• BIST 101.090
  • Altın 200,828
  • Dolar 4,7878
  • Euro 5,6116
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 23 °C
  • Konya 16 °C
  • İzmir 25 °C

Şükrü Sak yazdı; Sen 'elif' dersin hoca mânâsı ne demektir?

Şükrü Sak yazdı; Sen 'elif' dersin hoca mânâsı ne demektir?
"Reis"in İdeolocya Örgüsü'ne yaptığı vurguyu nasıl okumak gerekir?

 

Erdoğan'ın İdeolocya Örgüsü'ne yaptığı vurguyu nasıl okumalıyız?

 

Şükrü Sak

 

Daha önce vesilesi içinde demiştik ki;

“Söyleyeceğin bir şey yoksa o kürsüye çıkma!”

Akşam sabah kendini reklâm yapma! (İsmail abi başka bir ekmek kapısı bulursa bırakacak, öyle dedi…)

Bu genel hastalıklı-illetli tavrı “Müslüman aydının ideolojisizlik hâli” diye vasfetmiştik.

Şimdi…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İdeolocya Örgüsü’ne yaptığı atıf üzerinden-bu vesile- ile tekrar durmak zorundayız!

Evet, -herkesin anlayacağı şekilde-soruyu şöyle soralım;

Erdoğan’ın “İdeolocya Örgüsü”ne yaptığı vurguyu nasıl okumalı, nasıl yorumlamalıyız?..

Erdoğan ne demek istedi?

Neden buna vurgu yaptı?

Niçin böyle bir ihtiyaç hisseti?

Hulâsa; Erdoğan “elif” dedi, mânâsı ne demektir?..

(Bunlardan daha önemlisi, bu “istek ve iradenin” ve bu tavrın,  tabandan, -en genel anlamda- İslâmî kesimden, İslâmi kesime öncülük eden İslâmcılardan, aydınlardan, yazarlardan, STK’laradan, vakıflardan, dergilerden derneklerden gelmesi gerekmiyor muydu? Gerekiyordu tabii… E onların durumlarını biliyorsunuz! Biliyorsunuz değil mi?)

Bildiğiniz gibi bu hususta, “Batıcı cepheden” çok pespâye kılıklı birkaç değerlendirme yapıldı!

Necip Fazıl'ın bir zamanlar hayalini kurduğu Büyük Doğu NizamıTürkiye'de Tayyip Erdoğan iktidarıyla kuruluyor…

Gibi...

Ama suyun bu tarafında tık yok!

Neden?

(Halbuki bu meselenin aylarca konuşulması, tartışılması, anlaşılması, anlatılması, fırtınalar koparması gerekirdi! Gerekirdi değil mi?)

Kendi aralarında “İslâmcılık” kavgası yaparken, bizi bile tepeleyip geçen, “asıl İslâmcı benim, sen de kim oluyorsun lan” şirretliğinde ihale kapmaya çalışanlar da dahil, -İsmail, başka ekmek kapısı bulsa zaten bu işleri bırakacak, ona bi’şi demeyelim-bu konuda bir tek cümle yazan oldu mu? “Riyâkar esnaf” pazarının en uyanıkları, işi ticarete dökenler… “Körler sağırlar birbirini ağırlar” kıvamında “ümmet iftarlarının” fakir sofralarında, nargile tüttürenler? Bürokrasinin mermer koridorlarında “dava” alıp dava satanlar? Bireysel bireysel “kendini reklâm” derdiyle çırpınan bir zamanların ‘radikal’ şeyleri?.. Adetâ dut ağacını talan etmiş "bülbül"e döndüler... Lan adam bir tane olsun "tweeet" atar değil mi? Ota bota "duyar kasıyordunuz" ya hani, n'oldu, klavyeniz mi bozuldu? Türkiye'de ortaya konulmuş tek fikir sistemine-dünya görüşüne- devletin tepesinden atıf yapıldı, mal mal bakıyorsunuz!

(Hayır, nerenize dokundu, hangi kifayetsiz muhteris ihtiraslarınız depreşti, hanî İslâm temelli bir kurtuluş yolu, bir çıkış yolu arıyordunuz? Bu "pazardan" ekmek yiyiyor, bu pazardan zıkkımlanıyordunuz? Seviyeniz mi müsait değil, başka kaygılarınız mı var?)

Ben görmedim…

Hatta biraz daha mevzuyu yukarılara taşıyalım; Havuz medyası tesmiye edilen (Salih abi pardon) medyadan da bu konuda;

Yegâne…

Bir tek…

Tek bir cümle eden oldu mu?

El cevap: Olmadı!.. (Olduysa -onlar hakkını helâl etsin- da medyayı az çok takip eden biri olarak, ben görmedim.)

Hani “İslâm davâsı”nı köseleştiren, aşırı “adalet ve hakkaniyet”(!) düşkünü tipler, siz de mi duymadınız yoksa?.. Sizin “yancılar”, yancıların yancıları?

Duymuşsunuzdur tabii de, sizin de “pislik yapmaktan” fırsatınız olmamıştır!

(Lan, işinize geldiğinde “İslâmcı”, işinize geldiğinde “kanaat önderi”, işinize geldiğinde sahte muhalif, işinize geldiğinde yorgun demokrat –pardon “yorgun İslâmcı”-işinize gelmediğinde ‘biz zaten İslâmcı değiliz, İslâmcılığa da karşı şeyiz’ diyen gaydırı guppak ‘Asumanlar’ –Salih abi pardon- niye bu konuda tavana bakıp ıslık çalmayı tercih ettiniz?..)

Niye? Sahiden soruyorum -anlamak için yani- niye?

Neyse…

Bunların “karakter röntgeni”ni de çekip elinize vereceğiz! Ama bilâhere…

 

Erdoğan çıtayı bir kere daha yükseltti!

Gelelim şimdi asıl meseleye…

Kabul etmek gerekir ki, Erdoğan bir kere daha çıtayı çok yükseğe taşıdı…

Doğrudan “İdeolocya Örgüsü”ne atıf yaptı!

-İdeolocya Örgüsü kitaplardan her hangi bir kitap değildir, biliyorsunuz değil mi İslâmî bık bıkçı zübük köse köse kardeşlerim(!)-

Yoksa bilmiyor musun?

İdeoloji” nedir?

Sistem nedir?

Dünya görüşü nedir?

Teori nedir, pratik nedir?

"Vasıta sistem" nedir? "Tatbik sistemi" nedir?

Hiç mi duymadınız oğlum?

Özgür Mumcu kadar da mı bilmiyorsun?

Hasan Cemal kadar da mı?

Hadi onları da geçtim, Kadri Gürsel kadar bile mi?

Yazıklar olsun sana;

Ayol sen nasıl bir “asumansın” oğlum!

*

Bu işleri “vaizlikten bozma müteşeyyih-şeyhlik taslayan”lara havale ettiniz de bizim mi haberimiz yok?..

Tabii insan bunların bu hâlini görünce;

“Üstad ve Kumandan boşuna fikir filân demişler, yoksa iş bunların yaptığı gibi, iki takke, bir tesbip pıs pıs pıs, iki üfürük, bir tükürük tamam… Sonra, “gidişaaaat….” Laaan!  (Ne diyeceğimi bilemedim, nutkum tutuldu bir ân da o yüzden ağzımdan kaçtı, pardon!)

Gördüğünüz gibi ben de saçmalayabiliyorum… Farkım şu ki saçmaladığımın farkındayım…

Neyse sevgili okuyucularım; uzatmayalım, kısa keselim de aydın havası olsun;

Peki ne dedi Erdoğan;

"İdeolocya Örgüsü zaten bunun tüm yapı taşlarını ortaya koyan eseri…”

Dedi…

Başka ne dedi;

“Biz üstadın ömrü boyunca hep bekleyip durduğu o inkılap var ya, işte onu gerçekleştirmek için çalıştık, çalışıyoruz. Devlerin kıvranışına, cücelerin çırpınışına aldırmadan tarihin en büyük iman devini ayağa kaldırmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz.

Eğer bugün içeriden ve dışarıdan sürekli saldırılara maruz kalıyorsak, iftiralara uğruyorsak, davamıza ve onun uğruna adadığımız canımıza kast ediliyorsa, sebebi işte bu mücadeleden vazgeçmiyor oluşumuzdur.”

Dedi…

Dedi mi? Dedi…

Pekiii!.. Şimdiii!

Tamam, sen “elif” diyorsun da, bu sözlerin “anlamı” nedir?

Bu sözlerin birinci anlamı şudur;

Erdoğan çıtayı çok yükseğe taşıdı;

En genel anlâmda “İslâmî” kesimler bu sözün çooook çok gerisinde kaldılar… Ezilip büzüldüler, sağalıp süzüldüler…

Manda yuva yapmış söğüt dalına,

yavrusunu da sinek kapmış, amanın amanın göööördün mü, gööördün mü?

Diye oynak havalara geçtiler…

Geceyi düzenleyenlerin zaten farklı kaygıları var, onlar ne dediğini bile anlamamış olabilirler, mümkündür! (Zaten biliyorsunuz, geçen sene İdeolocya Örgüsün'e alenen pislik yapan -"İdeolocya Örgüsü Hitler'in "Kavgam"ı gibi faşist bir kitaptır diyen- bunak hikâyeci -hikâyeci- Rasim'e bile ödül verdiler biliyorsunuz...)

Kimi, kimleri, hangi yapıları, neleri kastettiğimiz anlaşılıyor değil mi?

Kabul etmek gerekir ki;

Erdoğan çıtayı çok yükseğe taşıdı; Ortaya koyduğu bu tavırı, bu tutumu, bu “işaret” –göstermiş olduğu adres- bu devrimci yaklaşımı, en genel anlamda “İslâmi camiada” göremezsiniz, görmüyorduk zaten… (İdeolocya Örgüsü’nün yaşayan-yürüyen hâli, onu canlı ve diri tutan, bugünlere getiren devrimci Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nu ayrı tutarak konuştuğumuz anlaşılıyordur her hâlde?)

Onların en keskinlerinden(!) Kenan Alpay, Adem Özköse ve diğer İslâm davasını “köseleştiren”lerin vasat düşünce dünyasını şekillendiren işte bu yaklaşımdı; ("Bilmeyenler ve unutanlar için hatırlatalım; İslâmcılık, Resul-Nebi dahi olsa kişi veya iktidar merkezli bir mücadele değildir!") Düşünün; Adam Peygamberimize bile “İslâmcılık” taslıyor, o kadar yani!

Bunlar da ezildiler büzüldüler, süzüldüler… “Gaydırı guppak Cemilem, ben İslâmcı değilem” frekansına geçtiler!

Kabul etmek gerek;

Erdoğan “çıtayı” bir kere daha yükseltti…

Eski Büyük Doğucular, sahte Büyük doğucular” bir kere daha şapa oturdular… -Bunların "Bremen mızıkacıları" gibi sosyal medyada estirdikleri fırtınayı hatırlamıyorsunuzdur sizler tabii-…

Çapsızlıkları, samimiyetsizlikleri göründü! Onlar işi “geyiğe” –kendileri adına sanat edebiyat(!) diyorlar- dökmüşlerdi,

Erdoğan çıktı;

İdeolocya Örgüsü” dedi, “beklenen inkılâp” dedi, “henüz son sözümüzü söylemedik” dedi… “bir devrim evvela devrimi devirecek” dedi, “her şeyin bir zamanı vardır” dedi…

Dedi oğlu dedi!

E n’apacak şimdi bu “sahteler, samimiyetsizler, düşük çocuklar, zübük paşalar”?..

Onların da işi zor tabii!

Kendi aralarında şöyle konuştuklarını kulaklarımla duydum;

-Hacı abi duydun mu Erdoğan’ın söylediklerini?..

-Duydum duydum…

-E biz n’apacağız şimdi?...

-Valla bizim işimiz zor… En iyisi kaldığımız yerden “bık bık bıııık bık bık”a devam etmek… Ancak bu sayede “kelliğimizi” kapatabiliriz…

-Nasıl yani?..

-Biz ‘sanat, edebiyat, büyük şair, bir de şu aşırı benliği olmasa’ filân geyiği ile onun üzerinden kendimiz pazarlıyorduk?

-Artık yapamayacak mıyız Hacı abi?

-E baksana adam “İdeolocya Örgüsü”ne atıf yapıyor!

-Abi o zaman en iyisi; “Bııııık, bık, bık, bık…” Hem böyle muhalefet de cuk oturuyor!

(Bu "Bııık bık, bık bık"ın zihinsel-düşünsel kodlamasının şifresini biraz sonra vereceğim, merak etmeyin sevgili okuyucularım!..)

*

Tekrar soralım ve ısrarla-inatla anlamaya çalışalım;

Erdoğan’ın bu sözlerinin anlamı nedir?

Bu tavrın, bu duruşun, bu mesajın adresi neresidir?

-Abi bence Erdoğan bizi kandırmaya çalışıyor…

-Niye kandırsın seni güzel kardeşim, kaldı ki “siz” kimsiniz, niye size şe’yetsin?

-Biz işte abi, bu mahalleden, bilmiyor musun bizi?

-Bilmiyorum…

-İşte bu Erdoğan bizi kandırmaya çalışıyor, dinimizi imanımızı çalacak, irfanımızı bozacak, malımızı mülkümüzü, hazinelerimizi yağmalayacak…

-Niye öyle bir paranoyaya kapıldın güzel kardeşim?

-Çünkü hazine bizde, anahtarlar bizde, biz var ya, adam sadece bize pislik olsun diye “Doğu” diyor, “Büyük” diyor, İdeoloji Örgüsü diyor, şuna bak ya, yeminnen inanmam ben, gelsin bizim eve, Kur’ân’a el basıp yemin etsin, yoksa inanmam!

-Ciddi misin “mübarek”(!)

*

"Bıııık bık bık bık"ın düşünsel-zihinsel kodlamasının şifresi:

"İçinden çıkılması mantık açısından imkânsız olan paradoksal durumlar..."

 

Neyse, geçen Mehmet Barlas’ın bir yazısından öğrendim…

İngilizcede içinden çıkılması mantık açısından imkânsız olan paradoksal durumlara "Catch- 22" deniliyor” muş…

Bunu da şöyle bir örnekle açıklıyor;

 

Joseph Heller'in filme de alınan "Catch-22" romanının kahramanı savaş pilotu Yossarian, 2'nci Dünya Savaşı'nın en kızgın anında "Kimse beni sevmiyor" diyerek, "Bunalımdayım" gerekçesiyle hastaneye yatar. O sırada hastaları ziyaret eden ABD generali Yossarian'a "Kimsenin seni sevmediğine nasıl karar verdin" diye sorar. Yossarian da "Uçağıma bombaları yüklüyorum. Bu bombaları Alman mevzilerine atmak için alçaldığımda Almanlar bana ateş açıyor. Almanlar da sevmiyor beni" diye cevap verir.”

İşte bu ve buna benzer durumlar için böyle bir kodlama yapmışlar ve onu da bu şekilde tarif ediyorlarmış İngilizler;

“İçinden çıkılması mantık açısından imkânsız olan paradoksal durumlar…”

Benim bahtsızlığımdan mıdır nedir, sürekli bu tür durumlarla muhatap oluyorum…

Ama artık kolayını buldum;

Catch-22”’yi Türkçeye çevirdim; “Bıııık bık bık bık gaydırı guppak zihinsel kusmuk” deyip geçiyorum!

Yani İngilizce’de toplam beş harften oluşan “Catch-22”, Türkçeye çevrilince niye böyle uzun bir cümleye dönüşüyor onu ben de anlamadım!

Aslında bu tartışmanın en önemli noktalarından biri de, Rıdvan Dilmen’in “Parkasız Deniz Gezmiş” benzetmesi ve bunun üzerine, “kültürel iktidar”ı belediyeden aldığı ihalelerle kurmaya çalışan İsmail’in “parka ve devrim” metaforu üzerine duygusal betimlemelerine, “devrim ve devrimcilik” dersleri odaklı bir nazire eklemekti ama konu uzadığı ve dağıldığı için şimdilik şeyetmiyorum…

Sadece “betimlemelerini sevsinler İsmail…” diyorum…

(Hani biz seninle daha “dertleşecektik”, ben sana  o kürsüye niye çıktığını soracaktım, niye köyden kaçtığını soracaktım, niye Ahmet Hakan’ı rol model aldığını soracaktım, “ait olduğun, ait zannedildiğin” sosyolojik gruplardan niye “utandığını” anlamaya çalışacaktım…)

Hangi birine yetişeyim bilmiyorum ki…

*

Bir de kocamaaaan, hesapta toplumsal bir değişim talebi olan “İslâmi kesimler”, yazarlar, çizerler, akademisyenler, STK’lar, vakıflar, dernekler, dergiler falan filân…

Nere kayboldunuz “sevgili kardeşlerim..”

Sizler niye dilinizi yuttunuz?

Niye ağzınızı açıp tek kelime etmediniz, edemiyorsunuz?

Yemiyor mu, yoksa, anladınız anladınız(!) da “Bu Büyük Doğu, Necip Fazıl’ın nesi oluyor?” onu mu anlamadınız?

“Adem Özköse zihniyeti” diye tarif ettiğimiz umumi “riyakâr esnaflık” hali mi, yoksa ondan daha köse bir zavallılık mı?

Arkadaşlar nere kayboldunuz?

Tabii şartlarda toplumsal “değişim talebi” alttan yukarıya doğru olması gerekirken, Yukardan aşağıya doğru “indirilmeye” çalışılıyor ama siz bık bık ediyorsunuz öyle mi?

Ayıp ayıp! Şu "zihinsel dekoltelerinizi" örtün biraz!

*

Dipnot…

“Reis” bu konuşmayı yapalı 10 gün oldu… On gündür bekledik, bakalım bunu okuyan, yorumlayan, bu tavır ve duruş üzerine bir şey söyleyen olacak mı diye?

Yok!

Duyulan tek ses;

Tısssss!

Bu "tısssss"a senkronize olarak eşlik eden, -Üstad'ın ifâdesiyle- "sultanî bir sükut"(!)

Öyle bir "sultanî sessizlik" ki, insanın teybe kaydedip tekrar tekrar dinleyesi geliyor!

E hani bülbül gibi şakıyordunuz vaizden bozma müteşeyyihler, Ajdardan bozma “İslâmcı”lar, Erdoğan’ın her sözünde “hikmet” arayan bayağı yalakalar?

Bu konuda niye tısssss?

Anlaşıldı…

Hamiş:

Gördüğünüz gibi, başlıkta sorduğumuz soru "cevabsız" kaldı sevgili okuyucularım. Farkındayım...

-Erdoğan'ın bu tavrını nasıl okumalıyız?

Soru buydu, soru budur!

Tabi soruyu önce kendimize soruyoruz; İslâm temelli bir "değişim" iddiası olan, bu çerçevede "şöhret ve popülarite bataklığına" saplanmış, muhteremleri, mübarekleri de, kendilerine bu soruyu sormalarını tavsiye ediyoruz!

Sorun kardeşim! Dürüstçe sorun, dürüstçe cevab arayın!

(Aslında bunu "isteyen, taleb eden, bu eksende ortaya bir irade ve faaliyet koyan" sizler, bizler olmalıydık, öyle istiyorduk, öyle bir nizâm hâyali kuruyorduk... Adil ve Özgür bir dünya hayali! E bunun en somut hâli İdeolocya Örgüsü'nde mündemiç, "hedef-vasıta-gaye" ilişkisi içinde formüle edilmiş, "Başyücelik" olarak güncellenmiş. Bütün bunlara rağmen?.. Çok ilginç bir durum...)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.