• BIST 91.686
  • Altın 211,419
  • Dolar 5,3854
  • Euro 6,1343
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C
  • Konya 6 °C
  • İzmir 19 °C

Şükrü Sak yazdı; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "Varlığa şahidlik eden şehid..."

Şükrü Sak yazdı; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "Varlığa şahidlik eden şehid..."
13 Mayıs... 2013...

ic-bir-a-001.pngic-iki-b-001.png

13 Mayıs…

 

"Yok ama var olduğunu biliyorsun..."

 

Burada günler akmıyor, açılıyor ve kapanıyor adeta… Zaman kavramı, insanın içinde akan zaman, burada böyle dış yüzde donup kalmış gibi. Kirli bir duvar, sınırlı üç beş eşya ve kitaplar, kitaplar, kitaplar…

Baran’ın 329. Sayısı ve Aylık’ın Mayıs sayısı geldi. Yeni dergi yok. Yemek filân, saat ikiye doğru çay demledim. Çay ve sigarayla yaşıyoruz, diğerleri hep teferruat... Bu sükûtun içinde dışarıda bir dünya olduğunu gösteren ufak tefek belirtiler… F tiplerinin sosyal faaliyeti, başka hücre veya koğuştakilerle başka bir mekânda görüşme; sohbet… Bugün sohbet vardı, ben çıkmadım, “sohbetin âlâsı burada, nereye çıkacağım…Gerçi, arkadaşları görsek de fenâ olmaz ama… neyse…” Çıkmadım. İsmail çıktı. Saat iki gibi, Kumandan kalkmış, benim hücrenin kapısına geldi…

-Efendim taze çay var…

Bardağını, sigarasını alıp geldi, oturdu. Burası hücre, orası “Ölüm Odası”… Saat dört buçuğa kadar… Milliyet gazetesindeki fotoğrafı gösteriyorum, “Bu bizim çocuk…”

-“Benim gözlüğümü getir bakayım…” Getiriyorum.

-“Bu senden epey uzun boylu, bizim yeğene benziyor, Mehmet’e…”

Dergideki bir haber… “Akil adamlar” topluluğunda Havva’nın yaptığı konuşmanın haberi. “Akil adamlar ve çözüm süreci” ile alakalı birkaç mevzu…

“Akil adamlar gittikleri yerlerde, çağırıyorlar STK benzeri kurum ve kişileri, işte onlarla konuşuyorlar, toplumun bir nevi nabzını tutuyorlar, onları dinliyor, kendileri de bir şeyler anlatıyorlar..”

Telegram… Arkadaşların -cezaevi içinden ve dışından- gönderdikleri, bazı ilginç haberlerle ilgili gazete küpürleri… Birinde, “Düşünce gücü ile hareket ettirilen kol ve ‘karanlık madde’ haberi… (…)

-“Bunları biz şimdiden yazıyoruz, ilerde çoğu olacak… Uğraştıkları, hebâ, esîr… Havayı avuçlamak gibi… Yok ama var olduğunu biliyorsun…”

Telegramcılara cevab veriyor;

-“Makine bilmecesini en derinden çözmüş olarak…”

*

 “Mutlak tevhid mümkün değildir.” (Bu mevzunun açılımları…)

*

Felâk ve Nas

 

Felâk ve Nas sûrleri ile ilgili Ölüm Odası’nda işlediği bir mesele…

-“Feleğin Rabbine sığınırım… Sonra… İnsanların ilahına. Çünkü şuralarda –alt basamaklar- herşeyin zıddı var, şeytan karışır. Oralarda –yukarı- İlah’ın zıddı yok çünkü. Benim şeytanım insan kılığında veya başka kılıklarda çıkar, azdırır, saptırır, sen yürüdükçe, çünkü alt mertebelerde her şeyin zıddı var…”

*

-“Eski insanların iki bin sene önce, üç bin sene önce ruhi yollarla yaptıklarını-telapati gibi- şimdi bunlar teknoloji yoluyla yapmaya çalışıyorlar…”

Diyelim zihinden geçen bir kelime… Kelime aklına gelmezse…”

Ama bu yolun –tasavvuf- oralara –yükseklere çıkınca- hem buna ihtiyaç kalmıyor hem de oralara varınca, bunlar altında ve tasarrufunda kalıyor zaten. “

-“Şöyle düşün, birinci kat olmadan ikinci, üçüncü, dördüncü kat olmaz veya temel olmayınca. Şimdi üçüncü dördüncü kattaki, alttakileri zaten kapsıyor. Kapsıyor ama, aynı da değil… Bir şeyin aynı, aynı olduğundan başkadır. Bak bu iki elim, böyle geliyor burada bitişiyor, aynı… Ama inince böyle farklı, aynı değil… Teferruatta çoğalan…

Bu ezel mevzuunda da… Müzill… Zelil olan. Ezel; başlangıcı bilinmeyen zaman… Nefes, bak şimdi ağızdan çıktı, benden ayrıldı, zelil oldu. Ebediyyen… Allah’ın yaratması… O yüzden kul ebediyyen kul… Kün’de gizli vav da Allah Resulü… Mutlak tevhid mümkün değildir, bu ebediyyen insanî hakikatin derinliğini, genişliğini gösteren bir şey…”

Hz. İsa köpek leşini görünce; “Dişleri ne güzel” diyor… Dişi…

Kötülüklerin kaynağı yokluktur… Bak nefes… Buradan böyle alıyorum, bütün vücuduma yayılıyor, tekrar dışarı.. Nefes-i Rahmanî… “Ol” emri ile meydana gelen… Söz ile. Ve ordaki “Kün”de gizli vav. Söyledim varlığa çıktı gibi. Ağızdan konuşma, nefes işareti.

“Ağacın hareketi insanın tersine… Baş aşağı dersin ya. Hayvanın ise böyle…”

“Rab, -en alt tabaka-da, -buralarda-bütün her şeye rızkını veren…”

“Feleklerin Rabbine sığınırım… Ondan sonra, insanların Rabbine, ilahına… Çünkü artık o noktada, ilah’ın zıddı yoktur… Aşağı tabakalarda, şeytan sen ilerledikçe musallat olur. İnsanlardan şeytan, cinlerden filân… Belki benim şeytanım, ben ilerledikçe onun da musallatlığı, azdırması artıyor, tacizi, vesvesesi…”

Saat dört buçuk gibi İsmail gelince; “Ben kalkayım, sizin konuşacaklarınız vardır…”

-Yok efendim, ne konuşacağız, siz varken…

Dışarda biraz yürüyor…

*

"Horoza sövmeyin..."

 

“Televizyon güzel olmuş… Dondurmayı ben yazmıyorum…”

-Dün akşam söylediğiniz konuyu ararken, “Horoza sövmeyin” diye bir hadise rastladım.

-“Öyle mi, bakayım…”

Okuyorum…

-“Bunu yaz ver bana…”

-Tamam efendim, Arapçasını da yazarım…

Yazıyorum…

-“Oo, senin yazında güzelmiş…”

-İmam Hatipten kalma efendim biraz… Uğraşırsam, acele etmeden yani, daha da güzel yazabilirim… J

Kumandan’ın kapısı kapanıyor… Dışarda gökler kara bulutlarla kaplı, bir yağmur boşanıyor derken, gök gürültüsü ile birlikte, içeri yağmur suyu vuruyor, hücrenin havalandırmaya açılan kapısını çekiyorum…

-“O isimde başka sahabe var mı bak bakalım?..”

Bakıyorum ve benim kapı da kapalı zannıyla, kararan havadan dolayı, pencereden cevab veriyorum.

*

Gece saat on iki gibi kop koyu bir sessizlik… Kumandan sesleniyor;

-“Napıyorsun?..”

-Çay sigara içiyorum efendim…

-“O hadisin okunuşunu yazıp gönder bana…”

-Tamam efendim. İçine yumurta koydum ağırlık yapsın diye, yersiniz.

-“Ben de şişeye su koyuyorsun zannettim, oldu, sağol…

*

İsmail’e, “akşam fark ettim, haberdeki bizim çocukmuş’ diyorum. Ben tanımıştım diyor. Gazeteyi gördüğünde...

*

“Kâinat her insan için tektir, yenidir… Başkadır. Bilinmeyendir. Yeniden öğrenilendir. Her insanın gördüğü… Yani şu anlamda, -biz bütün üstüne örtülü parça –veya- bütünü temsil eden parça gibi, her insan tek ve kâinat onda tek. Onda var…

-Bu durumda, biz niye kâinatı o bilim adamlarının, felsefecilerin heves ve merakına göre –bilinmesi gereken budur demelerine göre- algılayalım ki?. Diyorum. O Alev Alatlı’nın kitabında geçen (Şröydinger)in kedisi deneyinde olduğu gibi, gerçekliği oluşturan sensin…

-“Hah, evet, yani müşahidin katılması…” (…)

 

"Varlığa şahidlik eden şehid..."

 

Şahid ve şehid kelimeleri üzerinde duruyor;

-“O –Üstad- bende şehid… Bende şahid oldu.” O rüyada geçen mesele; “Yaz, 21 defa şehid mi ne olursun”. Şehidlik ve Şahidlik… Varlığa şahidlik eden şehid… Şehid; Allah yolunda… Üstad’a Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin sözü, “Sen şehid olursun” demesi… Üstad’ın; “Bunu da bana lütfetti” diye aktarması… Bir rüya meselesi; “Sarı zarf”la gelen müjdeli haber. Takdim yazısıyla ilgili… Şehid ve Şahid… Şahid ve şehid… Bir ara, ‘O surette tecelli etti, o suretin yok olmasıdır’ hatırlatmasını yapmam üzerine, “Allah bilinir görülmez, Allah Resulü görülür, bilinmez”… İnsanî hakikat ebediyyen… Ezelden ebede, böyle… Mutlak tevhid mümkün değildir. Ve O, “Kün”deki gizli Vav’dır… (…)

 

"Asıl kaybolmayacak!.."

 

-Akşam televizyonda izledim, insan nefesi –kokusu-da tıpkı parmak izi gibi eşsizmiş, her insanda farklı. Delil olarak kullanılıyormuş cinayetlerde. İnsanın tek tek eşsizliği mevzu, birbirine benzerlik içinde, hiç benzemez olması…

(Şerlok Holms)ü söylüyor. “Benim bir hafiye tarafım var ya… Ama şu var, teferruat, teferruat, teferruat derken asıl kayboluyor. Asıl kaybolmayacak!”

“Kötülüklerin kaynağı; yokluk… Yokluktan geliyor… Bak, ağız… nefes…  Divân Edebiyatında çok sık geçen “dudak”ın anlamı… Hak ve kul… Berzah’ta Hak ve Kul… İnsan yönünden, varlığın varlıkla idraki…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.