• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 17 °C
  • Konya 17 °C
  • İzmir 21 °C

Suskunluğa övgü...

Suskunluğa övgü...
Biz modernler, uzun süren sessizliklerden rahatsız oluruz çünkü. Hemen 'neyin var?' diye sorarız diğerimiz biraz uzun sussa

Niçin oradaydım? Bu soruyu cevaplamanın çok da önemi olduğunu zannetmiyorum. Çünkü insanlar orada, tam da olmaları gereken yerde yani, mutlaka bir sebeple, bir vesileyle olurlar zaten. Sebebin, vesilenin kendisine olağandışı, hatta olağanüstü anlamlar yüklemenin çok da anlamı yoktur.

Urfa'daydım ve yanımda dostlarım vardı. Küçük taburelerin üzerine tünemiş, küçük masamıza yemeklerimizin gelmesini bekliyorduk. Muhabbet koyulaşmıştı elbet. Zira bazı şehirlerde muhabbet, siz isteseniz de istemeseniz de koyulaşır. Urfa da o şehirlerden biridir.

Muhabbetin en koyu yerinde bir amca gelip, yan masadan bir tabure alıp çöktü masamıza. Oturunca 'Selamünaleyküm' dedi. Selamını aldık. Başka bir şey söylemedi. Biz de bir şey sormadık. Biraz sustuk karşılıklı. Nice sonra bir arkadaşımız, yapması gerekeni yaptı ve garsona seslenip 'amca ne istiyorsa' dedi.

'Ciğer olsun' dedi amca. Bizim yemeklerden sonra geldi ciğeri. Biz kaçak çayların birincilerini bitirdiğimizde o yemeğini anca bitirebildi. Ceketinin cebinden tabakasını çıkardı. Birer birer sarıp, hiç konuşmadan önümüze bıraktı sigaraları.

'Amca buralı mısın?' dedim ben artık. Bir noktada tuhaf bir şeydi bu sessizlik. Bunu bozmamız gerekiyordu. Biz modernler, uzun süren sessizliklerden rahatsız oluruz çünkü. Hemen 'neyin var?' diye sorarız diğerimiz biraz uzun sussa. Bakmayın siz sosyal medyada, şurada burada sessizliğe ve yalnızlığa dizdiğimiz övgülere. Hem sessizlikten hem yalnızlıktan ödümüz kopar. Yağmur yağdığında ya da hava kötü olduğunda pazar günlerinden, elektrik kesildiğinde ne yapacağımızı bilememekten, telefonumuzun şarjının bitmesinden ödümüz kopar. 'Doğamız bozuktur' diyemem elbette, ancak doğal olanla ilişkimizin bozuk olduğu su götürmez. 'Doğal olan sessizliktir, araz olan sestir' demişti bir ağabeyim. Ardından 'suskunluk' bahsine girişmişti. Bir yemin, bir oruç tutma biçimi, bir protesto olarak suskunluktan dem vurmuştu. Ve şunu da eklemişti: İki yaşlı arkadaş her gün aynı parkta buluşup üç saat yan yana otururlarmış. Üçüncü saatin sonuna doğru biri, diğerine 'ya' dermiş, diğeri de 'ya' diye cevap verirmiş arkadaşına. Ardından birkaç saat daha parkta oturup evlerine doğru giderlermiş. Günlerden bir gün yanlarına bir arkadaşlarını daha almaya karar vermişler. Bu kez üç kişi, üç saat boyunca oturmuşlar. Üçüncü saatin sonunda biri 'ya' demiş, diğeri 'ya' diye cevap vermiş, arlarına yeni katılan üçüncü arkadaşları ise 'ya, ya' diyerek onaylamış onları. O günün akşamında bizim iki kafadar birbirlerine 'bir daha bu gevezeyi aramıza almayalım' demişler.

Amca 'buralıyım' dedi. Yine sustu. Bu, birinci sessizlikten daha tedirgin edici bir sessizlik oldu elbette. Çünkü bu kez konuşma, bir şey sorma sırası doğal olarak amcaya geçmişti. O susmaya devam ederse iyice uzayacaktı suskunluk.

O klasik cümleyle o kara bulutları dağıtmayı denedi bir arkadaş: 'Maşallah dinçsin amca. Yaş kaç?'

'Yetmiş beşten sonrasını saymadım' dedi amca, 'gerek duymadım.'

Baktık amcayla sohbet etmenin bir yolu yok. Hesap istedik garsondan.

Ardından bir şey oldu ve amca cümlesini tekrarladı: 'Yetmiş beşten sonrasını saymadım, gerek duymadım.'

Merakıma yenilip 'niye gerek duymadın amca?' diye sormak bana düştü.

'Namlı eşkıyaydım. Milletin başına belaydım ben. Bir baskında ninenizi görünce tövbe ettim her şeye. Dedim 'Cenab-ı Mevlam bize bir hayırlı rızık kapısı ihsan et de şu illeti bırakalım. Başladım Adana'da pamukta çalışmaya. Yazın çalışıyorum, kışın ninenizin yanına geliyorum. Sonra yaşlanınca burada bir çakmak tezgahı uydurdum. Sonra koku satmaya başladım.'

'Amca sonra?' dedi bir arkadaş.

'Sonra nineniz öldü. 75 yaşındaydım. Saatimi kurmayı bıraktım. Saymayı bıraktım. Günlerin adını bıraktım. Koku işini bıraktım. Her şeyi bıraktım. Gece eve gidince diyorum Mevla'ya 'bugün de almadın yanına, elbet vardır bir bildiğin ama uzatma artık.' Ama uzatıyor. Çünkü O biliyor ben ne zaman öleceğim de ninenize kavuşacağım.'

Hep birlikte susmanın en doğrusu olduğu ana gelmiştik. Öyle yaptık. Sustuk.

İsmail Kılıçarslan-Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.