• BIST 99.292
  • Altın 238,471
  • Dolar 6,1720
  • Euro 7,2662
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 22 °C
  • Konya 25 °C
  • İzmir 22 °C

Şükrü Sak yazdı; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "Ben de son Osmanlı..."

Şükrü Sak yazdı; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "Ben de son Osmanlı..."
Günlük... 4 Mayıs Cumartesi... 2103...

sak-gunluk-png-001.png

 

TAKDİM…

Ölüm Odası, O’nun direniş kalesiydi;

Devrimci bir fikir adamının direniş kalesi…

Bizim açımızdan hadisenin ilginç tarafını da daha önce bir vesile ile anlatmıştım;

25 Ocak 2000 tarihinde, eski Türkiye’nin İslâm düşmanı hainleri tarafından “dağıtıldıktan” tam on üç sene sonra, yine bir cezaevi hücresinde, cezaevi ifadesiyle “teklerde” karşılaşma ânı olmuştu… O ânı, heyecandan tarif edilmez bir andı diye not edebilirim sadece…

25 Ocak 2000’de Metris’te Noel Baba operasyonu ile “dağıtıldıktan” on üç sene sonra, 21 Ocak 2013’de, yeniden “Ölüm Odası”nın kapısında Kumandan’la karşılaşıyoruz… Benim havalandırmaya açılan hücrenin kapısının önünde… Güneş arkadan vuruyor… Farklı bir zaman dilimine geçmiş gibiyim… Sarılma, kucaklaşma… Hoş geldin… Eşyalarını indir de… Eşyaları indiriyorum…

Tarih; 21 Ocak Cumartesi, 2013…

Sonra?..

21 Ocak 2013’den, 22 Temmuz 2014’e kadar, Kumandan’ı Ölüm Odası’ndan dışarıya gönderdiğimiz tarihe kadar geçen on sekiz ay…

Dolayısıyla bu “günlüğünbaşlangıç ve bitiş tarihi de bu…

O kadar “zaman”dan geriye kalan?..

*

Ben “kim”le olduğumun, kiminle bulunduğumun şuurundaydım; Dünyayı değiştirecek devrimci bir mütefekkirin yanında olduğumun… Bu işin bir yönü… Diğer yönü de, cezaevinde “yazmaktan” başka bir seçeneğinizin olmaması… O kadar zamandan geriye kalan beş defter…

Ne kadarını yayınlarız, nasıl yayınlarız, şimdilik bilmiyorum, ama fırsat buldukça, “O günlerden geriye kalan” niyetine, gün gün yayınlamak gibi bir niyetimiz var… Bu çerçevede niye “4 Mayıs”tan başladığımız da belli… Ne kadarını yapabilirim bilmiyorum ama en başta kendim açısından, o zaman değeri birse şimdi bine çıkan bu “ânların”, onun fikrine, davasına, gayesine, olmak-oldurmak istediği şeye bir katkısı olursa ne mutlu bize diyeceğim… Yani bu anlamda hasislik yapmıyor, O’ndan duyduklarımı, dinlediklerimi sadece kendime saklamıyor, sizlerle, okuycularımızla paylaşıyorum…

Bir fikir adamının kesintisiz yirmi dört saat devam eden fikir mesaisi içinde, el attığı her mevzuyu, her meseleyi, kendi hakikatine bağlayan, kendi dünya görüşünün hasrına alan ve el atmadığı hiçbir şey bırakmayan, bizim açımızdan “korkunç” denilebilecek müthiş bir hayat… İşte o hayattan bazı tablolar...

Ve önemli bir not; Kaynak ve isim belirtilmeden alıntı yapılmaması hasseten rica olunur. Sebebini izah etmeye sanıyorum gerek yok...

*

4 Mayıs Cumartesi (2013)

*

Bu sessizlikte, bu tenhalıkta, bu dış dünyanın bütün tesirlerinden arınmışlıkta, bir sinek vızıltısı değil, neredeyse sineğin kanat seslerinin bile duyulduğu bir ıssızlıkta, duvarlar ve demir parmaklıklar sessizliği emiyor ve onlar da derin bir sükûtla susuyormuş gibi bir his veriyor insana… Sonra açılan bir malta kapısı, aralanan bir mazgalın sesi, sadece anlamsız bir ses olarak, bir bomba gibi patlıyor o sessizliğin ortasında… Hücre… Havalandırma… Her şey rutine bağlanmış sanki burada…

*

-“Olmak, ol emrini işitmekle, yokluktan varlığa çıkma… Oluş kendinden. Ama burada bir “işitme” var… Sanki dış tesirmiş gibi. İşte burada karışma, karışık bir şey var… Kötülüklerin kaynağı da yokluk…”

“Güzel söz’ün Allah’a ulaşması…

Batı felsefesinde de var; “Beni ruhumda bir emreden olarak duyarım” der mesela…

-Evet, Berzah’ta geçen mevzuu…

-“Felsefe buradan varıyor; ruhu benimde emreden olarak…”

*

"Melâmîlerin pîrî de benim..."

Edebiyat dergisindekilerin Üstad’ı ziyareti. Evdekileri göndermesi, odanın düzeltilmesine izin vermemesi. Odanın dağınıklığı…

-Efendi Hazretlerini anlatırken de; “Üzerinde bir toz zerresi bile bulunmazdı” demesi. Nizâm ve tertibi sevip… Sonra 12 senedir yıkanmayan bir veliye müridinin, artık kokmaya başlamış, “bir yıkansanız” demesi, Velinin de “Yıkanmaya mı geldik dünyaya” cevabı…

-“Sabit fikir, bir ân bile o şeyden, -hâlden- kopamıyor, kopmak istemiyor o hâlden…”

-Benim yevmiye mevzuları, hep o küçük odada geçen konuşmalardan… Ben ona bakmam, ben “alacağıma” bakarım, uyanıklık yapıyorum burada…

Dış dağınıklığın, iç âleme aşırı gark olma, sabit bir fikre saplanıp kalmaktan olduğu… Ve Melâmilik… Melâmîler… Onların yaşadıkları "müthiş" hâllerden örnekler...

-“Melâmîlerin pîri de benim…

*

"Olmak... Olduğun gibi olmak... Kendin olmak... Biz fikir olarak..."

Üstad’ın “kendi” olduğu ve kendi olmayı beğendiği…

-“Biz fikir olarak” deyişi var onun böyle, koltuğa kurulmuş, robdöşambrı üzerinde… Başka her şey olabilecekken onların hiçbirini istemeyip, kendi fikir konforunu ve fikri sevdirme hâlini, mücadelesini… “Biz fikir olarak…” Fikrin beş para etmediği bir vasatta… Anlıyorsun o şeyi değil mi?.. İşte ben Vehbi Koç olmak istemiyorum. Bu hâlim yetiyor bana. Bu hâlimden memnunum ben. Fil gibi yemek istemiyorum, işte şu kadarcık şey yeter bana. Kişinin kendi olması, kendi istidadı, kendi benine, kendi hâline rıza hâli… Ben İmam-ı Rabbâni olmak istemiyorum meselâ, onun gibi olmaya çalışmak da… O daha büyük değil mi? Öyle…

*

Sabır ve şükür…

-“Hayat kavgadır. Benim sana vurmam da, sabretmem de, bu ölçülere uygunluk içinde. Vursam da, sabretsem de, hep bir ölçüye göre… Sistem olmadan ölçüsüzlük başlar.”

*

Bir rüya anlatıyor. Bir rüya… Üstad’ın kabrini ziyarete gittikten sonra gördüğü bir rüya… Ve Selma. Üstad’ın kız kardeşi. “Keşke elmayı da verip, parayı almasaydım” dediği. Fatm… Salm… Tüylü bacak. Dikkatini çekmesi. Spiker ve gözlerini dike dike bakmak

Fatıma benden bir parçadır…” Hz. Ali; Ebu Turab. Ebu Halid…(…)

*

Kadında kainat muhasebesi”ni gerçekleştirmek…

-Efendim bu normalde anlaşılan ve bizde karşılığı olan bir şey değildi…

-“Kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı için… Nefs dişi… Tabiat dişi…  Dişi; kabul edici… İşte kadın bir fikirdir…”

*

İstidat… İstidata uygun davranmak. İstidat üzere ilerlemek.

Hz. Ali’nin sözü;

Kâfiri cennete koysan tad almaz. Onun nasibi o. Cenneti buradan götürüyorsun… İstidadına uygun olanı…

*

Bu mânâda da bütün bunlar kadınla erkek arasında en yakın olarak tecelli eden, görünen mânâlar… O yüzden de kadında kâinat muhasebesini gerçekleştirmek.

*

Bu manada, kadında şu (?) olsa kadın daha üstündür. Erkeğin tasarrufu… Onlar bu manada gerçek erkektirler. İdris aleyhisselamın külliyen “ruh”laşması, bedeni tamamen tasarrufuna alması.. Artık…

-“Üstad, misâl veriyorum, ‘şu kapı’ derken daha o ruhlaşıveriyor…

*

"Bütün kâinat O'nun nefsinde toplu..."

Allah Resûlü…

-“Bütün kâinat O’nun nefsinde toplu. Nefsinde olanı haber verir.  Senin nefsinde olanın sana bildirilmesi, haber vermesi… Bu mânâda Cebrail de O’nun nefsindendir –eliyle yukarıda yakalayıp nefsine indirme işareti- Nefsinde olandan başkasını bilmez, anlamazsın… Anlamadığın da, nefsinde anlamadığın şey-haber olarak var. Anlamadığın olarak kalır..”

Sadreddin Konevi hazretlerinin sözü geliyor aklıma;

Kendinde olmayan bir şeyi hakikati ile bilemez, idrâk edemez.” Anlamında. (Sözün tam hâli şöyle; “Bir şey, hakikati itibarıyla, kendisinden farklı olan başka bir şeyi idrâk edemez…” Devamı da şu şekilde; “Herhangi bir şey, kendisine zıt ve ondan farklı olan bir şeye, bu zıtlık ve farklılık yönünden tesir edemez…)

*

-“Her şey kendi mertebesi üzere… O mertebeye mahsus… Meselâ, beden beden olarak kendi olduğu şey olmaktan memnun ve râzı.”

*

(Bu mevzu, kendin olmak, istidadın neyse o olmak, istidadın üzere davranmak mevzu ile alâkalı, Üstad’ın olduğu ve “biz fikir olarak” diyen hâlinden memnun hâli. Ben İmam-ı Rabbâni olmak istemem dediği konu ile ilgili. Bir mertebeden sonra, o zamana gelinceye kadar aldıkları mertebenin, her nefeste katlanarak gitmesi.

-Evet, Metris'te anlatmıştınız, o diyor önce beni as, o diyor önce beni as, birbirlerine ikramda bulunuyorlarmış aslında”)

*

-“Şimdi sen matematikçi değilsin ama, bu bizim ortaya koyduğumuz şey sana da bir usûl, bir yol açıyor… Demirci ile… Demir’in mânâsını ortaya koyan mütefekkir. Demirci ondan payla demir dövmeye devam ediyor.”

Demiri yumuşatmak… Davut aleyhisselam…”

Kelb; Köpek… Kalb. Basir. Basiret. Daha bunlar anlaşılmıyor. Köpek öncü. Koklayarak önden gitmesi. İtalyanlarda Mussolini… Arablarda hayvan lakabları ile anılması…”

Hayl… Hayal… Hayyal… Seyis; At terbiyecisi, siyaset oradan… Siyaset; firâset… At; murad demek…

-Siyaset, toplum terbiyecisi gibi o zaman?

*

"Ben de son Osmanlı..."

Osmanlı… Ve sistem…

-“Ancak ortada böyle bir şey olduğu zaman, benim onlara uygunluğum, uygun davranma çabam söz konusu olur; Vasıta sistem. Ondan sonra, bu benim hakkım, ama istersem vazgeçerim, istersem sahip çıkarım. Kavga ederim. Hayat her ân kavga. Oturmanı istemiyorum. Kızdım ama yumruk vurmadım. “

“Bilinmesi gerekene dair…”

-“Mesela benim buna hiç ihtiyacım yok, bilmesem de olur. Bilmek de istemiyorum.”

-Evet, niçin illa o gerekli olsun?

Mevlana hazretlerinin bir sözü; O’nun müridleri arasındaki çekişmelerle ilgili söylediği bir söz?.

*

Sistem fikri… ve işleyişine dair bir misâl:

-“Diyelim ben ayran içeceğim, o faydalı bana, sen diyorsun ben su içeceğim, o lazım sana. Ayran mı su mu derken, ben diyorum hadi su olsun! Bu seferde onun nasıl olacağı?.. Ortada bir sistem olur, diğerleri bundan sonra, ölçüye hangisinin yakınlığı, uygunluğu vesaire…

Adam gelir diyor Üstad, Batılı… -İşte bu helva nasıl yapılır? Şu kadar un, bu kadar yağ, bu kadar şeker filân… Adam yapıyor, ortaya keçiboynuzu gibi bir şey çıkıyor. O “yapışta” bir şey var, işte neyse o

Hatta Japonlarda bir deyim varmış, bunu gösteren, mesela yemeğe şunu kattı, bunu kattı, bir de sevgisini kattı gibi…

Şimdi helvanın, unun, şekerin miktarı, ölçüsü? Yok!.. Bir onu boca et, bir bunu… Olmaz!

Hatta bir de “göz kararı” diye bir ölçü var, neyse o, biliyor yani…

*

O bahsedilen rüya; “Üstad’ın elinde baston, bastonun baş tarafında heykel, Üstad böyle muzip bir şekilde bana bakıyor… Ve Nazmiye… Bacaktaki kıl… Bunu o zaman işte, “heykel-put”, hoş karşılanmayan diye düşünmüştüm. Bu şekilde tabiri hiç aklıma gelmemişti..

“Heykel… Put… Nazm… Nizâm… Kıl.. Ş’ar. Saç. Şiir… Fatm… Salm..”

*

“Kayan Yıldız Sırrı nisbet şiiri…”

-Atilla Özdür yazdı o zaman, Üstad’ın vefatından sonra şiir tahtına yeniden bir Müslüman aydının çıkmış olması” diye... (…)

*

“Şeyh Allah’a temsil olunur…”

*

“Şeyhteki mürid, müriddeki şeyh…”

*

-“Şu ân karşımda sen varsın, benim nefs muhasebeme dair o da, nefsimin bana verdiği, nefsimde olanın haberi… Karşıma çıkan her şey, insanlık lügatinde, sana senden haber veren kelime… Bütün kâinat lügatte toplu…”

*

İtalyan ressam Cezanne, hep böyle elma resimleri çizmesi… O elmayı elma olarak görmüyor ki, onu bir “ifade imkânı” olarak görüyor…

*

-Kapının kapanmasına az bir zaman kaldı efendim, biraz yürümek isterseniz?

-“Yok, boş ver yürümeyeceğim” gibi bir işaret yapıyor. O sırada diz, ayak mevzu oluyor nasılsa; Eklemlerin hareket etmesi gerektiğini, hareket etmeyince kireçlenme yaptığını söylüyorum. Çayını alıp kalkıyor, dışarı, havalandırmaya çıkıyoruz. Volta… Mesai devam ediyor.

Melâmi… Sabit fikir… Mekânın dağınıklığı, üst baş kirliliği, düzen, nizâm… “Bir tek toz zerresi bulunmazdı üzerinde…” Oradan, Üstad’ın odası, yevmiyeler. Gark olmak… Sabit fikir…

-“Mektubât, İdeolocya Örgüsü’ne mezcedilmiştir…

*

-“Şimdi Muhyiddin-i Arabî Hazretleri anlatıyor, anlatıyor; ‘Bu makam tek ve eşsizdir’ diyor, sonra bir başka makamı anlatıyor, anlatıyor, ‘Bu makam tek ve eşsizdir’diyor, bir başkası için yine öyle… Yahu bu ne, hepsine “tek ve eşsizdir” diyor. Değil… Hepsinde hepsi var, bütün makamlarda, bütün makamlar var. Ama birinde “bariz vasıf” o. Yani diğer makamları bilmiyor veya onlardan habersiz değil…”

*

-“Bütün tarikâtlar Hz. Ali’ye çıkar…”

-Hz. Ebu Bekir değil mi?

-“Hayır, Hz. Ali’ye… Hz. Ebu Bekir’de hususileşir…”

*

-“Sahabeler gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz…”

*

-“Diyelim ki o “hata”lar da, daha sonra gelenler için yol gösterici, düşülmemesi gereken, yapılmaması gereken…”

*

-“İleriye ve geriye doğru tarih, “ân”da kesişir…”

-“Tarih mevzuunda, geriye ve ileriye doğru Osmanlı merkezdir…”

Espri yapıyor;

-“Ben de son Osmanlı…”

*

(Başta anlattığı rüya ile mi alâkalıydı?.. Şu “ahizeyi ters vermesi” ile ilgili rüya… “Ahize; alıcı, kabul edici, işkence…”

-“Bizim telegram o zaman başlamış…”

“İşitme…”

Bir ara, “Sana nefsinden haber veren” meselesini konuşurken…

-Varoluş başkasının içinden geçmektir…

*

(Kardeşliğin hakikati… Malûm, çözüm süreci, barış süreci ile alâkalı…

-“Sen aileyi, kardeşleri bir arada tutamıyorsun. Aile parçalanmış, orda kardeşlik yalandan. Kimsenin kimseye böyle bir müştereklik noktası kalmamış..”

-Efendim sizin 20 sene önce söylediğiniz şeyler üzerinden yürüyor mesele, ve o noktaya varacak, sizin sunduğunuz çözüme…

-“Ama biz buradayız ve bize ait değilmiş gibi…”

-Evet…

*

-“Şimdi gidiyor psikoloğa, ‘neyin var?’.. Adam, “Ne bileyim neyim var!” diyor

(Bir ara, “İşte böyle Hatçe” hikâyesini anlatıyorum, sözünü “işte böyle” diye bağladığı bir yerde… “Selma hikâyesi”nde, kopma… “Keşke elmayı verseydim, parayı da almasaydım” sözünde… Ne kadar enterasan…)

*

"Lügât-u Salihûn..."

(-“Lügât-u Salihûn’u yazarken… Birkaç kişiye söyledim, yok! Arada onları çıkardım.. –Sefine ve Berzah kastediliyor- O arada da buraya geldim. –Hücre’ye, tecrite alınması- Sabahlara kadar böyle, nerdeyse nefes almadan… O da alanında, kendi alanında benzersizdir… Yoğun telegram altında, bazı kelimeler, sırası değişmiş, bazıları tekrar, o da söyliyeyim (…..)’in suçu. İkinci bir baskı olursa düzeltilecek yerler var, tekrarlar çıkarılacak, bir de sırasında gitmeyenler var –alfabetik sıra?- düzeltilmesi lâzım. Ama sonradan, ordaki yanlış ve hatalar bile, farklı bazı başka şeylere vesile oldular…)

*

-“Tek kulplu kova… Harika bir mânâ… Kalbinden nuru kovayla çek. Haber okuyan spiker (rüyada) gözlerini dikerek bakıyor. Babasının ismi de Halid…

-“Muazzam şeyler var, öbür hafta okursunuz…”

*

-“Şu defterlerden 20 tane olmuştu, o lügati yazarken…”

-“O da Tilki Günlüğü gibi, anlaşılmadı…”

-Ama taklitleri çıktı…

*

-Bal tefsiri diye ilginç bir şey var, duydunuz mu efendim?

-“Hayır…”

Bir rüya ve dört beş farklı tâbir… Onu söylüyorum.

*

-“İşin aslı imandır zaten… Bütün mesele inanmakta…

Nefsimde olanın bana bildirilişi…

-“Berzahtaki her şeyin bu âlemde bir karşılığının olması –veya-bu âlemdeki her şeyin berzah âleminde bir karşılığının olması…”

*

Fuzûli… Fazl… Fazlalık. Taşmak, taşkınlık…

Taşkınlığın” bir de müsbet anlamı var; feyzin taşması gibi

Her şey kendin olmak için. Senin oluşun-olman-oluşunu tamamlaman için… Sen sen ol, başka bir şey değil!

(4 Mayıs Cumartesi, 2103, Bolu F Tipi Cezaevi, B-7-40)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.