• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

Solcuların başına gelen bizim başımıza da geldi!

Faruk   Selim
Onlar da iktidarla, parayla, ticaretle, makamla, şöhretle tanışınca, önce arkadaşlarını satmış sonra dağılmıştı.
11246.jpg

Dava arkadaşına yabancılaşmak!

-I-

Sanırım en dramatik şeylerden biridir, yol arkadaşına, dava arkadaşına yabancılaşmak. Zira o dava, o kutsal yol, çoğu kez aileden, kardeşten, evlattan önce gelmiştir bize.

Gençliğimizde haftanın 5 gecesinin ev sohbetleri, toplantılar, seyahatlerle dolu olduğunu hatırlıyorum. Geri kalan 2 gece de aile bireyleriyle vakit geçirmeyi düşünür, ancak son dakika bir sebeple yine dolardı.

Bir bereket, rahmet ve tatmin vardı tüm bu uğraşlarımızın içinde. Hiçbir zaman da maddi bir kazanç söz konusu olmamıştı.

 

İnsan neden dava arkadaşına yabancılaşır?

Bir insanı bu yolda tanımak, sevmek, dava arkadaşı olarak bellemek, sanırım en güçlü duygulardan biridir. Askerlerin silah arkadaşlığı gibi, dava arkadaşlığı da o denli güçlü bir duygudur.

Hangi şartlarda insan bu kadar güçlü ve kutsal duygularla bağlandığı dava arkadaşına, yol arkadaşına yabancılaşabilir? Ne olursa dava arkadaşıyla yollarını ayırırsın ya da ona kötü davranırsın?

Sadece ihanet ettiğindeyolunu şaşırdığındadavaya zarar verdiğinde bu olabilirdi eskiden. Yabancılaşmak dediğimiz şey, ancak kutsal ve çok önemli bir gerekçeyle olabilirdi. Dünyaya ait bir gerekçe, makam, mal, mülk, nam, şan için bu yolda kimse kimseye yabancılaşmadı.

Ancak her şeyin bu kadar temiz ve kutsal olduğunu söylemek de doğru değil belki. Evet o zaman da içimizde yabancılaşanlar, kötü şeyler yapanlar oldu tabi. O zaman bu insanın bir ahlaki sorunu ya da dava inancında bir problem olduğunu görmüştük. Israrla söylemek istediğim şey, dünyaya ait bir şey için kavga etmek, yabancılaşmak çok ayıptı.

 

Unutamadığım ihanet

Hayatımda en çok şaşırdığım ve unutamadığım şey, o dönemlerde aynı saflarda yer tutup, aynı yolda yürüdüğümüz arkadaşlarımızın makam için, koltuk için, para için yol arkadaşlarına yabancılaşması ve ardından da hançerlemesidir.

Bunlara şahit olduğumda ve başıma geldiğinde, çok uzun süre etkisinden kurtulamadım. Nasıl olur da bunu yaparlar, bu kadar alçalabilirler diye şok yaşamıştım.

Sonra baktım ki, her yanımıza yayıldı bu yabancılaşma. Artık dava arkadaşı diye kimse kimseye destek olmuyor. 'Buna destek olursam nasıl bir menfaatim olur' diye bakıyorlar.

Bunu sadece siyasette oluyor sanmayın. İçinde bulunduğum medyada, kaç yıllık arkadaşlarımın kendi koltuğunu sağlama almak, yeni koltuklar kapmak, yükselmek, göze girmek için yapmadıkları kötülük, seviyesizlik kalmadı. Utanç içinde izliyoruz hepimiz. Buna iş dünyasını, bürokrasiyi hatta sivil toplum dünyasını da ekleyebilirsiniz.

 

Solcuların başına gelen bizim de başımıza geldi

Peki neden yabancılaşıyoruz? Dava arkadaşları neden bir birini satıyor, ihanet ediyor? Bir zamanlar solcuların başına gelenler aslında şimdi bizim başımıza geliyor. Onlar da iktidarla, parayla, ticaretle, makamla tanışınca dağılmıştı. Hatırlayınız, müteahhit partisine döndü diye CHP'yi, sol ideolojiyi ticarete dökenleri, bürokrasi ve akademide ideolojik torpil yapanları eleştirirdik.

Demek ki dünya nimetleriyle, hayatın gerçekleriyle yüzleştikçe imtihan çetin oluyor her insan için. İdeolojisi fark etmez, 'dava adamı' dediğimiz insanlar dünya nimetlerine karşı mücadelede, söz konusu kişisel çıkarlar olduğunda genelde imtihanı kaybediyor. Bu insanın olduğu her yerde ve her zamanda böyle olmuştur.

 

Ne yapmamız gerekiyor?

Bu durumu duygusal değerlendirmek, olayı hüzünle anmak ve anlatmak bir yere kadar anlamlı. Artık sözün kâr etmediği, bu tür yazıların kimsenin kendini düzeltmesine neden olmadığını anlamalıyız.Peki bu sorunu çözmek nasıl mümkün olacak?

Artık bireylerin dava adamlığına güvenerek, ona dayanarak, vicdanlara seslenerek bir yol alınamayacağı anlaşılmış durumda. Zemin son derece kayganlaştı, ilişkiler son derece güvensiz bir hale geldi.

Burada yapılacak tek şey, güçlü bir kontrol mekanizması olan bir sistem kurmaktır. İnsanların inisiyatifine, kişisel özelliklerine göre bir düzen kurulamaz, sürdürülemez artık. Bunun yerine sağlıklı, kontrol edilebilir, ahlaki yanı güçlü ve hukuka dayalı mekanizmalar kurmak zorundayız.

Hakkaniyet, torpilin olmadığı, işin ehline verildiği ve adaleti esas alan mekanizmalar ancak bizim bundan sonra yol almamızı sağlayabilir. Bu siyaset, iş dünyası, medya, sivil toplum... hepsi için geçerlidir.

Yoksa 'dava' dediğimiz şeyi sömüren, istismar eden, kişiselleştiren insanların elinde perişan olacağız hepimiz.

*

-II-

Bu yazıyı yazan, Ali Nur Kutlu…

Belli ki müstear bir isim… Fotoğrafı da belirsiz bir silüet… Yeni Şafak’ta…

Yazının oturduğu “eksen” doğru…

Fakat bu tür “genellemeler” içinde konuşmak hoş bir şey değil.

Ama mevcut “çürüme ve yozlaşmayı” da tek tek isim ve adres vererek anlatmak olmayacağına göre böyle bir usûlle anlatmış…

Öncelikle, bir “örgüt” ve “örgütlü” mücadele içinde değilsen, herhangi bir “örgüt”e “yapı”ya bağlı değilsen, zaten gak guk etmene de gerek yok. Bu tür şeyler son zamanlarda sık yapılıyor… Adam kendi “konumunu” tarif etmekten aciz; Başı sonu belli olmayan “genellemelere” içinde, kendi “konumsuz” hâline mazeret üretiyor. Üstelik ürettiği “mazeretler” de haklı! Ama bir anlamı yok!

Yeni Şafak, bir “cemaat” ve “örgüt” yayın organı olmadığına göre, “dava” diye yola çıkanların “yozlaşmış-çürümüş” ilişkilerine gönderme yapıyor belli ki…

Bu yazıyı ben yazmadım…

Ama altına imzamı atıyorum; yüzde 80’in altına…

Birkaç tanede ancak “şerh düşerek” imzalayacağım husus var…

Mesela; onlardan bir tanesi;

Solcuların başına gelen bizim de başımıza geldi” derken, bu ifadedeki ‘kıyas yanlışlığı…’ Bunun altını çizmemiz gerek…

Çünkü;

“Siz” hiçbir zaman solcuların verdiği “illegal” mücadeleyi vermediniz, bunu babam da bilir!.

İkincisi hiçbir zaman, “hiçlik rejimi”ne kökten karşı duruş sahibi olmadınız, kesin tavır alma anlamında –kesin tavır-almadınız! Alanlardan da köşe bucak kaçtınız.

Bu konuya bağlı diğer bir husus; bizim içimizde de birkaç tane, bildiğiniz “solcu hayranı” –yani Solu tanıyan ve anlayan değil- ezik tipin, benzer klişeleriyle karıştırılmaması için bu hususunda işaretlenmesi gerek.

Neyse, bu yazının altına imzamı atıyorum…

Bir “yabancılaşma…” olduğu gerçek…

Bir “çürüme” olduğu açık…

Bir “yozlaşma” her taraftan görülüyor…

O sebeble bu şekilde de olsa, Ali Nur Kutlu’nun bu “yarayı” kanatması çok isabetli olmuş bence!

Çünkü artık iş, şu malûm reklâmda olduğu gibi;

“Kirlenmek güzeldir”e dönüşmüş!..

Gırtlağına kadar kire, pisliğe boğulmuş adamlar, “dava” alıp satıyor kendi çöplüğünde…

Bunlara bakanlar da; “kirlenmek güzeldir!” diyorlar…

Bilmiyorlar ki bu pislik su ile arınacak cinsten değil!

Ali Nur Kutlu'nun yazısının son cümlesi özellikle önemli;

"Dava" dediğimiz şeyi sömüren, istismar eden, kşiselleştiren insanların elinde perişan olacağız hepimiz"

Diyor...

Mevcut; "perişan olmuşluk" hâli, bahs-i diğer...

Tabii ki bunun da "neye göre?"si önemli!

Dava?..

İdeal...

Gaye...

Ne kadar güzel kelimeler değil mi? Hayatın anlamı olan kelimeler...

Bizim "dava" dediğimiz şey, dava denilince anladığımız şey;  "İbda İdeolocyası"nda ortaya konulmuş "şuur-irade" olduğu için, öyle herkesin keyfe keder kullandığı "muğlak" bir şey değil!

Bu "eksende" konuşacağımız ve söyleyeceğimiz şey çok!

Bekleyin, konuşacağız...

 
Bu haber toplam 779 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.