• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C
  • Konya 10 °C
  • İzmir 15 °C

Korkunun kökeni

Abdüsselam Tutal

Besmele Hamd Selam ve dua ile...

Giriş;

Şuna her Müslümanın kesinlikle iman etmesi gerekir :"Bütün Mü’minler, Allah katında değerli ve şereflidirler. Bütün Kafirler de Allah indinde değersiz ve şerefsizdirler. "(1)

"İlmi izzet ve şeref sahiplerinden sorup öğreniniz. Onların bildikleri varsa yazınız. Çünkü onlar yalan söylemezler. "(2)

 "Peygamberlerin Aklı ile sair insanların akılları, alimlerin, velilerin akılları ile sair mü'minlerin akılları, mü'minlerin akıllarıyla kafirlerin akılları bir değildir. "(3)

Bize göre; mevcud İslam ümmetinin en akıllıları meşayihi kiramlardır. Onlar hem âlim hem veli hem abid hemde mucahidtirler... İnsanların en hayırlıları ve de en verimli insanlarıdırlar.

Bizde günümüz insanlarıyla beraber evvelkilerimiz ve ahirlerimiz; evvelkilerimiz ve ahir hayatlarında, Müspet ve menfi çok güçlü bir etkiye sahip olan korkuyu, sufilerin eserlerinden tecrübe ve birikimlerimizden istifade ederek kendimiz Gönüldaşlarimiz kardeşlerimiz için faydalı olması ümidi ve duası ile aşağıdaki satırlar kaleme alınmıştır. Sa'y'u gayret bizden Tevfik Rabbil Aleminden.

Korku köken itibariyle; Rahmani, Nefsani, şeytanı olmak üzere üç bölüme ayrılır. Şeyhi Ekber, Muhyiddini Arabi (ks)hazretleri, insanın yapıp ettiklerini her şeyi şu üç güçten kaynaklandığını belirttir: "Kuvve-natıka (akıl gücü )kuvve-i gazzabiye (öfke gücü ) ve kuvve-şeheviye(şehvet gücü )"(4)

Korkunun kökenini, fiillerin çıkışını iki bölümde cem etmek istersek; Rahmani ve şeytanî müsbet ve menfi şeklinde... Korkuyu dahada daraltmak istersek; korku tamamıyla imandır. Şöyle ki: "Korku tamamıyla ruha ait bir hallet-i ruhiyedir. Ruhtan kalbe, kalbten bedene yansıyan bir dinamik kuvvedir. Çıkış yeri böyle olunca hakikati nedir korkunun? Bu sorunun cevabı, imanin ta kendisidir. Korku imandır. Neye nasıl iman ediliyorsa korkunun yansımasında öyle olur.

Nefsani beklentilerin, şeytani sevkiyatların, ilmi fütuhatların esası korkudur. Kalb hakikatin de korkunun yeri, damar içindeki kan misali. Arayışlara harekete bütün bedeni faaliyetlere sevk eden korkudur.

Bir hayvanın yattığı yerden kalkıp yemek araması açlığını hissetmesindendir. Hissi tatmine sevk eden ölüm korkusudur. Belki korku: Acı, ızdırap gibi halleri doğurabilir. Izdıraptan acıdan korkmanın dahi kökünde korku hali yatar.  Her neyi ararsak arayalım temelinde korku yatar. Korkunun iman oluşu dahi bundandır. Korkunun olduğu kalpte emniyet güven olmaz.  Güvenin olmadığı yerde daima tedirginliğin olduğu yerdir. Tedirginliğin olduğu yerde uyanıklık olur. Bedenini çevresini hayatını koruma uyanıklığı... İşte bu uyanıklık, şuuru hareketli kılar. Temkin tedbir hallerini doğurur ki, bu hallerde tembelliğin düşmanıdır. Tedbir ve temkinin bulunduğu mahal tembelliğin olmadığı mahaldir.

Savaş hali olan bir memlekete insanlar emniyetle uyuyabilir mi? Elbette Hayır çünkü cana, mala, ırza,  haysiyet ve şerefe taarruzun bulunduğu kastın olduğu bir yer, uyanıklığın olduğu yerdir. Tedbirli ve temkinli olunan yerdir. Canını koruma derdine düşen bir insan her türlü tedbire -önleme -başvuracaktır. Bu başvurularda onu arayışa, sun'ı veya tabi şuura sevk edecektir.

Şuur devamlılığını korkuya, korku da sağlam imana borçludur. Sağlam imanın hakikati, korkuyu Allah-u Teâlâ ya isnat etmektir. Korku, yegâne var olan Bari Teâlâ ya değil, mahlukuna olursa iman mahluka karşı olmuş olur, ki bu cehli ve inadı küfür ve şirktir. Bilerek korku insana ve insan elinden olan bir şeye olursa bu inadı küfürdür. Fakat bilmeyerek olursa yani kişi Allah’u Teâlâ'nın mevcud olduğuna iman ediyorsa, buna rağmen mahlûkundan korkuyorsa bu cehli küfürdür.

Korku beraberinde tazimi hürmeti saygıyı getirir. Kişi korktuğu şeye karşı saygılı ve hürmetkârdır. İbadet hürmetten başka bir şey değildir. Bir insanın zulmünden korkan kişi, o insana karşı kalben muvafakat ederse kişiyi ilah yerine koymuş olur. Bundandır ki; imanın en alt şubesi "kalb ile  buğz"dur eli ve dili ile def edemediği bir zülme en azından kalbi ile muhalefet etmeli ki; iman dairesinde bulunsun. Zülme karşı her şeyle set olan Halilullah İbrâhim as ateşe atıldığında "Hasbunallahi ve  ni'me'l vekil" demiş bu değişiyle de onu muvahhitlerin atası yapmıştır.

Rabbinin huzurundan korkan için iki cennet vardır. (Rahman 46) "Ancak Rabbinden korkup ona tazim ve hürmette bulunan bir insan dünya ve ahiretinin cennetine Nail olur. Dünya şuurlu ahirette sururlu olur "(5)

 Kulları içinde ancak Âlimler Allah'tan korkar

"Korkunun, kalbi daima uyanık kılması, bütün duyu organlarının açık halde bulunması, şuuru hazır hale getirir. Dış dünyaya ait bütün etkilere karşı reaksiyoner bir konuma getirir. Reaksiyoner etkilere karşı tepki geliştirme -hep korumaya hazır haldedir. Tehlikeyi tanımış bütün boyutlarıyla kuvvetini tahlil etmiş şuur tehlikeye karşı önlemler almaya, benini ve bedenini korumak için mahkûmdur. İşte bu mahkûmiyet kulluk, kölelik hapislik -hem gerçek kulluğu doğurur hemde kulluk idrakini geliştirir.

Basit yapılı bir hayvanda dahi görülen tehlikeye karşı önlem alma hali, insanda en mükemmel şekilde gelişmesi gerekirken, çoğunda körelmiştir. Bu körelmeye sebepte ilmin olmayışıdır. Tehlikeyi bilmeyende korku oluşmaz. Çocuklar yılan ateş gibi zararlı, zararları aşikâr varlıklara karşı kayıtsızdır. Kayıtsızlıkları, bilgisizliklerinden yılanı ve ateşi tanımayışlarından kaynaklanıyor. "Ancak âlimler -eşya ve olayların hakikatini bilenler -Allah'tan korkarlar "(Fatır 28) ihbarı Hakkın Hakikati bu açıklamayla açığa kavuşuyor.

 Allah’u Teâlâ’nın azameti karşısında hiçbir mahlûk yoktur ki şuurlu yahut şuursuz korkmasın. Şuurlu varlıkların mükemmeli olan meleklerin tesbihi daima "La havle ve la kuvvette illa billah'tir" onun kuvvet ve azametini dile getiren bu tesbihler insanda hakikatini bulamıyor. Bunun sebebi ilmin olmayışıdır.

Cehennem, kabir, haşir, mizan ve sırat hakikatini müşahedeyle tanımış, ona iman etmiş insan muttaki insandır. Muttakiler o korkulara karşı tedbirini alırlar. Tedbir de, yalan ve hayale ait istek iştiha ve şehvetlere karşı sırtını dönmek hakikata ait şuura yönelmekten başka bir şey değildir.

Tedbir; korkulan şeye karşı hürmet etmek, öfkesini çekecek şeyleri yapmamaktadır. Yırtıcı bir arslanla karşı karşıya kalan bir insan, arsalanın saldırısına sebep olacak en ufak tabii bir hareketi dahi yapmaz. Eğilecek olsa arslan saldırır. Geriye dönüp kaçsa arslan üstüne çullanır. Yapması gereken en makul davranış, arslanın hareketlerine göre hareketini tayin etmektir. Arslanı tanımayan insan, paniğe kapılıp ne yapacağını bilmez duruma gelir. Bu da onu canından eder.

Tedbir, zarara karşı önlem almaktır. Zararı tanımak beraberinde korkuyu getir. Korku da zarara karşı önlemi mecbur kılar. Haberi verilen zarar yurduna-cehenneme-karşı tedbir almak, şuurlu bir kalbin yapacağı en tabi bir iştir. Kalb şuurlu -ilimi -değilse tedbiri mümkün olmaz. Jiletin keskinlik vasfını bilen jileti parmağına sürtmez.

 Allah’u Teâlâ tekaddes Hazretleri, bütün kalpleri diri yaratmıştır. İnsanlar zamanla bu diriliği şirk, günah karanlıklarıyla tıkamışlardır. Bütün kalpler, Allah-u Teâlâ’nın nazargâh ve tecelligâhıdır. Böyle bir şeye mahal olan kalb elbette diridir. Fakat cuzi irade kendisine verildikten sonra insan, yalan ve hayale tabi olup bu diriliği karartmıştır. Şirk günahını ve isyanın karanlığı siyah bir leke olarak kalbe girip kalbin aydınlığını -ilmi-karartmıştır. "Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer o günahtan el çeker Allah’tan bağışlamasını dilerse, tevbe ederse kalbi cilalanır. Eğer bir daha günaha dönerse o siyah nokta büyür öyleki; bütün kalbi kaplar. İşte yüce Allah Kur'an da "Hayır hayır! Doğrusu onların kazandıkları günahlar birike birike kalplerini kaplayıp karartmıştır." buyurduğu "karatma “budur.(Cami us sağîr  c.1 s.550)

Günah, karanlığa, mağaraya ait fiillerdir. Bu fiilleri yapmak karanlığı davet etmek aydınlığa giden gözenekleri, delikleri tıkamaktır. Kalb, gözenek ve madde küllerden vücuda gelmiştir. Her karanlık bir molekülü öldürüp gözeneği kapatır. Zamanla Kalb o hale gelir ki Hacer-ül Esvet misali simsiyah olur. Bu haliyle de aydınlığa ait hiçbir ışık hüzmesini kabul etmez. Fakat karanlık ve aydınlık arasını fark etmiş, her ikisinin hakikatini bilmiş kişi, aydınlığa yönelip karanlığa karşı bir tedirginlik duyup tedbir alır. Sevr mağazasında "ilkin ikincisi "olan Sıddıki Ekber’in mağaradaki bütün gözenekleri kapanması, kalan en son deliğe topuğunu koyması misalinde olduğu gibi, tedbir alıp karanlığa ait çürümelere karşı hazır ve reaksiyoner olmak gerekir. Bundan dolaydır ki şuuru daim kılan, hazır ve aktif hale getiren korkudur. Korkusu olmayan şuur, yakıtı olmayan motordur. Tedbiri olmayan korku ise, dümeni olmayan gemidir. Gemi motorsuz, motor yakıtsız olmaz. Rota üzerinde emniyetle yüzmesi içinde geminin dümene -tedbire -ihtiyacı var."(6)

Şeytan ancak kendi dostlarını korkutabilir.

Eğer Mü'min iseniz? Benden korkun (7)

Buraya kadar üzerinde durduğumuz yaptığımız alıntılardan daha çok müsbet olan korku üzerinde duruldu... Şimdi de, insanımızın dünya ve ahir hayatını karartan, vadeden evel hayatı cehenneme çeviren; aklı örten, kalbi karartan, zihni daraltan, iradeyi cuziye'yi işlemez hale getiren, dünyevi lezzet ve zevklerden mahrum eden, başarısızlıklara, taşkınlıklara sebeb olan, rezaletlere, zilletlere mahkûm eden "beş duyu organından azade olarak “kalbte ve zihinde oluşun haberlerin getirdiği sahte -asılsız -korkuları işlemeye çalışacağız...

Psikolojinin, fobi, panik atak, paranoya dediği... Bizim ise; evham vesvese dediğimiz korkulardır.

Hemen hemen herkesin malumudur ki; "En iyi tedavi en iyi teşhisin sonucudur”. "Bir şeyi kim ne kadar çok zihninde tasavvurunu yapar, teşhis ve tespitini yaparsa o, şeye o kadar çok hakim olur. Tahakümü-tasarufu altına almış olur. Buna göre; aşağıda verilen malumatların bilinmesi gerekir.

Alanında uzman psikologların bildirdiğine göre; dünyada her dört insandan biri "panik atak" hastası ülkemizde de her altı kişiden biri mezkûr hastalığın pencesinde kavranmakta, işin korkutan yani ise bu oranın gün geçtikçe artmasıdır. İblis "öyleyse beni azdırmana karşılık, yemin olsun, bende onları saptırmak için mutlaka senin dosdoğru yolunun üzerine oturacağım, sonra onların önlerinde, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım sende onların çoğunu şükredici bulamayacaksın. "(Araf 15. 16 .17)

 İnsanların süratle mezkûr hastalığa doğru akması, yukardaki ayetin haberinin de gerçekleştiği anlamını da doğuruyor... Okumalarımız ve tecrübelerimiz mezkûr hastalığın cinni olup şeytanın asılsız ihbarlarının neticesi olduğunu söylüyor. Yukarda belirttiğimiz gibi; iyi bir tedavi için iyi bir teşhis gerekir. Tahakküm- tasarruf için; Tasavvur -tahayyül, tanım tanımlama, teşhis tespit gerekir... Düşman şeytan ise ki, cenabı Allah onu bize düşman diye tanınmıştır. (Yasin 60) Öyleyse başta kendimizi ve düşmanımızı iyi tanımak durumundayız. Vadinden sözünden asla dönmeyen Allah (ali imran 9) şeytanı racimin, iman edip Rabbine tevekkül eden mü'min kullarının üzerinde hiçbir etkisi tesiri olmadığını olamayacağını (nahl 99 .100) buyurmaktadır. Şeytani racim yalnızca   vesvese verir, kulağa kalbe fısıldar ki; kimse de bundan halas olamaz... Bu vesveseleri; dinleyip itaat etmekte dinlemeyip (şeytana ) isyan etmekte bizim irademizdedir...

Şeytanın soldan yaklaşımı, vesvese yolu kulağa fısıldamaları şeklinde olur. Sol beyin lobu, hükümlerin kesiştiği lobdur. Şeytan bu loba kulak vesilesiyle girip, kesin bilgiyi şüpheye düşürmeye çalışır. Müşahedeyle mani olmadığına hükümle olmaya çalışır.

Sağ lob, hükme bağlanmış kesin bilgilerin fiile geçirilmesi için beklenilen bilgi bölümüdür. Burada kulluk hakikati yerine getirilir. Şeytanı aleyhilanenin bu loba ümit ilham ettiği, ibadeti tehir ettirdiği görülür. Allah’ın geniş rahmetinden bahsettirir. Böylelikle taatın ibadete dönüşmesini engeller.

Ön lobda, müşahede edilen bilgi, sol lobda hükme bağlanır. Hükme bağlanan bu bilgi, arka lobda taata dönüşür. Taat yani kulluk bilincine, oluşan kulluk bilinci sağ loba gönderilip, ibadete fiiliyata çevrilir. Tüm bu oluşumlardan sonra niyet ve iradeye bağlı olarak bilgi anlayışa, yani kalbe tevdi edilir."(8)

Şeytani racimi tanıtmaya, etkilerini anlatmaya devem ediyoruz; "De ki :Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından, onların yanımda bulunmalarından Rabbim sana sığınırım "(Mü'min 97.98) Şeytani racim; insanları hayallere daldırır. Hatıralarında yaşanmış veya zihninde tasavurunu yapmış ahir için tasarlamış, unutulmuş bilgi malumatları; iş eylem, ibadet, taat anında zihne yansıtır; Şunu düşün, bunu düşün, bunu hatırla, bunu da unutma ha gibi... Böyle bir durumda kul öyle bir hale gelir ki; ne yaptığını, ne söylediğini bilmez, nede duyduğunu bilmez! Şeytanın talimatlarına vesveselerine uyduğu içinde, Allah’ın hâkimiyet ve tasarrufundan uzaklaşır.

Gözler donuk, duruşlar silik, kelimeler heceli, cümleler kekemeli tam bir zavallılık hali... Veya tersi; sinirli, öfkeli deli dana, kırmızıyı görmüş boğa gibi saldırgan... Olduğu halde şeytanı racim zafer kazanmış kumandan edasıyla, kıs kıs güler. Böyle durumlarda; e'uzu, Besmele şeytanı Raci’min uzaklaşmasına defedilmesini sağlamaz. Zira e'uzu Besmele ya işin başında yada vesvese anında çekmeliydi... İş işten geçmiş!

 Dert varsa muhakkak dermanı da vardır. Allah bir dert yaratmamıştır ki beraberinde dermanını da yaratmış olmasın. İlla ancak yaşlılık ve ölüm hariç... Vehimlerden, evhamlardan, vesveselerden kaynaklı sahte korkuların dermani, okumalarımız ve tecrübelerimize göre aşağıda belirteceğimiz şekildedir.

 Şuna kesin kes her Müslümanın inanması, iman etmesi gerekmektedir.

"Doğrusu insana çalışmasından başka bişey yoktur "(Necm 39) "Kim çalışmaksızın yükseklik ararsa, imkansızı talep etmekle ömrünü zayi etmiş olur "(9) bütün velilere göre tevfik, sa'y  ile beraberdir."(10) "Kanuni ilahîdir kul iradesini kullanmadan Allah’ta kullanmaz "(11) "Çalışmak ve gayret etmek güçtür ama insan için çalışmasından başkasıda olmadı "(12) Bunları bilip inandıktan sonra, bilinmelidir ki; bütün delaletlerin sapıklıkların menşei gaflettir. Gaflet; karışık Kalb ve niyetin bedeni uyuşturmasıdır. Duyarlı akış halinde olan; eşya ve olaylara karşı duyarsızlaşma hali... İşlek bir otoban düşünün ve caddenin tam ortasında istop etmiş bir otomobilin  doğuracağı felaketi tahayyül edin. Otomobil istop etmiş, durmuş ama trafik akmaya devam ediyor... İşte gaflet budur. Sürekli akan, süratle yenilenen hayata "ana" karşı duyarsız kalmaktır. Burada yapılması gereken; daima sıkı durarak, gevşeklik göstermeden, ayık ve uyanık, dikkat ve rikkat halinde olmaktır. Tabiki bu bir alışkanlık bir huy bir ahlak tabiatın haline gelinceye kadar sabırla sebatla azimle devam etmektir. Mütefekkirimizin; "Savaşta sabır”, "Dua'yı icrada arama " sözleri hatırlanmalı...

"Günümüz de birçok hastalığın sebebi olan iblis ve taifesinin yegâne korkusu bilinçtir. Bilinç, düzen ve tertip demektir. Başta kalb düzeni ve buna bağlı olarak hayatın her şubesine yansıyan düzen. İfrat ve tefritin orta yolu, tertiptir. Tertibi olmayan her işi dağınıktır. Dağınıklık bilincin zıddı olan haldir.

Vesvesenin hüküm kılıp kalbini karargâh hâline koyduğu bir insanın yegâne kurtuluşu dikkattir. Dikkati sağlayacak beceriler, el işleri verilmeli bütün insanlara mesela dantel yaptırılmalı o kişiye yahut aceleyi gerektirmeyen sabır ve zevk karışımı işler verilmeli ona. Dikkat bir şeye yoğunlaştığı an, kalbi karargâh kılan mufsit melunlar defolup gider.(...) Gaye dikkati yoğunlaştırmaksa, her türlü meşru sebeb kullanıla bilinir "(13)

Zihin bir şeye; ne kadar çok dikkat kesilirse, yoğunlaşırsa, kalbde o şeye o nisbete rikat kesilir. Bunun adıda başarı ve zaferdir. Çünkü insan kendi beninden geçtiğinde, (kendini aştığında ) nefsi ve şeytanı onu terk eder, karışmazlar bu velilerin sözleri ve de tecrübelerimizle sabittir...

Şeytan da bunu bildiğinden; mezkûr tertip düzeni bozmaya çalışır. Kalb zihinden gelen haberlere kitlenmişken şeytanın vesveseleri hazırlamaya yoluyla zihni başka yönlere yönlendirir. Bu bağ koptuğunda kalb boşlukta kalır, şeytanı racim de böylece vesveselerini salar kalbe, kalbte anlamsız ve sevimsiz  korkular baş göstermeye başlar.

Bu sebeple, her kim ne işle meşgul ise; o iş üzerinde sebat etmeli; bütün ilgi alakalardan geçerek, üzerinde bulunduğu işin içine dalmalı... Tasavvuftaki Ebul vakt, ibnul vakt kavramları hatırlanmalı...

Önemle yeniden hatırlamalıyız; "Şeytanın insanların üzerinde hiçbir güç ve etkisi yoktur.” “Şeytanın bütün güç ve etkisi ancak Rahmanin zikrinden yüz çevirip, kendisini veli ve dost edinenleredir."

Şeytan bütün güç ve kuvvetini senden senin nefsinden iman zafiyetinden iradesizliğinden almakta "Sana gelen her iyiliği Allahtan, her kötülüğü de nefsinden bil " (Nisa 79 ) Suçlu olarak sen sana yetersin.

Konumuzla bağlantılı olarak, Hüccetu'l-İslam İmamı Gazali ks Hazretleri yüreksizlerin sorumlulukları başlığı altında şu mükemmel bilgileri bizlere sunmakta: "Hiç kuşkusuz korkaklık bir hastalık olup kalbte ki zayıflıktan kaynaklanır.

 Sebebi kuvvetteki kusurluluk ve tefrittir. Tehevvür ise kuvvette aşırılık ve normal hareketlerden fazlasıyla sapmadır. Her ikisi de nakısa olarak değerlendirilir. Mükemmel yiğitlik diye tabir edilen itidalli davranışlardır. Korkaklık ve tehevvürün kaynağı bazen akıl noksanlığı bezende mizaç bozukluğudur. Buda tefrit veya ifrat nitelikte tezahür eder. Korkaklik ve cesaret niteliğinde normal mizaca sahip olan kişi bazen şer kaynaklarını kavramayaz ve dolayısıyla cesaret göstermesinin sebebi cehaleti olur. Bazen de şeri savuşturtmak noktalarını kavramayaz yine korkaklığının nedeni bilgisizliği olur. Bazen tecrübe ve alışkanlığı neticesinde şerrin giriş noktasını ve savuşturma alanlarını bilir. Ancak kalbin zayıflığı yüzünden normal tabiatlı yiğit bir kişi hakkında yakın bir şerrin meydana getirdiği kötülüğü bu gibi şahıslar hakkında uzak ihtimali olan kötülükler tevlit edebilir. O halde iki tarafa da iltifat etmez. Korkak kişiye düşen görev; illetini gidermek suretiyle korkaklığını yok etmesidir.

İlleti de cahillik veya yüreksizliktir. Cahillik tecrübe ile aşılır. Yüreksizlikte normale dönünceye kadar çekinilen davranışların zorla üzerine gidilmekle tedavi edilir. Mesela; Münazara ve va'za yeni başlayan kişi çekinir korka korka tartışmalara katılır. Çünkü henüz tabiatı bu alanda zayıftır. Ama bir iki derken bu zayıflığı kendisinden ayrılır. Çekinceligini üzerinden atar. "(İhya 'u Ulum'id-Din 2.cild s.705 -706)

Ve'l hâsılı kelam, netice -i meram;

 Şeytanı racim, vesvese vererek, hayallere daldırarak, sahte ümitlere, sahte ve anlamsız korkular vererek, şek ve şüphelere, tereddütlere sevk ederek insanlar üzerinde hâkimiyetini kurar. Bütün güç kuvvetini insanın iman zafiyetinden irade zayıflığından faydalanarak yapar.

Burada yapılması gereken; Allah’a sığınarak, Allah’tan yardım dileyerek  çok sağlam kırılmaz bir ifadeyle dikkat ve rikat kesilerek, sıkı durarak, gevşeklik göstermeden, tertip düzen sahibi olmalı, buna çalışmalı hemde çok gayret göstermeli, ta ki üstün ahlak onun; tabiatı, huyu, ahlaki, alışkanlığı oluncaya kadar. Bunu yapabilecek, güç kuvvet irade her insanda mevcuttur. Hz Ali ra :"Dert sende dermanda sende fakat sen bunun farkında değilsin"(14) buyurduğu gibidir.

Bazı arifler buyururlar ki; her insanın içinde öncekilerin ve sonrakilerin paha biçilmez ilimleri hazineleri gizlidir. Bunları bulup çıkarmak insanın hür iradesindedir. (15) Şimdi sen kendindeki cevheri bulup çıkarıp kullanmazsan; ins, cin,  şeytanlar sendeki cevheri bulup sana karşı kullanarak, emperyalistlerin Afrika’yı sömürmesi gibi seni de sömürüp, kendilerine gönüllü  kul köle, köpek yaparlar. Hala nefes alıyorken, yol yakınken, vakit, fırsat, imkan varken, kuldan utan, Allahtan kork aklını başına al, aklını kulan, kendine gel, aksi halde her iki cihanda felaketler, rezaletler seni bekliyor demektir.

              Vesselâm

[19/03 22:26] 468727: Dip notlar

1-Tirmizi, Sünen, Zemahşeri, Nefesi

2- Deylemi, Musnedul Firdevs

3 -Sevad-ı Azzam tercümesi Yasin Yayınları

4 -Mekarimul Ahlak s.17 .37 kitsan Yayınları

5 -Gemidekiler 135.138 Bedir Yayınları

6 -a.g.e .S. 138 .141

7 -Âlî imran 175

8- Maruf 2  2.mektup kutup Yıldızı Yayınları

9- İrşad-ül Müridin s.228  Yasin Yayınları

10 -Risale-i Kudsiye 2.cild s. 673 Sirac Yayınları

11 -a.g.e.s.167

12- s.g.e.s.168

13- Maruf 2  2.mektup kutup yıldızı Yayınları

14- Zübde tül Hakaik s.212  Kitsan Yayınları

15 -a.g.e.s.180 .212

Abdusselam Tutal

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.