• BIST 108.869
  • Altın 271,535
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 5 °C
  • Konya 4 °C
  • İzmir 14 °C

Mustafa Albayrak: "O gün yanlış yaptıklarını nasıl söylediysek bugün de doğru yaptıklarını söyleyeceğiz!"

Mustafa Albayrak: "O gün yanlış yaptıklarını nasıl söylediysek bugün de doğru yaptıklarını söyleyeceğiz!"
Bazen yeri gelip söylediğim gibi '' insanlar veya partiler ya da fikir sahipleri kendi aralarında oto kritik ve öz eleştiri yaparlar hatadan dönerler ama bunu kamuoyu ile paylaşmazlar.

Kartlar yeniden dağıldı, herkes masada yerini aldı bile

 

Evet, 15 Temmuzdan sonra kartlar tekrar dağıldı.

Masanın her iki yanında olanlar bellidir.

Herkes tarafını sarih ve aşikâr tebarüz etmiştir.

Tekerleği yeniden keşfetmeyeceğiz.

Cumhur İttifakı da Millet İttifakı da açıktır!

Gladiocu darbeciler mi? Büyük Türk Milleti mi?

Yani Fetullahcıların ağzı ile 15 Temmuz şanlı direnişimize TİYATRO diyenler mi yoksa halkına DİRENİN çağrısı yapan Milli İrade ve onun lideri mi?

Safımız belli.

Hep söylüyorum;

Armudun sapı, üzümün çöpü dersek yanımızda bir tane sağlam adam bulamayız.

“Şu tarihte filanca kişi veya parti, bizim veya Sayın Erdoğan’ın karşısındaydı"

İfadesi makul ve faydalı değil.

Evet, o tarihte öyle idi ama şimdi hangi tarafta yer alıyor ona bakalım.

Şimdi net misaller vereceğim.

Bugün NATOCU-Atlantikçi olarak addedeceğimiz malum kesimler hariç.

MHP ve Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Ak Parti ye ve Sayın Erdoğan’a destek vermesinden ittifak kurmasından rahatsız olan kimse var mı? Tabii ki yok.

Peki, düşünsenize MHP de karşımızda?

İnanıyorum ki kimse MHP ve Sayın Bahçeli’nin 7 Haziran 2015 seçimlerine giderken ki hali ile Ak Parti ve Sayın Cumhurbaşkanımıza muhalefet etmesini istemez.

Peki, Sayın Bahçeli bilhassa 15 Temmuz gecesinden itibaren devletinin ve milletinin ve onları temsilen Sayın Erdoğan’ın yanında olmasının ne zararı var?

Elleri kanlı FETÖ Boğaz Köprüsü'nde kurşun yağdırıp katliam yaparken Sayın Bahçeli ve MHP kadroları darbe karşıtı açıklamalarla Erdoğan’ın ve Türk milletinin yanında yer almadılar mı?

Nereye geleceğim buradan?

Peki, aynı MHP ve Sayın Bahçeli17-25 Aralık 2013’te FETÖ’nün emniyet ve yargı darbe teşebbüsünde hangi tavrı almıştı? Tam destek vermemiş miydi?

O da bir saatin önünde akrep ve yelkovan 17 ile 25 in üzerindeyken resim vermemiş miydi?

Peki, ne yapacaktık?

Bu hatayı yaptı diye Sayın Bahçeli ye 15 Temmuz da bilhassa “biz sizin verdiğiniz desteği istemiyoruz mu?“ diyecektik.

MHP ve Sayın Bahçeli sadece 15 Temmuz da değil 7 Haziran 2015 seçimlerinin ortaya çıkardığı manzarayı gördükten sonra da bir vatansever olarak yapması gerekenleri yapmıştı.

Hoş Sayın Bahçeli ve Ülkücü kardeşlerimiz GEZİ vandalizmine de destek vermeyi bırakın “katılanı partiden ve ocaktan atarım“ diyerek GEZİ VANDALLARINI kendi aralarında baş başa bırakmışlardı.

Alçak Gezi Vandalizm’inin marjinal kalmasında ki en başat saiklerden biri Sayın Bahçeli ve partisidir.

Diğeri de Allah şahit ki şu an dişe diş kavgalı olduğumuz BDP (bugünkü HDPKK ve Demirtaş ile Apo) GEZİ ye destek vermemiştir.

Onların tabiri ile diyorum ''Kürtler Gezi de olmayacaktır '' demişlerdir.

Şimdi soralım kendimize o halde?

Salt GEZİ VANDALİZMİNİ baz alacak olursak;

Apo,  PKK, HDP Gezi Vandalizm’ine destek vermedi diye şimdi onlara teşekkür mü edelim?

Evet alçak Gezi terörü çok aşağılık bir isyan hareketi idi.

Devlete ve seçilmiş meşru iktidara karşı bir eşkıyalık idi.

Türkiye’nin en dip kesimlerinin buluştuğu adi bir hareketti.

Tamam kabul. Gezi’yi unutmayacağız. Bu alçak hareketin aparatlarını da.

Ama tıpkı Sayın Bahçeli ve MHP’nin 17 -25 Aralık FETÖ yargı darbe teşebbüsüne destekte bulunup daha sonra hakikatleri görüp FETÖ‘ye karşı nasıl dimdik durdu ise. Gezi Vandalizm’inde de şakilere destek verdiği halde 15 Temmuz 2016 gecesi ve sonrası hatta 3 yıl evvel 17-25 Aralık 2013 yargı susturuculu FETÖ darbe teşebbüsü ve sonrası milli iradenin yani seçilmiş meşru liderimiz Sayın Erdoğan’ın yanında olanlar var.

Onları ne yapacağız?

''Gezi de karşımızdaydınız istemiyoruz sizin desteğinizi'' mi diyeceğiz?

Hayır!

Böyle bir siyasette böyle bir adalet anlayışı da olmaz...

Bu düşünce ile benzetmek gibi olmasın ama la teşbih ''Mekke’nin fethinden sonra Ebu Süfyan ve Ümeyye oğullarının da Hz Peygamber (A.S) tarafından kabul görmemeleri gerekirdi."

Ne yapacağız pekâlâ?

Adil olacağız.

O gün yanlış yaptıklarını nasıl söylediysek bugün de doğru yaptıklarını söyleyeceğiz.

Şunu diyebilirsiniz haklı olarak: Onlar Gezi Vandalizm’ine destek verdikleri için öz eleştiri yaptılar mı? Özür dilediler mi? Açıktan şahsen duymadım.

Bazen yeri gelip söylediğim gibi ''insanlar veya partiler ya da fikir sahipleri kendi aralarında oto kritik ve öz eleştiri yaparlar hatadan dönerler ama bunu kamuoyu ile paylaşmazlar.

Bunu "hâl lisanı" ile belli ederler.

Herkes Sayın Erdoğan gibi ''hata ettik, aldatıldık. Allah da millette bizi affetsin'' deme olgunluğuna sahip olamayabilir.

Zaten bunu yaptığınız zaman Recep Tayyip Erdoğan olabiliyorsunuz...

Her yaptığınızın doğru her hareketinizden hikmet sadır olduğunu söylediğiniz de ise tarihte ismi unutulmuş onlarca siyasi parti lideri var.

Erdoğan olabilmek için öncelikle tevazu kanatlarınızın olabilmesi lazım.

''Beşeriz şaşarız'' diyebilmeniz lazım.

''Hatadan beri olmak, münezzeh olmak, ancak ki Cenab-ı Mevla’ya aittir'' diyebilmek lazım.

Böyle olursa 17 sene zirvede kalabiliyorsunuz zaten?

Gezi Vandalizm’ine bir şekilde katıldıkları ya da dışarıdan destek verdikleri halde, taa 17-25 Aralık 2013 ten beri, 15 Temmuz 2016’da ve Türkiye’nin tüm NATO ve emperyalizmin Suriye’de ki oyunlarını bozduğu El Bab, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtı’na destek verenler kim?

Bilmeyenimiz yok ama biz yine de isim verelim ki kimse karnımızdan konuştuğumuzu iddia etmesin haklı olarak.

Evet, sayın Doğu Perinçek’in genel başkanı olduğu Vatan Partisi ve Aydınlık Gazetesi hareketi.

Ayrıca Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Sayın Metin Feyzioğlu.

Gerçi günahını almayayım Sayın Metin Feyzioğlu’nun Gezi ye destek verip vermediğini bilmiyorum ama 17- 25 Aralık'ta FETÖ nün yargı ve emniyet susturuculu darbe teşebbüsünde (Sevgili Salih Tuna’nın kulakları çınlasın bu tabir de ona aittir) derhal açıklamalarda bulunmuş ve bu operasyonun yolsuzluk operasyonu olmadığını, (velev ki bir rüşvet ya da yolsuzluk varsa dahi bunun ayrıca soruşturulması gerektiğini) FETÖ teşebbüsünün amacının seçilmiş meşru hükümeti ve lideri Erdoğan’ı devirme operasyonu olduğunu daha o gece açıklamıştır.

25 Aralık veya ertesi günü Dolmabahçe’de ki Başbakanlık ofisinde Sayın Erdoğan ile yaptığı görüşmede hukuk adamı olarak yapılacakları tarif etmiş ve yasaya yaptırdığı bir maddelik fıkra eklentisi ile FETÖ'nün kumpasına uğramış tüm Ergenekon ve Balyoz mağdurlarının serbest kalmasını sağlamıştır.

Sayın Metin Feyzioğlu 17-25 Aralık’ın milli Atatürkçü kesimlerde en azından belirli bir kısmında maya tutmamasına ve bu darbe teşebbüsünün geri püskürtülmesine vesile olmuştur.

Yani milli Atatürkçü kesimlerle Sayın Erdoğan ve partisinin teması o zamanlarda başlamıştır.

Bu tarihten itibaren sayın Feyzioğlu ile sayın Erdoğan’ın farklı düştüğü durumlar olmadı mı? Tabii ki oldu?

Ama hayatta kim kiminle her mevzuda aynı fikirde oluyor ki?

Bırakın farklı siyasi fikir mensuplarını aynı parti içerisinde bile farklı farklı konuşanları hatta temel fikir ayrılıklarını ve kavgalarını görüyoruz...

Son günlerde CHP içerisinde yaşananlar buna en çarpıcı misal değil mi?

Ülkemizde bu tartışılan mevzularda çeşitli kırılma anları oldu.

7 Şubat 2012’de Fetullahçı çetenin MİT Müsteşarımıza kurduğu kumpas bir kırılma anıdır.

17-25 Aralık 2013 ve MİT tırlarının çevrildiği 2014 Ocak ayı bir kırılma anıdır. En mühimi de 15 Temmuz bir kırılma anıdır.

Bu kırılma anlarından sonra bilhassa FETÖ’ye ve PKK’ya karşı keskin hatlarla karşı çıkan, devletinin ve milletinin yanında duran, bundan dolayı da Sayın Cumhurbaşkanımıza her türlü dış operasyonda destek vermiş olan, gerek Sayın Doğu Perinçek ve Vatan Partisi’ni, gerekse hukuk sistemimizin üç sac ayağından biri olan savunmanın tepesindeki isim Sayın Metin Feyzioğlu ve Türkiye Barolar Birliği'nin verdiği destekleri nasıl görmezden gelebiliriz?

Bu adalet midir?

Efendim yarın tekrar bize gâvurluk -haşa- yaparlarsa?

Yani Sayın Feyzioğlu 2014’te yaptığı gibi başörtüsünün okullarda yasaklanması için yüksek yargıya başvurursa? Ya da Sayın Doğu Perinçek, Sayın Cumhurbaşkanımızı veya seçilmiş meclisi lağvetme niyetinde ki bir askeri darbeyi desteklerse?  (27 Mayıs veya 28 Şubat ı desteklediği gibi)

O halde ne olacak?

Böyle soru olmaz arkadaşlar!

Meşhur Mecelle (İslam Hukuku) Kaidesidir.

''Beraat-i zimmet asıldır...''

Yani, suç sonradan işlenir. İnsan önce suçlu değildir.

Sonra bir sebep ve fiilden dolayı suçlu olabilir. Onun mücadelesini de o gün veririz. Ben ne Metin beyin ne de Doğu beyin eski hatalarını tekrar edeceklerini düşünmüyorum.

Ama benim veya başkalarının ne düşündüğü mühim değil. Biz muhayyel senaryolarla bu insanların bugün yaptığı doğru işleri görmezlikten gelemeyiz.

Bakın yarın çok farklı isimler bizimle aynı paralele düşebilir. Şu anda birlikte mücadele ettiğimiz aynı kulvarlarda kendimizi gördüğümüz insanlarla da farklı kulvarlara düşebiliriz.

Bunları bilemeyiz ki.

Gaybı ancak Cenabı ı Allah bilir.

Ha tedbirli olalım herkes olsun.

Eskiden olanları unutmayalım.

Tamam, unutmayalım!

Ama bugün, milli ve yerli politikaları destekleyen, bir pazar sabahı hepimiz uyurken Akçakale’ye giderek ateş altında Mehmetçiğimize destek veren PKK-PYD'ye karşı net tavır alan sayın Metin Feyzioğlu’nun hakkını vermemiz gerekir. Adalet bunu gerektirir.

Şu tarihte bunu dedi şunu dedi olmaz.

5 Temmuz gecesi saat gece 12 olmadan, saat 23.00 küsurlerde yanına 79 Baronun desteğini alarak "Darbeye karşıyız tarafımız demokrasi ve parlamento ile içinden çıkan hükümettir" diye mesaj veren adamın hakkını yemek olmaz.

Aynı şekilde yine o gece sabaha kadar Ulusal kanalda darbeye karşı açıkça savaş açan mücadele edip yayın yapan Vatan Partililerin ve Sayın Doğu Perinçek’in hakkını yemeyelim.

Doğru nereden ve kimden gelirse doğrudur.

Yanlış ise nereden ve kimden gelirse yanlıştır.

Ölçümüz bu olmalıdır.

19 Mayıs 2019'da 100. yıl dönümünde Samsun Tütün iskelesinde verilen "Türkiye ittifakı"nın gereği de budur.

Ülkemizin etrafı ateş çemberindeyken, 100 yıl sonra Sevr tekrar hortlatılmak istenirken, güneyimizde 911 km’lik hududumuzun dibi alev alev yanarken, Suriye bölünmek istenirken biz burada  ''Armudun sapı, üzümün çöpü diyerek, onu istemem bunu istemem'' ile vatan müdafaa edemeyiz.

Türkiye de bir "beka tehlikesi" varsa (ki var 15 Temmuz'un kanları yerde duruyor neredeyse) tüm milli güçler; Vatan Partisi de Türkiye Barolar Birliği de yarın gelirse Saadet Partisi de başkaları da Türkiye İttifakında yerini alırlar ve almalılar da.

 

Mustafa Albayrak / Müzakerat.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.