazı..

En öldürücü olanı budur;

Ahmağın çektirdiği…

Ahmak, her zaman; karşıda, düşman safında değil, “öteki”lerin yanında değil; yanınızda, sağınızda, solunuzda, “içinizde-sizden biri” olarak bulunur…

Ahmağın en öldürücü zehiri, tesiri:

Kalbi karartır…

Zihni dağıtır…

Ruhu bulandırır…

Söz biter, kelâm tükenir, insan yorulur; “Ahmak” sapasağlam, dimdik, bir odun kalınlığı ve bir odun bükülmezliği ile ayakta kalır…

Ne devirdiği çamların, ne kırdığı potların, ne yaptığı gafların, ne diktiği tüylerin farkında değildir o;

Daha ilk adımda “aklı” iflâs ettirir…

Muhakemeyi çökertir…

Mantığı çatlatır…

Sebep-sonuç irtibatını parçalar…

İlmi, fikri ve bedaheti yerle bir eder…

Artık “anlamak ve anlatmak” imkânsızdır;

Dumur olmuş vaziyette yığılır kalırsınız:

İşte tam bu noktada Üstad’ın:

Yeter senden çektiğim ey tersi dönmüş ahmak!

Çığlığının, niçin korkunç ve vahşi olduğunu sezersiniz… Öyledir…

Artık “anlamak” ve anlatmaya çalışmak imkânsızdır…

Anlatmaya çalıştıkça daha da batarsınız…

Siz “battıkça”, ahmak daha bir “yükselir”(!) Bu onun “zaferi”dir(!).

Siz; belirli bir konumda; belirli bir mevzuya dair, “hakikat” kaygısıyla;

Fikrî, siyasî, ideolojik temelde bir şey söylemeye, söylediğiniz şeyi fikrî, siyasî, ideolojik bir temele bağlamaya uğraşırken, bir de bakmışsınız ki; ayağınızın altındaki zemin kaymış, çırpındıkça battığınız bir bataklığa düşmüşsünüz;

Bu ahmağın zaferidir(!)

Artık ne kadar çırpınırsanız boş; bu ahmaklık karşısında:

Fikir çaresizdir…

İlim çaresizdir…

Sanat çaresizdir…

Sosyoloji, psikoloji, felsefe çaresizdir…

Yapacak bir şey kalmamıştır:

“Yeter senden çektiğim ey tersi dönmüş ahmak!”

Diye bağıran Üstad’ı bir kere daha rahmetle anarsınız…

Bu vaziyet karşısında atalarımızın;

Ahmak dosttansa, akıllı düşmanı” tercih etmesindeki hikmete ulaşırsınız…

Bu hikmetteki derinlik önünde saygı ile eğilirsiniz:

İnsanın, ahmak karşısında, gerçek ve akıllı bir düşmana ihtiyaç duyar hâle gelmesi ne demektir?... Ahmağın, “akıllı düşmandan” daha tehlikeli olması ne demektir?...

Anlarsınız;

Akıllı düşman karşısında, hiç olmazsa bir şansınız vardır...

Ahmaklık karşısında o bile yok; “ahmaklık” doğrudan öldürücüdür; hiçbir şansınız yok!. Atalarımız da bunu bildikleri için, hiç şüpheye kapılmadan akıllı düşmanı tercih etmişlerdir…

·         

S. Mirzabeyoğlu’nun bir konferansında geçen:

Ahmaktan kaçınız, zira o kalbe ve zihne dağınıklık verir.” hikmeti de, başa alınması gerekenlerden;

Dolayısıyla, ahmağın, muhatabında ilk çökerttiği şey;

Tabii muhakeme tarzı, basit sebeb-sonuç ilişkisi ve bedâhet duygusudur.

Yine aynı konferansta geçen ve bir incelik olarak işaretlenen; Büyükler tarafından, doğrudan “kafir” dememek için, böyle denilmiştir hakikati:

“Müslüman ahmak olmaz!” Yani, ahmaktan “Müslüman” olmaz. Bir inceliğe riayet kaygısıyla büyükler tarafından böylece işaretlenen husus da bu…

BÜTÜN BUNLARI BİZE YAZDIRAN SEBEB?

Bir arkadaşın: “Facebook Bizim Neyimiz Olur?” başlığı altında; ortaya koyduğu tablo…

Şuur felci” geçirmiş ahmak bir zihniyetin, içini dışını tüm çıplaklığı ile gösteren bir tablo:

Baran’ın Ağustos tarihli 342. Sayısındaki; “Facebook Bizim Neyimiz Olur?” başlıklı yazısı; çok ciddi ve güncel bir hastalığa, azgınlığa, sapkınlığa, çok ciddi bir “sosyal yara”ya dikkat çekiyor…

Benim de daha önce bir iki vesile ile dikkat çekmeye çalıştığım bir husustu; İnci “felaketi” olabildiğince açık olarak göstermiş. Bu “pisliğin” nasıl bulaşıcı olduğunu da…

Bu vesile ile, en genel anlamda “İslamcı camia”daki ahlakî ve fikrî çöküşte kabak gibi meydana çıkmış oldu. “Sosyal medya”nın bu denli yaygın olmadığı dönemde bu sefâleti ve rezâleti izah etmek gerçekten zordu; şimdi gerek kalmadı. Hal ve keyfiyet ortada

Mevzu ile ilgili en mühim tespitlerden birini İbrahim Tenekeci yapmış:

-“Sosyal medya üzerinden ilk söylememiz gereken şey şudur;

Kötülük yapmak, dünya tarihi boyunca, herhalde hiç bu kadar kolay olmamıştı. Malum, pusu kurmak bile ciddi bir emek istiyor.”

Tenekeci’nin bu tespiti; özellikle, “kötülük yapmak hiç bu kadar kolay olmamıştı” kısmı, bana meşhur sözü çağrıştırdı; “Delikli demirci icâd oldu, mertlik bozuldu” demişti Köroğlu…

Korkakların cesur, aptalların zeki, cahillerin âlim, görgüsüzlerin insan gibi “görünebildiği”(!) Sosyal medyayı görseydi Köroğlu, galiba, “Delikli demir icad oldu Mertlik, sosyal medya icad oldu ‘insanlık’-Müslümanlık bozuldu…” derdi…

Derdi herhalde…

 

İDEOLOJİK VE SİYASİ AÇIDAN

 

Belli bir siyasî görüş ve düşünceyi benimseyenler, sosyal medyayı kendi amaçları doğrultusunda “faydalı ve verimli” hale getirirken…

Bu taraf, telegramcıların “gerilerini”  amacı dışında, başka işler(!) için kullanması gibi, “amacı dışında” kullanıyor; bunların birçoğu işaretlenmiş, tekrara lüzum yok… Fakat şunu ilâve edebiliriz; Söz konusu “bu taraf”ın karşı olduğu kesim: “Sosyal medya” üzerinden devrim tezgahlarken, bunların “İslam”ı  ve “Mücadeleyi” nerelere kadar düşürüldüğünü de İnci, (Kabe resmidir, herkes beğensin!- Allah kelâmı, beğenmeyen bizden değildir!- Karpuzda Allah ismi, haydi gösterelim ne Müslüman olduğumuzu!- Beğenmezsen kafirsin!)  seçtiği bu örneklerden ve; (Bosna'ya, Filistin’e, Afganistan'a, Suriye’ye ve diğer) kurtuluş mücadelesi veren ülke ve Müslümanlara karşı “bakış” ve “İslami tavırlar”(!)dan  yaptığı alıntı örneklerle gösteriyor…

Korkunç bir facia…

Bundan 30 yıl önce, “Kavganın İçinden”(Salih Mirzabeyoğlu) de ifade edilen sefil- bayağı ruh ve zihin hali (İslamî mücadele adına) daha da katlanarak tekamül(!) etmiş… Çirkef bütün haşmetiyle(!) kabak gibi meydana çıkmış, “görünürlük” kazanmış.

“Karşı taraf” sosyal medya üzerinden devrim tezgâhlarken, bunlar -tıpkı telegramcıların gerilerini amacı dışında kullanması gibi- sosyal medyayı “amacı dışında” kullanıyor:

İnsanlara iftira atma, itibarsızlaştırma, değerleri ayağa düşürme, dedikodu yayma ve “tebliğ” adı altında karı kız kovalamak gibi “ulvi”(!) maksatlarla…

Bir de “görünme hevesi”… Ama bir “keyfiyet ve ahlakla” değil, mücadelenin propagandası için filan değil, sabun reklamına çıkan sanatçı kadınların(!) görünme heves ile, üstelikte bıyıklı halleriyle… Sefaleti, bayağılığı, ahlâksızlığı paçalarından akan, “şuurlanmış”(!) kardeşlerin bütün halleri, bütün “görünürlüğü” ile sosyal medya yansıyor…

Bu anlamda, ayak takımını “adam” addeden demokrasi, “doğruyu belirlemede” nasıl ki bir İmam-ı Gazali ile, ilkokul mezunu bir hademeyi -oy verme müşterekliğinde eşitliyor- ve aynı hizaya getiriyorsa, tıpkı bunun gibi; bu “eşitliğin” -yani demokrasinin- en yetkin ifadesini bulduğu alan da “sosyal medya”…

Faydası(!) da şu oldu:

Bu sayede; “görünmez bir yara” veya derinlerde, üstü kapalı bir “azgınlık ve sapkınlık” gibi duran, “camianın” şuur düzeyi ve ahlakî olgunluğu(!) sosyal medya sayesinde kabak gibi ortaya çıkıverdi…

Bu konuda mebzul miktarda örnek var…

Ben sadece, bu “iğrençliğin” nasıl “normalmiş gibi” kabul edildiğine dair bir şey ilave edeceğim;

Bırakın “şucu bucu”yu… Normal bir Müslüman, özel aile albümü eline alıp, sokakta hiç tanımadığı insanlara gösterir mi?.. Bugüne kadar buna rastlayan olmamış… Peki aynı şeyi, sosyal medyada yapınca, nasıl oluyor da bu “normalmiş” gibi oluyor?..

Üstelik bunların hepsi “dinci”(!) ve “mücadele”(!) ediyorlar

(-“Paylaşıyogh abi…” -İyi, paylaş bakalım… )

Senin “aile albümün”; hiç tanımadığın ve seni hiç tanımayan insanları ne ilgilendirir… Ve senin bunları “gösterme” ve “sergilime” amacın nedir?...

(Her anlamda yanlış anlaşılmaya çok müsait bir konu değil mi?...)

Aynı şeyi;

Cesur(!) şuur ve zihin dekoltenle yapıyorsan?  “Mücadele için gerekirse soyunurum” naraları eşliğinde ve bıyıklı ve kıllı gövdenle kendini kaptırdığın “görünme hevesi”ne; “İslamî Mücadele veya tebliğ” adını takarak?…

Bunların içinde profiline “İbdacıyıghh” yazanlar da var, göbeğini kaşıyarak-Bekir abi pardon- tesbih çeken ve “bana bir şeyhler oluyor”(!) kıvamında döktürenlerde… Üstelik yan yana omuz omuza…

Otuz sene sonra, yeniden “Kavganın İçinden” de işaretlenen kirliliğin- pisliğin bu kılıkta zuhur etmesi gerçekten “müthiş”(!) ve anlaşılması çok güç!..

Kendimizi pazara çıkarma hali”ni almış bulunmakta diyor İnci…

İşte meselenin can alıcı noktası da burası… Kendini pazarı çıkaranların “pazarlayacakları” bir KEYFİYET ve FİKRİ olmayınca -karşı taraf sosyal medya üzerinden devrim tezgâhlamaya çalışırken demiştik- bunlar doğrudan kendilerini “tezgâha” koyuyor; beğenen alsın… (Ticarette geçerli ilke, “her malın bir alıcısı bulunur”)

 

İDEOLOJİK BİR “TELKİN” DİLİ OLMAYINCA?..

 

Eski “Büyük Doğu”larda; “SOSYAL YARALARIMIZ” başlığı altında, toplumu saran, kumar, içki, fuhuş gibi “sosyal yara”lara işaret edilen bölümler vardı… Şimdi bu “sosyal yaralara” ek; “sosyal medya” çıktı ve diğer “yaraları” gölgede bıraktı…

Her anlamda, olağanüstü verimli ve faydalı kullanılabilecek “ALET”ler bile; İdeolojik bir “telkin dili” olmadığı için; kasabın satır yerine, sırf artistlik olsun diye “neşter” kullanmaya heveslenmesi gibi bir ahmaklığa dönüşüyor…

Ve “karşı taraf” bu ‘aletle’ toplumun bütün kesimlerine nüfuz edip “ideoloji” aşılarken; bu taraf ya karı kız kovalıyor veya “Kabe resmidir paylaşmazsın kafirsin” kıvamında, “din- iman” pazarlıyor… Veya kendini…

O yüzden… Sonda söyleyeceğimizi, başta söyledik!..

Bu “şuur felci ve ahmaklığın” çaresi henüz bulunamadı…

Bu “şuur felci ve ahmaklık” karşısında; ilim, fikir, sanat, sosyoloji, psikoloji, felsefe, mantık ve muhakeme çaresizdir…

O yüzden;

Tabi hayatta, normal şartlarda, hiç bir toplulukta, mecliste, cemaatte, ortamda “konuşamayacak” ve kendine “laf düşmeyecek” ayak takımı, bu sayede “varoldu”(!), “kendini mevzuya dâhil ettirdi-dahil oldu” ve “mücadele ediyor”(!):

Kıyasıya laf tokuşturarak, inanılmaz bir “ahlaki duyarlılık”(!) ve  entellektüel seviyede(!) tartışan “sosyal medya ahalisi” ayrıca da mübarek(!) adamların “büyük  zaferdir” (!) bu… Kutluyorum…

Düşünün ki; Emin Çölaşan bunlara “takkeli liboşlar” diye bağırdığında, artık hiç zorumuza gitmediği gibi, ne demek istediğini de gayet iyi anlıyoruz…

Dini, tasavvufu, tarikati, davayı, mücadeleyi, âlimi, hocayı, aydını, yazarı, ilimi, fikri, insanı bir kalemde ayaklar altına alabilen ayak takımının zaferidir bu!.. Tekrar kutluyorum bu zaferi!

Tenekeci:

Kötülük  yapmak dünya tarihi boyunca hiç bu kadar kolay olmamıştı

Derken, “sosyal medya”nın tam  tarifini yapmış aslında…

(Bolu F tipi cezaevi- Ekim 2013)

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.