• BIST 106.926
  • Altın 151,266
  • Dolar 3,6716
  • Euro 4,3392
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 8 °C
  • Konya 7 °C
  • İzmir 15 °C

"Kalbim daha çok acıyor la"

"Kalbim daha çok acıyor la"
"Bana ne sen nerede oturuyorsan. Bilmem hangi liseden mezunsan. Sorduk mu gönlümüz akarkene. Niye vicdansızlık ediyon? Niye dalga geçiyon? Geç git de geçip gidek."

Kalbim daha çok acıyor la​

Oturmuş bir İç Anadolu lehçesiyle konuşuyordu. Rengini bir türlü kumaş pantolonlarının üzerine uyduramadığı büyük kareli gömlekleri vardı. Babasının memlekette aldığı o siyah kasaba işi kunduralarını bir burs bulsa değiştirirdi elbet.

Yaşadığı kasabadan ikinci kez çıktığında İstanbul'a, bu büyük cangıla gelmişti. 'Kasabadan ilk Ankara'ya gittiydim. Zatürreeye çevirirse ölür dedilerdi de, hastaneye götürdüydü babam. İyileşince Kocatepe'de dua ettiydik. Gelmişken Anıtkabir'e de gidek dediydim de babam yanaşmadıydı' diye anlatmıştı ilk şehirlerarası macerasını.

Devlet yurduna yerleşirken bir valiz, bir de divan sazı getirmiş. Bildiniz. Hani şu Neşet Ertaş dâhil bilumum bozlakçıların çaldığından… Bazı akşamlar bizim öğrenci evinde kalır, kısacık boyuyla kocaman sazın neredeyse üzerine yatar 'mühür gözlüm seni elden sakınırım kıskanırım' diye salıverirdi boyundan beklenmeyen sesini eve.

Mahcubiyetten başkaca vereceği bir şey yoktu dünyaya sanki. Biz 'ayıp şeyler' konuşurken yüzü pancar gibi kızarır 'lafı değiştirmeyecekseniz bana müsaade ağalar' deyip kalkmaya yeltenirdi.

İlk dönemin sonuna yaklaşırken Üsküdar'daki kahvede buldu beni. 'Ortak, bi şey konuşak mı?' diye sordu. Belli, bir derdi var. Boğazını temizledi. İki çay işaret etti ocağa. Sesini kısıp omzunu düşürdü ve hayatının sırrını verdi: 'Çok seviyom la.'

Elimde olmadan gülümsedim. 'Güleceksen anlatmayacam. Derdimi demeye geldim' dedi. Anlaşıldı. Durum hem ciddi hem kritik…

'Kim bu kız?' diye sordum tabii. Sesini daha da alçalttı: 'Buse var ortak.' Durdu. Gözleri daldı. Buse'yi karşısında gördüğünden emindim. Sesi çıkmakla çıkmamak arasında asılı kalarak fısıldayıverdi: 'Çok güzel la.'

Çaylar imdada yetişti. Bir yudum, bir yudum daha…

'Bi mektup yazacan ortak' diyerek bozdu sessizliği. 'Bi mektup yazacan, diyecen ki çok güzelsin, çok hoşsun, çok tatlısın, gönlüm sana aktı. Bi oluru var mı diyecen.'

Sahi. Burada bir şey söylemem lazım size. Şiirle ilgileniyorsanız arkadaşlarınızın aynı zamanda 'mektup makinesi' olurdunuz o zamanlar. Ağdalı sözlerle, büyük cümlelerle kaç aşk mektubu yazdığımı bilseniz şaşarsınız.

'Yazarız abi, istediğin mektup olsun. Şiir de koyarız içine' dedim. Genişçe gülümseyiverdi. 'İsmet'ten koyma. Anlamıyom onu. Sezai'den koy ortak' dedi.

Oracıkta, okey taşı sesleri, sigara dumanı ve emekli şakalaşmaları arasında yeşil çuhanın üzerinde yazdık mektubu. Daha doğrusu ben söyledim, o yazdı. Yazım o zamanlar da çok kötüydü.

Birkaç gün haber alamadım. Halbuki Üsküdar'da hep karşılaşırdık. Kahvede bulamasa Tayfun abinin dükkânına, Yeni Camii'nin bahçesine falan bakardı.

Birkaç gün daha geçti. Önümde çay, dalmış kitap okuyorum. 'Selamün aleyküm' dedi. Kafamı kaldırdım önce yüzüne, ardından alnındaki büyük bandaja baktım.

Telaşla 'hayırdır, geçmiş olsun' dedim. Sessizce oturdu çektiği sandalyeye. Dalgın, üzgün…

Sustuk bir süre. Öyle gerekir çünkü. Dostunuz konuşmaya karar verene kadar susmanız gereken anlar vardır. Ve bu, o anlardan biriydi işte.

'Dalga geçti ortak. En çok o koydu' diye girdi söze, 'kabul etmiyom deseydi olurdu. İstemiyom deseydi olurdu. Sözlüm var, nişanlım var, yavuklum var deseydi olurdu. Aşkınan dalga geçilir mi? Hiç mi kalbin, vicdanın, izanın yok. Taş mıyız la biz?'

Sustu. Kesik kesik soludu. Boşluğa dikti gözlerini: 'Bana ne sen nerede oturuyorsan. Bilmem hangi liseden mezunsan. Sorduk mu gönlümüz akarkene. Niye vicdansızlık ediyon? Niye dalga geçiyon? Geç git de geçip gidek.'

Anladım. Söyleyecekleri bundan ibaretti. Şimdi susmamanın sırası gelmişti. Susarsam sıkıntı büyüyecek. Masayı, kahveyi, Üsküdar'ı, İstanbul'u kaplayacak. Susmadım. 'Kafan. Kafana ne oldu peki?' dedim.

Elini salladı boşlukta. 'Duvarın birinin bizden alacağı oldu ortak' dedi. Elimi hafifçe alnına uzattım ve sordum: 'Çok acıyor mu?'

Cevabı netti: 'Kalbim daha çok acıyor la.'
İsmail Kılıçarslan-Yeni Şafak
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.