• BIST 108.869
  • Altın 271,468
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 0 °C
  • Konya -2 °C
  • İzmir 9 °C

S. Bilgehan Eren: “İnsan görmediği bir düşmanı nasıl tanır, nasıl karşı koyar?”

S. Bilgehan Eren: “İnsan görmediği bir düşmanı nasıl tanır, nasıl karşı koyar?”
En itaatkâr köleler, zincirlerinin farkında olmayanlardır. Ve bilinmeyen bir düşman karşısında, hangi cephede savaştığımızın bir önemi yoktur.

S. Bilgehan Eren'in "Derin Dünya Savaşı" kitabının önsözü

 

derin-dunya-savasi-(mock-up)-(2)-001.jpg

ÖNSÖZ

 

20. yüzyılda çok büyük savaşlar yaşanmıştı. İnsanoğlu iki büyük dünya savaşı görmüş, milyonlarca insan ölmüştü.

21. yüzyılı, 20. yüzyıl ve daha öncesi ile kıyasladığımızda aşikârdır ki savaş kavramı değişmiştir. Bildiğimiz anlamda savaşlar olmayacak demiyoruz, elbette olabilir, hatta belki dünya tarihinin gördüğü en kıyıcı, en ölümcül savaşları da yaşayabiliriz.

Lâkin güncel denkleme baktığımızda, şöyle bir gerçek var: Gerek “süper güç” diye tanımlanan ülkelerin savaş teknolojisi yatırımları, gerekse de teknolojinin hızla gelişimiyle (örneğin, yapay zekânın nereye varacağını şu an kimse kestiremiyor) “süper güç”lere alternatif “güçlenen ülkeler” dünya konjonktüründe etkili olmaya başlamışlardır. Misal, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki birkaç yılda, hiç kimse yerle bir olmuş Japonya’nın veya Almanya’nın 21. yüzyılda böylesi bir ekonomik güce ve teknolojik ilerlemeye sahip olabileceğini düşünemezdi. Güney Kore’nin teknolojide muazzam mesafe katedeceğini, Kuzey Kore’nin silah gücüyle arz-ı endam edip zaman zaman ABD’ye kafa tutacağını, Çin’in birçok sahada bu kadar etkin olacağını, bir zamanların sömürge ülkesi Hindistan’ın ekonomik büyümesini sanırız yüz sene önce pek az stratejist öngörmüştür.

Böylesine satranç tahtası gibi bir ortamda, hani dünya üzerinde herhangi bir ülke, nükleer silahlarının düğmesine bassa, zincirleme bir şekilde belki de dünya nüfusunun yarısı yok olacak, başta ekosistemin çöküşü olmak üzere, birçok insanî yaşam unsuru belki geri dönülmez şekilde dünya üzerinden silinecektir. Tam da distopik filmlerde gördüğümüz; temiz içme suyunun kalmadığı, insanların neo-gecekondularda yaşadığı, ekime elverişli toprak bulamadığı, gıdanın olmadığı, kaotik bir dünya aslında hayal değil. Fakat bu bir nevi “küçük kıyamet” senaryosunu çekmeye-oynamaya, ne yapımcılar, ne yönetmenler, ne oyuncular pek de hazır ve istekli değil. Zira, hazır ve istekli olsalar emin olalım bunu seyirciye (bizlere) sormayacaklardır.

Bunun yerine yapımcılar -ki onlara Derin Dünya İmparatorluğunun Elitleri diyoruz-, yönetmenler ve oyuncularına (taşeronlarına) başka filmler çektirtip, uluslararası ölçekte bunları vizyona çıkartıyorlar.

Meseleyi biraz daha izah etmeye çalışalım. Savaşmanın, hücum etmenin mantığı, karşındakine egemenliğini kabul ettirmek, onu istediğin kıvama getirmektir. Savaşlar, zaferler için yapılır. Mutlak zafer için ise herkesi öldürmene gerek yoktur, amaç düşmanı kontrol altında tutmak, hatta sömürgeleştirmek suretiyle ondan istifade etmektir.

İşte tam bu durumda, kazanmanın (kontrol altında tutmanın) klasik anlamda savaşmak dışında alternatifleri de vardır. Örneğin “ekonomik savaş” diyoruz ya bazen… Bu savaşta kurşunlarla kimse ölmez ama güçlü bir ülke, zayıf bir ülkeye bu ekonomik savaşı açtığında, tek bir kurşun atmadan, onu diz çökecek bir noktaya getirebilir.

Evet, kitabımıza ismini veren DERİN DÜNYA SAVAŞI, böyle bir savaş. Tek kurşun atmadan, hiçbir askerini kaybetmeden kazanılmak istenen bir savaş. Bu savaşı kazanmak için bildiğimiz anlamda üniformalı, silahlı askerlerinizi sahaya sürmezsiniz. Bundan dolayı da daha bir görünmez, bilinmezdir.

19 ve 20. asırlarda tohumları atılan, dünyanın globalleşmesi (ki bu da kendiliğinden ortaya çıkmış bir şey değil, Derin Dünya Elitlerinin senaryosu) sonucu 21. asırda meyveleri toplanan, görünmeyen bir savaş.

İmdi şöyle bir sual karşımıza çıkıyor; “İnsan görmediği bir düşmanı nasıl tanır, nasıl karşı koyar?” Öyle ya, “halkın aklı gözündedir” hikmeti gereği, savaş olduğunu bilmek için düşmanı görmek lâzımdır.

Umarız DERİN DÜNYA SAVAŞI isimli eserimizdeki muradımız bir parça anlaşılıyordur. Görebildiğimiz ölçüde düşmanı anlatmak, bilebildiğimiz ölçüde de bu savaşın cephelerine değinmek.

Derin Dünya Savaşı, klasik anlamda cephelerde değil, kitlesel-küresel ölçekte zihinlerimizde, yüreklerimizde, bedenlerimizde…

Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, kullandığımız ilaçlar bir süre sonra tüketim kalıplarımızı, tüketim kalıplarımız ise kültür kodlarımızı değiştiriyor. Kültür kodlarımız fikir (düşünce) dünyamızı, düşünce dünyamız ahlâk anlayışımızı, ahlâk anlayışımız ev ve iş hayatımızı, ev ve iş hayatımız inandığımız değerler zümresini, inandığımız değerler de ruhî bir bütünlük hâlinde fert ve toplum dinamiklerimizi kökten değiştiriyor. Hukuktan eğitime, sanattan iktisada, mimarîden şehircilik anlayışımıza kadar her şey, her şeyle iç içe… Hem birbirlerinin sebebi, hem de sonucu oluyor. Ezcümle, kemiyet değişikleri keyfiyete tesir ederken, keyfiyet değişiklikleri de kemiyette değişime yol açıyor.

DERİN DÜNYA SAVAŞI’nda yer alan ve bu konulara mercek tutmaya çalıştığımız yazılar, insanoğlunun sonsuzluk bestesine kulağını, mâveraî sözlere gözlerini kapadığı bir zaman diliminde, yayın hayatında on üç yılını başarıyla dolduran Genç dergisinde yayımlandı. Ve şimdi bir kitap bütünlüğü içinde okuyucularının istifadesine sunuluyor. Gayemiz -ele avuca gelmez- bir meselenin, tüm yönlerini ele almış olma iddiasından uzak olarak, değinmiş olduğumuz hususlarda öncelikle farkındalık oluşturmaktır.

Zira biliyoruz ki, zindanda olduğunun farkında olmayan mahkûmun “ben özgürüm” diye bağırması hakikatte hürriyetine değil, ahmaklığına delildir. En itaatkâr köleler, zincirlerinin farkında olmayanlardır. Ve bilinmeyen bir düşman karşısında, hangi cephede savaştığımızın bir önemi yoktur.

“Görmek için evvela görecek göz, sonra görülecek şey ve nihayetinde de ışık unsuru lâzım” hakikatince, belli başlı hususlarda ışık yakabilmiş olmamız temennisiyle….

 

S. Bilgehan Eren

Temmuz 2019 - İstanbul

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.