• BIST 108.087
  • Altın 273,802
  • Dolar 5,8032
  • Euro 6,4314
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 7 °C
  • Konya 8 °C
  • İzmir 13 °C

Sahur sohbetleri: Sanat berbat -I- (Kelimeler boğazımda dizili kaldı..)

Eşkıya

eskiya-yeni-logo.png

Selâm aleyküm arkadaşlar...

Bir kaç günlük aradan sonra, hepiniz yeniden hoş geldiniz...

Ara verdik biliyorsunuz "Ramazan sohbetleri"ne...

O "malûm konu"yu askıya aldık, hatırını aslâ kıramayacağımız -kırmayacağımız- bir büyüğümüzün, ağbeyimizin hatırına...

O "malum konu"ya girmeyeceğiz...

O yüzden sohbetimizin tarzını da ismini de değiştirdik; "Sahur sohbetleri..." yapacağız inşaAllah birlikte... Sohbetin feyzine, bereketine, "ilhâm zemini" olmasına nazaran, her birimiz farklı bir şekilde müstefid oluruz inşaAllah...

Mümkün olduğu kadar, böyle kendi çapımızda bir "sanat formu"nda, -orjinal bir tarz- benim icâdım olan orjinal bir sanat formunda, "meselelerimizi" -kendini bize dayatan meseleleri-konuşmaya çalışacağız...

Ne kadar başarabiliriz bilmiyorum?

E tabi sizlerle birlikte yapmaya çalışacağız... Neticede bu bir "sohbet..." Karnımızdan konuşmayacağız.

Kafamızla düşünüp...

Kalbimizle hissedip...

Ağzımızla konuşacağız... "Ağzı olan konuşuyo..." durumuna da müsaade etmeden tabii ki!

Kafası ile gerisi yer değiştirmiş, vücudunun her bir organı ayrı oynayan, nasıl söyleyelim; daha "kendini ifâde etmek"ten âciz insanların, fikri, düşünceyi, davayı kirletmesine izin vermeyeceğiz!

Ne diyordu Kumandan Mirzabeyoğlu bunlar için biliyorsunuz değil mi?

-"Kendi hâl izahını da bana yıkan..."

Kendi hâlini izah etmekten aciz insanların durumuna, -belki kendi durumumuza da- böyle bir "sanat penceresinden" bir projektör tutmaya çalışacağız...

Bakalım "aynadaki görüntüye" tahammül edebilecek misniz? Tahammül edebilecek miyiz?

-II-

Nefs muhasebesi...

Hesaplaşma

İnsanın kendi "ben"ini hesaba çekmesi... Aynanın karşısına geçip; "Ben kimim" diye sorması, ayandaki "yalanı" tanımaya, anlamaya çalışması... "Aynadaki yalan"ın hakikatini "merak" etmesi... 

Hesaplaşma böyle bir temelden, böyle bir "sıfır noktası"ndan başlar, "insanın" kendisiyle -kendi nefsiyle- hesaplaşması...

Hesaplaşma?...

Ne güzel bir kelime…

Hesaplaşma Üstad’ın bir eserinin-konferansının ismi biliyorsunuz değil mi arkadaşlar?

Kartlaşmış öküzler, onu bir “alacak verecek” meselesi gibi görüyor şimdilerde…

Halbuki hesaplaşma, bir “genç”in kendi kimliğinin oluştuğu o sancılı süreçte, “ben kimim, bu hal ne, -içine doğmuş olduğu ilişkiler sistemi- toplum ne?..” gibi her şeyi sorup sorguladığı, her şeyin aslını, hakikatini anlama ıstırabıyla kıvrandığı bir süreç… Çoğunlukla da “ifâdesiz…” Çünkü yaşanan o “kıvranmalar” çoğunlukla anlatılamazdır… Ama gençte “şahisyet”, aidiyet, kimlik, o kıvranmalar, o ıstırap neticesinde oluşur, şekillenir…

Öyledir…

Halbuki Üstad ve Kumandan? Değil mi… (Kendi "nefs muhasebelerini" son nefeslerine kadar toplum önünde yaptılar! Büyük "fikir ve aksiyon" böyle doğdu, Türkiye'yi yeniden doğurdu, yoksa tek başlarına bir köşeye çekilip değil mi...)

Kendini –kendi “ben”ini toplum önünde…

Toplumu, kendi “ben”i karşısında hesaba çektiği, -ve çok sık vurgulandığı üzere-, “fert ve toplum arası muvazene” arayışının bir ifadesi; Hesaplaşma! Onlarda böyle…

Bu hesaplaşma yaşanmadan, bunların hesabı görülmeden;

Bir çok şeyin aslı, hakikati, neyin ne olduğu bilinemeyecek…

Biz de bir bakıma burada “kendi nefs muhasebemizi” yapmaya çalışıyoruz, sizlerle birlikte... (Neydik, ne olacaktık, ne olduk? Dün "ne" idik, bugün "ne?" olduk, ideallerimiz, gayelerimiz, hedeflerimiz, bütün "yapıp etmelerimiz" boyunca...)

Şimdi bu kart öküzler, bu tür İdeolojinin-fikrin temel kavramlarını anlamadıkları için-yabancı oldukları için bu “nefs muhasebesi” kavramını da ya hiç bilmiyorlar, ya tamamen yabancılar veya, bu kavramı; “Ah ulan aliden üç alacaktık, vah ulan veliden beş alacaktık, onu alamadık, bunu satamadık" şeklinde veya akşam kafasını yastığa koyunca, "bu benim nefsim çok pis ya" diye aklından geçirme, vah vah diye yalancıktan kendilerini teselli etme şeklinde anlıyorlar…

Bilemiyorum…

Yani ortada “nefs muhasebesi”ne dair bir tek iz işaret, belirti, emare görülmediği için böyle diyorum…

E peki nedir “nefs muhasebesi…”

Mesela “Bab-ıâli” dir…

Mesela “O ve Ben”dir…

Mesela “Tilki Günlüğü”dür…

Mesela; "Ölüm Odası"dır... Say sayabildiğin kadar...

(Bunlar işin kitablık çapta örnekleri… Üstad ve Kumandan kendi “nefs muhasebelerini” daima toplum önünde, içinde yaşadıkları toplum önünde yapmışlardır. Bütün yönleriyle…)

O yüzden de esas olarak “nefs muhasebesi” dediğimiz şey, bir duvara dönük olarak yapılmaz! Çünkü biz duvara ne anlatırsak anlatalım, "duvar" bize hiçbir şey demeyecektir! Eğer ömrümüz bir "duvarın karşısında" askeri nizâmda durma-bekleme şeklinde geçseydi; bu "hiçin hiçe katılımı-"hiç"in hiçi yansıtması", (yansıtmaması) o da eşittir yine "hiç" olurdu...

Bu meseleyi, hiç sapmadan, saptırmadan geriye doğru -tarihî süreç- götürdüğümüz zaman, "en ileri, en ideal toplum ve fert modeli" olarak, Allah Resûlü ve Sahabeler kadrosu ile karşılaşırız... Çünkü orda, "ideal insan, ideal toplum modeli"nin örnekleşmiş halini, temelleri atılmış ilişki biçimlerini görürüz!

Yoksa Kumandan'ın şu "Dilipis" aptal karaktersize dediği gibi;

-"Hadi söyle bakalım, -izâh et anlamında- çölde yalınayakla dolaşan o sahabi niçin bizim için en ileri model ve o asır niçin "Asr-ı saadet" olsun, nerden geliyor onların "üstünlüğü ve büyüklüğü?" hadi izâh et bakalım!"

Noktasında düğümlenir! (İzâh da edememiş zaten...)

Sahebe topluluğu; Kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Allah Resulü'ne "ayna" oldukları, kendi "ben"lerinde "O nuru" yansıttıkları içindir! Onların "üstünlüğü ve büyüklüğü" buradan gelir!

O yüzden de, Üstad ve Kumandan İmam-ı Rabbani Hazretleri'nden bu konudaki "ölçü"yü yeniden câri kılmışlar, bizim zayıf ve kıt anlayışımıza rağmen bu meselenin hakikatini Büyük Doğu-İBDA'nın hasrına almışlardır;

"Velinin en büyüğü, sahâbînin en küçüğü olan Vahşî nin ayak tozu bile değildir!"...

(Bu meselenin Büyük Doğu-İBDA'daki karşılığı; "Şahsiyetler topluluğu"dur... Biz "toplum" deyince bunu anlarız! Birbirinin şahsiyet aynasında, kendi şahsiyetini gören, şahsiyetler topluluğu... Öbür türlüsü, yukarıda dediğim gibi; "duvar" karşısındaki insan durumu...)

Ha bir de;

Kendi hayatında, ilişkilerinde, yapıp etmelerinde, öteki-başkası ile olan muaşeretinde, sahabenin "üstünlüğünü ve büyüklüğünü" kabul etmeyen,  Şeriat'a saygı duymayan, hak hukuk gözetmeyen, yani kendi nefsinde onların üstünlüğünü ve büyüklüğüni "inkâr eden" şerefsiz, sen kimsin lan! Kimsin sen!

Neyse, mevzu dağılmasın... "Nefs muhasebesi" kavramının anlamı, ne olduğu ve tedaileri üzerinden buraya geldik. Noktayı koyalım! Kendi "meselelerimize" gelmeye çalışalım...

-III-

Şemsettin: Abi şu manşetteki mısralara gelecek misiniz? Bir de bunların Nuyettin hoca ile "asansörde halvet” –o kadar kısa süre içinde nasıl başardınız bunu lan?- olduklarını anlatacağım demiştiniz?

-Anlatacağım Şemsettin… Unutturma ama… Aslında sadece Nuyettin hoca ile de değil, daha kimlerle nerede nasıl “halvet olduklarını”, bunların bir kısmının Freud’un bile izah etmekte zorlanacağı “garip ilişki biçimleri”ne -"İslâmi" kılıkla- nasıl dönüştüğünü anlatacağım… Fakat şimdi daha önemli konular var, sırasıyla gidelim... Biraz önce "örnek toplum modeli"nin ne olduğunu söyledik! Bir Müslüman'ın en temel görevi, "onlara uygunluk çabası" olmalı değil mi?

 

Freud gelmiş abi, Eşkıya ile göreceğim diyor!

 

Şemsettin-Abi...

-Ne var Şemsettin, yine ne var, bir susmuyorsun, birşey anlatmaya çalışıyoruz şurada...

Şemsettin: Abi kapıya birisi...

-Ne kapısı, ne birisi Şemsettin?..

Şemsettin: -Abi bir adam gelmiş, kapıda bekliyor, böyle garip bir kıyafeti var, “Ben Ferud, Eşkıya ile görüşeceğim” diyor başka bir şey demiyor! “Tanışıyor musunuz önceden Eşkıya ile, arkadaşı mısınız, dostu musunuz?” diyorum, bana “Yahu sen beni nasıl tanımazsın, bütün 20’ci yüzyıl benden etkilenmiştir, ben psikanalizin babasıyım” diyor, alayım mı abi içeri…

-Haydaaa, aziz mübarek gün, gecenin bu saatinde?

-Şemsettin; N'apayım abi, alayım mı içeri?

-Tamam Şemsettin, gelmiş madem kapıya kadar, al içeri n'apalım...

-Şemsettin: -Buyuy (Froyd) abi, geç şöyle... Buralar pek sana göre ortamlar sayılmaz ama, onu diyeyim bak!

Freud: -Merhaba Sevgili Eşkıya... Meramımı arzetmeden önce bir dakika bir şey…

Eşkıya: -Buyur hocam?...

-Freud: -Ben hoca filan değilim, her halde sakalımdan dolayı öyle zan

-Yok yok! Bizde ağız alışkanlığı o, yoksa sizin ne gâvur olduğunuzu biliyoruz yani…

Freud: -Ben de sizi biliyorum da o yüzden, “hocam mocam” diye söyleyince, çünkü biliyorsunuz sizde “hoca” kavramı

-Hocam lütfen! Lüften! Tamam biliyoruz, bak bir şey söyleyeceğim dedin, lâfı uzatıp duruyorsun!

(Sahur bitti, ben şimdi Namazı kılıp yatacağım, yarın görüşelim Freud hocam olmaz mı?)

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.