• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 18 °C
  • Konya 16 °C
  • İzmir 27 °C

Şükrü Sak yazdı; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "İsmini çok duyuyoruz ama tanışmak kısmet olmadı..."

Şükrü Sak yazdı; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "İsmini çok duyuyoruz ama tanışmak kısmet olmadı..."
14 Mayıs Salı... 2013

ic-bir-a-001-001.pngic-iki-b-001-001.png

 

"İsmini çok duyuyoruz ama, tanışmak kısmet olmadı..."

 

14 Mayıs Salı…

Ruh ve beden…

Ruh olmadan beden, beden olmadan ruh, gördüğün gibi anlaşılamıyor… İşte bu bedenin sessizliği, dilsizliği, ruhun dili… “Az önce burada bir insan vardı, nere gitti o?” Bu bir “insan” değil, ceset…

Rutin… Kütüphane vardı, çıkmadım. Saat onbir gibi tam isabet, sıcak su vardı. Öğlen yemeği yedim ve tekrar yattım. İki buçuk gibi kalktım. Pantolonu terziye verdim. Sonra çay demledim. Kantin geldi. Kumandan “Sizin dondurma gelmedi” diyor. Dış kantin olabilir, yani Perşembe günü. Çay veriyorum. Namaz kılarken sesleniyor. Sonra kendi geliyor.

 

"Adamlar burada bizimle uğraşırken..."

 

Namazdan sonra varıyorum;

-“Dedim hemen ister –sigaraları- istemeden vereyim…” Espri yapıyor. İyi. ‘Tabi efendim, alayım ben onları.’ Şalgam suyu da geldi iki tane, şu kaşarı da alın. ‘Durum iyi bu sefer, orda geçen haftadan kalma şalgam suyu da vardı yarım’. “Ee o da benim olsun o zaman…” Tamamdır… (…) “Siz burada benimle uğraşırken, gitti Reyhanlı, adamlar arabalarla gelip patlatıp gidiyorlar…” ‘Bir de bize ‘uyanık olun’ çağrısı yapıyorlar. Biz uyanık olacağımıza siz uyanık olun da orayı burayı patlatmasınlar, insanlar ölmesin.’

-“Haberlerde ne var ne yok?..”

-Ölü sayısı yüzden fazlaymış. Haberlere yayın yasağı koymuşlar. Hepsi şokta.

-“Adamlar burada bizimle uğraşırken… “ Acilciler yapmış…

-Hayat tv’de yalanladılar, gerçi normal, çok fazla sivil öldüğü için…

-“Adamlar Şam’da büro açıyorlar, kamyon yüklü bombalarla geliyorlar sizin haberiniz yok. Acilcilerin orda bürosu varmış.”…

 

"Acilciler... Hilal Orkunoğlu..."

Buradan mevzu “Acilciler”e kıvrılıyor… Acilciler…

-“Üstad’ın da akrabası, bizim rahmetli hanım tarafından da akraba… Böyle ama dünya umurunda değil. Materyalist, Marksist. Ama her şeyi aşmış böyle, içinde bulunduğu çevrenin de bütün–çelişkilerini, basitliğini- görüyor. Bir gün bir solcu ile yaptığım tartışmayı anlatırken, “Niye sinirleniyorsun ki çapı o onun, daha ötesini anlamaz” diyor, şuuruna ulamazsın anlamında. Üç dört defa eve geldi gitti. Benim farklılığımı görüyordu, bu sefer de kendi çevresi, ailesi filan, “ne işi olur o faşistle” tarzında itirazlar. Sahici biriydi. Hatta güzelliğini filân, gazetelerde de çıktı, Hürriyet’te, Monaco prensi ile kıyaslayıp, sönük kaldığını filân, ama o tür pohpohlamalara şişirmelere zırnık itibar etmezdi, o şeylere. Bir gün otobüste iki genç, laf atıyorlar buna. Biraz sonra onlara, ‘ben burada ineceğim, siz de gelin’ diyor. İniyorlar, gece ıssız tabi bir parkın içinden geçerken, birine ‘sen şu çantayı tut bakayım’ diyor. Anlıyorlar tehlikeyi, başlıyorlar kaçmaya. Öyle de biri. Gece tek başına sokağa çıksa kırk erkek bir şey yapamaz yani. Öyle, taş gibi hissiz.

 

"İsmini duyuyoruz ama tanışmak kısmet olmadı..."

 

Kendi fikrinde –inancında- fenafillah olmuş biri. Maddecilikte. Bir gün Atilla İlhan’la görüşmeye giderken, ‘ayıp olmasın bir iki kitabına bakayım, filmini seyredeyim’ diyor. Ona diyor, (Atilla İlhan) kendisi anlattı, “İsmini çok duyuyoruz ama, tanışmak kısmet olmadı” diye. TRT’de program yaptığı zamanlar. Ruşen’de (Çakır) tanır. O çevrede, hani diyelim, etkisi, ağırlığı büyük olan biri. Komutan gelse şimdi, ‘ben komutanım’ filân demesine gerek yok- herkes duruşunu düzeltir ya, aynen öyle… Ama o buralarda değil… İşte, vapur iskelesinin karşısındaki kahveye oturup, benim gelişimi bekleme, yürüyüşümü izlemeler filân… Ben anlattım, “bu cinnî bir durum” filân diye. Hemen “cinci hoca bulma” telaşı gibi. Öyle bir şey değil anlattığım. Mevzuunda fenâ olmuş. Onun benim için “çok orijinal” demesi, diğerlerini de şaşırtıyor tabii; hani “bu faşistle ne alâka?”… Paris’te bu solcuların bir lideri vardı. Bedri Yağan mı –neyse- işte bu Hilâl… Kâh öldü diyorlar, kah bilmem ne…”

(Çok daha sonra, 2015’de, Cem Sancar’la görüştüğümde bu hikâyenin başka bir boyutunu daha öğreniyorum… O da konuşurken tesadüfen. Müthiş bir şaşkınlık içindeyim. Cem Sancar, Hilâl Orkunoğlu’nu çok yakından tanıyor, “fikirde bizim ablamızdı” diye anlatırken, meselenin rengi de değişiyor tabii…)

*

Ruşen Çakır’la yıllar sonra yaptığı görüşme üzerine konuşuyor… (Ruşen Çakır, Kumandan'ı cezavinde ziyaret etmiş ve görüşmüştü...)

-Ruşen’de tanır onu… (…) Ruşen böyle kilo almış, göbek filân… İri yarı da zaten, uzun boylu… Ben zayıf kaldım onun yanında…”

*

"Hayatı hiç yaşamadı..."

 

Adile Güleray… Kumandan’ın teyzesi… İngilizce öğretmeni… O çaba, gayret, yurtdışına gidişi… Ordan gelirken getirdiği eşyalara dair detaylar, işlemeli mobilya türü, antika, masa filân… “Onları satın…” Sonra okulu bitirdi, lisans filan. Gazi Üniversitesine geçti. Bizim düzenimizin insanı. Ama bu düzende olunca, o çaba, gayret, kerizlik gibi. “Hayatı hiç yaşamadı…” Kanserden öldü. Evlenmedi hiç, şeyden değil, beğenmedi kimseyi, iş, güç…  (…) Kardeşi. Mastır yaptı, İzmir –veya Ankara üniversitesinde- Ordan da emekli oldu…

(…)

Yağmur yağıyor. Sesleniyor; “Bak dergiler geldi.” Bir sürü dergi. Posta, APS mektuplar vesair. ‘Benim gelmeyen yazı yok mu içlerinde’. Bakıyor. “Senin yazı bunun arkasında..” O ne? –“ Bu …(…), adrese bak, nasıl adres?” Okuyor adresi. –Efendim bakayım ben onlara bir. Alıyorum, on altı on yedi sayfa. Okuyorum kabaca. –“Baktın mı, ne anlatıyor?” İnternet haberleri, adli tıb mevzuları vesair. Veriyorum tekrar. Onu şikayet, bunu şikayet filan. Dilekçeyi (…)’nin verdiğine dair bir şey. Ama hangi dilekçeyi?.

*

Receb’e seslenip sordum; Tutuklama yokmuş, hanımları da zaten otobüsten bırakmışlar. Akit’te –bugünkü- Murat Alan’ın haberi. “Mahkemenin yenilenmesi için çalışma başlattık…”. Baran’ın gelen sayısının, bizim abonelikten mi, yoksa postadan mı olduğunu öğrenemedim.

*

"Sekiz senedir böyle..."

 

Gözlük” meselesi… ‘Bunu yazmıştınız efendim…’ Amaçları sinirlendirmek, dağıtmak. Bunların durumu da o hesabı, Frank Sinatra’ya atfen anlatılan, “N’aber Tom!” fıkrası… Gayet güzel… “Havayı ikiye katlıyor böylece…” Gülüyor… ‘Bunların da amacı o…’ Yazı? “Bitirdim ben, şimdi öyle oyalanıyorum…”

(Kısa İkibinbir sigara ve yıllarca evvel, Çengelköy’deki ilk evde gördüğüm rüya. Hayâl meyâl, bir sürü sigara, ona vermekle, götürmekle ilgili..)

-“Sekiz senedir böyle… Bitmiyor hikâyeleri…”

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.