• BIST 1.552
  • Altın 441,963
  • Dolar 7,3630
  • Euro 8,9556
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 0 °C
  • Konya 2 °C
  • İzmir 11 °C

“Medyadan kökünü kazıyacağız” diye yemin etmişler!"

“Medyadan kökünü kazıyacağız” diye yemin etmişler!"
“Biz olmazsak Erdoğan orada duramaz” kibriyle...

7 Haziran’dan kalma nefretlerini kusuyorlar!

% 49.5’lik halk desteğinin hakkını veremeyen ve 20 aylık kötü performansının sonucu olarak görevini bırakmak durumunda kalan bir siyasetçinin ardından Erdoğan’ı destekleyen insanlara bedel ödetmeye çalışan agresif bir yapılanmanın tehdidi altındayız. Hem de ne bedel? “Medyadan kökünü kazıyacağız” diyerek yemin etmişler. O dönem FETÖ’nün ürettiği yandaş, satılmış, uşak, köle ruhlu biatçi yazar algısının bir benzerini hatta daha şiddetlisini üreterek Erdoğan yanlısı yazarlara hemen her gün hakaret ediyorlardı. Amigo kümesi, derinliksiz, seviyesiz, Burgaz’ın Köpekleri, troliçeler, akbabalar, paçoz tipler, jöleliler, paranoyak, şarlatan, çete, tetikçi, üç kuruşa satılmış vs bunlardan bazıları… Bu tür hakaretleri edenlere yapılan en ufak eleştiri ise hemen fitnecilikle itham ediliyordu. Bir taraftan da “yüreği boyundan uzun adam”, “WeLoveDavutoğlu” gibi tuhaf kampanyalar icat ediyorlardı. Ahmet Bey’in görevi bırakmasının ardından kendi dar dünyalarında küçük iktidar alanları yaratan bu kesim bugün iflas etmiş tüccar misali çaresizlik içerisinde kıvranıyor. Peki, tam bir FETÖ yöntemiyle Erdoğan’ı ve onu destekleyen insanlara yapılan bu saldırılar ne anlama geliyor?

1 Kasım seçimlerinden tam 10 gün sonra bir yazımda; 7 Haziran’da Türkiye’yi koalisyona mahkûm etme planı tutmayan Hillary’nin Türk dostlarının bundan böyle çok farklı bir yöntem deneyecekleri uyarısında bulunmuştum.” 1 Kasım’dan hemen sonra “kutuplaşmayı ve gerginliği sona erdireceğiz” diyen Ahmet Bey’i, Erdoğan’ın karşısına ikinci bir lider olarak koyma projesiydi bu. Kaldı ki Yeni Şafak 1 Kasım öncesinden start vermişti bile!  Neydi o? Hatırlarsınız, hani şu “Başka Türkiye yok” “Kızgın demiri(Erdoğan’ı) soğutalım!” “Aynı gemideyiz!” O halde gelin uzlaşalım kampanyasını kastediyorum.  Kaldı ki gazetenin yazarlarından Ergün Yıldırım epeydir “Batı ile olan ittifakımız bertaraf edildi ve Türkiye çıkmaz bir sokağa girdi. O halde dışarıda batı ile eskiden olduğu gibi yeniden İttifakları güçlendirme yoluna gidilmeli ve içeriden de bir orta yol bulunmalı” yazıları yazıyordu. Bu kampanyayı eleştirdim diye gazete yönetimi iki defa arayıp hakkımda şikâyette bulunmuştu. Neyse o kısım mühim değil. Çünkü yine kendi yazarlarından biri,  7 Haziran seçimleri öncesi bana “tercihini yap, ya Davutoğlucusun ya Erdoğancı lakin yeni dönem Davutoğlu dönemi olacak yoksa ekmeksiz kalırsın” uyarında bulunmuştu. O vakitler derdi ekmek olanların tercihi bu yöndeydi.

Bu tayfanın gerçekte planı şuydu; “İçeriden CHP ile kurulacak bir koalisyon yükselen kutuplaşmayı minimuma indirecek, başkanlık sisteminden vazgeçilip ülke Davutoğlu’nun liderliğinde daha yumuşak ve entelektüel bir zeminde yoluna devam edecekti.”  Aksi takdirde İbrahim Karagül’ün de o günlerde altını çizdiği gibi “Anadolu, tarihinde ilk kez dönülmez bir çözülmeye doğru hızla yol alıyordu. Etnik kimlikten sonra mezhep kimliği üzerinden de yeni cepheler şekillendiriliyor. Çok ama çok derin bir toplumsal ayrışma yaşıyorduk. Bu ayrışmanın bir adım sonrası cepheler ve çatışmadır. Yani iç savaş! Birkaç yıl sonra bu ülkenin bu tehlikenin nerelere uzanabileceğini kestirmek güç.”  Nasıl tablo ama? Kafayı koymuşlardı ya kızgın demir soğutulacak ya da ülke Allah korusun iç savaşa sürüklenecekti! Tahmin ettiğiniz gibi bu yangını ancak Davutoğlu söndürebilirdi. Nasıl olsa Yeni Dünya Düzeni çerçevesinde Kuzey Suriye’de bir Kürt devletçiği projesi de adım adım gerçekleşiyordu. Yani küresel sistemle de bir sorun yaşamayacaktık. Yani “Strasbourg’dan dönen bir avuç Türk çocuklar gibi şendik” kıvamında kaymak bir ülkemiz olacaktı. Bir uzlaşabilseydik!

Sonra bu süreç için farklı proje gazeteler devreye sokuldu. Hürriyet, “Yeni bir lider doğdu” şeklinde manşet atarken FETÖ’nün yazarları da “Saray’a rağmen kazandı, yeni bir lider geliyor” şeklinde algı üretmeye başlayacak bu gazeteler de içeriden ona mahalle diyorlar şimdi bu algıya destek vereceklerdi.  Kısacası Türkiye, Ahmet Bey liderliğinde alternatif ikinci bir yol arayışına girecekti. Erdoğan liderliğinde kendine bir istikamet belirleyen, küresel güçlerin güdümünden çıkarak güçlü, zengin, bağımsız bir ülke olma yolunda ilerleyen Türkiye’nin karşısına üst akla boyun eğen/teslim olmuş, uzlaşmacı, uyumlu, AB’ci, müzakereci bir Türkiye konulmak isteniyordu. Tabi bu süreci destekleyen birçok yazar-çizer de bundan ekmek yiyecekti. Yediler de! Bugün ağlaşmaları bu yüzden.

O vakitler bir başka yazımda olan biteni şöyle yorumlamıştım; “Erdoğan ve onu destekleyenleri her fırsatta aşağılayan, hakaret eden, onları çapsız, seviyesiz ve liyakatsiz gören medya organlarında Ahmet Bey ilginç bir biçimde koruma altına alındı ve eleştirilemez bir konuma getirildi. Eleştirenler ve tehlikeye dikkat çekenler ise anında fitneci ilan edildi. Düşünün, Ahmet Bey’in fahri danışmanlığını yapan ve CHP ile koalisyonu önererek her fırsatta Erdoğan’ı ve danışmanlarını yerden yere vuran Mahcupyan’ı eleştirenler bile fitnecilik yapmakla suçlanmıştı. Yapılan eleştiriler, AK Parti’ye ayar vermek olarak takdim edildi ve hemen susturuldu. Sosyal medyada bir taraftan PR çalışmaları yapılırken diğer taraftan da Erdoğan’ı destekleyen insanlara dönük fitne adı altında Gezi’de dahi görülmemiş tuhaf linç kampanyası yürütüldü. Ne var ki bir avuç cesur insanın eleştirileriyle deşifre olan ve iş üstünde yakalanan bu büyük organizasyon çöktü. Hazımsızlıkları bu yüzden…”

Ama olmadı. Bahçeli 7 Haziran’dan sonra Erdoğan’ın yanında yer alarak bu küresel tuzağı boşa çıkardı. Kaldı ki 7 Haziran’dan sonra CHP’nin koalisyon şartlarından biri de; “17-25 Aralık’la ilgili dosyaların yeniden açılması ve Cumhurbaşkanı’nın durumunun yeniden görüşülmesi” idi. Hatırlarsanız Abdullah Gül de o günlerde derin üzüntü içerisinde olduğunu ifade ettikten sonra güçlü bir hükümetin kurulması için Almanya’da kurulan koalisyonu örnek göstererek AKP-CHP koalisyonuna işaret etmişti… O gün koalisyon planları boşa çıkan AKP’li fırıldakların kızgınlığı bu yüzdendir. Çünkü Erdoğan hem Suriye’de küresel sistemle kurulan masayı yıktı hem de koalisyon planlarını altüst etti. “Yapma be reis” deseler de Erdoğan kararlıydı. Referandum sürecinde, bu tarihi kırılma anında 7 Haziran’dan kalma öfkelerini kusuyorlar.

Bu öyle bir nefret ki açıkça, mertçe başkanlık sistemine “hayır” diyemiyorlar. “28 Şubat’tan beter haldeyiz” diyorlar. Yazarlar üzerinden Erdoğan’a olan öfkelerini kusuyorlar. Utanmadan, Erdoğan’ı İslam düşmanı 28 Şubatçı çeteyle bir tutabiliyorlar. Kanallarında “Keşke 7 Haziran’da CHP ile koalisyona gitseydik” itirafında bulunabiliyorlar. Aydın Doğan’ın Bylockçu tetikçisiyle kanka olabiliyorlar.  Erdoğan’ı tehdit etmek için “referandumda evet garanti değil” yalanlarına bile başvurabiliyorlar. “Biz olmazsak Erdoğan orada duramaz” kibriyle, milletin uğruna ölüme gittiği Erdoğan’ın Batı ve uşaklarına olan dik duruşunu bir türlü hazmedemiyorlar. TV’lerden, belediyelerden olanca parayı götürüp sonra “yalnızsın, sıkıldık be reis” yazıları döşüyorlar. Fırsatını bulsalar Erdoğan’ı bir kaşık suda boğacaklar. Fırsatını bulsalar bugün başkanlık sistemi yerine küresel sistemi tercih edecekler. Lakin ülkeyi küresel sisteme yamamak için gösterdiğiniz çaba beyhude. Erdoğan’ı ve onu bu yolda yalnız bırakmayan basiret sahibi Anadolu insanını asla ama asla geri adım attıramayacaksınız.

Ufuk Coşkun-Bölgepostası 

12552.jpg

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.