• BIST 90.529
  • Altın 213,679
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 8 °C
  • Konya 7 °C
  • İzmir 14 °C

Mirzabeyoğlu: Yaşanmaya değer hayat için; Adalet Mutlak'a!..

Mirzabeyoğlu: Yaşanmaya değer hayat için; Adalet Mutlak'a!..
İbda Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun 29 Kasım 2014'de Haliç Kongre Merkezi'nde "Adalet Mutlak'a... Yaşanmaya Değer Hayat için" başlığı ile verdiği tarihî konferansın tam metni...

"Yaşanmaya Değer Hayat için, Adalet Mutlak'a" Konferansı 

 

İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun, 16 yıllık bir esaretin ardından, cezaevinden çıktıktan sonra, 29 Kasım 2014 tarihinde Haliç Kongre Merkezi'nde, tarihi bir kalabalığa karşı gerçekleştirdiği tarihi konfrenasın tam metnini bölümler halinde yayınlaycağız.

 

-ı-

 

kumandan-uc.jpg

Bismillah’la başlayalım…

Herkes İçin Adalet Platformu, “Salih Mirzabeyoğlu Sevenleriyle Buluşuyor” adı altında malûm bir sohbet, konferans hazırladı. Murad belli; Salih Mirzabeyoğlu, sevenleriyle kavuşuyor… Dostlar, sevenler, tanışıklar, merak edenler elbette sevmeyenler de olabilir, ama herkes kendi rızasıyla burada bulunuyor ki bu “buluşmak” kelimesini asgarî müşterek olarak kabul etmemizi sağlıyor. Yâni, seven de sevmeyen de neticede “buluşmak” kelimesinde asgarî müşterekte birleşmiş oluyor. Bunu, şunun için söylüyorum, “buluşmak” kelimesini biraz sonra farklı mânâlara taşıyacağım...

 

"Adam tanımak surat tanımak değildir!"

Farkındasınız belki, bana gaz veriyor telegram… Onun için sesim çatallaşıyor, onu da söyleyeyim size, o konuyu da dikkate alın ben konuşurken.

Buluşmak kelimesini asgarî müşterek kabul edebiliriz” dedim, muhabbet duyanlar için sanırım en azından bir şiirimde ifade ettiğim şu hâl kâfi:

“Aslı saklıyor delil,

sesin sözden bir başka;

bahanede sarhoş dil,

hizmet ederken aşka”

Yâni giden-gelen kelimelerden daha çok, bu muhabbet bizi buluşturmuştur burada.

Biraz daha daraltalım:

“Gönül, ne kahve ister ne kahvehane;

gönül sohbet ister, kahve bahane”...

Şimdi bunu biraz daha fikre doğru, sohbet mânasında daraltmış olduk. Yâni sadece buluşmanın dışındaki sohbetin dışında, biraz daha sohbetin getirdiği bir hoşluk anlamında…

Sonra benim Üstad’ım için söylediğim söz; “Adam tanımak, surat tanımak değildir.” Burada fikir meselesi giriyor araya… Yakınlığın bir kıymeti var, zaafı da var; uzaklığın da bir kıymeti var, bir de zaafı var… Şimdi biz bunun felsefesine girecek değiliz tabiî. Yâni her ikisinde de, dikkat edin, sizi fikre davet edici yerlerde olacağım için bunların neresinde olduğunuzu tayin etmek, ne olduğunuzu düşünmek size düşen bir şey… Hangi fikirden olursan ol, “bendeki sen” ve “sendeki ben” meselesinde bir nisbet sahibi ol. Yâni, sizin her biriniz bende, ben de sizin her birinizde ait olmak üzere, bunu kendi aranızdaki ilişkilere de tatbik edebilirsiniz; “bendeki sen” ve “sendeki ben” meselesinde bir nisbet sahibi olunuz.

"O sende tezatsız bir bütünlük göstersin..."

Yâni, kurusıkı şuna bağlılık değil; neyi değerlendirirsen, o sende tezatsız bir bütünlük göstersin. Neyi değerlendirirsen, o sende tezatsız bir bütünlük göstersin! Yâni, lafın bir yerinden kapıp da bizzat lafın nereye gittiğini bilmez durumda olunmaması için söylüyorum… Tabiî bunları sohbet havasında söylediğimi zannediyorum; ama diyorum size, telegram (Salih Mirzabeyoğlu’na 2000 yılından beri yapılan uzaktan elektro-manyetik sinyallerle zihin kontrolü işkencesi) beni rahatsız ediyor. Yâni, normal olarak şu kalabalığı görüp heyecanlanmamak mümkün değil zaten, böyle bir hoşluğu görüp de... Ama özellikle şu var; ruhumdan ziyâde şu ânda, şu muhabbet rahatlığı içinde olmam gerekirken, telegram beni incitiyor… Yâni o da, sizin karşınızda benim bu işi yarım yamalak yapmam ve hoşnutsuz ayrılmanız için gereken gayreti gösteriyor, bunları söyleyip söyleyemeyeceğimi de buraya gelmeden önce çok tarttı, yâni bu bahsi açıp açmayacağımı… Size bunu hem söylemiş oluyorum, hem havale etmiş oluyorum.

afis-c.jpg

Zihin kontrolü mevzuu biliyorsunuz ki telegram… Bizim tam tamına 15 sene geçişli dönemlerde yaşadığımız şeydi bu. En son adlî tıb mevzuu oldu, adlî tıb mevzuunda da benim mesela bu vesile ile serbest bırakılabilmem gibi... Ben tabiî bunu katiyen kabul etmedim. Ben, aklı başında, her zaman olduğu gibi -yakınlarım bilir- içerde kalmayı ve onun yerine hasta ve zafiyeti olan insan olmayı kabul etmedim. Bunu da size söylüyorum, yâni benden fevri bir hareket görmüş olursanız bunu da başka yerlerde arayacaksınız… Telegramcıları da ikaz ediyorum, benim ağzımdan kötü bir söz çıkmaması için edepsizliklerine devam etmesinler!

foto-kalabalik.jpg

"Söz kalbden gelince kalbe tesir eder!"

Şimdi, konuşmamıza devam edebiliriz. İmâm-ı Azam Hazretleri’nin sözü –aslında şöyle bir şey var, kimse “İmâm-ı Azam” dedim diye bunun karşısındayım diyerek kurusıkı karşı çıkmasın. Yâni bir de nereden olursa olsun, hikmet hikmettir, o noktadan bakmak lazım.- “Söz kalbden gelince kalbe tesir eder.” Tesir demek, ille kendinden kılar demek değil, o senin şöyle veya böyle olmuş, muvazenene katılmış, bir nev’i terazi kefelerinin denkliğini bozmuştur. Meselâ vücudumuza dışarıdan aldığımız her şey vücudumuz tarafından ya sindirilir ya dışarı atılır yahut faydası tutulup, zararlısı dışarı atılır. Yâni vücut, o yeni giren şeyle yeni bir dengeye girmiştir. İmâm-ı Azam Hazretleri de diyor ki; “söz, kalbten geldiği zaman kalbe tesir eder.” Bu mânâda, hangi davadan olursan ol, dikkatinizi çekiyorum, hangi davadan olursan ol ileriye doğru kendini derin derin izah etmeye bak! Kendini derin derin izah etmeye bak; yoksa başladığın yerlerde “sen şunu yedin, sen bunu yedin, o yedi de, bu yemedi de, o onu tuttu da peki bu onu tutmadı mı” falan gibi demagojilerle bir yere varılmaz.

 

"Silahlar sustuğu zaman ne konuşacaksın?"

"Hangi düşünceyi teklif ediyorsun?"

Şimdi mesele şundan ibaret; biraz evvel gazeteci arkadaşlarla konuşurken bunu kendilerine ifâde ettim, genel itibariyle de nazik bir şekilde kabul ettiler diyelim; silâhlar sustuğu zaman, gazetecinin konuşacak bir lafı kalmıyor… Veyahut da silâh yerine başka bir şey olarak “o yedi, bu bunu itti” falan filan… Şimdi mevzuu şundan ibaret; sen şuraya geldin, senin hiçbir düşmanın da yok, sen buraya nasıl bir şey teklif ediyorsun? Hangi düşünceyi teklif ediyorsun? Şimdi böyle bir durumda kalır kalmaz herkes kendine düşman aramaya başlıyor, çünkü düşman yoksa, kendi de yok gibi bir vaziyette… Bu anlamda da bizim söylediğimiz bir lâf var, burada fasıllara ayırmıştım ama erken girmiş oluyorum. Hangi düşünceye mensub olursa olsun, insandan çıkmış olan her şeyin muhakkak insanı ilgilendiren bir tarafı var. Şimdi burada doğruların, yerinde doğruların genelleştirilmesinden düşülen yanlışlıklar vesaire vesaire… Şimdi bu söylediğim lâfı da herkes karşı taraf için söyleyebilir; mevzu şundan ibaret:

 

"Bütün insanlığa sunulabilir bir ideolocyan yoksa..."

Bütün dünyaya sunulabilir, bütün insanlığa sunulabilir bir ideolocyan yoksa –bütün dünya derken bütün insanlığı kastettiğimi anladınız- bir de her ferde tek tek sunulabilir bir ideolocyan yoksa senin fikrinin fikir haysiyeti yoktur.

Şimdi neticede herkes fikrini kâinat muhasebesi içinde, kâinatı bir bütün olarak izah içinde, onun için de kendisinin gayet tabiî ferdî ve toplum olarak yaptığı izah içinde her meselenin kendine mahsus problemlerini getirdiği düşünce ile çözebilecek, önce düşünceyle çözebilecek biri…

kumandan-iki-003.jpg

 

"Yarım Müslüman olur mu?"

Enteresan bir şeye rastladım, onu size söyleyeyim; Süryanice lûgatta –tabiî lûgat günün şartlarına göre değişiyor falan, bunu da nazara alıyorsunuz- çok hoş bir karşılığa rastladım, Süryanice lûgatta diyor ki, –kelimeyi tam olarak telaffuz edemeyeceğim çünkü Süryanice telaffuz edemem onu- Komünizmin karşısına Radikalizmi koymuş… Bakın şimdi! Komünizmin karşısına Radikalizmi koymuş. Ve şunu söyleyelim, en geniş çapta her şeyi kendine göre izah etmeye çalışan, -doğrusu yanlışı ayrı mesele bunlar konuşulur- bu çabada olan bir düşünce değil mi Marksizm? Öyle idi veya… Ve bunun tam karşılığı da radikal… Şimdi, oturmuş solcu geçinenler, “radikal” diye İslâm’ı kötülüyor. “Radikal Müslüman” dediğin, her meseleye kendi zaviyesinden fikrî çözüm getirebiliyor ise bunun sadece bu yüzden haysiyeti vardır; benim aynı Marksizm’e verdiğim gibi… Ben, Marksizm’e fikri derinliğinden dolayı değer vermiyorum dikkat edin! Her meseleyi kendine göre çözme gayretinden ve iddiasından dolayı… Dikkat ediyor musunuz? Hâlbuki bugün bizde “radikal”, küfür gibi kullanılıyor. Radikal, sonra ılımlı vesaire… Şimdi siz bana yarım Marksist diyebiliyor musunuz? Yâni, yarım Marksist olur mu? Yarım Müslüman olur mu? Şimdi bir fikir, fikirdir; bütün olarak benimsersin veya benimsemezsin. Sonra saçma sapan lâflar, “herkes düşüncesini istediği gibi yaşasın”... Peki, sol kendi düşüncesini istediği gibi yaşayabilir mi? Ben varım, ben onun düşündüğü gibi yaşamam. Sol’u burada misâl olarak veriyorum, yani ırkçılık, milliyetçilik, hatta PKK falan gibi de yayabilirsiniz rahatça konuşmayı… 

 

"Bütün insanlığa tavsiye edilebilir bir fikrinizin olmadığı yerde, zaten o fikir fikir değildir..."

Şimdi, mevzu şundan ibarettir: Silahlar sustu, çatışan çatışıyor… Bakın onlara da bir tevil payı bırakıyorum, adaletin meşru müdafaa karşılığı olan bir anlamı var: “dad”. Dad, hâlihazırda size karşı mevcut olan bir şeyi defetmek, belâyı defetmek… Şimdi, siz bana saldırıyorsunuz, ben de size mukavemet ediyorum. Bu benim mukavemetimde meşru müdafaa bulunduğu için bu, adalete uygundur. Karşılıklı taraflar kendilerini haklı görürler, haksız görürler bu ayrı mesele… Neticede çatışılıyor, ortada böyle bir durum var. Şimdi gelelim çatışmayanlara; çatışmayanlar ne yapıyor? Fikirde derinliğine doğru diyorum, yâni kâinatı bir bütün olarak izah edeceksin veya izah edilemezliğini izah edeceksin, ondan sonra bunun toplamı ve sonra insana tatbik edilebilir şeyleri söyleyeceksin…

 

Yâni, insan ve toplum meselelerinin hâlli davasında bir küll fikrin olması lâzım… Buna dâir ölçülerin olduğu yerde her kesim için kendisine göre tekamül edilecek taraf belirtilmiş demektir. Ondan sonra da mevzu şuradadır; şu fikirlerden hangisi doğru? Bunların bir karşılaşması olacak… Şimdi gayet seviyesiz; o yedi, o aldı, o kaçtı falan… Bütün bunlar olmasa bir sürü adamın konuşacak lâfı da yok gibi bir ortam… Biz burada herkese diyoruz ki; kendinizi bütün insanlığa gösterebilir, tavsiye edebilir bir fikrinizin olmadığı yerde zaten o fikir, fikir değildir.

 

"Karşınızda bir fikir ve aksiyon adamı olarak bulunuyorum"

Karşınızda bir fikir ve aksiyon adamı olarak bulunuyorum” diyorum… Aksiyon, eşya ve hadiseler üzerine fikrin pıhtılaştırılmasıdır. Şimdi, Batı’da daha ziyade şuraya fikri koyuyorsun, buraya da aktörü koyuyorsun…  Yâni, aktör de o fikri pratiğe döken diyelim. Bizde, İslâm ile karşılaştığını zanneden insanların durumu yanlış, ama hemen de şunu söyleyeyim; İslâm ile karşılaşan insanların durumunun o olmasında bizimkilerin de katkısı var, bunları da burada düzeltmeye çalışacağız.

"Hain beleşçiler..."

Ben, buraya “sevenleriyle buluşuyor” mevzuu içinde geldiğime göre, bugüne kadar hep talep piyasası oluşturmak gibi bir yerde bulundum, fikirde, harekette… Talep piyasası oluşturmak gibi bir yerde bulundum, arzım hep böyle oldu. Çoğu zaman bu arz piyasasına, bizi boğmak üzere arsızlığa varacak kadar sululuk, bazen hain beleşçiler de oldu… Onların da istismarcısı bize bakacak yerde, “onların da istismarcısı”, yâni karşısındaki taraf, onların hazır karikatür hâllerini esas alarak zıddımız, beleşçiler oldu.

 

"Burada İbda diye dünya çapında iddiası olan bir fikir var"

Burada Büyük Doğu diye bir şey var; Büyük Doğu külliyâtı var, dünya çapında iddiası olan bir şey var ve bu memleketten çıkmış tek orijinal fikirdir bu. Şimdi, adam bunu bırakıyor, birilerinin peşine takılarak hani, “İslâm bu” demeye getiriyor…

Aranızda özürlü olabilir, sakat olabilir, aranızda böyle insanlar olabilir; yanlış anlama olmasın. Şimdi, 80-90 arası paneller yapıyor, yahut televizyona çıkarıyorlar. Beş tane şık giyinmiş tip, bir tanesinin ekonomik durumunun berbat olduğu belli, gözü veya burnu arızalı, böyle garibanca diyebileceğim bir tip. Müslüman tipte onu konuşturuyorlar. “Görüyorsunuz Müslüman olanın hâli belli, Müslüman olmayanın da hâli belli.Anlatabiliyor muyum? Bir nev’i Müslüman’a kendi yer biçmiş oluyor; bir de bunu, herkesin fikrine hürmetimiz var havasında yapıyor.

 

"Necip Fazıl niye oturup da eleştirilememiştir, bugüne kadar konuşulmamıştır?"

 

Şimdiye kadar Necip Fazıl niye oturup da eleştirilmemiştir, bugüne kadar konuşulmamıştır? Tabiî Necip Fazıl derken sakın aklınıza Necip Fazıl’ın arkasına saklanıyorum gibi bir mânâ gelmesin. Ben burada “Yürüyen Büyük Doğu” olarak, burada “Yürüyen Büyük Doğu” olarak kendi İBDA fikriyatımı da katarak söylüyorum bunu.

2000 senesinden sonra da safha safha artan bir dozda da talep piyasasında arz şeklinde bir durum oluştu. Yâni bizim sürümümüz anlamında diyorum. Her kesimin kendi içinde bir bezginlik, bir bıkkınlık gördüğüm içinde bulunduğumuz şartlarda bu ne demek? Şimdi, artık beylik, bunu herkes biliyor; dünyada müesseseleşme olmuyor. Teknolojinin geliştiği sürat içinde örf olmuyor, âdet olmuyor, ahlâk olmuyor ve fikir de doğrudan doğruya teknoloji üzerinden işliyor. Baştan şöyle koyalım; yâni ahlâk oluşmuyor, ki ahlâk müesseselerin daha lâtif şeklidir, sonra yaptırım hâline getirirsin müesseseler oluşur. Eşya ve hâdiseler karşısında ruhun “nasıl” tavrına karşı, akıl “niçin”lerle yaklaşır ve fikir meydana gelir. Fikrin içine işlemiş işletici sıfat ahlâktır ki, kendisinden doğduğu fikri ileriye doğru zuhur ettirir.

Bir de şöyle bir hâdise söyleyeyim; bunlar tabiî pratik şeyler olduğu için söylüyorum. Burada felsefe vardır, burada bu felsefenin doğrulayıcısı, yâni bundan pay almış olan bir ilim vardır. Sonra da bu ilmin bildiğimiz teknolojiye ayrılan bir tarafı vardır. Fakat şimdi dünyadaki seyir şöyle; uzmanlık bütünlüğün aleyhine işliyor. Kuvantum fiziğinde de böyle. Kuvantum fiziği derken böyle bir dekor eşyası gibi “kuvantum’dan da bahsediyor” filân gibi bir numara içinde zannetmeyin diye söylüyorum. Fizik veya sadece fizik değil, tıp, kimya bilmem ne... Bu ilimlerin her birinin neticede kendilerinin fikre sarktığı bir yer vardır. Kendilerinin fikre sarktığı yerdir ki, sonradan ilim onu doğrulayacak veya yanlışlayacaktır. Bu mânâda söylüyorum. Şimdi teknoloji bir mevzu. Diyelim uzmanlığa giriyorsun, uzmanlığa girdikten sonra o uzmanlıkta derinleştiğin nokta bu bütüne uymuyor. Bütüne uymadığı gibi kendine uygun ya müphem bir bütünlük yapıyor yahut da kendini bütün addediyor. Şimdi tabiî bunun karşılığı olarak da mesele uzmanlaşma olmasın demek değil. Şimdi uzmanlaşmanın, bütünlüğün aleyhine işlemesinin sebebi doğrudan doğruya bunların hepsini pençesine alıcı bir fikrî izah olmamasından dolayıdır, bir dünya görüşü olmamasından dolayıdır. Fakat biraz sonra yeri gelince belki göreceğiz. İslâm’da “istidraç” denilen, yani İslâm istidraç adını takmıştır, sahte kerametler vardır. Şaman, bilmiyorum ilgilenen var mı? Psikolojinin daha derin bir buudu olarak kendini empoze etmiştir, ilgi çekmiştir. Castaneda biliyorsunuz bir nesli, özellikle 60-70 neslini besleyen Castaneda, “Don Juan’ın Tütünü” vesaire şeyleri ondan sonra bunlar hippi kuşağının da başucu kitaplarından olmuştur. Bunları biliyorsunuzdur yahut bilenler artık anlatır. Şimdi burada tek tek ayrıntısına giremem de, misâllerle atlamak zorundayım.

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.