• BIST 91.686
  • Altın 212,431
  • Dolar 5,4058
  • Euro 6,1615
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 14 °C
  • Konya 13 °C
  • İzmir 18 °C

Sünniliğe Karşı Şii Kini: İran ve Haçlı ABD İttifakı

Sünniliğe Karşı Şii Kini: İran ve Haçlı ABD İttifakı
Şiiliğin şuuraltındaki en önemli düşmanı her zaman için Sünnilik olmuştur. Bu vakıa, bugün bir kez daha yaşanmaktadır.

Sünniliğe Karşı Şii Kini: İran ve Haçlı ABD İttifakı

Fazıl Duygun

Şiiliğin şuuraltındaki en önemli düşman her zaman için Sünnilik olmuştur. Bu vakıa, bugün bir kez daha yaşanmaktadır. Aslında bunun ilk belirtisi Haçlı savaşları ve Moğol istilasında görülmüştür. her ikisinde de Şiilik, Sünniliğe duyduğu kin ve öfke yüzünden, hem haçlılarla (Şii Fatımîler) ve hem de Moğollarla çok rahat bir işbirliğine gitmişlerdir. Haçlılar Kudüs'ü işgal ederken, Şii Fatımîlerle ittifak halindeydiler. Bu yüzden büyük Kumandan Selahahddin Eyyubi, ilk iş olarak Şii Fatımî devletine son vermiş ve ardından Kudüs'ü fethetmiştir.

Moğol istilası İslâm dünyasını yakıp, yıkarken Şiilik, Moğollarla beraber kolkola bu katliama destek çıkmıştır.

 

Şiî tarihçi, Horasanlı Mirza Muhammed, “Ravdatül Cennât” adlı kitabının 578.

sayfasında, üstadları Nâsır et-Tûsî’nin hayatını anlatırken, bu işbirlikçiliği ve vahşeti

şöyle resmediyor:

“Nâsır et-Tûsî, Büyük İran Devleti’nde, yüce sultan Hülâgû Han’ı destekleyerek, halkı ıslah edip fesadı ortadan kaldırmak için Hulâgû ordusuna katılıp, onunla Bağdad’a gelmiştir. Abbâsîleri ortadan kaldırarak zulmü yok etmiştir. Nehirler misâli, kötü kanlarını akıtmıştır; kanlarını Dicle’ye akıtıp cehenneme göndermiştir.”

 

Yani görülüyor ki, Şiî Nâşır et-Tûsî’nin, kâtil Hülâgû ile Bağdad’a gelip kan dökmesini bir ıslahat hareketi olarak kabul ediyorlar.

O gün için İslâm âleminin en büyük merkezi olan Bağdad’da katliâmın bir

irşad ve ıslah olduğunu iddia ediyorlar. Halifenin Veziir İbn-ül Alkamî bir fanatik bir Şii idi ve Hülagu’nun Moğol ordusuna yardım ederek 10 milyon müslümanın(Sünni) katletmesini sağladı. Neticede bu ihanetinin bedelini “Efendisine hizmet eden bize d eeder” mantığı çerçevesinde canıyla ödedi.

Daha sonraalrı, Osmanlıya karşı Vatikan’la itiafklaır hepimizin malumu.

Bu ihanete 1991 yılındna başlayarak 24 yıldır sürekli şahid olmaktayız.

Bakını Baran dergisinin 18 Ocak 2008 tarihinde şunları İran ve ABD ittifakı için şunları yazmışız:

“1991 yılındaki 1. Sünnî-İslâm- Haçlı+ Siyonist savaşında, Şiî İran tabii ki, sevgili dostlarının yanında yeralmıştır. İran’ın bu dostane ittifakını, Brezenski şöyle itiraf etmiştir:

“İran’la anlaşmasaydık ve bu ittifaka binaen Basra Körfezi bize açılmasaydı, bu savaştan büyük bir felaketle çıkardık!

Son iktibasımız ise, eski İran devlet başkanı Muhammed Hatemî’nin “"11 Eylül'den 5 yıl sonra Medeniyetler Diyaloğu" çerçevesinde New York’ta  USA  TODAY gazetesine verdiği bir beyanattan:“ABD askerleri, Irak’ta huzur ve istikrar sağlanana kadar kalmalıdır. Irak’ı direnişçilerin ve teröristlerin insafına bırakamayız... ABD ve İran, Irak ve Afganistan’da stratejik çıkarlara sahip iki ülkedir ve İran ABD’nin düşmanı değildir. Irak’ta istikrarın sağlanmasında, İran’dan daha fazla çıkarı olan ülke yoktur. Müslümanların 11 Eylül saldırılarını daha kuvvetli kınaması gerekiyor. "Sivilleri öldüren teröristler, ahlaki değerleri olmayan kişilerdir. Bu kişiler cennete giremeyecekler.

Bunlara ilaveten, Radikal gazetesinde yayınlanan ve aşağıda iktibas ettiğimiz makale de, Şiî ihanet ocağı İran’ın cibilliyeti hakkında bir fikir verir sanırım:

FAYSAL EL KASIM (Radikal, 22/11/2006)

Acaba Tahran'ın nükleer programı nedeniyle ABD'yle İran arasında korkunç bir çatışmaya yol açacak kadar kökleşmiş bir düşmanlığın varlığından söz etmek gerçekten mümkün mü? Yoksa, Arap ve Batı medyasının görmezden geldiği siyasi ve stratejik veriler ve ABD'yle İran'ın ortak çıkarları, iki taraf arasında çatışma çıkmasına izin vermeyebilir mi? Medyanın İslam cumhuriyetiyle ABD arasındaki anlaşmazlıklara yoğunlaşmasının sebebini anlamıyorum. İkilinin ortak noktalarının üzeri tamamen karartılıyor.

İran siyasetine dokundurmak istemiyorum, zira İranlılar Arapların aksine nasıl davranacaklarını biliyor. Arap rejimleri kendi vatanlarında ABD'ye komisyonculuk yaparken İranlılar Sam Amca'ya kendi çıkarları için başkasının çıkarlarını pazarlıyor.

Amerikalı güvenlik uzmanı George Friedman soruyor:;11 Eylül sonrası 21. yüzyılda yaşanan en önemli uluslararası olay nedir biliyor musunuz? ABD-İran koalisyonu.”; Friedman'ın bu sözü rastgele veya kışkırtma amacıyla sarf ettiğini düşünmüyorum. Zira, medyanın Washington'la Tahran arasındaki çatışma olasılığına dair tüm korkutmalarına rağmen gerçekler böyle bir koalisyonun varlığını açıkça ortaya koyuyor.

ABD de İran'a çalıştı

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Seyit Muhammed Ali Abtahi şöyle diyor: “;İran desteği olmasaydı, ABD Irak veya Afganistan savaşını hayal dahi edemezdi.” Bu açıklama Friedman'ın söylemini destekliyor.

Bir başka ifadeyle, Amerikan yüzyılı İran desteğiyle başladı.

ABD, Irak'ı, İran'la bağlantı içindeki Iraklı partilerin işbirliği ve eşgüdümüyle işgal etti. Irak rejiminin düşürülmesi sonrası Washington özellikle de Şii partilere yoğunlaşmaya başladı ve bir anda işgal öncesi hiç kimsenin duymadığı Iraklı Şii lider Ayetullah Ali ortaya çıktı. Sistani bir gecede Time dergisinin yaptığı anketteki 'dünyaya hükmeden en önemli 100 kişi' arasında yer aldı. Burada, ABD medyasının Ayetullahları sürekli şeytanlaştırdığı da göz önüne alınmalı!

İranlılar, Saddam Hüseyin'e karşı sekiz yıllık savaş boyunca gerçekleştiremedikleri şeyleri ABD sayesinde elde etti. Arapların doğu kapısı olmaları sonrası, artık Irak'ın dört bir yanında istedikleri gibi davranıyorlar. Bunun yanı sıra, adamları da Irak'ta açık ABD desteğiyle devlet organlarına hükmediyor. ABD'nin işgal sonrasında Irak'taki sivil yöneticiliğini yapan Paul Bremer de hatıratlarında, Amerikalılarla dini merciler dahil Irak'taki İran grubu arasındaki koordinasyona dair önemli konuları su yüzüne çıkardı.

Irak seçimleri düzenlendiğinde, ABD İran destekli grupların kazanması için elinden geleni yaptı. Şii el Hekim ailesi ve bu ailenin başta Bedir tugayları olmak üzere milisleri ABD'nin de alkışlamasıyla iktidara geldi. Siyah sarık sahipleri ve Amerikan işgal güçleri arasında, Irak direnişiyle mücadele etmek için açık bir koalisyon doğdu. İran'ın Iraklı muhalifleri ve Amerikan güçlerinin işbirliğiyle, Felluce, Telafer, Kaim dahil Irak'ın bir çok Sünni bölgesi tasfiye edildi.

Bazıları Irak'taki Şii çoğunluğun 80 yıllık sınırlandırma sonrası ülkede iktidarı ele geçirme hakkı olduğunu ifade edebilir. Başkalarıysa, 'Iraklı Şiilerle Amerikalıların çıkarları buluştu' diyor. Bu da mümkün. Fakat lütfen bize İran'la ABD'nin birbirlerine düşman olduğunu ve Şahab füzelerinin Amerikan gemilerini vuracağını söylemeyin.

İran kendisiyle bağlantılı Iraklı partiler kanalıyla, ABD'yle açık bir koalisyona girdi. Irak'ta iktidarı elinde bulunduran Şii partilerin, müttefik ve dost oldukları için Amerikan güçlerine tek bir kurşun atılmasına göz yummayı reddetmesi bu koalisyonun göstergelerinden. İran hesabına çalışanlar Amerikalılara Irak'a girdikleri anda karşı koysaydı dengeler bir gün içinde değişirdi; ABD şu ana kadar kararlılık gösteremezdiEski ABD, Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bir Arap gazetesinde yayımlanan makalesinde, “Irak'taki İran'la bağlantılı dini merciler Amerikalılara karşı gösteri yapılması fetvası verse, ABD'nin ülkedeki askeri varlığı iki hafta süremez”; itirafında bulunmuştu.

Fakat bu fetvalar sadece Irak halkının inadını kırmak ve işgalcilere direnmemesini sağlamak için çıkarıldı. İran'ın müttefikleri ABD güçleriyle barış içinde, hatta iddialara göre ABD saflarında savaştılar da. Nice gafiller İsrail bir süre önce Lübnan'a saldırdığında Iraklı Şii din adamlarının Amerikalılara karşı fetva çıkarmasını bekledi. Fakat, İran'la ABD'nin ortak çıkarlarını göremedikleri için hayal kırıklığına uğradılar. İmam Humeyni bir defasına şöyle demişti; ”ABD senden hoşnutsa kendini suçla.” ; Fakat bugün ABD sadece İran'dan hoşnut olmakla kalmıyor, İran sayesinde Irak'ta kendisine zemin de hazırlıyor.

İnecad, Hrıstiyan-yahudi emperyalizminin işgali altındaki Bağdad’a gerçekleştirdiği son ziyaretinde, “On yıl önce  dinsiz ve faşist bir diktatör, ülkeyi sömürüye sürüklemişti; ancak şimdi işin başında mümin ve devrimci kardeşler bulunmaktadır. Sadece bu bile şartların değiştiğinin göstergesidir. (Baran dergisi, 78. Sayı, Röportaj, 3 Temmuz 2008)

Öyle ki, İran-ABD ittifakı, Baasçı Sünnilerle ortak direnişe geçen  Şii lider Mukteda Sadr’ı da çileden çıkartmıştı. Sdar ve güçleri işbirlikçi Şiiler tarafından sık sık arkadan vurulmaktaydı. Sadr ogünleri şöyle anlatmıştı:

İşte bu İran gerçeğidir ve İran Sadr Gurubu ile derin bir ayrılık içine girmiştir.

Irak hükümeti İran ve Amerika için çalışmaktadır. Irak içinde onlar için çalışan şahıslar yerleştirilmiştir ve onların başında Kis el Huzali, Ekrem el-Kabi, Muhammed Tabatabai sayılabilir. "Özel Tim" adı altıda bir gurup oluşturulmuştur. İçlerindeki içtenlikle direnişe katılan ve direniş ruhunun devam etmesi için uğraşanlara saygımız olmakla birlikte, Mehdi Ordusu iki guruba ayırmışlardır.

Sadr gurubunun Necef çatışmalarından başarıyla çıkması Amerikalıları, hükümeti ve İranlıları rahatsız etti. Amerikalılar şanslarını defalarca denediler, özellikle Sayın Seyyid Mukteda'nın evini kuşattıktan sonra Irak'ı baştan sona yakmak istiyorlardı. Sonra hükümet şansını birkaç defa denemek istedi hiçbir netice alamadan bu girişimlerini bırakmak zorunda kaldı. Bu sefer Bedirciler Şehid Sadr'ın bürosunu yaktılar ardından bütün Irak yandı.

Bütün bu baskılardan sonra Sadr gurubu bir sarsıntı yaşadı ve zayıfladı. İranlı görevliler karar mercilerini işgal etmeye başladı ve Seyyid Sadr'ı bir gerçek olarak göz ardı etmeye başladılar. Yine bunlar birçok samimi insanı istifa ettirip yerine akıl fukarası adamı atadılar. Birçok kişi Sadr gurubundan ayrıldı. Birçok kişi zorla istifa ettirildi ki Dr. Ebu Abdullah bunlardan biridir.

Bu gün Sadr gurubunun başına gelenler Saddam döneminden beterdir. Öldürülenler, yaralananlar, evleri bombalananlar tutuklananlar almış başını gidiyor. İranlılar bu Dava ve Bedr Örgütü sayesinde Sadr gurubunu il meclisi seçimlerinden alıkoydular. Bedirciler bir sürü hırsızlık yapıp Sadr gurubuna zarar verdi. Son Sadr gurubu zarar görmüştür; ama olağanüstü gizli cihat planıyla görünmeyen darbeler indirerek bunların hesabını soracaktır.

 Şia işbirlikçiliği bununla d abitmedi, 2006’daki İsrail’in Lübnan’a saldırısında, Hizbullah’ı resmen ABD ve İsrail’e sattılar. Irak’taki Şiileirn başı Sistani, o zaman için ABD’den aldığı 300 milyon dolarlık rüşvet karşılığı, Hizbullah’ı İsrail’e sattı. Herkes Irak Şiilerinden ABD ve İsrail karşıtı bir fetva beklerken Sistani herkesi susturdu.

 

Netice olarak, İran 24 senedir Haçlı Siyonizmle olan işbirliğini kâh arttırarak, kâh azaltarak ama bir devamlılık çerçevesinde yürütegelmiştir.

 

Daha 1986 Yılında neoconların babası Yahudi siyonist Yarbay Oliver North’un Nikaragua’daki Amerikancı kontrgerillalara götürdüğü silahları İran’a sattıığı da ortaya çıkmıştı.

 

 201 Yılı yaz aylarında ABD’nin İhalarla masum müslümanları katletmesine karşı koyan Pakistan, NATO üslerinin faaliyetlerini engellmeye kalkınca, İran’da NATO üsleir kurulması bile gündeme geldi.

 

İşte Şiilik ideolojisinin merkezi İran, İslam dünyasındaki asırlık hain Vahhabiler ve işbirlikçi Sünni idarecilerle birlikte, nerede Haçlı siyonist emperyalizme karşı bir direniş varsa, orada hep ititfak etmişlerdir. Bu, dün Irak ve Afganistan’dı, bugübn ise Yemen ve Afrika’dır.

 Yemen’de İhvan-ı Müslimin iktidara gelemsinden se, Şii Husilere göz yuman Sünni düşmanı Vahhabi Suud, efendisi ABD’nin İran’la birlikte Şii Husilerin iktidarı elegeçirmesine sessizdir. Haçlı ABD ise, tıpkı Irak ve Afganistan’da olduğu giib işbirlikçi Şiilerin iktidara gelmesindne memnundur.

 Bu memnuniyet şimdilerde, Afrika’da boygöstermektedir.

 Haçlı Siyonist ABD, Afrika’daki Bat karşıtı İslamî direnişi haçlının asırlık müttefiki İran’la ortaklık çerçevesinde önlemek amacındadırlar.

İran Suriye’yi, ABD ve işbirlikçisi Suud’un gayretleri , onlara inanan ve bataklığa saplanan Türkiye’nin hatalarıyla, kucağına oturtmuş ve devletin önemli noktalaırna Şiileri yerleştirmiştir.

Bugün gelinen noktada, hain Vahhabi  Suudların gayretleri, Haçlı ABD’nin yardımlarıyla bir Şii hilâli kurulmak üzeredir.

Bakın ABD derin devletinin fikir babalarından ve 28 Şubat’ın fikir mimarlarından Robert Kaplan 4 yıl önceki İran’ı desteklemeliyiz başlıklı yazıısnda şunları söylemiştir:

 

“İran’ı mağlup etmeyin. Şiilik Amerika’nın hasmı değildir. İran’a karşı Sünni Arap ülkelerinden yana olmak ya da bunun tam tersini yapmak uzun dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarına değildir. 2003’te Amerikan istilasından sonra Irak devletinin çökmesinden öğrendiğimize göre, böyle yapmak, bölgede güç dengesizliği meydana getirir.İran daha sonra Afganistan’ın batısından Akdeniz’e kadar kesintisiz bir nüfuz alanı tesis etmeyi başardı. Bu şey ancak Arap Baharı Suriye’ye ulaşınca önlendi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Sünni hâkimiyetindeki Orta Doğu’da onlarca yıl süren kötü bir tecrübesinin olduğunu hatırlayın. Mısır, Suudi Arabistan ve diğer yerlerde, Amerikan karşıtlığının önünün alınması için pek girişimde bulunmayan, birbirine çok yakın Arap diktatörler çıkmasına yardım eden, Sünni hâkimiyetiydi.

: Belki de Mısır ve Suriye’de daha büyük nüfuz ve güç elde edebilecek Sünni İslamcılar böyle yapmayacak. Batı’nın istemesi gereken son şey, Suriye’de radikal Sünni İslamcı güçlerin bölgede güç elde edebilecekleri durumdur, özellikle de bu ülkenin Irak’la doğu sınırı boyunca.

Aksine, İran imparatorluğu -bu kendine özgü İran rejimi de- ciddi krizlerle karşı karşıya kalırken de İran devleti Suudi Arabistan’dan daha insicamlıdır. Suudi Arabistan, Arap Yarımadası ile özdeşleşmiş değilken İran, Orta Doğu’yu Orta Asya’ya, Basra Körfezi’yle Hazar Denizi gibi iki enerji üretim bölgesini  birbirine bağlayan İran düzlükleriyle aşağı yukarı özdeşleşmiştir. Tek bir ailenin icadı olan suni bir devlet olmak yerine Şii İran -coğrafi mantığına bağlı olarak- tarihi eski devirlere kadar uzanan İran devletlerinin mirasçısıdır.

Batı bile Suudi Arabistan’dansa kültürel olarak İran’a çok daha yakındır. Bu yüzden Batı, önümüzdeki yıllarda müttefiklerinin yeniden düzenleneceği, bölge çapında altüst oluşlara hazırlanmalıdır.”

 

ABD bugün bu politkayı uyguluyor. Aslında ABD bütütn o ambargo ve savaş tehdidlerine rağmen, Sünnilere karşı İran’la ortak proje uygulamaktan asla vazgeçmedi

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.