• BIST 99.547
  • Altın 236,526
  • Dolar 6,1013
  • Euro 7,1788
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 16 °C
  • Konya 16 °C
  • İzmir 19 °C

Selam aleyküm sevgili okuyucularım! "Civataları gevşettik..."

Eşkıya

Selamün aleyküm sevgili okuyucularım...

Uzun uğraşlardan sonra nihayet biz de Nabız Haber'de bir köşe kaptık...

Vira bismillah...

Aslında yazmak, çizmek benim işim değil...

"Eşkıya"ların nesine gerek yazmak?

Eşkıya dediğin dağda olur değil mi. Ama "vaizden bozma müteşeyyih", muhterem-mübarek bir kardeşimizin hiçbir ölçü ve sınır tanımayan "son herzesi-cinayeti" üzerine, mecburen şehre inmek zorunda kaldık! Bu "cinayete" sessiz kalamazdık.

Tabii o müberek sürekli bu tür şeyler yapıyordu da, "amaan boşver, bununla da mı ben uğraşacğım" diye düşünüyordum.

Ama durmadı mübarek, 'K'nın sözüyle K'yı vurmaya' kalkıştı...

(Yaptığı ahmaklığın farkına varmış mıdır? Mümkün değil!) (Kesinlikle "iyi niyetinden ve samimiyetinden"(!) dolayı yapmıştır, ben bundan şüphe etmiyorum.. :) ...)

İşte böyle durumlarda; "iş başa düşüyor..." Ol vakit de bundan kaçmanın imkanı yok...

Lâfı uzatmayalım, bu "müberek"le başım belâda...

(Tabii ki sadece benim başımın belâda olması da birşey değil, bir çok şeyin başı belâda...)

***

Valla; "Vaiz" desem vaiz değil. "Şeyh" desem şeyh değil. "Mürit" desem mürit değil. "Alim" desem âlim değil. 

Nasıl bir "şeyle" karşı karşıya olduğumu ben de henüz anlayabilmiş değilim.

(Yaptığı "imâlara" bakılacak olursa, "şeyh olduğunu" ş'ediyor. "Şeyh misin?" diye sorsanız, elbette, "şeyhlik kiiim biz kim" diyecektir. Tabii bu işler tehlikeli işler, bir kimse:

Ya "Şeyhtir"...

Veya değildir...

Eğer "şeyh"se sıkıntı yok... Durmak yok yola devam. Ama "şeyh" olmadığı hâlde, "ŞeyhMİŞ gibi" yapıyorsa? İşte o zaman "Allah yolunu kesen bir denî-alçak!" denilmiştir. Öyledir!

 

Doğrudan aklımıza ve insan muhakemesine yönelik bir saldırı!

Henüz kimse ne ile karşı karşıya olduğumuzun farkında değil sanıyorum.

Dediğim gibi; benimde tam olarak anladığım, ne ile karşı karşıya olduğumu bildiğim, farkında olduğum söylenemez.

Çok tuhaf bir şey bu!

Adam doğrudan aklımıza saldırıyor, muhakememizi tarumar ediyor, Şeriatı çiğniyor, değerleri değersizleştiriyor.

Şu “Civataları gevşettik” diyen bir üçkağıçı “şeyh” vardı… O aklıma geliyor, bunda cıvata mivata hiç bir şey kalmamış…

Ekranlara yansıyan; sadece “kudurmuş bir nefs…

Ama o “temizliyoruz” diyor.

Peki kardeşim, temizle bakalım.

Vaiz desen vaiz değil, şeyh desen şeyh değil, mürit desen mürit değil, alim desen alim değil, mücahit desen mücahit değil, hacı desen hacı değil, hoca desen hoca değil, fakih desen fakih değil, muhaddis desen muhaddis değil, deli desen deli değil, akıllı desen akıllı değil, aptal desen aptal değil…

“Nedir bu yahu?”

Vallahi ne diyeceğimi ben de bilmiyorum, hakikaten nedir bu yahu?

Tam "galiba bu şeyh” diyeceğim, ağzından çıkanlara bakıyorum; bundan "şeyh" olmaz. -Özür dileyerek yazmak zorundayım- (“Pezvenek, puşt, sıçarım, amk, öküz, sığır, yavşak…) diye tükürükler saçıyor…

Tamam diyorum, böyle bir “şeyh” olmaz...

Bizim “şeyh” diye bildiğimiz; “Allah dostu” demek… Allah dostu da nezih, kibar, “nasıl bir huzurda olduğunu” yansıtan bir hâl, edâ, tavır içinde olur…

 

Berzah âleminden canlı yayın!

 

Bu nasıl bir şey ya Rabbim?.. Aklımı yitireceğim, iz'ânımı kaybedeceğim, düşünme-anlama melekelerimi terk edeceğim! -Ben ne terk edeceğim, onlar beni terk edecek!-

Anadolu Ajansı gibi sürekli gaibden haber veriyor, berzahtan canlı yayın yapıyor, yedi kat göklerden fısıltı yayıyor, cinler, periler, melekler havada uçuşuyor…

Normalde "gaib" olması gereken "gaib ricâller" ortalıkta dolaşıyor. Yapmayın etmeyin, gözünüzü seveyim, sizler bari ortalıkta dolaşmayın! "Ricâl-ül gayb" adı üstünde, "gaib adamlar" demek! Kim bu "rical-ül gaybı" siyaset sahnesinde gezdiren?

Sanırsın on beşinci yüzyılda, Ortaçağın o karanlık koridorlarında, bir Fransız büyücünün kükürt dumanları genzi yakan odasına girmişsin… Üfürükler, tükürükler, kehanetler, sırlar, müjdeler havada uçuşuyor...Bu nedir böyle yahu?..

Noluyoruz?

Tamam, bu tuhaf şeyin, “fikrin” F’sinden bile anlamadığı biliniyor. Fikrin “F”sinden anlayan herkes bunun farkında, ama bunlar ne?

Büyük bir şaşkınlık içerisindeyim. Küçük dilimi yuttum, öylece kala kalmış vaziyetteyim.

“Kalbimizi açalım” diyor.

Açıyoruz. Bir şey yok. Nefsimizi temizleyelim diyor. Temizliyoruz. Bir şey yok.

Ne söylüyor, niçin söylüyor?

En önemlisi bu. Buna kafa yoruyor, bunu anlamaya çalışıyorum? Mümkünatı yok. Dört kelimeden oluşan kurduğu bir cümlede dörtyüz tane çelişki ortaya çıkıyor; imkânsız birşey bu! Aman Allah'ım! Kafayı yiyeceğim! Belkide yedim, haberim yok!

*

Neyse biraz dinlenelim, ara verelim...

Yarın size "Ayının dostluğu" hikâyesini anlatacağım... Şu bildiğiniz hikâye canım; Adam ayıyı kurtarmış. Sonra bir ağacın dibine uzanmış yorgunluktan. Ayıya da; "Üzerime sinek konarsa kovala" demiş ya. Sonra vurup kafayı uyumuş. Sinek de gelip adamın burnunun üzerine konmuş, ayı sineği eliyle bir kovalamış, iki kovalamış, üç kovalamış, yok! Sinek gelip gelip adamın burnunu üstüne konuyor. Ayı almış yerden kocamaan bir taşı, indirmiş uyuyan adamın burnunun üzerindeki sineğe!.. Ya işte böyle... Sineği "öldürmüş" hesapta... İşte ayının dostluğu -ahmağın dostuluğu-da böyledir!..

-E peki bunun "vaizden bozma müteşeyyıh"la ne ilgisi var abi?..

Duymadınız mı yoksa? Adam "tasavvufun ne kadar önemli olduğunu"(!) anlatıyor ya!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.