• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 23 °C
  • Konya 26 °C
  • İzmir 27 °C

Markar Esayan Nabız Haber`e konuştu...

Markar Esayan Nabız Haber`e konuştu...
Derinlikli analizleri ile dikkatleri çeken Markar Esayan?la, gündemi, Ak Parti?yi, ?Yeni Türkiye?yi? Çözüm sürecini ve MİT Meselesini konuştuk? Esayan?ın çok çarpıcı değerlendirmeler yaptığı bu konuşmasında, hem tarihî derinlik, hem bugünün Türkiye gerçeğ

Markar Esayan:

?OSMANLI, ŞU AN ?YENİ TÜRKİYE? KONSEPTİ İLE AYAĞA KALKIYOR!?

Konuşan: Cumali Dalkılıç?

 

-?Yeni Türkiye? kavramı ve bu çerçevede Türkiye'nin Batı'ya cevap verebilmesi, karşı durabilmesinin temel şartları nelerdir, bu kavramın içi doldurulabilir mi sizce?..

Markar Esayan: -?Yeni Türkiye? kavramının altı aslında son 13 yıldan beri halk tarafından doldurulan bir kavram. Ama biraz daha derinleştirilmesi gerekiyor. Türkiye, Osmanlı imparatorluğu'nun yıkılması üzerine kurulmuş bir ülke? Bu ülkenin aşağı yukarı yüz yıldan beri asıl potansiyellerini ortaya koyamadığını görüyorsunuz. Aslında bu imparatorluk bakiyesi çok kötüydü.  Çok fazla potansiyeli olan, hinterlandı kendi sınırları içerisine sığamayacak, geniş bir etki alanı olan, aşağı yukarı bin yıllık bir hikayenin üzerinde, çok kültürlülüğün üzerinde bir devletten bahsediyoruz. Bu yapı aslında unutturulmuş bir kimlik? Yani son yüzyıldır Türkiye'nin sınırları içerisinde dışa kapalı, sadece NATO ve diğer ittifaklar üzerinden Batı'ya angaje, ancak kendi iç ve bağımsız dış politikasını yerine getiremeyen bir ülkeydi Türkiye? Şimdi bu durumda bir değişme var. Dramatik bir değişme? Bu da AK Parti'nin 13 yıllık poliitkalarıyla ilişkili? Dış ve iç politikada daha halkçı politikalar, interaktif ve ciddi anlamda ortaya vizyon koyan politikalar. Bu aslında bizim genlerimizde olan birşey?

 

Yani Türkiye büyük bir imparatorluğun üzerinde kurulmuş bir ülke ve bu bin yılın oluşturduğu bir "gen" var. Şimdi kabuğunu yırtıyor Türkiye? Tabi ki son yüzyılda Türkiye potansiyellerinden bir şekilde uzak bırakılırken bu alanları da boşalttı. Aslında eskiden doldurduğu alanları, Ortadoğu'yu, Kafkasları? Avrupa'nın da uç karakolu olarak bir "piyade deposu" olarak görüldü.

 

?OSMANLI ŞU AN ?YENİ TÜRKİYE? KONSEPTİYLE AYAĞA KALKIYOR?

Şimdi bunu  gerçekten düzeltmeye, Türkiye'yi hak ettiği noktaya getirmeye çalışan bir siyasi irade var. Özellikle dış politikasında, yükselen ekonomisinde görüyorsunuz bunu. Batı'nın aydınlanma tarihinin üç-dört yüzyıllık süreçte Doğu'yu sömürgeleştirmesine verilecek en önemli cevaptır bu. Bu cevabı da tabi ki Doğu'nun çöktüğü yerede yani Osmanlı topraklarında yapabilirsiniz.  

Osmanlı şu an "Yeni Türkiye" konseptiyle ayağa kalkıyor ve kendi potansiyellerini, çok kültürlülüğünü ve özgüvenini keşfediyor. Bu basit bir Osmanlıcılığı ihya meselesi de değil? Bize ait olan kimliği keşfetme süreci, yani gerçek "biz"den bahsediyorum. Bu önemli? Bunu geçmiş romantizmiyle karıştırmamak lazım. Türkiyen'in geçmişinde kendisini bulması, ama bu bilinçle, bu kimlik onarımıyla geleceğe daha güvenli bir adım atması? Ben bunun Türkiye'den daha fazla anlamları olduğunu düşünüyorum. Çünkü Doğu, Batı karşısındaki yenilgiyi Osmanlı'nın çökmesiyle tattı. Dolayısıyla Doğu, Batı'ya karşı tekrar eşitliği sağlamayı yine bu coğrafyada Andolu topraklarında "Yeni Türkiye" üzerinden bu cevabı verecektir. Hatta Ortadoğu, Kafkaslar ve bütün mazlum dünyaya da örnek olacak. Bu anlamda Türkiye'nin büyük bir misyonu var. Sadece kendi zenginliğinden bahsetmiyorum. Siyasi gücünden bahsetmiyorum. Afrika'dan, Ortadoğu'dan tutun Asya'ya kadar geçmişte Osmanlı'ya bakıyorlardı.

 

Osmanlı yıkıldığında büyük bir hayal kırıklığına, karamsarlığa girdiler ve bu durum yüzyıldır devam ediyor. Şimdi Türkiye'de farkındaysanız yaşanan olumlu değişiklikler sanki bir Ortadoğu ülkesinde, herhangi bir Ortadoğu, Afrika ülkesinde, sanki kendi ülkesinde yaşanıyormuşcasına bundan büyük bir güç alıyorlar. Bunun nedeni biraz da bu tarihsellikte yatıyor. Çünkü, gerçekten Ortadoğıu'da, Doğu'da kendi öz gücü ve imkanlarıyla ayağa kalkabilecek potansiyele sahip tek ülke Türkiye?

 

?ERDOĞAN VE PARTİSİNİN NERDEYSE DÜNYANIN BÜTÜN GÜÇLERİ TARAFINDAN HEDEF ALINMASININ ALTINDA YATAN SEBEB?

?OTORİTERLİK, DİKTATÖRLÜK? BUNLAR FASAFİSO!?

-Sayın Başbakan Davutoğlu'nun da sık sık kullandığı Necip Fazıl'ın kavramlaştırılmış ifadesiyle Büyük Doğu?

Markar Esayan: -Evet? Bu bir "gen" meselesi? Bu bir kabiliyet meselesi? Türkiye'nin geçmişinde ciddi bir devlet oluşturma ve yönetme kapasitesi var. Bu kapasiteyi hatırlayıp, önce kendi içinde onararak, devletini onararak kullanmak? Daha sonra dünyanın ayağa kalkmaya çalışan, ekonomileri ele geçirilmiş, mezhep savaşlarına mahkum edilmiş, kardeş kavgalarına mahkum edilmiş, öz kaynakları yağmalanan diğer haklara bu modeli gösterme zorunluluğu var. Bunu geçmişte yaptık ve tarihimize baktığımızda "kısa" diyebileceğimiz acılı bir ara, ancak bizim için çok uzun bu aradan sonra Türkiye'nin tekrar ayağa kalktığını son 13 yılda görüyorsunuz. Zaten sayın Erdoğan'ın ve partisinin son 3-4 yılda neredeyse dünyanın bütün güçleri tarafından hedef alınmasının altında da bu yatıyor. Bu otoritetlik, diktatörlük söylemleri.. Bunlar fasafiso! Bunun altında yatan şey, Türkiye?yi işte o imparatorluk coğrafyasından koparmak? Bunu demokratik ve çokkültürlülüğe adapte edeceğiz bunun için de özgüven ihtiyacındayız.

 

-Aynı şeyi Çakal Carlos da haftalık Baran dergisine yaptığı açıklamalarda sürekli vurguluyor. "Türkiye muhteşem geçmişine dönmeli ve eskisi gibi dünyanın mazlum halklarına adalet dağıtmalı" şeklinde?..

Markar Esayan: -Tabi burada sadece tarih anlatısı, retorik konulmuyor. Bu bizim kimliğimizin bir parçası? İnsan geçmişte neye bakar, biz niye tarihi merak ederiz? Orada kendimizi buluruz. Kendisini bulamayan insanlar özgüvenli olamazlar. Bizim geçmişimize bakışımız bu olmalıdır. Bu kazanım üzerinden Türkiye'nin ortaya gerçekten insan merkezli, vicdan merkezli ama güçlü bir dünya modeli ortaya koyması?Mesele budur.

 

?DEVLET SİSTEMİNİ YENİDEN KURMALIYIZ?

AK Parti fikir ve kadro donanımı bakımından ne derece hazır? Siz de bazı yazılarınızda değiniyorsunuz? Bir yerde birtakım şartların yerine getirilmediği takdirde, "Erdoğan dönemi'nin bir "ara dönem" olarak kalabileceği"ne dikkat çektiniz?

 

Markar Esayan: -Bu önemli bir risk? O yüzden 2015 seçimleri çok önemli? Bir halk anayasası yapacağız. Bu ilk "halk anayasası"nın merkezinde, vesayete kapalı bir devlet sistemi kurmamız aciliyet arzetmektedir. Çünkü şu anda sahip olduğumuz devlet sistemi her ne kadar 13 yıldır orasına burasına yama yapsak, çevresinden dolaşsak da aslında vesayet üreten kapalı, bürokratik yapıdır. Henüz bu bürokratik devlet aygıtından kurtulmuş değiliz. Bu da ancak "halk anayasası" ile olacak bir şey? Halk anayasasını niçin istiyoruz? Bu sorulara doğru cevap vermek lazım. Eğer yeni bir devlet modeli, sistemi, anlayışı ortaya koymazsak ve bu model halkın emanetine alınmazsa, bir yere varılamaz. Cumhurbaşkanlığı nasıl halkın emanetine alındı; onun gibi yargı ve diğer bütün bürokratik kurumların hepsinin halkın emanetine alınması lazım.

Bu devlet sistemini anayasanın amacı olarak görmeliyiz. Yoksa anayasa yapmaya ihtiyacımız yok. Biz zaten 82 anayasasında tadilat yaparak gidiyoruz. Peki neden yapıyoruz? Devlet sistemini yeniden kurmalıyız. Bu sistmin adı Başkanlık, şu, bu meselesi değil? Bu sistem bizim geçmişimizden bugüne kadar getirdiğimiz, özellikle 2007 yılı referandumuyla büyük kazanım elde ettiğimiz demokrasi mücadelesinin ortaya koyduğu bir model olacak bu? Yani bu modeli belki dünyada ilk biz yaratacağız. Bizim hikayemize özgü olacak.

 

-Yazılarınızda seküler Batı düzeni kilise-krallık dünya düzenine vurgu yapıyorsunuz. Batı, ?klise düzenini? yıkarak bugüne geldi. Fakat o da yıktığı düzen gibi oldu; kendisini sorgulanamaz, alternatifsiz, tartışalamaz diye dayatıyor. Fukuyama gibi "tarihin sonu" diktesi, mevcut dünya düzeni modeliyle yapılıyor. Batı'nın bu durumunu neye bağlayabiliriz?

Markar Esayan: -Batı kendi ürettiği düşünce engellerine takılıyor. Batı çok değerli birşey yaptı. Yanlışlarıyla birlikte aydınlanma ile başlayan hikayede kendi koşullarından kaynaklanan bir kavga verdi. Bu kavga modern liberal demokraisleri ortaya çıkardı. Ama bu kavganın karanlık tarafı soykırımları ortaya çıkardı. Yani tek taraflı bir durum değil?

 

Bir yandan üst anlam ufku Allah merkezli sistemi terkederken, onun yerine aklı ve insanı koyduğunu iddia etti. Aslında yerine koyduğu şey, bürokratik devlet ve iktidar savaşları oldu. Batı demokrasisi, kendi kültürlerini, kendi yaşam biçimlerini dünyanın ve insanoğlunun bulabileceği en mükemmel bir şey olduğunu -hala öyle- düşündü. Mükemmel bir sistemi eleştirmenin yeri yoktur. Bu sistem ancak iyi uygulanmadığı için hatalar olmaktadır olsa olsa? Batı bu düşünce sınırına çarpıp çarpıp geri düşüyor. Nitekim "katılımcı demokrasi"de ciddi problem var. Bireyci liberal anlayışta yine öyle. Dayanışma kültürünü bu anlamda araçsal, faydacı aklın yıktığı bir gerçek? Ortak ahlak yerine bireyin faydasını getiren anlayış Batı insanını da mutsuz ediyor. Çünkü kendi dünyalarına, odalarına hapsolmuş vaziyetteler. Cemaatten kopmuş, atomize olmuş durumdalar. Bireysel demokraside katılımı sürekli düşürüyor. İşte biz bu yeni anayasayla birlikte bu eksikleri aşmaya çalışacağız. Biz de Batı'dan bağımsız, aydınlanma etkisi taşımayan bir ülke değiliz. 80 yıllık aşırı laik, bir Kemalist düzenden geliyoruz. Biz de melez bir kültüre sahibiz. Batı'nın çektiği arazlara karşı uyanık olup, onları bizim sistemimizden temizlememiz gerekiyor. Modern ötesi bir yönetim sistemi kurmamız gerekiyor. Bunun eşiğindeyiz, devleti nasıl kuracağız, tasarlayacağız, cemaati kaybetmeden bireyi nasıl güçlendireceğiz? İnançlarımızı kaybetmeden nasıl çok kültürlülüğe ulaşacağız. Bunları konuşup tartışmamız gerekiyor?

-Birey ve toplum arası bir denge?

Markar Esayan: -Tabi tabi? Bireyle toplum arası denge ve aralarındaki eşitlikle kazanım ve bununla organize olmak için şart olan ?toplumculuğu? nasıl barıştıracağız. Bunu Batı yapamıyor. Radikal demokrasi üzerine çalışanlar, cemaatçiler, kominiteryenler, Charles Taylor, o, bu yazıyor; ciddi bir post kolonyal eleştiri var. Ama yerine önerdikleri şey yine kendi düşünce sınırları içerisinde kalan şeyler? Dolayısıyla çare olmuyor. PEGİDA mesela? Katılımcı demokrasi çöktüğü için Avrupa'da marjinal örgütler daha hızlı örgütlenebiliyorlar ve onlar tembel kaldığı için siyaseti bunlar ele geçiriyor. Türkiye'de çoğulcu bir tabandan gelen model üretiyoruz şu anda? Belki de bu model Batı'ya da örnek olabilecek bir model. Eğer başarabilirsek tabii?

 

-Çözüm sürecinin bağımsız yürütülmesini istemeyen belli çevreler, odaklar biliniyor artık; bu husustaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Markar Esayan: -Şimdi bu sosyolojinin çökmesi, orada üçüncü gözün bulunmasıydı.(Oslo süreci kastediliyor) Orada yine paralel yapının manipülasyonu olduğu ortaya çıktı. Çözüm sürecinin bu kadar ağır provokasyonlara rağmen 3 Aralıkta, 3 Ocak'ta başladı. Hemen 5 gün sonra Paris suikastleri, hemen PKK baskını. Arkasından 6-7 Ekim provokasyonları? Bunlar normal eski Türkiye'de bu süreci bitirmeye haydi haydi yeterdi ama bitiremedi. Bunun nedeni bu son sürecin yerli bir süreç olması, bizbize çözüm formülü; Öcalan ve Devlet? Başta MİT Müsteşarlığı olmak üzere, bunun arkasında da güçlü bir siyasi irade var. Erdoğan "Ben kefenimi hazırladım da çıktım bu yola" diye bir irade ortaya koymuş. 7 Şubat MİT darbesi tam da bu süreci çökertmek için. Neden peki? Çünkü Türkiye'nin vesayet altında kalması için PKK gibi sürekli savaşacağı mega probleme ihtiyaç var. Türkiye kendi sorunlarına enerjisini harcayamayacak kadar, kendi üzerinde düşünemeyecek kadar ve kendi içinde sürekli bölünme tehlikesini hemen yanıbaşında hissedecek kadar büyük bir problemle meşgul edilmeli? Kırmızı çizgideki sorunlarımız, PKK meselesi, Ermeni Meselesi, Kıbrıs Meselesi, Alevi Meselesi, Faiz meselesi? Bunlardan kurtulan bir Türkiye, dünyada çok güçlü bir oyuncu haline gelecek. Bin yılllık bir devlet geleneği var çünkü?

 

/resimler/2015-3/24/1258406008032.jpg

?ONLARA GÖRE BATI?DAN NE GELİRSE HAYIRLIDIR,

BÖYLESİNE ZİHİNSEL BİR ÇÜRÜMÜŞLÜK??

-Aydın kesiminin bir kısmında bu aralar sık rastlanan "otoriterleşme, diktatörlük" gibi sıfatlarla yapılan değerlendirmelerine ne diyorsunuz? Malum, "aydın kafa"nın sığlığı?..

Markar Esayan: -Bu mesele Batı'da aynı? Türkiye'de şunu kabul etmeliyiz; son yüzyıldır özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra bizim NATO'ya katılmamızla birlikte Türkiye'ye gladyolar girdi. Biz Batı kulübünün bir piyade kolu olarak görüldük. NATO üzerinden kumanda edilen bir Türkiye üzerinde vesayet? Bunu ortadan kaldırmaya çalışan milli liderlerin hepsi yok edildi. Menderes gibi, Özal gibi milli olan bütün liderler ortadan kaldırıldı. Bu hem egemenlik, hem de Batı'nın yaşam biçimine, en mükemmel yaşam biçimine kendini vakfetmiş insanlarımız da aydın sınıfını oluşturuyorlar. Bu aslında sömürge aydını prototipi ortaya koymaktadır. Onlara göre Batı'dan ne gelirse hayırlıdır. Doğu'dan ne gelirse şerdir. Kendi milli, yerli modellerle kalkınamaz; mutlaka bir yerlerden Batı'ya bağlanmış olmamız lazım. Buna inanmışlar. Böyle zihinsel bir çürümüşlük var. Bir de, bildiğimiz profesyonel egemenlik kavgasında rol alanlar var.

 

?BATI ERDOĞAN?I DÜŞMAN İLÂN ETTİ??

Yani şimdi Sayın Erdoğan ne zaman, böyle birden bire "diktatör" oldu? 7 Şubat 2012 kriziyle başladı herşey? O da niçin? Bir, çözüm süreci? İki, MİT Müsteşarı'nı, MİT'i teslim etmedi. MİT'i yerlileştirmeye çalıştığınızda, bir ülkenin en temel kurumunu millileştiriyorsunuz. Yani o ülkeyi vesayetten çıkarmanın en kritik hamlesini yapıyorsunuz. Erdoğan bunu yaptı, Hakan Fidan'ın arkasında durdu. O günden beri Erdoğan "diktatör"? 'Van minut'ten beri Erdoğan diktatör? Ne zaman ki İsrail'in, Neoconlar'ın, dünyanın müesses nizamının uydusu olmaktan çıkıp özgün bir siyaset ortaya koymaya başladı, Erdoğan yere göğe sığdırılamayan bir liderken, aynı mahfiller tarafından bu sefer "diktatör" olarak yaftalanmaya başladı. Bunun gerçekten nereye oturduğunu görmemek için biraz saf olmak lazım. Halkımız da bunu görüyor. Bu egemenlik kavgasının da sembolik lideri, olmazsa olmazı Erdoğan'dır. Bakın, vesayet sistemlerinden, fethedilmiş kurumlara sahip bir ülkenin çıkabilmesi için, o dışarıdan destekli vesayet odaklarının sahip olduğu muazzam güce eşit bir güç üretmeniz lazım. Bu bir fiziki denklemidir. Bu gücü Erdoğan, kendi hikayesinden kaynaklanan bir süreçte, halk iradesiyle biriktirdi. Siyasi başarılarıyla biriktirdi. O yüzden bu kavgayı verebiliyor. Erdoğan'ın üzerindeki bu güç yoğunlaşmasıdır asıl hedef olan?

 

-Milli iradeyi yani?

-Tabi, yüzde 52 alan, cesur davranan, ortaya bir akıl ve ?irade? koyan bir lider eğer kontrolünüzden çıkmışsa sizin düşmanınızdır.

 

 

-Bu noktada Başkanlık Sistemi'ni tartışmanın da zemini doğuyor?

Markar Esayan: -Türkiye eğer 13 yıllık bu reformlarını koruyacak devlet sistemine geçmezse, her an kaybedecek bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. Bu sistem 60, 71, 82 vesayetlerini üreten bir sistem? Halka kapalı, bürokrasi kontrolünde bir vesayet sistemi bu? Milli bir hükümet olmadığı zaman 13 yıllık kazanımlar bir günde geri alınır. bir günde 90'lı yıllara geri dönebiliriz. Dolayısıyla devlet kurumlarının tamamını halka zimmetleyeceksiniz. O günden sonra Cumhurbaşkanlığını ele geçiremez kimse? Çünkü 23 milyon insan oy vermek zorunda? İkna ediyorsa amenna? Ekmeleddin Bey seçilseydi; halkın iradesine saygı duyacaktı. Kapalı sistemlerde vesayet mümkün? Bugün paralel, yarın sarıyı sevenler, öbürgün kırmızıyı sevenler olur. O yüzden bu sistem mutlaka değişmelidir.

 

-Bu yoğunluk içinde bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz?

Markar Esayan: -Ben teşekkür ederim?

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.