• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C
  • Konya 10 °C
  • İzmir 15 °C

Sen 'elif' dersin hoca mânâsı ne demektir? -II-

Şükrü  Sak

Erdoğan'ın İdeolocya Örgüsü'ne yaptığı vurguyu nasıl okumalıyız?

 

16016-001.jpg

 

Sen 'elif' dersin hoca mânâsı ne demektir? -II-

 

-Erdoğan'ın İdeolocya Örgüsü'ne yaptığı vurguyu nasıl okumalıyız?-

 

Şükrü Sak

 

 

 

 

ideolocay-orgusu-a.jpg

Konuşun bakalım!

Hadi bakalım, gelin konuşalım;

İdeolocya Örgüsü “Müslümanların” neyi olur?

(Müslümanlara ne der, neyi öngürür, neyi teklif eder? Nasıl bir "yol haritası" çizer? Birazdan bahsedeceğimiz düşük tabiatlı karaktersizler bunun neresini beğenmemişler, neresine itiraz etmişlerdir? Ki, ortada muhteşem bir saray mimarisi dururken, derme çatma gecekenoduları size "ideal" diye göstermektedirler?)

Sistem-ruh ve anlayış nedir, dünya görüşü nedir, fikir sistemi ne demektir?

İdeoloji ne demektir?

Sistem ne demektir, vasıta sistem ne demektir, tatbik sistemi ne demektir?

Böyle bir iklimde; “abiler, kardeşler, dava adamları, öncüler, vaizden bozma müteşeyyihler, kapkaççılar, parsacılar, konjöktür çiçekleri, sümsük böcekler, pembe kişilikler, tek marifeti bize pislik yapmak olan pislikler…” siz konuşmayacaksınız da kim konuşacak?

Bu vasatta da "devrimci bir duruş" ortaya koymayacaksanız, ne diye piyasada dolaşıp duruyorsunuz?

En hayati bir meseleyi dahi;

Yorumlayamıyorsanız...

Anlamlandıramıyorsanız..

-Cukka anlamında değil-İdeolojik fayda kapsamında verimlendiremiyorsanız...

O işi de “Erdoğan’ın sırtına yüklediyseniz” siz niye hala piyasadasınız, neyin pazarlamasını yapıyorsunuz?

Beklenen büyük inkılabı” Erdoğan gerçekleştirecekse, siz niye bık bık ediyorsunuz?

-II-

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihî sayılabilecek –evet bu konuşma tarihîdir- konuşması karşısında içimizdeki sürekli –kendini pazarlamakla meşgul- birkaç düşük tabiatlı köylü kurnazı da dahil, hiç kimse bu konuda ağızını açıp tek laf etmedi…  

Neden?

Bunların, kendilerini pazarlama yeteneği nisbetinde fikir ve dava yönünden –keyfiyet bakımından- çapsızlığı, kel keleşliği de süper! Keyfiyet yönünden ne kadar kel keleşse, “pazarlama yeteneği” o nisbette süper!

E, bu keleşlik sizin “her konuda” konuşmanıza engel olmuyordu gördüğüm kadarıyla, bu konuda niye konuşmadınız peki?

Ne lâfı, bir tane “tweeet” bile atmadılar…

(Sizi siz yapan şey, yani bugünkü durumunuz, konumunuz, piyasanız “iddia ettiğiniz” ilkeler, prensipler, fikirler, ‘dava’, İslâm, İslâm’ın hakimiyet davası değil miydi?)

E, hani samimiyet?

Hani dürüstlük?

Hani “şahsiyetli” tavır?

Nerde “ilkeli” duruş?

Bu durumu anlamak zorundayız.

Neden bunu yapmadılar?

Neden?

Bir; Hiç duymadılar…

İki; Duydular ama “cukka telaşı”ndaydılar…

Üç: Çapları –çapsızlıkları- bu konuda bir şey söylemeye müsait değildi…

(-E ama bak elleri kalem tutuyor, yazıyor çiziyorlar?)

Dört: Mevcut durum onlar tarafından “nihâi zafer” olarak görüldüğü için, aman kimsenin aklına bir şey düşürmeyelim diye sükut buyurdular?

Beş; “Ne İdeolojisi kardeşim, oh oh oh, bak oda çalışıyor bu da çalışıyor, oh oh oh inşallah, maşallah, elhamdülillah… Ümmet ümmet ümmet” diye düşündüler…

Altı: Duydular, fakat, “şahsiyetli tavır” ile “yalakalık” arasındaki farkı hiçbir zaman bilmedikleri için, “yalaklanma kapasitelerini” aşan bir durumla karşı karşıya kaldılar! –Yoksa daha dün FETÖ’ye kuyruk sallayan adamlar için bunlar lüks kavramlar değil mi?

Ha bir de bu FETÖ’ye kuyruk sallayan adama yaranmaya çalışan "adamlar?"...

Hadi, köse köse Özköse, -ve bizim mahalledeki yancıları-  konuşun bakalım; İdeolocya Örgüsü’nün neresine “itirazınız” var?

Başka bir “dünya görüşü” teklifiniz mi var?

(...)

Lâfı uzatmayalım da, sizin nasıl iğrenç tipler olduğunuzu kısa bir ‘misâlle’ açıklayalım;

(Şimdi muhal farz, yarın Erdoğan bir ileri hamle daha yapsa, şimdi dut yemiş bülbül gibi sultanî bir sükutla(!) susan bu pis böcekler bir anda en öne fırlamazsa ben de kendimi boğaz köprüsünde aşağı atarım!)

Ey samimiyet, nerdeysen ortaya çık!

*

Sevgili gençler gelin, size, "Cennete otostop çekmeyi" öğretelim!

Garibanları kandırmaya gelince pek cevval…

Onlara kendini pazarlamaya gelince pek mahir…

Gençleri “Otostopla cennete götürmeye” çalışan…

Bir davası, bir gayesi, bir iddiası olduğu “vehmini” etrafa yayıp….

Medyada, sosyal medyada kendini pazarlayanlar

Vaizden bozma müteşeyyihler (şeyhlik taslayan), insanlık azmanları, İslâm davasının önüne “nefsleriyle” barikat kuran adiler, kendi kendilerini “İslâm zanneden” fikirde ve aksiyonda köse garibanlar… “Ajdar”ı bile gölgede bırakan tuhaf şeyler…

Evet, şimdi konuşun bakalım…

Gördüğünüz gibi, duyduğunuz gibi, “görmezden ve duymazdan geldiğiniz” gibi, “kritik eşik” aşıldı;

Bizzat Devlet Başkanı Erdoğan;

İdeolocya Örgüsü” dedi, “beklenen inkılâp” dedi, “henüz son sözümüzü söylemedik” dedi… “bir devrim evvela devrimi devirecek” dedi, “her şeyin bir zamanı vardır” dedi… “tarihin en büyük iman devini” dedi, “ayağa kaldırmak için” dedi…

Dedi mi?

Dedi!

Evet şimdi konuşun bakalım; nargile üflerken "İslâmcılık" yapanlar?

Sabah namazı kılıp, "ooh oh oh ne âla devrim yaptık" diyen sahtekârlar...

İtiraz edin, karşı çıkın, yok deyin!

“Biz İdeolocya Örgüsü’ne de, Necip Fazıl’a da Büyük Doğu’ya da, İbda’ya da karşıyız! Biz keyfimize göre takılıyoruz, milleti oyalıyoruz, cukka yapıyoruz, “otostop çekiyor, otostop çekmeyi öğretiyoruz

Deyin! Hadi!

Bırakın gençleri oyalamayı, bırakın kumda oynamayı, bırakın lafı dolandırmayı…

Ya da siz durun biraz, “karşı” tarafa bakalım…

-III-

Siz durun biraz, bir de "karşı taraf"a bakalım!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İdeolocya Örgüsü”ne yaptığı vurguyu nasıl okuyabiliriz? Diye sormuştuk. Ordan devam edelim…

Bunun çok önemli ve hayatî bir vurgu olduğunu düşünüyorum…

Erdoğan’ın bu vurgusunun öteki mahalleden nasıl okunduğunu iki üç örnekten gördük… Yazıp çizdiklerinden “tehlikeyi algılamış” olmalarından…

Bunların en bariz vasfı, en düşük seviyeden “Batıcı-sömürge aydını” tipler olmasıydı…

Biri malûm; Liberâl ve hastalıklı ‘Erdoğan nefreti’ ile bunama sınırına dayanmış Hasan Cemal

Bir diğeri; Uzun yıllar Laik, Kemalist bir çizgide takılmış, 17 Aralık’tan sonra FETÖ’ye yazılmış ve 15 Temmuz’dan sonra da “FETÖ yancısı” olduğu için tutuklanmış, Hristiyan Siyonist Batıcılığın en bukalemun tipi Kadri Gürsel

Öteki de, Uğur Mumcu’nun fenâ halde kaşar oğlu Özgür Mumcu… Onun için Uğur Mumcu’nun oğlu demek kâfi…

Bir tane daha var; Aydın Doğan’ın garsonu olan, köyden artist olmak için şehre kaçan ve o süreçte başına -tahmin ettiğiniz- hadiseler gelen, ve nihayetinde amacına ulaşan zübükzâde Ahmet Hakan….

*

Bunları tek tek ela almak uzun sürer…

Ama buradan şu sonucu çıkarabiliriz; Öteki mahalle, Erdoğan’ın “İdeolocya Örgüsü”ne vurgu yapmasının, az çok ne mânâya geldiğine dair birkaç kelâm ettiler…

Yorumladılar…

Anlamlandırmaya çalıştılar…

“Ne diyor bu adam” diye üzerinde durdular…

“Karşı” taraf, karşı taraflığını yaptı!

Mesela;

“Necip Fazıl sadece bir şair değildir. Memleketi idare edenler açısından en önemli özelliği bir siyaset teorisyeni olmasıdır. Teorisi öncelikle “İdeolocya Örgüsü” eserinde öngördüğü “Başyücelik” rejiminde somutlaşır.

Buna göre devleti unvanı başyüce olan biri yönetmeli, Türk ve Müslüman olmayanlara vatandaşlık verilmemeli, İslam inkılabı ordusu olmalı ve halka değil Hakk’a inanan bir düzen kurulmalı.”

Özgür Mumcu’nun bu ifâdeleri elbette tashihe muhtaç, ama kabaca böyle…

Meselâ Hasan Cemal:

"Erdoğan, Necip Fazıl'ın Büyük Doğu nizamını kurarken..."

Diye derin bir “kaygı” salınımına girmiş…

Hatta, “Google, Necip Fazıl Erdoğan yazdım, videoları izlemeye başladım;  Tayyip Erdoğan İstanbul'daki Necip Fazıl Ödülleri'nde konuşuyor, kulağıma çalınanları not ediyorum

 

Necip Fazıl üstadımız... 
Büyük Türkiye hedefi...
Allah'ın dediği...
Büyük inkılap...
Her şeyin bir zamanı vardır!”

Diye yazmış..

Devamında;

Ve Necip Fazıl Üstad, “İdeolocya Örgüsü”ndeki son sözüyle taşı gediğine koyar:

Demokrasya, getirdiği
prensiplerle, icap ederse
kendisini tepeletmek yolunu da
açık bırakan (...) telakki ve
teşkilatın ismidir. (...)
Biz kanuna aykırı şekilde
"İslamı getirin" demiyoruz.
"Demokrasyayı getirin, ötesi
kolay!” diyoruz.”

Devam ediyor;

Necip Fazıl'ın bir zamanlar hayalini kurduğu Büyük Doğu NizamıTürkiye'de Tayyip Erdoğan iktidarıyla kuruluyor.
Hala kuşkusu olan var mı?”

-IV-

Bakın öğrendiniz mi sevgili arkadaşlar, ne demiş Üstad;

Biz kanuna aykırı şekilde “İslâm’ı getirin” demiyoruz. “Demokrasiyi getirin, ötesi kolay!” diyoruz

Demiş…

(İslâmı “getireceğiz” diye piyasa yapıp, ‘malı götüren’ bahse konu pislikler bu ifadeden bir şey anlamışlar mıdır sizce?)

Anladınız değil mi?

“İslâm’ı getirmek…” O’nun adaletini, özgürlüğünü!

Şimdi, bunların niye "dut yemiş bülbül" gibi sus pus olduklarını anladınız mı?

Bu arada çok önemli bir bilimsel bilgiye daha ulaştım, sevgili okuyucularım;

Dut yemiş bülbüller niye susarlarmış biliyor musunuz?

İnanır mısınız, ben de çok merak ediyordum bunu?

Meğer;

İshal oldukları için susarlarmış...

(Bunu da bu "suskunlukta" hikmet(!) aramayın diye söylüyorum...)

-V-

"Gotlardan ostrogotlardan beter hödükler!"

Bu samiyetsizliği, bu iki yüzlülüğü, bu piyasa kurnazlığını, bu bayağılığı, bu düşük karakterlileri "hoş görmek" hiçbir Müslümana yakışmaz...

O yüzden de;

Malûm pisliklere olan nefretimizi de "Reblais"i selâmlayarak, onun ağzından ifâde edelim:

Gargantua...

Girmeyin buraya

iki yüzlüler, yobazlar

kartlaşmış maymunlar,

kalleşler, yağ tulumları

yampiri çarpık boyunlular

odun kafalılar,

gotlardan,

ostragotlardan beter hödükler

sahte çilekeşler,

takunyalı karaböcekler

kürklü dilenciler;

safa pezevenkleri

kayış suratlı,

şiş göbekli fitne tellaları

gidin başkayerde çevirin dolaplarınızı

(Bu meseleyi tartışmaya devam edeceğiz...)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.