• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 5 °C
  • Konya 10 °C
  • İzmir 17 °C

Onbeş Temmuz'a dair..

Şükrü  Sak

Bir şey söyleyelim, bir şey söyleyelim de, başkasının fikrini tashih etmeden kendi fikrini bulamayanlar, bizi düzeltmek suretiyle hiç olmazsa bir teşhise varsın…” (NFK)

10870-001.jpg

-II-

Bizim gibi hayatı boyunca bir “devrim hayali” ile yaşamış, “bu dünya değişecek, bu düzen değişecek” diyen insanlar için 15 Temmuz’un anlamı çok farklıydı..

Hafızamızın ve anlam haritalarımızın temel taşları olmuş;

Büyük Doğu-İbda Külliyatı’nın anahtar kavramları; “İslâm ihtilal inkılabı” ifadesi dilinden düşmeyen…

Lise yıllarından itibaren;

İdeolocya Örgüsü’nde inşâ edilmiş dünyanın hayaliyle yaşayan…

Gözünü İbda’da açmış, “Dünya bir inkılâp bekliyor”la büyümüş…

İdeolocya ve İhtilal-Kavganın içinden” eseriyle beslenen bir kuşak için, 15 Temmuz’un anlamı gerçekten çok, ama çok farklıydı…

Bunu nasıl anlatabiliriz?..

Bizler, 12 Eylül darbesinde çocuk olsak bile, darbecilerin işkence ettiği insanların, yanımızda yöremizde, kimi akrabamız, kimi arkadaşımızın abisi, babası olanlardan, ürkerek ve o vahşi tabloları hayalimizde biraz daha büyüterek büyüdük… İşkence altında ölen insanların hikâyelerini, yakınlarını arayan insanların “Sıkıyönetim komutanlıkları”nda karşılaştıkları muamelelerin ayrıntılarını dinleyerek büyüdük…

Ve hep o; “Lan bu nasıl devlet?” öfkesi içinde, bu sistemin bize –Müslümanlara- ait olmadığı… Bu düzenin “İslâm’ı ve Müslümanları” kontrol altında tutmak ve İslâm’ı ve Müslümanları, kendi köklerinden, tarihinden, dilinden, dininden uzaklaştırmak üzere yapılandırıldığı gerçeğiyle yaşardık…

Örtülü bir işgal” altında yaşadığımız gerçeği ile…

Üstad’ın “Gençliğe Hitabe”si ezberimizdeydi…

Darbeden üç dört sene sonra, “Gençliğe Hitabe”yi, korsan bildiri olarak dağıtıyorduk memleketin sokaklarında, okulların önlerinde…

Bu düzen yıkılmalıydı…

Bu düzeni yıkacaktık…

Çok tartışılmıştır aramızda;

“İdeolocya ve ihtilal”de ortaya konulan; “Değişimin üç yolu…”

Devrim nasıl olacaktır?..

Ve “değişimin üç yolu”ndan hangisinden yürüyeceğimiz…

İşaretlenen yol; üçüncü seçenekti; Halk ihtilâli…

Bunları şunun için anlatıyorum;

Bizler “15 Temmuz’u”, İslâm devrimine inanan insanlar olarak yaşadık…

Bizler “15 Temmuz”u “Dünya bir inkılâp bekliyor” hakikatine iman etmiş insanlar olarak yaşadık!

Bizler “15 Temmuz’u”;

Mirzabeyoğlu’nun Aydınlık Savaşçıları’nda söylediği:

“bir gün yine de birgün

-ya tam olmak ya hiç-

son gün son hesaplaşmada

bir kıvılcım

akışı tersine çevirecek”

İnancı, ruhu ve ümidiyle yaşayan insanlar olarak karşıladık…

Bekledim, bunu umdum, bunu kurdum

Diyor ya İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu bir şiirinde. Aynen bunun gibi…

Bu açıdan, “15 Temmuz’un” bizim için anlamı çok farklıydı…

Ve 15 Temmuz gerçek bir devrim tablosuydu…

90 Yıllık, “örtülü Batıcı işgalin” son bulmasıydı…

Hâyalimizde canlandırdığımız o “büyük zuhur”un en somut hâliydi…

(Üstad’ın İhtilâl isimli eserinde geçen o devrim sahnelerini hatırlayın…)

Anadolu sokağa inmiş, tanklara, bomba yağdıran uçaklara, çelikten mermilere göğsünü siper etmiş;

Sakarya ayağa kalkmış

Bu vatan bizim!

Diye haykırıyordu…

Nazım’ın;

Dört nala gelip uzak Asyadan

Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim

Mısralarındaki gibi haykırıyordu bu memleketin “gerçek” solcuları da..

 “Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!” diyordu ya Üstad!

Bu ses sanki 50 yıl sonra yankı bulmuş gibiydi…

Hele o süreçte ortaya çıkan, İbda’nın ruhunu yansıtan, 15 Temmuz direnişinin sembolü olan devrim tabloları?..

Şehid Halil Kantarcı’nın şehadeti, Muhammed Emin Tekin gibi mütevazı İbda yiğitlerinin kurşunlara göğüs germesi, “15 Temmuz ruhu” eşittir “İbda ruhu” dedirtecek cinsten muhteşem tablolardı!

Ha kezâ Anadolu’nun bir çok yerinde…

Daha sonra kamuoyuna da yansıyan;

ABD’nin, “15 Temmuz’da İbda’nın rolünün araştırılması için” Boğaziçi üniversitesine bir araştırma yaptırdığı haberi?..

Üstad’ın bir şiirinde;

“Heyhat o ince bir ruh, bense etten bir kalıp” dediği gibi, o “ruh”du görünen 15 Temmuz’da!.

Biz, İbda ile tanıştığımız ilk günlerden bu güne kadar;

Anadolu’da böyle bir ruh olduğuna…

Devrimin bu ruhla gerçekleşeceğine…

Anadolu’nun, kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi vatanına, kendi topraklarına sahip çıkma iradesi ve ruhu taşıdığına hep inandık… “Devrim” hayalimizi besleyen de bu inançtı. İbda baştan sona buydu;

Anadolu 15 Temmuz’da bunu da “doğruladı…

Başka bir ifâdeyle söyleyecek olursak;

99 ruhu”, 15 Temmuz’da Anadolu’da yeniden yankı buldu!

*

Bu sürece nasıl gelindiğine bakacak olursak, belki de şimdiki kuşakların görmediği veya ifâde edemediği, Türkiye’nin “kısacık” tarihindeki darbelere ve o darbelere muhatap olmuş “liderlerin” tavrına bakarak, “Reis”in farkını da görebiliriz…

Reis ne yaptı?..

27 Mayıs’ta rahmetli Menderes’in yapamadığını yaptı…

12 Eylül’de Demirel’in yapamadığını yaptı…

28 Şubat’ta rahmetli Erbakan’ın yapamadığını yaptı…

(Onların bunu yapmayı “isteyip-istemedikleri” ayrı bir mesele…)

Kaçabilirdi, korkabilirdi, bırakabilirdi, teslim olabilirdi… Hiçbirini yapmadı…

Devrimci-halkıyla bütünleşen bir liderin yapması gerekeni yaptı:

Darbeciler Cumhurbaşkanlığı’nı, kaldığı oteli bombalarken, havada peşi sıra darbecilerin uçakları vızıldarken, o zor şartlarda kurduğu bir telefon temasıyla;

Halkı meydanlara çıkmaya davet etti ve kendisi de meydanlara indi!

(O halkıyla meydanlara indiğinde, darbeci hainlerin karşısına dikildiğinde, kimlerin dilinin kıçına kaçtığını, büyük hesaplar(!) içinde darbecilere kuyruk salladığını, “dur bakalım kim başarılı olacak”(!) diye kahramanca(!) hesaplar yaptığını da bu millet gördü! Marketlerde kuyruğa girenler, evine saklananlar, darbeye destek olanlar…)

15 Temmuz nedir?..

80 yıllık kısa tarihinde, 4 darbe, 2 darbe teşebbüsü  ile korkutulmuş, sindirilmiş Müslüman Anadolu insanının topyekûn şahlanışı ile, ülkesine, vatanına, değerlerine, kimliğine sahip çıkma hamlesidir!

Emperyalizmin, Amerika’nın, Batı’nın son bir gayretle giriştiği “Anadolu’yu topyekûn işgal-parçalama” hamlesine karşı, “Kurtuluş savaşı”ndaki ruhun uyanarak, bu ihaneti püskürtmesidir!

Bu anlamda da söylenecek tek söz;

-“Uyan Henry, bu bir devrim!” demekten ibarettir!

Bu sürece nasıl geldik?

Yiyici, kolpacı, ahlâksız, “fikir, dava, ideoloji”, vatan-millet diye bir derdi olmayan, Şeriat’a saygısı olmayan, siyasî ve ideolojik bir “şuur” taşımayan, “dinci” kesimin önemli bir kısmı, 15 Temmuz ve 15 Temmuz’a gelinceye kadar, çok kötü, bayağı bir sınav verdiler;

Şöyle sıralayalım;

7 Şubat oldu uyanmadılar…

17 Aralık darbe girişimi oldu ayıkmadılar…

MİT Tırlarına saldırı oldu, mal mal baktılar…

(Bizim açımızdan ve bizi doğrudan ilgilendiren ve bu sürece eklemlenen; 22 Temmuz; Mirzabeyoğlu’nun çıkışı… 29 Kasım Mirzabeyoğlu’nun Anadolu ile kucaklaşması, “Reis”le görüşmesi, ilk defa “Reis” için tebrik mesajı yayınlaması gibi, yine çok önemli tarihî hadiselerde, 15 Temmuz’a doğru giden sürece eklenince, İbda’nın yukarıda bahsettiğimiz siyasî ve politik “duruşu” ortaya çıktı, görünürlük kazandı!)

Ve böyle bir süreçle, 15 Temmuz saldırısı oldu…

Ve bu tarihte görülmemiş saldırı, yukarıda anlattığımız gibi, yine tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şekilde püskürtüldü!

Bu malûm kesim, hala mal mal bakıyor!

Şimdi söyle bana;

Bu kadar tarihi sarsıntılar yaşanırken…

Böylesine sarsıcı siyasî kırılmalar olurken…

Memleket fokur fokur kaynarken…

80 yıllık statüko hallaç pamuğu gibi savrulurken uyanmadın da, bundan sonra mı uyanacaksın?..

Bütün bu süreçlerin hiçbirinde hiçbir rolü olmayan, hiçbir fonksiyon üstlenemeyen bu “dinci” kesim ve gruplar, niye hala bık bık ediyor ben anlamıyorum…

15 Temmuz’da yaşanan bir devrimdi…

İşte, yukarıda bahsettiğimiz, bu hamakatten dolayı daha fenâ bir şey oldu…

15 Temmuz’da devrim olurken; yapıları, iddiaları, çalışmaları, çabaları açısından; 15 Temmuz’da “iktidara el koyması” gereken “siyasî-ideolojik-devrimci kadrolar” ortada yoktu! Halk meydanlardaydı; Müslüman Türk milleti sokak sokak vatan savunmasındaydı, ama o "kadrolar" yoktu!

Nereye kayboldu bunlar?” diye arayıp sormaya da gerek yok!

15 Temmuz’a gelinceye kadar toplumun bütün kılcal damarlarında mevzi tutmuş olması gereken “İslâmcılar”, aslında çok temel bir şeyden mahrumdular;

Değişimin temel dinamiği olan “ideoloji” ve ideolojiye bağlı devrimci kadrolardan…

Onlar, statükoya “adam yetiştirdiler”…

Bu esas yokluktan dolayı da, 15 Temmuz’da yaşananın bir devrim olmasına rağmen, 15 Temmuz’dan sonra “devrime sahip çıkacak” siyasî ve ideolojik kadro olmadığı için, hareket tekrar siyasî irade-iktidar tarafından sahiplenildi! Yapacak bir şey yok! Halk bu anlamda "iradesine" sahip çıktı!

Yukarıda anlattıklarımızla, bu söylediğimiz arasında bir çelişki var mı? Kesinlikle yok! Zirâ “devrimci-öncü kadrosu” olmayan Müslüman Anadolu Halkı seçtiği iradesine, vatanına, milletine, toprağına, bayrağına sahip çıktı! Fakat, Üstad’ın Gençliğe Hitabe’de de belirttiği gibi; “Türk’ü madde planında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici” dediği veçhile, 15 Temmuz’da da madde plânında örtülü işgalin saldırısı püskürtülmüş, fakat “ruh plânında”, İslâmî kesimin iflâh olmaz hamakâtından dolayı, mevcut statüko kendi bildiği yoldan devam etmek durumunda kalmıştır!

Bu duruma nisbetle de "sürecin devam ettiğini" söyleyebiliriz!

Ol hikâye bundan ibaret!

Ne demiş Bertolt Brechet;

Almanya, sen yok musun sen -

Hanenden yükselen konuşmaları duyunca,

gülesi geliyor insanın. Ama yüzünü gören,

hemen bıçağına sarılıyor.”

Bunun konumuzla alâkası da şu;

Ah sahte dinciler, ah palavracılar siz yok musunuz siz

Hanenizden yükselen konuşmaları duyunca

gülesi geliyor insanın. Ama yüzünüzü gören,

hemen bıçağına sarılıyor…

Böyle arsızlık, böyle yüzsüzlük görülmemiş çünkü yeryüzünde!

 
Bu haber toplam 1521 defa okunmuştu
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.