• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

Stratejik bir hata; Darbecilere demokratik davranmak!

Şükrü  Sak
Dünyada darbecilere karşı bu kadar "hoşgörülü" bir yaklaşım gösteren başka bir devlet yok! Bizim bunu anlamamız imkânsız!

 

10517.jpg

 

Stratejik bir hata…

Dünyada bizim gibi, “darbe ile mücadele ederken”, (17/25 Aralık) daha büyük bir “darbe” yemiş ikinci bir devlet yoktur!

Dünyada bizim gibi;

Darbecileri incitmeyelim!” diyen ikinci bir devlet daha yoktur!

Bu gerçeği göz önüne alarak, aynı yanlışa tekrar düşülmeyeceğini gösteren kararlı bir tavır ve tutumubugün de göremiyoruz maalesef!

Tekrarlayalım;

Devlete ve millete ihanet, “affedilecek” bir suç değildir!

Yabancı bir ülke ile işbirliği halinde kendi ülkesini savaş uçaklarıyla bombalayarak işgale yeltenmek,“demokratik kurallar”(!) içinde mütâlaa edilecek bir suç değildir!

Darbecilere “darbeci bir yöntemle” karşılık verilmediği sürece, darbeci ihanet cesaretlendirilmiş olacaktır! Bu da suçtur!

Bu “örgütlü ihanet” karşısında, örgütün üst düzey yöneticileri ile değil, fakir fukâra, garip gureba ile uğraşmak, örgütün yönetici kadrosunu “görünmezleştirme”nin dışında hiçbir işe yaramayacaktır! (Örnek;Adil Öksüz’ün salıverilmesi ve kaçmasına müsaade edilmesi…)

Yani bu hain saldırıyı planlayan, finanse eden, yöneten ve uygulayan “yönetici kadro” tümüyle tesbit edilip, yakalanıp cezalandırılmadıkça, hedef bu olmadıkça, bu hedefi gerçekleştirecek “irade” görünür hale gelmediği müddetçe, bu belâyı def etmek mümkün olmayacaktır!

Aksine 17 Aralıktan sonra olduğu gibi yine “top çevirmeye” devam edeceklerdir!

Hele örgütün “sinsi karakteri” göz öne alındığında bu onların yeniden toparlanıp güç kazanması için iyi bir fırsat olacaktır!

En büyü stratejik hata dediğimiz şey şudur;

“Darbecilere demokratik davranmak”…

Onları en kısa süreci içinde yargılayıp gerekli cezayı –idam- vermemek ve ihanet çetesinin yargı sürecini bir “şova” çevirmesine müsaade etmek!

Bunun daha büyük bir felâkete yol açacağını görmemek?..

Bu ülkeni işgal etmeye gelmiş düşmana “demokratik davranmaktan” farksızdır ve çok büyük bir hatadır! Bu hata “darbeci” hainleri, onun arkasındaki malûm devleti, işbirlikçilerini daha da cesaretlendirecek, daha büyük ihanetlere zemin hazırlayacaktır!

 

Ak Parti’nin kılcal damarlarındaki FETÖ

17 Aralık’a gelinceye kadar, Ak Parti ile Cemaatin birlikte hareket etmesi, bu süre zarfında Fetullahçı ajan yapılanmanın üst düzey yöneticilerinin, sadece “devletin kılcal damarlarına” değil, Ak Parti’nin de kılcal damarlarına kadar girdiğinin en somut ifadesidir!

Bu gerçeği görmeden bu “ihanetle” baş edebilmek imkânsızdır!

Bu ihanet şebekesi bir yandan “devletin kılcal damarları”ndan temizlenirken, aynı şekilde “Ak Parti’nin de kılcal damarları”ndan temizlenmelidir…

Bu temizlik büyük bir ciddiyet ve kararlılıkla yapılmadığı takdirde, çok yakın bir zamanda “2. dalga saldırı” daha şiddetli bir şekilde kendini gösterecektir!

Açıkçası, bu saatten sonra;

Kararsızlık… Ciddiyetsizlik… Lakaytlık… FETÖ ihanetine denk muamele görmelidir.

Ne diyordu İlhami Işık:

Tarihin en lânetli insanları korkak siyasetçilerdir. Tarih onları hep utançla yazmış…

Tarihin en lânetli korkak siyasetçileri olmak istemiyorsanız bu soruların cevabını verecek ve gereğini yerine getireceksiniz;

Bir: Devletin kılcal damarlarına kadar sızmış FETÖ, “Ak Parti’nin kılcal damarları”na kadar sızmamış mıdır?..

İki: Ak Parti’deki FETÖ’ye ne zaman operasyon yapılacak?

Üç: Eğitimde, maliyede, TİB’de, Emniyet’te, Yargı’daki FETÖ’cüler temizlenmeye çalışılırken, pisliğin en çok bulaştığı siyasî parti olan Ak Parti, bugüne kadar bu meselede niye kılını kıpırdatmıyor…

Dört: 15 Temmuz’dan sonra Ordu’daki FETÖ’cü subay, asker sayısı yüzdelik oranlarına varıncaya kadar bilinirken, Ak Parti’deki bu oran nedir? Niçin bilinmiyor ve neden “örtbas” etme eğilimi ağır basıyor?..

Bütün bu olup bitenlere rağmen bu “virüsü” koruyup kollayanlar kimler?..

Beş: “Reis”in dışında bu meselede bir “nefs muhasebesi” yapan, hatasını, yanlışını kabul eden ve o yoldan dönen oldu mu?..

(Mesela ben sıradan bir gazeteci olarak –örneğin Gaziantep’de- Ak Parti’nin hangi kılcal damarında, ne kadar “Ak Partili görünümlü” FETÖ’cü olduğunu biliyorum da, FETÖ ile mücadele eden, devlet, hükümet ve Ak Parti yetkilileri bunları bilmiyorlar mı?.. Konya, Kahramanmaraş, Gaziantep?... Sadece Gaziantep’de FETÖ’nün üniversitesine kayyum atanan ve çok kısa bu görevi sürdüren bir avukat arkadaşın belgeler üzerinden anlattıkları kelimenin tam anlamıyla tüyler ürpertici!)

Altı: Ak Partili belediyelerdeki FETÖ?.. Bunları sağır sultan bile biliyor, siz bilmiyorsunuz öyle mi?..

Ak Parti’deki FETÖ’yü nerde arayacaksınız?

Ak Parti’deki FETÖ’yü, Ak partiye gönül vermiş, oy vermiş, onu bir dava partisi olarak benimsemiş yüzde 50’nin içinde değil, Müslüman Türk milletinin içinde değil, Ak Parti yönetiminde “kilit noktalara” yerleşmiş, 17 Aralık’tan sonra da, tâ bugüne kadar FETÖ ile “al takke ver külah” işlerine girmiş, “para” gibi kopmaz bir bağ ile birbirine bağlanmış, “ihaleydi” aldıydın, verdiydin ilişkisi olanların içinde arayacaksınız, çok kolay bulursunuz!

17 Aralık’tan sonra FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelede “başarı” sağlanamamasının asıl ve en önemli nedenlerinden biri de budur; Ak Parti’nin “kılcal damarlarındaki FETÖ”…

(17 Aralık darbe girişiminde tam bir ay boyunca “susmuş” Hükümet sözcüsü Hüseyin , dün yine Ak Parti kuruluş yıldönümü kutlamasında oradaydı, n’aber? Bülent’ten haberim yok…)

 

17 Aralık’tan sonra “Reis”i yalnız bırakan ve bıraktıranlar da bunlardır!

Milletin “Reisi” hiçbir şekilde bırakmadığı, 15 Temmuz’da da bir sözüyle meydanlara çıkıp darbeyi püskürttüğü aşikâr olduğuna göre?...

Son olarak;

Bizim, Fetullahçı ajan yapılanma ile mücadelemiz 17 Aralık 2013’de değil, tâ 1989’dan başlar.

Her türlü bedeli ödeyerek bugüne kadar bu mücadeleyi yürüttük. Hala zindanlarda bu mücadelenin bedelini ödemeye devam eden gönüldaşlarımız var. Bugün de gazilerimizle, şehidlerimizle bu mücadeleyi sadece İslâm için, Allah için, vatan için sürdürüyoruz… 

Bu işler belediyelerde ihale kovalamaya benzemez! Bizim tavrımızı “parsacıların” konjonktürel tavırlarıyla karıştırmayın! Yani bu meseleyi dün de “vatan-millet-İslâm” meselesi olarak görüyorduk, bugün de!

 

Ek: 1 "Kılcal damar" demişken..

Bu arada Av. Harun Akdere, sosyal medya hesabından bu meselenin usûlüne dair bir sıralama yapmış. Onu da buraya not olarak ekliyorum, ki yukarıda anlattıklarımızın, özellikle “Ak Parti’nin kılcal damarlarında” dolaşan FETÖ’nün temizlenmesinde, “kurum hiyerarşisini” göz ardı etmemek lazım.

İşte o paylaşım:

“FETÖ temizliği konusunda bir metod sorunumuz var bence... Madem bir eleme yapacağız önceeleyicileri elemek lazım. Yani sıralama şöyle olmalı:

A– SİYASİLER:

1. Bakanlar

2. Genel Başkan Yardımcıları – MKYK Üyeleri

3. İl başkanları

4. Milletvekilleri

5. Belediye başkanları

6. İlçe başkanları

7. Belediye ve il genel meclisi üyeleri

8. Diğer teşkilat mensupları.

B– İstihbarat Birimleri temizliği

C– BÜROKRASİ

1– Müsteşarlar

2– Müsteşar Yard.

3– Genel Müdürler ve Yardımcıları

4– Daire Başkanları ve Yard.

5– Alt düzey memurlar

D. SİVİL UNSURLAR

 

Ek-2 Bizim bunu anlamamız çok zor!

Bugün Başbakan Binali Yıldırım’ın grup konuşmasını dinledim.

Bu konuşmayı da dinledikten sonra…

Artık iyice anlaşıldı ki;

Darbecileri “idam” etmeyecekler…

Onlara gayet “demokratik” davranacaklar

Sayın Başbakan Binali Yıldırım’ın bugünkü grup toplantısında yaptığı konuşmadan da anlaşılıyor ki;

İntikam duygusuyla” hareket edilmeyecek…

Adil yargılama” yoluna gidilecek… (Ve sevgili Başbakanımıza göre bu durum, “ölümden daha beter”…)

Demek ki ortada o kadar abartacak bir şey yok…

Biz biraz “duygusal” davrandığımız için böyle şeyediyormuşuz…

Ama insan yine de sormadan edemiyor;

-N’oldu, saldırıyı mı beğenmediniz?..

-Hafif bir saldırı, bunun için kanun değiştirmeye değmez, saldırganları idam etmeye gerek yok mu diyorsunuz?

Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanlığı makamının bombalanması…

 MİT’i bombalanması… Özel Harekat’ın yerle bir edilmesi… Meclis’e saldırılması… Emniyet’in bombalanması… Sivil ve silahsız insanları katledilmesi… Binlerce kişiyi yaralayıp, sakat bırakmaları…

Demek ki bütün bunlar, “İdam”dan daha hafifmiş…

Çağdaş demokratik bir ülkeye “yakışmazmış”(!)

Demek ki bunlar “az gelmiş…”

Biz abartmışız…

Tamam, siz bilirsiniz…

 

Bu “devlet refleksi” değil!

Hiçbir şey bilmesek de şunu biliyoruz;

Bu tavır bir “devlet” refleksi değil!

Dünyada hiçbir devlet, kendisine karşı girişilmiş bu boyutta bir saldırı karşısında böyle davranmaz! Bunu biliyoruz…

Hele bu devletin bize –İbda’cılara- sadece, ufak tefek eylemlerinden, birahane taşlamak, boru tipi bomba kullanmak gibi eylemlerden dolayı “idam cezası” verdiğini göz önüne alırsak, bu durumu anlamamız daha da zorlaşır!

Bizlerin önemli bir kısmı, sadece “niyetlerinden” dolayı, bu devlet tarafından cezalandırılmış insanlarız;

Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek” falan filân gibi kocaman kocaman laflarla-gerekçelerle…

O yüzden bizim bu durumu –darbecilere demokratik hoşgörülü, yumuşak yaklaşımı- anlamamız gerçekten zor!

 Üstelik şu an bile gönüldaşlarımıza verilen bu “idam cezaları”nın infazı devam ediyor!

Siz, 15 Temmuzda bu korkunç saldırıyı gerçekleştiren hainleri müjdeler gibi;

-“İdam şeyetmeyeceğiz” diyorsunuz…

Siz bilirsiniz…

Ha bu arada, Ak Parti’nin 15. kuruluş yıldönümünde Reis’in;

-“Artık hiç kimse, 15 Temmuz’dan önceki gibi davranamaz, Ak Parti de davranamaz!” sözü üzerinde biraz mesai yapın bence! Ne demek istemiş olabilir sizce?..

 
Bu haber toplam 1345 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.