• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

Mirzabeyoğlu ve Muhammed Ali...

Şükrü  Sak
“Müşterek davamızda, basın yoluyla verdiğiniz kavgada başarılar dilerim”

 

 

 

 

 

Mirzabeyoğlu ve Muhammed Ali

Muhammed Ali’nin vefat ettiği haberi dün bütün dünyanın gündemindeydi…

Allah rahmet eylesin…

Muhammed Ali, sadece bir “boksör” değildi…

Bir boksörden “fazlasıydı”…

Hem de çok daha fazlası…

Onu bütün dünya Müslümanlarının gözünde böyle efsaneleştiren de bu “fazla” tarafıydı!.

Bir “boksördü” ama, yumruğu “İslâm’ın yumruğu” olmuştu!..

Müslüman olduğu tarih; 1964…

Kendi ifâdesiyle;

Allah’tan zenginlik istedim; bana İslâm’ı verdi…

Demişti…

60’lı yıllar, tüm dünyada İslâm’ın emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı büyük bir direniş verdiği yıllardı…  Amerika ve Batı’nın büyük bir kibirle dünyanın geri kalanını “ezdiği-sömürdüğü” yıllar…

Muhammed Ali’nin vefatı vesilesi ile sosyal medyada arkadaşların Necip Fazıl’dan yaptıkları bir alıntıyı görünce, ben de bunları yazmaya karar verdim. Vesile oldu diyelim…

Necip Fazıl;

Muhammed Ali’nin yumruğundaki kuvvet İslâm mütefekkirinin kafasında da tecelli ettiği anda her şey kurtulmuştur!” diye yazmış…

“O yumruk ki, bütün kuvvetini Allahtan ve dinden bilir; kendisine denk bir kafayla birleştiği ân, Batılının kırılan çenesine karşılık beynini ezmek imtiyazına da erecek ve ruhlardaki o korkunç küçüklük ukdesikalkacaktır."

İşte tüm dünyadaki Müslümanları, gecenin saat üçünde ekran başına kilitleyen ve onu böylesine efsane yapan husus, Üstad’ın bu ifâdelerinde saklı olsa gerek…

Yine O’nunla ilgili sosyal medyada, Güven Adıgüzel imzasıyla yayınlanan üç beş cümle, tüm dünya Müslümanlarının Muhammed Ali’yi niçin bu kadar sevdiğini ve O’nun şahsiyet ve mizaç çizgilerini özetler nitelikte;

Muhammed Ali için kâinat hep aynı şarkıyı söyleyecek;

Dans et şampiyon!

Apolitik olmayı tercih edebilirdi, öteki karizmatiklerden olmayı da.

Daha çok para kazanabilirdi.

Çarkı görünce çomağını saklayabilirdi.

Sponsorların kuklası durumundaki dünyaca ünlü sporculardan biri olabilirdi.

Susabilirdi.

Vietnam’a gidebilirdi.

Sisteme uyabilirdi.

FBI ile işbirliği yapabilirdi.

Biraz daha imaj için ‘yaşasın birleşik devletler’ diye bağırabilirdi.

Ezilenler yerine kariyerini düşünebilirdi.

Amerika diye bir yer var diyebilirdi.

Sam Amca'yı sevindirebilirdi...

Yapmadı.

Allah-ü Ekber demeyi tercih etti.

Kelebek gibi uçup, arı gibi sokmayı bir de!

Yumruklarından öpüyoruz şampiyon!”

İşte onu “efsaneleştiren”, Türkiye ve dünya Müslümanlarının “kahramanı” yapan şahsiyet çizgileri bunlar…

golge-1.jpg

(Mirzabeyoğlu'nun o dönem çıkan ve  bütün bir kuşağı etkileyen Gölge dergisi)

muhammed-ali-golge-1---kopya.jpg

(Muhammed Ali, Mirzabeyoğlu'nun çıkardığı Gölge dergisini tetkik ederken...)

Mirzabeyoğlu ve Muhammed Ali

Başlık yeni kuşaklara biraz garip gelebilir, “Muhammed Ali ve Mirzabeyoğlu, ne alâka?” dedirtebilir… Ama değil!

“Alâka” sabit, ilişki gerçek, tesir açık!

Muhammed Ali ve Mirzabeyoğlu’nun yollarının nerede, nasıl kesiştiği bilinmeliydi bütün ayrıntılarıyla, anlatılmalıydı olaya şahid olanlar tarafından…

Biz o dönemleri yaşamadık… Kitaplardan ve yaşayanlardan öğrendik diyebiliriz…

Ama o dönemi yaşayanların, "Gölge" ve Muhammed Ali etrafında kopan fırtınaya şahidlik edenlerin anlatmalarını isterdik...

Bizim bile, Maraş’ın ücra bir köşesindeki bir evde, gece saat üç dört gibi,  Muhammed Ali’nin maçı olduğu için estirdiği heyecan ve havayı, sekiz on yaşlarında yaşadığımıza göre, o dönemde yaşı biraz daha büyük olanlar, onun dünyada kopardığı fırtınayı elbette daha derinden hissetmişlerdir!

Bunu bilenler ve şahidlik edecek olanlar da “Gölge kuşağı…”

 

“Gölge kuşağı…”

Muhammed Ali fırtınasının bütün dünyayı kasıp kavurduğu o yıllarda, Salih Mirzabeyoğlu Gölge dergisini çıkarıyordu. Gölge, Amerika’dan Avusturya’ya kadar temsilcilikleri olan, büyük tirajlara ulaşmış, çok güçlü bir dergiydi; dünyadaki tüm İslâmî direniş hareketlerinin sesi olmakla beraber, Türkiye’de Müslümanların önüne kurulan barikatları yıkan, “psikolojik engelleri” yerle yeksân eden çok cesur ve güçlü bir sesti! İbda’nın fikir ve aksiyon temellerinin atıldığı yıllar…

Bugün her ne kadar, işin ehli olanlar tarafından dillendirilmiyor olsa da, Türkiye’nin siyaset-fikir-aksiyon tarihinde ve “bugünlere” gelmesinde çok esaslı bir tesire sahip “Gölge kuşağı”ndan söz edilebilir…

“Fikri, yüreği ve bileği” yumruk olup küfrün karşına dikilmiş bir kuşak; Gölge kuşağı!..

İşte Mirzabeyoğlu ve Muhammed Ali’nin yolları da burada kesişiyor…

muhammed-ali-golge-2.jpg

golge-a.jpg

(Mirzabeyoğlu'nun tüm dünyada yankılanan Gölge dergisinin Almanya temsilcisi Mehmet Şentürk Muhammed Ali ile...  Bu görüşmenin haberi Gölge dergisinde bu şekilde yer alıyor... 8. Sayıda...)

-II-

Muhammed Ali ile ilgili, bugün bile kimsenin dillendirmediği bazı hususi yönleri olduğunu ben Mirzabeyoğlu’ndan dinledim.

Şahsen karışlaştılar mı, bilmiyorum. Ama Mirzabeyoğlu’nun Muhammed Ali’yi, Muhammed Ali’nin de Gölge ve Mirzabeyoğlu’nu bildiği ve tanıdığı, yukardaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi aşikâr…

Biz onların birbirlerini bildiklerini bu fotoğraftan öğreniyoruz…

Bir de, Muhammed Ali’nin İstanbul’a geldiğinde, o zamanki bütün büyük medya kuruluşları, gazeteler, Muhammed Ali’nin peşinde koşarken onun Gölge dergisini ziyaret ettiğini Mirzabeyoğlu’nun yanındaki bir isimden dinlemiştim… Teferruatı aklımda kalmadı…

Bunun yanı sıra, Gölge dergisinin 8. sayısında yer alan bir haber:

Gölge dergisinin Almanya Temsilcisi Mehmet Şentürk’ün Muhammed Ali İle görüştüğünü ve Muhammed Ali’nin;

Müşterek davamızda, basın yoluyla verdiğiniz kavgada başarılar dilerim

Dediği belirtiliyor ve Muhammed Ali’nin elinde Gölge dergisini incelerken çekilmiş bir fotoğrafı da yer alıyor…

Dediğim gibi, İstanbul’daki Gölge ziyaretinin ayrıntılarını bilmiyorum…

İslâm davasındaki bu “müşterekliğin” yanında, Mirzabeyoğlu’nun Muhammed Ali’ye farklı bir sevgisi olduğunu da biliyoruz…

Malûm olduğu üzere Mirzabeyoğlu da aynı zamanda boksör…

Profesyonel olarak Beşiktaş Spor Kulübünde boks yapıyor… O zaman çalıştığı hocalarının O’nu “Geleceğin Muhammed Ali’si” diyerek takdir ettikleri de, ondaki boks istidanın çapını göstermeye kâfi…

Tabii o bilindiği üzere;

Yukarıda Üstad’ın “Onun yumruğundaki kuvvet İslâm mütefekkirinin kafasında da tecelli ettiği anda her şey kurtulmuştur” sözü istikâmetinde, İslâm dâvâsını omuzlayınca, boksa profesyonel anlamda devam etmiyor. Ama boks hayatında hep var olmaya devam ediyor.

Elbette böyle bir insanın Muhammed Ali’ye bakışı da farklı olacaktır…

Mirzabeyoğlu’nun anlattığına göre;

Muhammed Ali, hayatı boyunca kazandığı paranın yüzde seksen gibi büyük bir kısmını, dünyanın birçok yerindeki İslâmî hareketlere aktarmış ve bunun duyulmasını da istememiştir.  Böylesine ulvi bir prensip ve dâvâ ahlâkı… “Duyulmasını istememesi”, çekindiği vesair için değil, vermiş ve dönüp tekrar bakmamıştır… Yine Mirzabeyoğlu, onun boksa nasıl bir şahsiyet aşıladığını anlatırken, boksun ondan önce de var olduğunu ama, nasıl diyelim, mesela; bugün “buz hokeyi” gibi, silik ve sönük bir spor dalı iken, boksun Muhammed Ali ile boks olduğunu vurguluyordu…

Sözleri…

Hareketleri…

Tavrı ve duruşuyla;

İslâm, O’nun içindeki “arslanı” uyandırmış, o da dünya Müslümanlarının içinde uyuyan “arslanı”…

Tüm zamanların en iyi boksörü, gerçek efsane…

Ezilenlerin yumruğu...

Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun…

-III-

Dans et şampiyon!

Ve bu sözler de Muhammed Ali'ye, antrenörlerinden Bunduni tarafından Zaire maçından önce söylenmiştir...

Dans et şampiyon!

Kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et.

Çocuklar için salla yumruklarını.

Kiralarını ödeyemeyen işsizler için dans et.

Şu alçağın işini bitir!

Meyhanedeki ayyaşlar için dans et şampiyon, kanserden ölen yoksul hastalar için, kefaletleri ödenmeyen sefil mahkumlar için, herkesin terkettiği eroinmanlar için, kocaları olmayan gencecik hamile kızlar için.

Dans et şampiyon, savaş onlar için!

Şu aşağılık herifin işini bitir, çenelerini dağıt hepsinin.

Düşkünler yurdundaki zavallılar için, emeklilik maaşı alamayan yaşlılar için, pis bir sokakta müşteri bekleyen yaşlı ve yorgun fahişeler için…

Meyhanelerde oturmuş demlenen bütün yalnız kalpler için, bilardo salonlarındaki yalnızlar için, sokak köşelerindeki yalnızlar için.

Dans et şampiyon, savaş onlar için!

Temizlik işçileri için salla yumruklarını; hava limanlarında, otobüs duraklarında, benzin istasyonlarında yerleri süpüren küçük insanlar için.

Savaş onlar için şampiyon!

Otellerde yatakları yapıp tuvaletleri temizleyen küçük odacı kızlar için dersini ver şu aşağılık herifin!

Seni kurtaranlar senatör değildi, vali değildi, başkan değildi. Sokaktaki insanlar kurtardı seni.

Şimdi sokaklar adına savaş, hadi evlat, işini bitir şu aşağılık herifin!

Bu ring ikinize fazla.

Hadi bitir işini, suratını paramparça et.

Yoksullar adına şampiyon, yoksullar adına!

Hadi yavrum salla yumruklarını!

Muhammet Ali’yi hiç kimse yenemez, hiç kimse. Sadece Cassius Clay yenebilir ama o da bu akşam aramızda değil.

Dans et şampiyon, hadi oğlum dans et!

 
Bu haber toplam 3375 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.