• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

"Sapıklığın güncellenmiş" hâli -II-

Şükrü  Sak

Azgınlığın dini, mezhebi, İdeolojisi olmaz!

"Sapıklığın güncellenmiş" hâli -II-

 

-Azgınlığın, dini-mezhebi-ideolojisi olmaz!-

 

“Meydana çıkan kurtulamaz seng-i kazadan…”

-I-

Toplum önüne çıkan her insan eleştirilere açık olmalıdır!

Toplum önüne –şu veya bu iddiayla-çıkan kişi, kendini “dokunulamaz” olarak görme lüksüne sahip değildir…

Eleştirilere açık” olmalıdır;

Haklı ve doğru” eleştiriler karşısında adam gibi, yanlışını ve tavrını da düzeltmelidir!

(Eğer bunu yapmıyorsa, o kişi “Hak ve adaletten” bahsedemez…)

Eleştiri; sadece olumsuz anlamda değil, olumlu çerçevede de olan, eğriyi doğruyu gösteren, ufuk açıcı bir usûl..

Toplum önüne çıkan birisi, kendisine yöneltilen en küçük bir eleştiriyi;

Onur ve haysiyetime saldırıyorlar, bıııık, bık bık” diye ciyaklayarak değerlendirirse, bu onun “kibir ve kapris”inden başka bir şeyle yorumlanmaz! ('Kibir ve kapris' gerçek bir dava adamının semtine bile uğramaz!)

"Eleştirilere" niçin açık olmalıdır?..

Çünkü; toplum önüne çıkan her insan bir “rol model” oluşturur farkında olarak veya farkına varmadan!..

Bu “gençler” açısından büyük bir tehlikedir aynı zamanda!

Bu “rol model” eğer “yanlış” bir modelse, bu yanlışlık büyür ve çoğalır, gençlere de sirayet eder!

Eğer bu “rol model” olarak ortaya çıkan kişi; etrafa gülcükler dağıtan bir “barbie” gibiyse, bu kabul edilemez!

"İtikâdi" anlamda problemliyse, kabul edilemez!

Çünkü "rol model"in söylediği nihayetinde şudur; “Siz de benim gibi olun!

 

“Kurucu” büyükler!

Bir insanın yeni bir “hareket-akım-faaliyet” başlatması demek, aynı zamanda onun “kurucu” olması demektir!

“Kurucu” olan adam, -eğer böyle bir iddiası varsa- kendinden önceki bütün şahıs ve hareketlerle esaslı bir hesaplaşmaya girişmesi gerekir;

Onların, doğrusunu, yanlışını, eksiğini, fazlasının ortaya koyarak, kendi hareketinin “niçin gerekli?” olduğunu izah ve isbat etmesi demektir bu aynı zamanda…

Bu bir ahlâkî zorunluluktur!.

Bu “hesaplaşmayı” kendi vicdanında, kendi kendine yapması yetmez, toplum önünde yapmalıdır!

Bunun izahını yapamayan adam demek ki “kurucu” değil, kendinden önce başlamış olan bir “harekete”, “kişiye”, “ekole”, “geleneğe” bağlı olacaktır!

(Mesela biz, bütün Müslüman Türk milletinin kurtuluş reçetesi olarak, bir sistem bütünlüğü içinde ortaya konulmuş olan, Büyük Doğu-İbda fikrini-sistemini-dünya görüşünü, "yetersiz, eksik veya yanlış" bulsaydık, ilk işimiz oturup onun "doğrusunu" ortaya koymak, yanlışını düzeltmek, eksiğini tamamlamak olurdu... )

 

"Kurucu" olmaya çapı müsait olmayan?

Peki...

"Kurucu" olmaya çapınız müsait değilse... Olabilir... Bizim de değil!.. O zaman ne yapacaksınız?..

(Seksen doksan yıldır Türkiye'de, "yeniden Mutlak fikrin hakimeyeti" gayesi ile hareket eden, "Ehl-i sünnet" yapılardan, gruplardan birine "ait" olarak, mücadeleyi sürdürmeniz gerekir!... -E, hiçbirini beğenmiyorsam?.. O zaman buyur "kurucu" ol!..)

Baştan beri belirttiğimiz, ilkeler ve ölçüler ışığında, sen nesin?

Hangi ekole, hangi harekete, hangi kişiye bağlısın?..

Bu soruya açıkca ve dürüstçe, adam gibi bir cevap vermeyen biri, "FETÖ sinsiliği" içinde başka bir şeyler çeviriyordur! Çünkü bu sorulara cevap vermemek, zaten başlı başına bir "sinsilik" göstergesidir! Yoksa, toplum önüne çıkmış bir insan "kendini niçin gizler?"

“Kurucu”ysan, kurucu olduğunu göstereceksin!

Değilse?..

Ne olduğunu ortaya koyacaksın!

Nesin sen;

Fetullahçı mısın?

Milli Görüşçü müsün?..

Nurcu musun?

Süleymancı mısın?

İhsan Şenocak’çı mısın?

Mustafa İslâmoğlu’cu musun?..

Özgürder’ci misin?

İHH’cı mısın?..

Ülkücü müsün?

Cami yaptırma derneği başkanı mısın?

Kitap pazarlamacısı mısın?

İslâm âlimi misin?

Yoksa "hepsi birden" mi?

 

(Okuma parçası –III-)

“Hareketlerin muhtevasına hâkim gayeler…”

ve "Yürüyen adam" metaforu!

İbda aksiyon ve ideolojisinin anahtar kavramlarından biri de budur!

Doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, gerçeği sahtesinden kolayca “ayırt edebilmenizi” sağlar!..

Hareketleri “değerli ve mânâlı” kılan şey budur; hareketin muhtevasına hâkim gaye…

(İki tane “yürüyen adam” gördüğünüzde, ‘oh oh, ne güzel oda yürüyor bu da yürüyor, o zaman bu ikisinin de ‘gayesi İslâm’ deme salaklığına düşmenizi engeller!)

“Yürüyen adam” metaforu üzerinden...

Misâllendirelim…

Bir adam yürüyor…

Yürümek” bir harekettir…

Yürümenin “gayesi” Hacca gitmektir…

Başak bir adam… O da yürüyor… Gezintiye çıkmış… “Gayesi” zamparalık…

Olaya dışardan bakan insan için;

Yürüyen iki adam” söz konusudur…

Eğer “yürümek” tek başına bir ‘değer’se, bu iki adam da yürüdüğüne göre?..

“Hacca giden adam”la, “zamparalık yapmaya çıkmış adam”ı,

HAREKETİN MUHTEVASINA HÂKİM GAYE NEDİR?” sorgulaması yapmadan;

Nasıl tanıyacak?

Nasıl anlayacak?

Nasıl bileceksiniz?..

Şimdi şöyle bir "formatlayın" kendinizi ve sorun;

“Yürüyen her adem nereye yürüyor?”

Ve bu “hareketin muhtevasına hakîm gaye nedir?”..

Amacın ne, maksadın ne, gayen ne, o gayeye nasıl ulaşacaksın, usûlün ne, metodun ne, çözümün ne?

İbda aksiyon ve ideolojisinin, bu anahtar kavramına nisbetle baktığımızda, -eğer elimizde böyle bir ölçü yoksa- biz “yürüyen iki adam” arasındaki “gaye farkını” bile anlayamaz, “Hacca” giden adamla, başı boş aylak aylak dolaşan adamı aynı kefeye koymak gibi büyük yanlışlara düşebiliriz!

Düşmememiz gerekir!..

Yanlış olur…

-III-

Azgınlığın dini, mezhebi ve ideolojisi olmaz…

O'nun "çıkarları..." olur... Menfaati olur... Nefsi olur... Hevası olur... Keyfi olur...

Çünkü "azgınlık" bir çeşit "nefse tapınma ayini"dir... Kendi "nefs ve hevâlarını" tanrı edinenlerin hâlidir. -Orda hakikat-doğru kaygısı hariç- herşey vardır!

Çünkü sapık, bir dinin hakikatine, ölçülerine bağlanmak yerine, o dinin “ölçülerini”- hakikatini, kendi nefsine, çıkarına, menfaatine uydurur!

Kendisi dine uymaz…

Dini kendisine uydurur!

İşte İdeolocya Örgüsü’nde

Nefsani tefsirci,

Reformacı

Ham yobaz kaba softa

Başlığı altında sıralanan bütün “sapıklıkların” ortak noktası budur!

O yüzden siz “ölçü”ye uyun ve muhatabınızın “ölçüye uyup uymadığına” bakın!

Bu meselenin bu kadar da basit bir “çözümü” vardır!

Gelelim, "sapıklığın güncellenmiş" hâli derken neyi kastettiğimize;

Sanıyorsunuz ki, bunlar bugün çıktı..

Bunlar, "yeni sapıklık çeşitleri..."

Değil!

(Okuma parçası -IV-)

"Sapıklıkların güncellenmiş" hâlini tanıyalım...

İşte bu çerçevede İdeolocya Örgüsü'ne kısaca bir gözatalım:

· İslâm Inkılâbını kim örgüleştirecek? Reformacılar mı, nefsanî ve havaî tefsirciler mi, kışrî şeriatciler mi, ham ve kaba softalar mı, yalancı sofîler mi, yeni müctehit taslakları mı, yoksa bunlardan hiçbiri olmadığını telkin ederken, kendisine henüz bir sınıf ismi veremediğimiz, mücerret bir ifadeyle gerçek ve derin Müslüman ne demektir ve böyle Müslümanların ruhundan tütecek bir hayat mimarisinin çizgi çizgi müşahhas beyanı nedir? Evvelâ, yukarıdaki suallerin çerçevelediği zümreleri tanıyalım!

REFORMACILAR

· Reformacı, eski şeklin ismini ve gûya esasını muhafaza edip, onu, zannınca bazı ihtiyaçlara göre yenileştirmek isteyendir.

· Reformacı, yani ıslâhçı, herhangi bir dâva ve mevzuu, ister maziye, ister istikbâle doğru olsun, yekpare bir vâhid olarak kabul edemiyen bîçare idrak bünyesidir. Ne attığını tam atabilir, ne de aldığını tam alabilir.

· Reformacı, dış şartları dâvanın öz bünyesine tâbi kılacak hâlis ve mutlak mefkûreci olmak yerine, dâvanın öz bünyesini dış şartlara göre ezip büzmekte, ayarlamakta hesaplamakta mahzur görmiyen bir arabulucu, bir barıştırıcı, bir maslahatçıdır.

· Reformacı inandığından şüphe edendir.

*

NEFSANÎ TEFSİRCİ

· İslâm inkılâbı mevzuunda, bu sınıf, reformacıların bir şubesidir; ve kısım kısımdır.

· Farkları şudur ki, reformacılar, hiçbir eksik ve fazla kabul etmiyen din bütününe, dışarıdan, akıllarınca güzelleştirici ve iyileştirici unsurları ilâve etmekte mahzur görmedikleri halde, bunlar, dışardan unsur dâvet etmezler, fakat dinin zatî hükümlerini kendi içinde diledikleri gibi tefsire yeltenirler.

· Bu tefsirlerde, sâik sadece nefsaniyetleri ve keyifleridir.

HAM YOBAZ VE KABA SOFTA

· Mukaddes şeriâtin kışrında kalmış, vecdsiz, çilesiz, hikmetsiz, dinde ne tarh, ne zam, ne indirme, ne bindirme olmayacağından habersiz, gâfil insan mânasına ham yobaz ve kaba softa...

· Allahın emri ve Peygamberin tavrı önünde hiçbir teftiş ve muayene hakkına malik olmayan aklı, bir süvari gibi durduracağı ve koşturacağı yeri ayırd edemeden, onu yerinde durdurmak ve yerinde koşturmak emrinin bizzat din buyruğu olduğunu kestirmeden, topyekûn her şeyi yasak bilen ve sırf bu sebeple bütün tarhî felâketlerimize yol açan içten bozucu sıfatiyle ham yobaz ve kaba softa...

· İslâm inkılâbının bu tip elinde hiçbir yemiş veremeyeceği, üçüncü hüküm olarak bedahettir. (İdeolocya Örgüsü. Sh: 171)

 

"Kimliksiz"leştirme- "Aidiyet"sizleştirme!

Bu tür salaklıklar şöyle bir denklem kurmuşlardır kendi kafalarından;

Yaptıkları hareketlerin “faydası” olursa kendilerine, “zararı” olursa, İsâm’a ve etrafındakilere…

Bakın buraya dikkat edin; Faydası kendilerine, zararı İslâm’a-Müslümanlara…

Bu “koşan adam” metaforunda olduğu gibi...

Bu "koşan adam metaforu" bir pusuladır... 

Bu pusulayı doğru kullandığınız takdirde; doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, ahmak ile mü'mini, kibirli ile mütevaziyi kolayca ayırt edebilirsiniz!

Bu arada, "yürüyen ve yürütülen(!)" kervanların, daha önce nereye "diz çöktüğüne" de dikkat etmeniz gerekir!

Nice "yüreyen kervan"ın(!) -FETÖ ihanetinde olduğu gibi- nereye yürüdüğünü asla gözardı etmeyin!

İşte, "ölçü"ye uyan adam ile, "ölçüyü kendi keyfine uyduran adam" arasındaki farkı farkedebilmek için böylesine "anahtar bir kavram" var elinizde... "Hareketlerin muhtevasına hakim gaye nedir?" Bunu sorun!

 

"Yürüyelim arkadaşlar..."

Birisi geliyor ve size diyor ki; "Hadi arkadaşlar yürüyelim, koşalım..."

Hayırdır?

Nereye yürüyelim, niçin yürüyelim, niçin koşalım? Önce bunların bir "açıklaması-izahı" var mı?

Diye sormanız gerekir!

“Kimliksizlik ve aidiyetsizliğin” kimlik ve aidiyet gibi sunulması… (Bu usûl, bütün sapıklık ve azgınlıkların "doğum yeri"dir, dikkat edin!)

En büyük “sinsilik”lerden biri de belki budur!

Çünkü hemen fark edilmez…

Bu “tuzağa” düşmemeniz gerekir!

Burada, belli bir kimlik ve aidiyeti olan bütün İslamî oluşumların;

Şucu bucu” olarak nitelendirilip, -onları liderlerini ve hareketlerini "putlaştırmakla" ithâm edip- kendilerinin “Kur’an ve Sünnet”e çağırdıkları gibi korkunç bir mugalata örneği sergilenmektedir…

Kim kimi “putlaştırıyor”?

Sen, kendi "kimliksizlik ve aidiyetsizliğini", diğer cemaat ve yapıları; "Şucu bucu olmakla suçlayıp" gizleyemezsin!

Şeytanın bile ulaşamayacağı bir kibirle; "Benim adım Müslüman" diyor adam! (Karşında, "Müslümanlığını inkâr eden, 'biz Müslümanlar değiliz' diyen bir topluluk mu var senin?)

(Bu istisnai bir şeydir, her grup ve yapının içinde ‘aşırı’ (bunun da neye göresi tartışılır) tavır ve söylemler olabilir… Bu böyledir diye, bütün herkesi, kimlik ve aidiyetini “putlaştırmakla” suçlamak?)

Evet, ne mânâya gelir?

Takdir sizindir!

Ve sen hangi “putları” kırıyorsun?..

"Özkösecilik sapıklığı" kendini tarif ediyor

Ne demiştik;

"Sapıklığını gizleyen bir sapık..."

Peki bu nasıl oluyor?

Adam niye sapık olsun?

Anlatacağız... 

"Özkösecilik sapkınlığı" kendini şöyle tarif ediyor;

(BANA KENDİNİ TARİF ET DESELER, NESİN SEN?

Ben derim adım Müslüman. Herkesi kelime-i tevhide davet ederim. Grupçu değilim.Hiçbir partiye, tarikata davet yapmam, Öyle bir davetçiliğim yoktur. İslâmi grupların hiç birine mensup değilim.

Parti –tarikat taassubuna karşıyım. Yani bir parti taassubu. İslam eştirt “Falanca Parti”. Karşıyım baştan beri. Hiçbir zaman İslam eşittir hiçbir parti olmadı. Olamaz. İslâm o kadar yüce bir yerde ki senin parti, dediğin cücenin cüesi. O en iyisi. Onun için senin partin, senin tarikatın, şeyhin, İslam’ın üstünde olamaz. Veya İslam olamaz.

Efendim bizim cemaat İslam’ı temsil eder. Halt etmişsin. Hiç birimiz İslam’ı temsil edemeyiz. Biz Müslümancıklarız. Ne  haddimize canım İslâm’ı temsil edeceğiz!

Ben şimdi beni takip edenleri, dinleyenleri bir cemaat kabul edeyim, bir grup, bir hizip, bir tarikat… Hayır. Etsem bile biz İslâm’ın temsilcisi olamayız. Biz o yolda bulunmaya çalışan garibanlarız. Hepsi bundan ibaret.

Onun için  hiçbir cemaatin temsilciliğini kabul etmiyorum. Böyle bir şeye de inanmıyorum. Ne Nurcular,

Ne Süleymancılar,

Ne Şucular

Ne Bucular,

Ne Selametçiler,

Ne Ülkücüler,

Ne Tilkiciler…

Hiç öyle bir şey yok

*

Selamünaleyküm dedikten sonra “Şu’cu musun?” diyor bazı zavallılar.

“Yok, bilemedin” diyorum. “Ben O’cu değilim.”

İNSANLARI PUTLAŞTIRMAYA MUHALİFİM

*

Ey sofular, dervişler! Tarikatların cemaati, şeyhlerinizi ilahlaştırmayın!

Bilin ki İslâm’ın temsilciliği Kuran ve Sünnete aittir. İslam’ı bunlar temsil eder.)

 

Mugalatanın, safsatanın, sapıklığın, "doğum yeri" burasıdır...

Neden?

Şöyle bakarsanız, gayet "masum" bir ifâde gibi duruyor bu "bakış açısı" ve zihniyet değil mi?

Hatta, içinde bulunduğumuz gerçeklikten koparak, "ne var bunlarda itiraz edilecek?" diye de sorulabilir...

Burada yuvalanmış "sapkınlığı" açıklayabilmemiz için, sakin sakin tane tane anlatalım...

Bu nasıl bir "yaklaşımdır" ona bakalım...

Tabii ki bütün Müslümanların adı "Müslümandır"...

Tabii ki bütün Müslümanlar, "Kur'an ve Sünnet"e bağlıdır...

-Yani sadece siz değil!-

(Peki niçin "kendiniz hariç"(!), diğer Müslümanlar -bunun zıddını yapıyor ithamında bulunuyorsunuz?.. Karşınızda "Kur'an'a ve Sünnete uymayalım diyen bir "Müslümanlar" topluluğu mu var? Öyleyse neden böyle bir yola tevessül ediyorsunuz?..)

Önce;

İslâm gayesi ile, kendilerine göre;

Bir usûl... Bir metod... Bir Yol... Bir "anlayış"...Bir "çözüm..." yolu bulmuş...

Bir "yöntem" belirlemiş ve bu çerçevede, eksik, fazla, doğru yanlış "faaliyet" gösteren bütün gruplar ve yapıların, sanki, -haşa- adı "Müslüman" değil de, bir tek bu "Özköse sapıklığı"nın adı Müslüman?..

Bu mudur?..

Bu nasıl bir "kibirdir?..."

Bu nasıl bir "mugalatadır...?

Bu nasıl bütün İslamî faaliyetlerin "ekmeğini yiyip" onların üzerine, tepesine çıkmaktır?..

(Herkes "grupçu"ymuş da bu "özköse sapıklığı" grupçu değilmiş, bütün grupların üzerindeymiş! Yaaa, gördünüz mü?)

Bunun açıklanması lazım...

İslam gayesi ile faaliyet gösteren, kendi kimlik ve aidiyetlerini tarif eden o kadar, cemaat, yapı, grup, sanki-haşa- Kur'an ve Sünnet'e "muhalifiz" mi diyor?..

Bu ne bayağı bir safsatadır...

Bu ne aşağılık bir çarpıtmadır...

Bu ne inanılmaz bir mugalatadır?..

Sen hangi keyfiyetle, hangi usûlle, hangi metodla, hangi yöntemle, bütün bunların üzerinde mevzileniyor, hepsinin tepesine çıkıyorsun?..

Böyle diyeceğine şöyle söyleyeceksin;

-"Evet bugün Müslümanlar olarak büyük problemlerimiz var. Onları nasıl çözeceğimizi biz de bilmiyoruz... En iyisi 'bunları çözdüğünü söyleyenlerin' sözüne bir kulak verelim..." Ama hem çapsız, hem kibirli olunca böyle demiyorsun, sanki haşa diğer Müslümanlar Kuran ve Sünneti inkâr ediyormuş gibi meseleyi ortaya koyuyorsun?.. Niçin? Niçin? Niçin?..)

Böyle demek, aslında ne demektir?

Toplum önüne çıkıp böyle demek, aslında, "tek doğru" benim demektir...

Böyle söylemek aslında; diğer bütün Müslümanlara bühtan etmektir!

Böyle demek, aslında; verilen şu kadar yıllık mücadeleninin, emeğin, birikimin tepesine çıkıp, hepsinin "hakikatini ve aslını inkâr" ederek, "hepiniz bana tabi olun!" demektir...

İslami kimliği olan bütün "yapı ve gruplar yanlış!" demektir...

"Biz "gruplara karşı yeni bir grubuz" demektir...

"Ben bütün İslâmi grup ve yapıların tepesindeyim" demektir...

Görülmemiş bir "kibir, sapıklık ve azgınlık"tır bu!

Madem öyledir, madem öyle düşünüyorsun; Buyur "kurucu" ol!..

"Yok, ona çapım müsait değil!.."

E, o zaman buyur birine "tâbii ol!"...

Yok, "benim adım Müslüman, Kur'an ve Sünnet..."

Bu mudur?

Böyle söyledikten sonra, bütün İslâmi grup ve yapıları ve onların bağlılarını;

"Liderlerini ilâhlaştırmak... Putlaştırmak, şucu bucu olmakla suçlamak?.." "İslâm temsil edilemez" demek?. Nasıl bir "düşünce ve fikir namusuyla" bağdaştırılabilir?.. Bir insanın "bu kadar yukarıdan konuşabilmesi" için, "kendi nefsini nasıl putlaştırmış" olması lazım, hâyâl edebiliyor musunuz?

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.