• BIST 92.708
  • Altın 209,236
  • Dolar 5,2713
  • Euro 6,0052
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C
  • Konya 8 °C
  • İzmir 15 °C

Şükrü Sak; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "Bizden hiçbir efendi yatağında ölmedi!"

Şükrü Sak; (Salih Mirzabeyoğlu ile Zindan konuşmaları): "Bizden hiçbir efendi yatağında ölmedi!"
16 Mayıs Perşembe... 2013

ic-bir-a-001-001-001-001.pngic-iki-b-001-001-001-001.png

 

16 Mayıs Perşembe…

 

"Ölüm Odası"nda Ölüm Odası...

"Sana birşey söyleyeceğim; şaşıracaksın!"

 

Saat iki üç gibi, dışarı oturdu, duvarın dibine, ben hücreyi temizliyordum, içerdekileri dışarı çıkarmıştım. Temizlik bitince, eşyaları tekrar yerleştirdim. Çay ve sigara faslı...

“Muamma” üzerinde, fikir mesaisi devam ediyor… Bir ara içerden “Ölüm Odası” tefrikasını alıp geliyor ve yazı üzerinde anlatıyor… “Ölüm Odası”nı, dışarda okumaya çalışırken, o hâlimi hatırlıyorum… Geçişler, bir kelimenin farklı anlamlarından, diğer meselelerle kurulan irtibatlar, onların ortak bir hafızada canlandırdığı diğer tedâiler… O anlatıyor…

-“Bak şimdi sana bir şey söyleyeceğim, şaşıracaksın, bunu böyle gören ve anlatan yoktur. Halid bin Velid Hazretlerinin Müslüman olmadan önce, Allah Resulü’nün ordusu ile yaptığı bir savaş var; hani galibi mağlubu belli olmayan gibi bir durumda sona eren… Onun şiir gibi ince hakikati; Allah Melik’tir, Allah Resulü de… O’nun “Melik”liği, müsbet ve menfi ne gelirse Allah’dan ya… Bu anlamda, o durum Allah Resulü’nün “Melik”liğine delildir. Hani, Melik illa ki öyle olacak diye bir şey yok, iyi-kötü, hayır-şer, ne gelirse, nihâyetinde O’ndan geldiği için… Bak öbür yorumlar yanında bu ne kadar böyle daha hakikat ve şiir gibi; hani, ‘hiçbir savaş kaybetmemiş’ olması, onun incinmemesi için gibi izâhlar var ya, onlara nazaran…”

 

"Belki de bütün herşey, sadece bu sözün söylenmesi içindi..."

 

-Sizin bir eserinizde de geçiyor efendim bu mevzu, ama hangisi olduğunu hatırlayamadım şu ân…

-“İşte onlara göre… Sonra O’nun bir azledilişi var, o da sadece her şey O’na mâlolup, diğer hususlar –sahabeler vesair- perdelenmesin, ve O’da hep onunla anılmasın diye…

İşte;

-Beni azletmekle iyi bir şey yapmadı

Deyince, biri;

-Bu sözlerin fitneye sebeb olacak

Diyor…

Ona verdiği cevap;

-“O orda –Hz. Ömer- oldukça kimse buna cesaret edemez!”

Belki de bütün her şey, sadece bu sözün söylenmesi içindi; “O oradayken kimse buna cesaret edemez…” Sahabe bu! Ve reylerinde ne kadar hakikat… O yüzden de “Hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz…”

Sahabe deyince, öyle büyük küçük kıyaslamalarına girmeden, önce bir hazırola geçeceksin!

(…)

İsmail, dışarda bir “Atlas”ı silkeliyor… Atlas… “A. Rıza getirdi”…

-“Çok sâdık, Allah bozmasın…” (…)

*

“İnsanî hakikat… Nefs… Bâtının derinliği… Mutlak meçhul… Şöyle düşün; -gözleri kapalı ayağı ile yoklayarak bir adım atıyor- hah tamam, bir adım daha, bir adım daha, hep vardıkça varılacak olan.. Sonsuz ötede.. Meçhûl, Allah Mutlak meçhul… (…) “Kün; ol… Ve oradaki gizli “vav” da Allah Resulü; ebediyyen bilinmez olan… (Allah bilinir görülmez, Allah Resulü görülür bilinmez…)

Küna da “çit” demek, kuşatan… Varlığın düştüğü yer ve onu kuşatan… Büyük tefsircilere saygımız baki, tefsirci olmamamıza rağmen, bu mânâları da böyle gösteren bizden başka yok…” (…)

Üstad, güzeli bile anlatırken ne kadar çirkinleştiriyoruz diyor…

Mevzu, “horoz” ve hadis rivayet eden sahabenin üzerinden nereye geldi…

*

Yeni bir şeye ulaşmak: “Düşünerek üzerinde kendine mâledersin bir şeyi, üzerinde durarak, anlamaya çalışarak… Ezberle bir şey olmaz. “İslam kılı kırk yarmanın değil, kırkbin yarmanın rejimidir” Muhip Efendi’nin sözü.

“Abdülhakim Arvasi Hazretleri hiç kitap telif etmemiştir, bir o Rabıta-i Şerife, o da yakınlarının yazdığı, kendisinin sadece imza attığı… Ama “mürid”e bak, -Üstad- her tarafından her mevzuda eser fışkırıyor. Büyüklük bu mânâda eser telif edip etmemekte değil. Tâ nerelerden kalkıp kıvrıla kıvrıla… Sonra o “bir”  kişi…

-Ağa Camiinde

-“Bu Babanzâdeler de bir kesişme var Efendi hazretleri ile Üstad’ın… Üstad bunu aradı, araştırdı epey…

Mahmud Efendi… Onunla ilgili rüya; “Babamla varıyoruz, babam size emanet gibi bir şey söylüyor…” (…) Tabii, tâbirin zaman içinde farklı bir yönü ortaya çıkıyor…

-Tabirin böyle ucu açık, kapalı değil

-“Evet…

(Mahmud Efendiye dair mevzular…)

Metris’deki zuhurat… O kadının daha sonra intihara teşebbüs etmesi… Sonra, “cenaze yıkama” mevzuu… Mahmud Efendi; “O şehiddir” diyor.

*

-Efendim, normal zahiri şartlar açısından bakıldığında (M..E..)’nin aslında size hitab eden bir yönü de yok’

-“Evet, tabii tabii…”

-Bir incelik sadece…

-“Tabii tabii…”

 (…)

"Tesbihin baş ve son tanesi..."

 

Üstad’ın Maraş’lı Kısakürek sülâlesinden, Zülkadiroğulları, onların –galiba Fatih döneminde- saraya kız vermeleri… Kendisinin Erzincan doğumlu olması… Nerden nereye kesişmeler… Hem soy alâkası hem sır içinde…

Abdülhakim Arvasi ve Üstad’ın mevzuunu anlatırken, Abdülhakim Arvasi için, “Her şey o… Her şey O’nda…” O’nın anlatılmaz sırrı ve büyüklüğünü anlatırken;

“Baş ve sonun birbirine yakınlığı… Baş: Allah Resulü

-Otuz üç…

-“Tesbihin baş ve son tanesi, değil mi, imame burada, O’da otuzüçüncü.. Baş ve son’un birbirine yakınlığı; işte böyle… -Elinde tesbih, gösteriyor- Bu kadar “yakın” birbirine… Zamanın kutbu… Şimdi millet –bir kısmı- devam ettirip gidiyormuş; 34, 35 filân diye, yok öyle bir şey…” (…)

*

"Bizden hiçbir efendi yatağında ölmedi..."

 

Kumandan Halid bin Velid hazretlerini anlatıyor…

(İlginç bir tevâfuk… Tâ İmam Hatip’de okurken, Fıkıh dersinde gördüğümüz bir okuma parçasında, o zamandan bu yana aklımda kalan ve hatta dilime pelsenk olmuş, ezberlediğim yegâne Arabça mısralar aklıma geliyor… Okuma parçası ve o mısralar Halid bin Velid hazretlerinin ölümünü anlatıyor… Bir sayfalık bir metin… Ve sonunda Arabça o iki mısra… İşte Halid bin Velid hazretleri, o kadar savaşa girmiş çıkmış, yaralanmış… Fakat o kadar şey içinde ona bir şey olmamış, vücudunda seksene yakın, kılıç, mızrak, ok yarası… Ve yatağında ölmek üzere… Ayağa kalkıp o mısraları söylüyor ve öbür âleme gidiyor, şiir gibi bir tablo…

(Yü’süfinî en etezekkere gavle-ş şaire

Vema mate ya seyyidi hatfe enfihi…)

Bu anekdotu ve o mısraları söylüyorum;

Şairin şu sözünü hatırlamam beni üzüyor:

-Bizden hiçbir efendi yatağında ölmedi…

(Yatağında doğruluyor ve ayakta ölüyor… Son sözleri olarak da; “Vücudumda hiçbir yer yok ki orada bir kılıç, mızrak, ok yarası olmasın… Ama şu kadare bak ki, ben savaş meydanlarında değil, yatağımda ölüyorum” diyor, yatarak ölmemek için, ayağa doğruluyor ve ruhunu teslim ediyor…)

-“Çok güzel ya… Hârika… Sen yaz onu, bana ver…

*

“Mihâl Gazi… Yazdım ben onu, akıncılar… Onların hayatı bu… Müslüman olmaları da öyle şundan bundan değil… Hidâyet.. Hayatları; savaşmak… Böyle sınır boylarında, öncü, tâa nerelerden nerelere gidiyorlar. Hakim oluyorlar yani…” (…)

“Bir şeyi tasarrufuna almak… Hakim olarak almak, hâkim olmak…”

-Bir de dilenci gibi almak var, o değil…

(…)

Gece saat bir… Cezaevinin derin sessizliği… “Enfihi” kelimesini soruyor, lügattan bakıp yazıyorum ve, ‘Efendim simiti ağırlık yapması için koydum’… Kumandan espri yapıyor;

-“Ne yani geri mi istiyorsun…” :)

-Hayır efendim afiyet olsun :)

“Enfihi” kelimesinin anlamı?.. “en” ve “fihi” ayrı da olabilir, ayrı da yazılabilir. İki durumda da değişen mânâlar… Emmek; mânâları cezbetmek, çekmek… Üstad’dan…”

İlhâm… Rahmânî de olabilir, şeytanî de… Şeytan da ilhâm eder… Adam Allah’a da şeytana da inanmıyor(!) İlhâmı veren o…

Abdülhakîm Arvasi Hazretleri’nin “Müfti-üs Sakaleyn” olması ve Mahmud Efendi’nin yanındaki Osmanlı Şehzadesi mevzuu?.. -“Değil, o taşıyordu üzerinde…”

*

(Kumandan, Bir Ramazan günü, 16 Mayıs'da perdenin ardına geçti... Sonsuzluğa, ölümsüzlüğe, "sonsuz öte"ye gitti... "Yatağında ölmedi...")

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.