• BIST 90.529
  • Altın 213,679
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 8 °C
  • Konya 7 °C
  • İzmir 14 °C

Necdet Kocataş: "O gün Kumandan'ın şahsında tecelli eden 'mucizevi' mânâya şahid olduk!

Necdet Kocataş: "O gün Kumandan'ın şahsında tecelli eden 'mucizevi' mânâya şahid olduk!
Türkiye'de tarihin akışını değişteren, "5 Aralık"ı, o günün kahramanlarından ve şahidlerinden Necdet Kocataş gönüldaşımızla konuştuk!

nabiz-haber-ozel-yeni-150.png

 

 

"5 Aralık"... Bu tarih, İbda mücadele tarihinde bir dönüm noktası...

Bugün üzerinden 19 sene geçmiş olan, bu tarihî hadiseyi, olayın şahidlerinden ve kahramanlarından Necdet Kocataş gönüldaşımızla konuştuk. 

Bu tarihî hadise üzerine yaptığmız röportajın birinci bölümünü yayınlıyoruz.

necdet-kocatas.jpg

Necdet Kocataş:

"O gün, Kumandan'ın şahsında tecelli eden mucizevi mânâya şahid olduk!"

 

-Selâm faslından sonra, kelâm bahsine geçelim, siz nasıl tukuklandınız, ordan başlayalım isterseniz?

Necdet Kocataş: -Ben, cezaevine ziyarete gelmiş olan gönüldaşlar ve tutuklu yakınları Metris cezaevinde bulunan Kumandan’ı ve diğer gönüldaşları ziyaret maksadıyla geldiğimiz cezaevi önünden “içeride isyan var” denilerek operasyon hazırlığı yapıldığını fark edince, bunu protesto ederek, slogan atmamız üzerine Metris Cezaevi önünden gözaltına alındık. Gözaltının ardından çıkarıldığımız mahkemede benimle beraber 8 kişi tutuklanarak Metris Cezaevine konulduk. İşin doğrusu Metris’e gitmek için can atan ben, mahkemede biraz da aykırı davranarak tutuklanma ödülünü alanlardan biri oldum. Evet, o şartlarda tutuklanmak bizim için cezalandırma değil, “ödüldü” gerçekten de!

 

"Nerede kaldın?"

Emniyet’ten, o zamanlar ismi DGM olan, Beşiktaş’daki mahkemeye getirildik. Tabii bizde sevinç ve heyecan bir arada… Mahkeme salonundan çıkarken tutuklanan arkadaşlarla slogan atmamız üzerine Hâkim “doğru kişileri tutukladığını” söyleyerek kanaatini pekiştirmiş. (Bunu da sonradan arkadaşlar anlattı.) Daha önce ziyarete geldiğimiz Metris Cezaevine, şimdi “tutuklanmak” üzere gidiyorduk, yine sevinç ve heyecan bir arada… Ağustos 1999. 1988’den beri tutulduğum İBDA Fikir Sistemi’nin, İslam’a Muhatap Anlayışın dünya görüşü, kurucusu-mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nu-Kumandanımızı ilk defa (ziyaretler hariç) yüz yüze görecektim. O gün yaşadığımız heyecanı tarif edemem… Ve gördüm. Tutuklandığımız haberi cezaevine bizden önce varmıştı… Bizi Maltada karşıladı Kumandan… Sırasıyla Kumandan herkesle tokalaşıp hoş geldin derken, sarılırken; bana “Nerede kaldın?” diyor. Tabii ki büyük bir şok yaşıyorum. Meğerse gelmem gerekiyormuş! Şükür geldim ya!... İşte bizim Metris “macerası” da böyle başlamış oldu…

-O süreçte Cezaevine Kumandan’ı ziyarete gitmek bile başlı başına bir hadiseydi âdeta?

Necdet Kocataş: -Bizim, ziyaretlere sık sık gelip gitmemizin asıl sebebi kumandanın 99’u “Ümmet’in Kurtuluş Yılı” ilan etmesi sebebiyledir. Hani çorbada tuzumuz olsun kâbilinden!

 

-“5 Aralık” sizin için ne ifâde ediyor?

     Aslında “5 Aralık” günü öncesi ve sonrasıyla ihtilal ve inkılapçı bir fikrin mimarı ve onun aksiyon cephesini de temsil eden bir LİDER’in cezaevi şartlarında bile neler yapılabileceğini tüm dünyaya göstermesi bakımından olağanüstü bir taktik-stratejik huruçtur. “İslamcı camia” denen adı var kendi yok kesimde, Kumandan’ın 99’a yüklediği önem anlaşılabilmiş olsaydı, Türkiye’de İslam Devrimi gerçekleşmiş olacaktı. (Tabii ki mübarek camianın İslam’ın hâkim olması gibi bir dertlerinin olmadığı geçen zamanın şahitliğinde zaten ortaya çıkmış bulunuyor…) (…)

Tabiri caizse Kumandan idarecilerle ve diğer resmi görevlilerle (benim anladığım) oynuyordu. Ben girmeden önce ve sonrasında sürekli gergin ve gittikçe kontrollü gerginleştirilen bir ortam vardı. Tabii ki bir takım müşahhas sebeplerde vardı. Kumandanın mahkemeye çıkarılmak istenmesi gibi… (Kumandan, Yakalanması, gözaltına alınması ve tutuklanma sürecindeki hukuksuzlukları protesto ederek, duruşmalara çıkmıyordu biliyorsunuz…)

 

"Görünmez bir "el"in görünür zaferi!"

 

-Biraz da o gün yaşananlardan bahsetsek?

Necdet Kocataş: -5 Aralık günü arama bahanesiyle koğuşa girmek isteyen idareciler-askerlerle daha başlangıçta tartışma çıktı. Çünkü bu rutin bir arama formatında değildi. Ama şu oldu bu oldu, bir takım konuşmalardan sonra, koğuş mümessilleri aramayı kabul etti. Koğuşta olan herkes koğuş avlusuna çıktık. Kumandan ayak ayak üstüne atmış, elinde sigara, dirsekleri önündeki masada, olan biteni izliyor, biz ise onun etrafında sıralandık, gözümüz onda bekliyorduk... Ancak bu esnada bütün koğuş ve malta tam tekmil giyinmiş teçhizatlı, yüzlerce askerle dolduruldu. Böylece gidişatın yönü belli olmuş oldu. Bize saldıracaklar… Avludan tek tek arama yapılarak koğuşlara alacakları gibi bir şey… Bir iki arkadaş bu işlemden geçti ve aynı anda paketlenip apar topar dışarı kaçırıldılar.(Sonradan öğrendik ki hazır bekleyen Ring arabalarına alınmışlar.) Yani, her zaman olduğu gibi yine laik Kemalistlerin hâkim olduğu devlet sözünde durmamış, kendi cezaevinde kendi mahkemeleri tarafından tutuklanmış insanlara oyun oynamış, ölümüne saldırmak kastıyla gelmişlerdi. Tüm bu gelişmeler olurken biz bekliyoruz tabii, ama planlı ve programlı gelmiş olanlar adım adım planlarını uygulamaya başladılar. Bunun son safhası hatırladığım kadarıyla kısa boylu, general rütbeli birinin saldırı komutu olarak bir “düdük” öttürmesi oldu. Bu bir saldırı emriydi. Bu düdükle birlikte film koptu. Malta kapısından, mutfak ve diğer –havalandırma- kapısından avluya yüzlerce asker dolmuştu, daha da geliyordu. Arbede başladı. Kumandanın fırlayıp mutfak kapısını kapattırması daha fazla asker girişini engelledi. Kırılma noktası tabii ki bu hamleydi. Ondan sonra askerler ellerindeki coplarla bize saldırdı. Biz de onlara karşılık verdik. Üç beş dakikada tamamı teslim oldu. Pek çok uzman erbaş ve rütbeli subay da aralarında olmak üzere… İşin hakikati şu ki, yüzlerce asker müthiş bir korku ve panikle teslim oldu. Oysa hiç kimsede cezaevi tabiriyle söylersek hiçbir “alet” dahi yoktu.

 

"Kumandan'ın şahsında tecelli eden mucizevi mânâya şahid olduk!"

Elbette çok iyi direnen, savaşan gönüldaşlar oldu. Lakin bu “iş” görünmez bir elin görünür zaferinden başka bir şey değildi. Kumandan’ın şahsında tecelli etmiş bir kerametti. Yıllar sonra dönüp baktığımda kendi adıma bugün sadece oradaydım. Bize orada bulunmuş olmanın, Kumandan’ın şahsında tecelli eden o “mucizevâri” zafere şahitlik etmiş olmanın şerefi yeter! Kumandan'ın şahsında tecelli etmiş, mucizevi mânâya şahidlik ettik o gün! Dış yüzden bakıldığında belki o gün ne yaşandığı görülemeyebilir, anlaşılamayabilir. Oysa zuhura gelen şey bambaşka bir hadiseydi. Hala hayretteyim...

"Bizim düşmanımız İslâm düşmanı Batıcı zihniyetti..."

Kemalist İslam düşmanlarının maşaları geldikleri gibi gidememiş, karizmayı telafisi mümkün olmayacak bir şekilde çizdirmişlerdi. Elbette biz BD-İBDA mensupları ne asker ne de devlet düşmanıydık. Bizim düşmanımız “İslam düşmanı batıcı zihniyetti”. Bu anlamda “5 Aralık” İslam düşmanı Batıcı zihniyetin yenildiği bir gündür de diyebiliriz! Devletin ve askerin bu devşirilmiş zihniyetin emrinde olması bizi karşı karşıya getirmişti. Bunu şunun için söyledim; rehin almamıza rağmen askerlere asla kötü davranılmadı. Yedirdik, içirdik, ağırladık. Kaderin bir cilvesi ki ben ve birlikte tutuklandığım 7 arkadaş, 6 Aralık günü akşamı tahliye olduk. Bir gün önce gayet iyi davrandığımız askerler, yine zihniyeti bozuk komutanlarının emriyle bana 7 arkadaşımıza cezaevi avlusunda yüzlerce askerle saldırarak bizi darp ettiler. Oysa biz tahliye olmuştuk. Ama onlar sözde bir gün öncesinin intikamını almaya çalıştılar.

18212.jpg

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.