• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

"Savaş şartlarında demokrasi olmaz!"

Şükrü  Sak
Aslında biz de biliyoruz;

Bugünlerde öfkeye kapılmadan…

Sövüp saymadan…

Bağırıp çağırmadan, konuşmak çok zor…

Durum artık bütün vehametiyle ortaya çıktı;

Türkiye bir “ihanet çemberi” ile kuşatılmış durumda; hem içerden, hem dışardan!

Dışardan gelen ihanet, içerdeki “hain yapılanmalar”la buluşuyor ve kendi topraklarında, kendi insanlarıyla boğulmak isteniyor…

Vatan ve Milet düşmanı ajan yapılanma FETÖ…

Çözüm sürecine, hiç sebebsiz ihanet eden PKK…

Hiçbir zaman “milli bir karakter” tutmamış, legali ve illegaliyle; Sol…

Mevcut tablo kısaca bu!

Mevcut durum ve şartlar fazla söze gerek bırakmıyor:

Savaş şartlarında demokrasi olmaz!”

Herkesin bildiği bu hakikati, var olduğunu düşündüğümüz “devlet aklı” da görüyordur umarım!.

Düşmanın iç ve dış destek ve teçhizâtıyla;

Gerçekten bölmek..

Gerçekten parçalamak…

Gerçekten iç savaş çıkarmak amacıyla her türlü saldırıyı başlattığı bir ortamda, fazla söze gerek kalmıyor;

Savaş şartlarında demokrasi olmaz!”

Demokrasilerde de, “millete meydan okuyan” milletvekili olmaz!

HDP Milletvekillerini görüyorsunuz hergün; PKK’ya silah taşıyor, erzak taşıyor, arka çıkıyor!. Halkı tehdit ediyor, halkın devletini, halkın cumhurbaşkanını tehdit ediyor!

Demokrasilerde de “millete” silah gösteren milletvekili olmaz!

Bu gerçeği daha fazla inkâr etmenin anlamı yok;

HDP “parti” olmadı, “Milletvekilleri” de millet vekili olmadı!

Bu işin çözümü, çözümün tek yolu; “Sıkıyönetimdir!”…

Düşmanın aşağılık bir propaganda diliyle söylediği “Diktatörlüğün” ne olduğunu, gerçek diktatörlüğü, soysuz vatan ve millet hainlerine göstermektir!

Hak için…

Hakikat adına…

Vatan ve millet adına gerçek bir dikatörlük ve çelik gibi sağlam bir siyasî irade-kararlılık dışında bu “ihanetle” baş etmenin her hangi bir yolu yoktur!

Bu halk…

Bu millet…

Bu asker, bu ordu, bu toplum; kendi toprağına, kendi vatanına, kendi ülkesine sahip çıkar!

Bu halk, bu millet, bu ordu, bu asker, bu polis; bu ülke için, bu vatan için her türlü savaşmıştır, yine savaşır!

Bu günler “karar vermek” için son günlerdir!

Gecikmiş kararlar, kurtuluşa değil, helâke götürür!

Türkiye’yi kan gölüne çevirmek isteyen Hristiyan siyonsit Haçlı ittifakı: Amerika-İsrail-Batı-İran’dır!

Bunlarla işbirliği içinde olan yapılar:

PKK..

Fetullahçı ajan yapılanma…

Doğan medyası ve diğer sermaye gruplarıdır!

“Çözüm süreci” tarihî bir fırsattı;

30 Yıldır süren “anlamsız” bir savaş…

Kemalizmin; Müslümanlara, Türklere yaptığının bir benzerini de “Kürtlere” yaptığı bir asimilasyon, bir dayatma, bir inkâr ve imhâ politikası vardı.

O kadar süreç içinde bu “meseleyi çözmek” isteyen kimse çıkmadı…

İlk defa “siyasî bir lider” bu anlamsız savaşa son vermek için, onları muhatap aldı ve sordu;

“Ne istiyorsunuz?..

Bunun öncesinde, bu hareketi başlatan Öcalan;

Artık, bağımsız bir Kürdistan kurma düşüncemiz yoktur” demiş ve; “Bu meseleyi kendi aramızda çözelim!” demişti..

O hâlde?..

“Bağımsız bir Kürdistan” kurma düşüncesi yoksa, bin yıllık ortak bir geçmişe sahip, birlik ve beraberlik içinde yaşamış, birlikte savaşmış, birlikte ölmüş bu milletin, yine aynı temelde bu “anlamsız savaşa” son vermesi, “akl-ı selim”in ve vicdanın bir gereğiydi..

Bu akl-ı selim ve vicdanı gösteren siyasî irade de Erdoğan oldu;

Nedir Kürt meselesi” dediğiniz diye sordu…

İstediğiniz nedir, ne için savaşıyorsunuz?..” diye sordu…

Cevablar belliydi…

Kemalizmin Kürt kimliğini inkâr ve imhâ politikalarını gösterdiler…

“Kendi dilimizde konuşamıyoruz, yayın yapamıyoruz, aşağılanıyoruz, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz, bölgemizde açlık ve yokluk hüküm sürüyor…

Bize her gün “Ne mutlu Türküm diyene!” diye zorla bağırttırıyorlar…

Çok zulüm gördük, çok işkence gördük…

Kemalizm bizi Dersim’de boğdu, sürgün etti… İsimlerimizi değiştirdi”

Tamam” dedi, otuz yıldır süren bu “anlamsız savaşı” bitirmek isteyen ilk “milli-siyâsi irâde” Erdoğan;

“Tamam, Kürt realitesini tanıyoruz, biz kardeşiz, artık sizler ve çocuklarınız her gün Ne mutlu Türküm!” diye bağırmayacaksınız! “Silahlar sussun! Buyurun siyasetinizi, kimliğinizi, dilinizi, kültürünüzü, nasıl istiyorsanız öyle yaşayın!”

Kendi dilinizi özgürce konuşabileceksiniz!

Kemalizmin dayatmacı ve tahkir edici bakışı sadece size değil, tüm toplum kesimlerineydi…

Kendi kültürünüzü nasıl istiyorsanız o şekilde yaşayacaksınız…

Kendi dilinizde her türlü yayın yapacaksınız!

Kısaca çözüm süreci her yönden “zor bir süreçti”… Karşılıklı acılar, kan, gözyaşı… “Ben kefenimi giyerek başlatıyorum bu süreci!” dedi Erdoğan!

Barış” zordu gerçekten…

Peki, bu “anlamsız savaş”ın karşı tarafında yer alan siz ne yaptınız;

30 yıllık “anlamsız” bir savaşı bitirme “iradesini” gösteren, bir siyasi lidere, bir siyasî iradeye; “Savaşı sen başlattın!” aşağılık propganda diliyle saldırdınız!.

Batı’dan aldığınız talimâtı gelip burada tekrarladınız; “Seni başkan yaptırmayacağız!” diye!

Bu arada size kimse; “Siz ne zaman mevcut sistemi savunan bir yapıya dönüştünüz? Bu emir ve talimâtı kimden aldınız?. Sizin sorununuz Kürt meselesi, kürt kimliği, imha ve inkâr politikaları değil miydi?.” Diye sormadı!.

Yeniden “savaş ilân” ettiniz!

PKK’nın ve HDP’nin çözüm sürecine ihanet etmesini gerektirecek hiçbir somut sebeb de yoktu!

Yeniden kan dökmeye, pusu kurmaya… Vatana, millete, milletin değerlerine ihanet yolunu seçtiniz!

Bütün bunlara rağmen bunları yaptınız… Yani, savaşı Erdoğan değil, siz başlattınız!

Hiçbir sebeb yokken başlattınız, durup dururken başlattınız...

Artık “ağlamak” yok!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.