• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 18 °C
  • Konya 16 °C
  • İzmir 27 °C

Şükrü Sak; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "Seni hiç unutmayacağım..."

Şükrü Sak; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "Seni hiç unutmayacağım..."
15 Mayıs Çarşamba... 2013

ic-bir-a-001-001-001.pngic-iki-b-001-001-001.png

 

15 Mayıs Çarşamba…

 

Sabah on gibi… Açık sahada futbol… Fena yoruldum. Gelip yattım. Bir gibi yemek, çay filan. Telefona çıkacağım. Kumandan’a bir bakayım dedim, kalkmış oturuyor, giyinmiş. Selâm aleyküm. Aleyküm selâm. Önce onun kapısı açıldı, sonra benim. Onu da telefona çıkacak sanırken, o ziyarete gitti. Ben telefona çıktım. Geçen hafta Bolu’nun önünde yaşananlara dair yeni bilgiler aldım. Buradan gece saat üç gibi çıkmışlar, Emniyet’ten bırakmışlar. Salih Ahmet’de gözaltına alınanlar arasındaymış. Onlar gözaltındayken, “Milletvekillerini, V. A’yı, B. P’yi, her yeri aradım, ayağa kaldırdım” diyor. “Oğlun gazı da yedi, copu da!” Bayanlardan da gözaltına alınan beş altı kişi. O yorgunlukla Konya’ya döndüklerinde, babam, anam ve Murat Konya’ya gelmişler. “Yorgunluktan dolayı iyi ağırlayamadım, inşallah memnun olmuşlardır” diyor. 19 Mayıs dolayısıyla açık görüş var, haberiniz olsun!

*

Kumandan ziyaretten geldi, üçe doğru. Havalandırmaya çıktı. Çay. İskemleye oturdu. Hüzün atmosferi; Dışardaki dünya ile buradaki dünyanın kesiştiği ânlarda yoğunlaşıyor… ‘Ben de telefona çıktım, çocukların selamı var.’ “Aleyküm selâm bizimkilerin de selamları var, nasıl iyiler mi?” (…)

*

Aylık’daki bir röportajdan mevzu açılıyor. (Dekart)ın odasında İmam-ı Gazali’nin eserleri varmış, altı çizili olarak…

-“Fizik lafının kendisi fizikî değil…”

Genç bir profesör…

-“Batı’da bilinir, felsefe bütün bilimlerden önce gelir, burada onları yeni fark ediyorlar. Hani “peşin fikir” diye söylediğimiz mevzu. “Kelebek etkisi” dedikleri husus... Daha önce yazdığımız; Afrika’da bir karınca ile buradaki bu insan arasındaki alâkanın gösterilemediği yerde her izah eksik kalır. Biz bütün bu meseleleri bir sistem içinde yerine oturttuktan sonra, oradan “Mutlak Fikrin gerekliliği”ne varıyoruz. Bunların olduğu yerde de akıl o mevzulara girmez, veya aklı aşar. Bir şiirimde söylediğim: Sonsuzu saklayan atom/Aşınmaz esrar giden gelenle…

(Dipsiz fezayı gizleyen atom/ Aşınmaz esrar giden gelenle… Kayan Yıldız Sırrı, İman başlıklı şiir, 1984 tarihli…)

*

Nefs meçhuldür… Bazen akıl, bazen ruh vesaire diye adlandırılan. Nefsi sıfatlarından tanıyoruz, yoksa meçhuldür. Bu da “Allah insanın bâtınını kendi bilenmez sureti üzere” yarattığından… O yüzden de “Nefsini bilen Rabbini de bilir…”  Nefsini bildikçe… Bu da, “bildiğin” her şey halk, (idrâk sınırına giren anlamında) Hak onun hep ötesinde, ebediyyen… Allah Resulü’ne bildirilen, O’nun nefsinde olanın ona haber verilmesidir. Nefsinde olmayan bildirilse de anlamıyorsun zaten. Anlamadığın olarak kalıyor… İnsanî hakikatin sınırsızlığı… O yüzden bir veli, muhatabının batınını, -sureti görünce mânâyı tanıması-, sûretsiz tanıyamaması onun eksikliğine hamledilir… İman nefsinde isbatladığındır! Nereden geliyor, inkâr eden de –nefsinde olanı inkâr gibi- bu anlamda biz inkârcının inkar ettiği hakikati de neyle inkâr ettiğini göstermiş oluyoruz… (…)

*

“Kendisinin bir “sûret ve şekli” olmayan, suret ve şeklin kendisinden olduğu, ama kendisinin şekli ve sureti olmayan gibi, bizim geçmişimiz mazi de kendisi şekil olmayan ama bizim şeklimizi belirleyendir…”

*

-“Şimdi böyle oturmuşsun, dizlerini birbirine yapıştırmış, ellerini bitiştirmişsin… Bakıp, sonuç çıkardım; soğuk, üşüyorsun…”

-Cahit Zarifoğlu, ‘Bense ondan topu topu kırk elli şiir okumuşum’ diyor ya…

-“Yani tesir altında değil(!) Biz her şeyimizle O’nun tesiri altındayız. O tesirle ne yaptığımız da ortada! Sıfır tesirsizlik, hiçbir tesirin olmadığı bir durum imkânsız olduğuna göre… Tesir altında kalıp kalmamak da değil mesele, o tesirle ne yaptığındır. Bak şunu okuyorsun, onu bırakıp bunu, sonra şunu. Böyle irtibat kurarak. Sen şimdi böyle –boş durma ve düşünme taklidi yapıyor-ne yapacaksın, aklına bir şey gelsin(!) Hiç tesir altında kalmamak için, böyle hiçbir şey okumadan, araştırmadan, uğraşmadan, böyle durup düşüneyim de –hareketi taklit ediyor- aklıma bir şey gelirse onu yazayım(!) (…)

-“Kültür sende kalandır. Okursun, aklında hiçbir şey kalmaz, ama bir mevzuda yeri gelir, budur dersin…”

-“İlim peşin kabulden hareket eder. İlim demek doğru demek değildir,  ‘a priori’ diyorlar, anladığı da yok- Bunların hepsini izah ettik; bedahet davası. İlim bir şeyi isbatlar veya isbatlayamaz. “İlim”den, -bilgiden-bilmeden- önce bir şey, bir yönelme var... Bak, bu "yönelme" en başta... (…)

-“İman; nefsinde isbatlamak… İlim; iki şeyin arasından üçüncü bir bilgi çıkarmak, o arada da o yeni şey, o mu, bu mu, şu mu derken… İrtibat kurmak yani..” (…)

-“Şimdi sen başka bir şeye bakarken o “horoz”la ilgili hadisi buldun, oradan şu, oradan bu. Bak şimdi bizim anlattığımız tarzda bu, ne tefsirde, ne de başka bir yerde böyle bir mânâ içinde görülmüştür. Yoksa düz değil mi; “Horoza sövmeyin. Namaza kaldırır…” (…)

-“Hukukla ilgili bir şey söylüyorum değil mi, fıkhî olarak onu da içine alan bir yenilik. Sen onu delillendirecek, ispatlayacak yerde…”

Ezberden ilim olmaz…

*

Kültür… Kültür Davamız… Şimdi sen bırak, bana mesele getir, çözemeyeceğim… Doktor okuduğu kitapları sıralamıyor ki hasta karşısında. Ben de bu şey olduktan sonra, sen mesele getir çözülmeyecek… Bütün okumalardan sonra kalan… Kültür odur… Kelimelerin anlamlarının değişmesi… Mesela argo bir cümle değil mi, ne alâka dersin… Kavramın oluşması, böyle böyle mânâların öbekleşmesi…

-“Say bildiğin kelimeleri deseler, belki yüz tane sayamazsın. Ama yeri geldiğinde bin tane kelime kullanmışsındır…”

Spesifik…

*

-“Hazreti İsa, Allah’a “Hakîm” ismiyle dua edermiş… Abdülhakim koltuğu… Hakîm… Bunu böyle gösteren tefekkür de benim. Yoksa Allah’ın birçok güzel ismi var…”

-“Batılı bir şair var, ismi aklıma gelmedi, böyle nesnelerin adı olan, nesneleri ifâde eden kelimeleri, -diyelim şu kadar kelime- bir nesne için, en uygun kelimeleri seçip, böyle bir şiir tarzı var; böyle çok zevksiz ve anlamsız gelir şiirleri anlamayana, böyle alt alta yazılmış alakasız kelimeler gibi. Sadece anlayan tadını alır onun…”

*

“Seni hiç unutmayacağım…”

 

Eskişehir’deki karşılaşmaları, Üstad'ın, "Seni hiç unutmayacağım” demesi… Bilmesidir…

(Kumandan 15 yaşında iken, Üstad Eskişehir’e bir konferans için geliyor ve ilk defa orada karşılaşıyorlar. Bu ilk karşılaşma. Yıllar yıllar sonra, “İbda reçetesi”nde geçen bu mesele… Üstad, kendisine, “Niçin söyledim?” diye sorduğunda da, “Hiçbir münasebeti yoktu efendim” diyor... )

Kumandan bu meseleye dair konuşuyor… Bu nedir?..

Bir veli, muhatabının bâtınını, -sûreti görünce mânâyı tanıması-, sûretsiz tanıyamaması onun eksikliğine hamledilir…)

Mesele bu… Yani?

Üstad, “sûreti” görünce, mânâyı tanıdı; “Seni hiç unutmayacağım…” Sûret olmasa da “mânâyı” tanıyan veli?..

-“Konferansın ismi; “Yolumuz Halimiz Çaremiz”di…

-“Çok eziyet etti bana…” -“Hiçbir ser-rişte vermiyorsun hâlinden…” (…)

“Karşısındaki insanda, onun mânâsını, vasfını, sıfatını, misâl âleminde –rüyada- suretini görmeden bilmezse, eksikliğine hamledilirmiş..”

(Bu “tanımada" -Seni hiç unutmayacağım- eksiklik olmadığı vurgusu…)

 

*

Kumandan seslenmiş, duymamışım, İsmail haber verdi, vardım

-“Şimdi sen bana bu divânı gönül rızası ile verdin mi?”

-Evet efendim, anlaştığımız gibi, siz de bana Kayan Yıldız Sırrı’nı imzalayıp verirseniz karşılığında…’

*

Kumandan sesleniyor…

-“Al sana bir gazetecilik haberi, bu Fenerbahçe maçında büyük bir pankart açmışlar, (Beklenen sensin, özlenen sensin, gözlenen sen-büyük bir pankart) On dakika filan göstermiş bunu televizyonda?

-Efendim benim bunu bir araştırmam lazım, illüstrasyon olmasın, çünkü internette yapıyorlar böyle şeyler bazen…

-“Yok, fotoğrafları varmış…”

-Tamam efendim

*

"Ben Necip Fazıl'ın sırrıyım..."

 

-“Kakülünü külâhın altına gizleyip, rüzgar onu gelip bulmasın, o da utanıp, kızarıp mahcup olacak, rüzgâr geliyor, gidiyor yok. Saç; sır demektir bu arada… Külâhın altında gizlenen bir sır… (…)

*

-“Benim rüyalarımda öyle hiç uçan kaçan bir şey yok. Hiç de öyle ahım şahım değil hani… Bir köpek havlıyor mesela… Köpek… (Kalb. Basir… Basiret sahibi ve anlayışlı olan... Hakikatleri anlayan… Kalb gözü ile gören... Delil, hüccet... İdrak... Fikir...)

-“Çocuk babanın sırrıdır… Ben Necip Fazıl’ın sırrıyım… Sen yoksan bile seni dileyişimizdeki şiddet sana vücut verecektir diyor ya… Doğum tarihim; 1950…”

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.