• BIST 102.915
  • Altın 146,120
  • Dolar 3,5155
  • Euro 4,1901
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 14 °C
  • Konya 19 °C
  • İzmir 20 °C

Mülteciler konusunu tersten okumak!

Abdulhamit Hocaoğlu

 Bir kere en başından şunu ifade etmekte fayda var. Bu ülkeye sığınan her bir Suriye Vatandaşı, kendi ülkesinde kör bir kurşuna kurban gitme tehlikesiyle karşı karşıya olduğundan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ‘ne sığınmacı statüsünde iltica etmiş bulunmaktadır. Öncelikle bunu bir kenara yazalım.

Şunu da en başından ifade etmekte yarar var ki, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları, kapısına gelen hiçbir mağduru, yaşlıyı, çocuğu, kadını, savaşta sakat kalmış bir yetişkini hor görmez. Elinden gelen bütün yardımı yapar, şefkat ve yardımseverliğini yeryüzünde görülmemiş bir insaniyetle; bunu yaparken de bir ibadet bilinciyle yerine getirir. Bu, asırlar boyu bütün Türk medeniyetlerinde böyle süregelmiştir ve emin olun kıyamete kadar da böyle gidecektir.

 Konu çok hassas…

Olaya dikkatli yaklaşılmadığında, enine boyuna iyice analiz edilmediğinde, çok yönlü olarak istismara gayet açık… Mülteciler  konusu çoğu kez iyi anlaşılmamakta ve sıklıkla, “ Zaten  Osmanlı toprakları olan bu coğrafyanın, uzun vadede Türkiye’ye toprak kazanımları  edindirecek derin stratejiler içeren  bir devlet siyaseti “ veya “Suriye’ nin kuzeyinde Afrin ve Kobani  kantonları arasında oluşturulması planlanan, sivillerin mevcut savaş durumundan zarar görmemesi için tamamen İŞİD, YPG ve Suriye rejimi güçlerinden temizlenmesi  hedeflenen  Güvenli Bölge oluşturulması” gibi bir takım başlıklar altında tartışılarak, elmalarla armutların karıştırılması gibi, hülasa meseleyi  yanlış okumalara sebebiyet verecek neticeler zuhur ettirilmektedir. Tırnak içindeki  devlet politikaları, bir ülkenin geleceği ve güvenli k siyaseti bakımından olağan politikalarıdır. İşte, söz konusu  bu karıştırılan konularla, sığınmacıların Türkiye Cumhuriyeti  içindeki  “ Sosyal durumları ” konusu arasında, gayet ince, ancak ( görebilene) bir o kadar da belirgin bir çizgi vardır.

  Konu o kadar hassas ki, Suriyeli mültecilerin herhangi  bir adli suça karışması durumunda görmemezlikten gelme psikolojisine girersiniz.  Olay bir anda “ Toplumu mültecilere karşı kışkırtmak ”, “ Ensar – Muhacirin kardeşliği ”, “ Zamanında Balkanlar’ dan gelen Soydaşlarımıza gösterilen hoşgörü neden Suriyeli kardeşlerimize gösterilmiyor” polemiğine dönüşüyor diyebilirim. 

Kendi kendimizi  ezmeyi , linç etmeyi  çok seven bir milletiz. Kendimize haksızlık etmenin hiç gereği yok.             Konuyu biraz açalım.

 Tarih Temmuz 2012. Yer, Gaziantep İslahiye sığınmacı  kampı… Türkiye Cumhuriyeti , din, dil, ırk ayırt etmeksizin, her zamanki gibi, asırlardır süregelen, korumacı, yardımsever , mazlumun yanında olan insancıl geleneğini sürdürerek,  Büyük çoğunluğu kadınlar, yaşlılar ve ihtiyarlardan oluşan 1500 civarındaki Türkmen sığınmacıya şefkat elini uzatıyor. Yetkililer, Savaştan ve ölümden kaçan, içlerinde hasta ve yaralıların da olduğu bu mazlumların bir an önce tedavilerine başlamak, günlerdir bir şey yememiş olan çocukların, kadınların ve yaşlıların karınlarını doyurmak; barınacak, yatacak ve banyo edebilecekleri,  en azından çadırdan da olsa bir mekana kavuşturmak istiyor. Ancak Suriyeli mülteciler, Türkmenleri  kampta istemeyerek isyan çıkartıyorlar, kampta asılı olan Türk bayrağını  indiriyor ve görevli polisleri rehin alıyorlar. Özel Harekat olay yerine sevk edilerek rehin polisler kurtarılıyor; isyan bastırılıyor, ancak Türkmen mülteciler ( Can güvenlikleri göz önüne alınarak ) başka bir bölgeye naklediliyorlar. İnternette kısa bir araştırma yaparsanız buna benzer pek çok haberle karşılaşabilirsiniz.

 Gelin şimdi şu tanımları yapalım.                                                                                                                           Muhacir: Dinleri ve inançları uğruna, Mekke’den Medine ye göç eden Müslümanlara denir.                    

Ensar: Mekkeli Müslümanlara yardım eden Medineli Müslümanlara denir. Peygamberimiz Ensar ve Muhaciri kardeş ilan etmiş, onlar da bu kardeşliği gerçekten uygulamışlardır. 

 İşin Ensar kısmı bize gayet iyi uyuyor, ancak Muhacir kısmıyla ilgili benim şüphelerim var.

Yazının kontrolünü kaybetmememiz  ve elmalarla armutları karıştırmamamız açısından yukarıdaki paragrafı  tekraren hatırlatıyor ve bölgede değişebilecek stratejik coğrafi konum politikalarını, devletlerin uzun vadelere yayarak toprak edinimlerine dair geliştirdikleri stratejileri değil, mültecilerin bu topraklardaki   “ Sosyal durumlarını ” tartışıyoruz. 

Devam edelim… Yukarıda bahsi geçen olayı hangi ırk, dil ve dine mensup millet yapmış olursa olsun, Türk bayrağını indirme cüretin, gösteren  her milletten insana, eminim bu yazıyı okuyan  herkes dahil, içinde hainlik olmayan herkes aynı tepkiyi  gösterirdi. Tepki varsa mutlaka etki de vardır bunu unutmayalım. Demek ki  hoşgörüde en ufak bir ayırım söz konusu değil.  Bilakis, evimizin bir odasını açtığımız Tanrı misafiri, diğer odaya almak istediğimiz diğer Tanrı misafirini eve almamamız konusunda isyan çıkartıyor, bizi rehin alıyor ve nihayetinde dediğini yaptırıyor. Böyle bir tabloyu İslami değerlerle yan yana getirmek( Ensar-Muhacir ), eş değer tutmak, öncelikle İslam’ ın özüyle bağdaşmayan, bağdaştırılmaya çalışılsa da politize edilmiş ironik saptırmalardan başka bir şey değildir. ( Dikkat edin, o kampta yapılan yardımları eleştirmiyoruz, kendisine yardım yapıldığı halde, başka mazlumlara yapılan yardımları, şiddet uygulama pahasına bencilce engelleyen bir zihniyeti  eleştiriyoruz. İnce ve belirgin çizgiye dikkat ).

 Sevgili Dostlar. Olayları irdelerken tek bir pencereden bakmamak, tek bir olaydan yola çıkarak da bütün mazlumları aynı kefeye koymamak gerekir.  Elbette ki , Arap, Türk, Kürt, dini ve ırkı ne olursa olsun gerçek mazlumlara kucak açmamak diye bir şey,  millet olarak bizim genlerimizde olan bir şey değildir. Ancak, sosyal bir hukuk devletinden beklenen de, artık toplumda fikir ayrışmalarına neden olacak noktaya gelen bu soruna, adil ve kalıcı çözümler üretmektir.  Velhasıl, kimilerine göre  bu tip küçük ve önemsiz  gibi algılanan olaylar, iyi niyetinin istismar edildiği psikolojisi içine giren bir milleti, zamanla sosyal bir özgüven eksikliği  travmasına sokabilir  ve bu durum adeta bir kelebek etkisi yaparak  uzun vadede oluşabilecek etnik coğrafi sorunlar karşısında güçsüz bir duruşla karşı karşıya bırakabilir.

 Efendim, son olarak başlığımıza da  şöyle bir dokunarak yazımızı noktalayalım.

Gelin birlikte olayı hikaye edelim. Olayın kahramanı sizsiniz. Şu anda ( Allah Korusun ) savaş var bulunduğunuz yerde.Memleket işgal edilmiş, taş taş üstünde kalmamış. Her an bir bomba düşebilir tepenizden. Sokağa da çıkamıyorsunuz, keskin nişancılar her an sizi hedef alabilir. Küçük çocuklarınızın ilaca ve yiyeceğe ihtiyacı var. Allah yardım etti ve bir şekilde komşu ülkeye sığındınız gecenin bir yarısı dağları aşarak. Ancak kız kardeşiniz, anneniz, teyzeniz, yaşlı  amcanız hala orada… Unutma, bu olayın kahramanı sensin. Şimdi gözlerini kapat ve düşün… Her an anan bacın akrabaların öldürülebilir. Hatta daha da kötüsü  tecavüze uğrayabilir. Ancak sen güvendesin . İnsanlıkta çığır açmış bir millet seni kanatları altında kolluyor…

Tamam şimdi gözlerini aç!

Sen olsan nasıl bir minnet duygusu içinde olurdun ?

Sen olsan, geride bıraktıklarını düşünmekten,  dünyevi  ne tür bir arayışın içinde olabilirdin ?

Gerisi senin hayal gücüne kalmış. İstediğin kadar soru üretebilirsin artık…

İşte ince ve bir o kadar da belirgin dediğim  çizgi tam da burada kardeşim. 

Aslında son paragrafı yazmak bile her şeyi anlatırdı ama…

Yanlış anlaşılmalara mahal vermek istemediğimden konuya biraz daha teferruatlı  değindim…

 

Selam ve saygılarımla…

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.