• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -9 °C
  • Konya -5 °C
  • İzmir 3 °C

İşte yeni bir Anayasa taslağı!

M. Tahir Başarıcı

MÜREFFEH, ÖZGÜR ve GÜÇLÜ

TÜRKİYE İÇİN

SİVİL TOPLUM,  SİVİL ANAYASA

 

NİÇİN YENİ BİR ANAYASA, NEDEN ANAYASA

  • Devleti ve siyaseti ve toplumsal gelişmeleri çağın koşullarına uygun biçimde yeniden inşa ve ihya etmek ve doğrudan katkı vermek üzere Anayasa konusunda topluma öneriler sunmayı İÜSBF Siyasal Vakfı Konya Grubu Başkanlığı olarak görev telakki ediyoruz. Anayasa konusunda zaten Siyasal Vakfı Konya Grubu olarak 2011 yılı Ekim ayında mensuplarımızla Ilgın ilçesinde çalıştay düzenlemiş ve basın açıklaması ile kamuoyuna duyurmuştuk. 

 

Her biri Anayasa ve hukuk ekseninde Türkiye'nin en seçkin hocalarından fakültede 4 yıl boyunca ders almış ve yaşamları boyunca demokrasi ve özgürlükleri geliştirmeyi bir görev bilinciyle üstlenen ve entelektüel birikim sahibi ve her biri toplumda saygın bir yer edinmiş İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları üyelerimizle istişare ederek Anayasa konusunda birikimlerimizi ve bakış açımızı ortaya koymayı amaçladık.

 

  • Anayasacılık hareketleri 19.yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Bu hareketler ile devlet iktidarının sınırlanması suretiyle insan hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi yolunda önemli mesafeler kaydedilmiştir. Osmanlı’da ise devlet iktidarının sınırlandırılması düşüncesi 19.yüzyılın yarısında ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar Osmanlı-Türk anayasa tarihinde beş anayasa yapılmıştır. Bunlar sırasıyla, 1876; 1921; 1924; 1961; ve 1982 anayasalarıdır. Ayrıca tek parti hegemonyasının sürdüğü CHP’nin son dönemlerinde  anayasanın dili itibarıyla 1924 anayasası biçimsel olarak sadeleştirilmiş, DP iktidara gelince tekrar 1924 anayasının orijinal şekline döndürülmesi şeklinde ve 1971 yılında 1961 anayasasının muhtevasını değiştirme anlamında 3 önemli anayasal hamle de söz konudur.

 

  • Türkiye siviller eliyle, sivil bir zihniyetle ve siviller için hazırlanan bir anayasayla tarihi yürüyüşüne devam edecek, sosyal piyasa ekonomisi ve demokratik çoğulculuğu ve bireylerinin sosyal gelişimi ve özgürlük düzeyi ile bölgemizin ve insanlığın kutup yıldızı olacaktır. 1982 Anayasası'nın demokrasi ile bağdaşmayan karakteri, 1982 anayasası kazuistik yöntemle hazırlanmış, her şeyi bir kuralla anayasaya yazma-çizme yöntemine dayalı, dolayısıyla geniş, uzun 178 maddeli, meseleci ve ayrıntıya boğulmuş bir anayasa olup bu yüzden kendisi de bir mesele olan ve güncelliğini yitiren bir anayasadır.

 

  •  Vesayetçi anlayışa dayanması, atanmışların seçilmişler üzerinde hegemonya kurduğu ve toplumu baskılayan, frenleyen yönlerinin yol açtığı sorunlar yıllardır ülke içinde ve dışında siyaset bilimcileri, anayasa hukukçuları ve entelektüel donanıma sahip yetkin kişilerce ve bu sorunları yaşayan her düzeydeki yurttaşlar ve örgütlü toplum tarafından 34 yıldır yapılan onlarca bilimsel çalışmada, sempozyumda, konferanslarda, çalıştaylarda ve her türlü platformlarda altı çizilerek dile getirilmiştir.

 

  • Anayasa Hukuku veya Teşkilat-ı Esasiye Hukuku devlet ve toplumun temelidir. Türkiye, yıllardan beri toplumsal hayatın bütün düzeylerini etkileyen bir bunalım yaşıyor. Bütün sıkıntılarda 1982 Anayasası'nın önemli payı olduğu çok geniş bir yelpaze içinde genel kabul görüyor. Bir anayasa toplumda olup biten her şeyden sorumlu tutulamaz; ama aynı zamanda, anayasa, toplumu meydana getiren insanların kamusal hayatlarını hangi kurallara göre düzenleyeceğini belirleyen son derece önemli bir kurallar bütünüdür.

 

Anayasalar, toplumun yönetsel kurumlarının işleyişini belirlemenin yanında temel olarak bireylerin hak ve özgürlüklerini garanti altına alma işlevi görürler. Göreceli olarak anayasa yazımında "teknik" sayılacak birinci nokta Türkiye'nin siyasi geleneğinde hep öncelikli olmuş ve sonuçta 'hak ve özgürlük' kavramını da boğan bir merkeziyetçi yönetim anlayışı ise  devlet yönetimine hakim kılınmıştır.

 

5- Anayasa yapmak demek esas itibarıyla milletin kendisine hizmet edecek organizma olan devleti ve tüm aygıtlarını tanımlanmasıdır. Anayasa metni ise bir ülkede yurttaşların/toplumsal kesimlerin uzlaşı ile üzerinde mutabık kaldığı bir sosyal sözleşme hülasası olup; toplum tarafından kendilerine ekonomik güç yetkisi verdiklerinin, meşru silah kullanma yetkisi tanıdığı kurumların, topluma hizmet verecek kurumlara ilişkin teknik yasal çözümleri hazırlayacak meclisin ve devlet aygıtını çalıştıracak siyasal iktidarı emanet ettikleri hükümetin ve toplumun tüm bireysel, kurumsal ve toplumsal ihtilaflarının çözümleneceği yargı güçlerinin kendi içinde ve birbirleriyle olan münasebetlerinin saptandığı tüm yasaların üstünde ve tüm alt kurumların/yasal metinlerin uymak zorunda olduğu bir çerçeve ile tanımlanması demektir.

 

6- Merkeziyetçilik çok partili hayata geçişten bugüne bütün iktidarların tüm uygulamalarında görüle gelmiş bir yönetsel hastalık haline gelmiştir. Sadece  bölgesel planlama gerektiren ve ulusal bütçeden kaynak tahsisi gerektiren planlama ve yatırımlar değil mahallinde ve ilgili kurum/yetkili kişilerce basit bir idari karar alma konusunda dahi merkezde başkasına hayat hakkı tanımayan bir anlayış hizmet otosu kiralamaktan, hizmet otosuna tasarruf amaçlı lpg taktırmak gibi basit konuları bile Genel Müdür tasarrufuna bırakmaktadır.

 

Yerel birimlerin herhangi bir basit işi kamu yararına ve toplum için yapma konusunda dahi elini kolunu bağlayan ve her türlü inisiyatifi de kendinde toplayan bu merkeziyetçi anlayışın, böylece kendi kendini felce uğrattığını, bu nedenle üzerine fazla iş almaktan, yapması gereken işleri yapamaz hale geldiğini yaşadığımız tüm olaylarda gerek yurttaş olarak hizmet alırken ve gerek kamuda hizmet üretirken bütün açıklığıyla yaşayarak gördük/görmekteyiz.

 

Sonuç: Tüm devlet kamu kurumları olarak başkasına yaptırmayan, kendi de yapamayan, otoriter ve hantal bir merkeziyetçilik..!

 

7- Eğitim, Savunma, Dış Politika, Ekonomi, Adalet, İstihdam ve Sağlık hizmetleri dışında kalan tüm kamusal hizmetlerde ise Yerinden Yönetim esasına dayalı bir idare ve Devlet yapılanması Türk toplumunun demokratik, ekonomik ve bireysel gelişiminin önünü açacaktır.

 

Demokratik değerlerin derinleştiği ve yaygınlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Bu, her  çağdaş anayasanın dikkate alması gereken bir eğilim. Ne var ki, bir anayasanın demokratik' olmasının ölçütü sadece içeriği değil, benimsenip özümsenmesi gereken şeylerdir ve toplum, ancak, tartışılmasına, biçimlenmesine, kesinleşmesine katkıda bulunduğu kuralları gerçekten içselleştirebilir.

 

Toplumsal eğilimleri hesaba katmayarak hazırlanmış anayasalar, iyi niyetli hatta görece demokratik de olsalar, toplumda demokratik süreçleri başlatamaz ve toplumu gerçekten demokratikleştiremezler.

 

8- Yeni anayasada ideolojisiz, yurttaşlar arasında tarafsız, hukuk devleti ilkesine sıkı sıkıya bağlı ve saygılı bir yönetim anlayışı ve hakem devlet anlayışına odaklanmalıyız. Bu nedenle Türkiye'de herkese; demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları dışında referans mercii olmayan; demokratik anayasaların yurttaşa verdiği sorumlulukların ötesinde, kutsallaştırılmış ideoloji veya inançlar dayatmayan, yurttaşların hak ve özgürlüklerini genişleterek güvence altına alan yeni bir anayasa oluşturma sürecine katılmak, bireysel planda yurttaşlık görevi ve örgütlü olarak ise toplumsal bir sorumluluktur.

 

  • 1982 anayasası artık ömrünü doldurmuş, son kullanma tarihi gerek Cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesi, gerek 1 kasım 2015 seçimleri itibarıyla geçmiştir. Bu anayasa arkail bir metin olarak tarihin arka bahçesine fırlatılıp atılacak, yalnızca Siyasal Bilgiler ve Hukuk fakültelerinde bilimsel amaçlı irdelemeler ve Türk toplumun gelişimine set çeken hukuk faciası bir metin olarak  kalmaya mahkum bir metine dönüşmüştür.

 

  • 12 Eylül Anayasa’sı bugüne kadar 18 kez değiştirilmiş ve toplamda 105 defa değişiklik yapılmıştır.. Her ne kadar 34 yıldır bu darbe anayasası toplumsal ihtiyaçlar gereği, Ab ile entegrasyon çalışmaları gereği yapıla gelen değişikliklerle düzeltilmeye çalışılmış ise de artık 1982 anayasasının ne teknik anlamda ne metin anlamında bir bütünlüğü ve insicamı kalmamıştır. 34 yıldır farklı farklı beklentilerle, uluslararası konjonktürün zorlamasıyla değiştirilen, eklenen, kaldırılan, iptal edilen biçimiyle mevcut metin adeta yap boz tahtası/yamalı bohça haline gelmiştir. Yapılan tüm değişikliklere rağmen 1982 anayasasının üstüne sinmiş bulunan 12 Eylülün anti demokratik ruhu her yerde, her kurumda hayalet olarak kol gezmektedir.

 

  • 1961’den bugüne 1982 ihtilali ile giderek pekişen biçimde Türkiye Cumhuriyeti anayasalarındaki en temel prensip olan ve uğruna İstiklal Harbi yaptığımız Milli Hakimiyet prensibi kayıtlı, şartlı hale getirildiği gibi yurttaşların temel hak ve hürriyetleri kullanabilmesi “ama” lı ve “ancak” lı biçimde sınırlanmış, milli hakimiyet toplumsalve siyasal sorumluluğu olmayan kurumlara dağıtılmış, yürütme erkinin gücü zayıflatılarak yol su ve köprü yaparak Yürütme Erkini kullanmaya müsaade şekline döndürüldüğü gibi neredeyse milletinde elinden alınmıştır. 1982 anayasası 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” efsane söylemine zıt bir şekilde Milli egemenliği kurumlar arasında paylaştırmış ve Yürütme erkinin yani Siyaset kurumunun aleyhine daraltılarak kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelenmiştir.
  • Türkiye’de şimdiye kadar yapılan anayasalar hep olağanüstü dönemlerin koşullarında ve bürokratik elitler tarafından hazırlanmıştır. Bu durum devlet ve halk arasında kopukluklar oluşturmuş ve toplumu tepeden yönetme anlayışının sonucu olarak toplumun talepleri gözardı edilmiştir.
  • Anayasa hükümlerindeki belirsizlik veya keyfi yorumlara açık olma durumu sebebiyle, devletin; yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında yetki çatışması, yetki gaspı ve zıtlaşmalar yaşanmaktadır.

 

  • 1982 anayasası artık  dibacesinde bahsedilen hiçbir hedefe Türk toplumunu taşıma imkanı kalmayan bir anayasa enkazı haline geldiği gibi artık “meseleci bir anayasa” ve “zor değiştirilen bir anayasa” ve “kuvvetler ayrılığı ilkeleri, “seçimlerde adalet ve eşit temsil ilkesi” “sosyal devlet olma” “eşit, özgür ve din ve vicdan hürriyetine sahip bireylerden oluşan” bir aile ve toplum oluşturma amaçlarıyla ve kurucu devlet liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün muasır medeniyet seviyesine ulaşma ütopyası ile de herhangi bir bağı bulunmamaktadır.

Dolayısıyla Türkiye’ de yapılması gereken hukuken meşruiyeti olmakla birlikte, kollektif toplumsal destek yönüyle hiç bir anlamı ve karşılığı kalmayan ve zaten kendisi sorunlu olan mevcut metinde bir takım düzeltmeler yapmak değil, yeni bir anlayışı yeni bir sistematikle ifade edecek, yepyeni bir anayasa olduğuna inanıyoruz.

 

  • Anayasa yapabilme bilgi ve tecrübesi öncelikle TBMM’nin üstleneceği tarihsel bir rol, toplumsal uzlaşmanın sağlanması içinde Üniversitelerin, Akademisyenlerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının, aydınların ve kendini sorumlu hisseden tüm yurttaşların katılımıyla anayasa hazırlanması, TBMM’de kabul edilmesi ve/veya referandumla halkın onayına sunulması için ülkemizde yeterli ve gerekli potansiyel hem mevcut hem de mümkündür. 

 

Osmanlıdan Cumhuriyete siyasal ve hukuki mirasımız, tecrübemiz, yol kazalarımız ile 3.bin yılın ilk yüzyılına doğru yürüyen insanımız, toplumumuz ve devletimiz bugün bir olgunluk aşamasında yeni bir sınavın eşiğindedir. Türkiye'nin güzel insanları bütün zor zamanlarda, savaş ve barış hallerinde, yıkıcı deprem ve afetlerde, ekonomik krizlerde dayanışma ve yardımlaşma iradesi ile hareket etmiş ve siyasal planda 1876 den bu güne yapıla gelen tüm seçimlerde ve referandumlarda gerek bireysel olarak gerek kollektif olarak maşer-i vicdan sahibi olgunluğunda davranabildiklerini kanıtladılar.

 

Bütün farklılıklarımızla bir arada yaşama iradesine ve becerisine sahip olduğumuza inanıyoruz. Bunu hangi kurallar ve ilkeler içinde yapabileceğimize, bir arada tartışarak, birbirimizi tanıyarak ve anlayarak biz kendimiz karar verebiliriz. Siyasal Vakfı Konya Grubu olarak yaptığımız Anayasa çalışması bu kararlılığın bir yansımasıdır. Sürdürülen anayasa çalışmalarının, Türk toplumunun kendi inisiyatifi ve iradesiyle yeni bir anayasa ile sonuçlanması temel arzumuzdur.

 

NASIL BİR ANAYASA İSTİYORUZ .. ! ?

 

  • Basit yazılmış, siyaset bilimciler, hukukçular ve iktisatçılar, sosyologlar vb. seçkin zevatın çerçevelediği ve anlayabileceği çetrefilli kalıplara ve terimlerle bezenmeyen, yalın bir anayasa, duyarlı, eğitimli ve araştıran her yurttaşın okuyunca anlayabileceği bir dil kullanılmalıdır.
  • Her meseleye bir madde ve anayasal zemin sağlama telaşesinden uzaklaşılmalıdır. Genel konular ve dayanak noktaları belirtilmeli, 8-10 temel başlık ve en fazla 50 maddeden ibaret olmalıdır. Bu teşkilatı esasiye mantığı çerçevesinde tüm kurumsal yapılar ve hizmetler TBMM ce yasa ile düzenlenmelidir.
  • Halk iradesine ipotek koyan ve seçilmişleri atanmışların vesayetine mahkum eden hiçbir cümle ve anlayışa yer verilmemeli, A dan Z ye baştan sona tüm maddeler yeniden yazılmalıdır.
  • Türk toplumunun tüm kesimleri ve Türkiye Cumhuriyetine yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkesin “ benim anayasam” diyebileceği kapsayıcılıkta ve esneklikte olmalıdır.
  • Siyasal Partilerin yapılanması ve milletvekili seçimlerinde radikal değişikliklere gidilmeli, milletvekili seçiminde dar bölgeye tercihli seçim sistemi, milletvekilinin seçmenleri tarafından geri çağrılması, ölüm, uzun süreli hastalık vb. milletvekilliği yerine getirilemediği durumlarda yedek milletvekilliği oluşturulması, partilerin üyelik  kayıtları elektronik olarak yapılmalı, delege seçimleri, ön seçim ve ikinci seçim sistemi öngörülmeli, siyasal partilere hazine yardımı kaldırılmalı, parti tüzüklerine parti içi muhalefetin olağanüstü kurultay, seçimli kurultay ve tüzük değişikliği taleplerini önleyici ve kısıtlayıcı hükümlerin konulmasına izin verilmeyeceği ilkesinin getirilmesi, asgari 5 yıl üyeliği olmayan partilinin delegeye üst delege olmaması, Siyasal partilerin Genel Merkez ve taşra teşkilatı muhasebe kayıtlarının bağımsız denetim kurumlarınca denetlenmesi, partilerin kapatılamayacağı, partililerin olumsuz tutum ve davranışlarından kurumsal değil bireysel sorumluluğun esas alınması,
  • Merkezden ve Yerinden Yönetim ilkesinin mahallinde yetki genişliği ile birlikte yürütülmesi, ulusal kalkınma ve ekonomik yönetim ile yerel kalkınma ajanslarının bütçe yapımında birlikte çalışacağı, merkezi yönetimin yerel yönetimlerin idari işlemleri ve mali harcamalarını hukukilik ve yerindelik yönünden kontrol etmesini, yatırımların kent-bölge ve ülke entegrasyonu ve etkin kaynak kullanımı yönünden  rehberliğini,    
  • Taşra yönetiminde çift başlılığa son verilmeli, İl ve İlçe Belediye başkanları dışında/yanında/üstünde herhangi bir atanmış kamu yöneticisi olmamalıdır. Tüm belediye başkanı adayları İçişleri Bakanlığınca 1 yıllık sertifika eğitime tabi tutulmalıdır. Lisans düzeyinde Siyasal, Hukuk, İktisat, İşletme ve Muhasebe mezunu olmayan kişiler Belediye Başkan adayı olmamalıdır.
  • Yerelde tüm kamu kurumlarında il ve bölge müdürlüğü ikilemine son verilmelidir. Tüm İl Müdürleri lisans düzeyinde Siyasal, Hukuk, İktisat, İşletme ve Muhasebe mezunu kişiler arasından 10 yıllık kamu hizmeti olanlar arasından Milli Güvenlik Akademisi, Devlet Personel Başkanlığı ve TODAİE de yapılacak 1 yıllık eğitim sonucu sınavla atanmalıdır.
  • Merkezde yalnızca Milli Eğitim, Milli Savunma, Maliye, Dışişleri, Adalet, Sağlık, Çalışma, Kalkınma Bakanlığı dışında kalan tüm kamu kurumları yerel yönetimlere devredilmelidir.
  • Merkezde tüm birimlerde Müsteşar ve Bakan Yardımcısı ikilemine son verilmelidir. Müsteşar hariç tüm Genel Müdür ve Daire Başkanları ve Şube Müdürleri Siyasal, Hukuk, İktisat, İşletme ve Muhasebe mezunu kişiler arasından 10 yıllık kamu hizmeti olanlar arasından Milli Güvenlik Akademisi, Devlet Personel Başkanlığı ve TODAİE de yapılacak 1 yıllık eğitim sonucu sınavla atanmalıdır.
  • Merkezde ve Taşrada Şube Müdürü, Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcıları, Genel Müdür, Müsteşar Yardımcıları örgün eğitim mezunu olmalıdırlar. Tüm atamalarda kurum içi tekamül, deneyim liyakat ve kariyer esas alınmalıdır. Kurumdan kuruma özlük hakları, maddi çıkar ve kişisel ikbal peşinde koşan kifayetsiz muhterislerin naklen geçişine ve atanmasına izin verilmemelidir. Bir kurumun Merkez teşkilatında Genel Müdür Yardımcısının kadro ve rolü itibarıyla konumu neyse İl Müdür Yardımcılarının da konumu aynıdır. İl Müdürü, İl Müdür Yardımcıları ve Şube Müdürleri arasında makul ücret aralığı, Şube Müdürü ile de Şef arasında makul ücret aralığı olmalıdır. 
  • Merkez ve taşrada Belediye Başkanı, İl Müdürü, İl Müdür Yardımcıları, Şube Müdürleri, Daire Başkanı, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcıları, Müsteşar Yrd.vb. tüm orta ve üst düzey yöneticiler arka arkaya veya toplamda iki dönem yöneticilik yaparlar, görev süresini tamamlayan yöneticiler, uzman olarak görevine devam ederler. Cumhurbaşkanı görev süresi ile orta ve üst düzey yöneticilerin görev süresi 4+4=8 yıldır.
  • Kuvvetler ayrılığı yeniden tanımlanmalı, parlamenter sistem yerine Başkanlık sistemine geçilmelidir. Fransız tipi parlamenter sistem, Belçika ve Yunanistan anayasalarından mülhem çift başlı yürütme uygulaması bizatihi yaşanan anayasal ve siyasal ve hukuki problemlerin kaynağıdır. Sorunun kaynağı olan yürütmeyi iyileştirmekle çözüm bulunması bir hayaldir. Cumhurbaşkanı ve Başbakan ikilemine son verilmelidir. Başkan halk oyuyla iki dönem için üniversite mezunları içinden seçime katılanların %50 si ile seçilmelidir. Kabine Cumhurbaşkanı başkanlığında meclis ve dışından atanabilmeli, Meclis hükümete güvenoyu verme, bütçeyi onaylama, savaş yetkisi ve başka ülkelere asker gönderme gibi temel konularda Başkanın iş ve işlemlerine hem olur vermeli hemde denetim yetkisine sahip olmalıdır. Koşullar oluştuğunda Başkanın meclisi feshetmesi ve seçimlerin yenilenmesi yetkisi olmalıdır. Başkanın ve kabinenin iş ve işlemleri Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi denetimine hukukilik ve kamu yararı noktasında denetime tabi olmalıdır. Anayasa mahkemesi hiçbir şekilde yerindelik denetimi yapamaz.
  • Devlet hiçbir inanç grubu ve düşünce sahibine ayrımcılık yapamaz, tüm inanç ve düşünce sahiplerinin inançlarını yaşama, geleceğe taşıma ve varoluş haklarını şiddete ve kamu esenliğine zarar verilmediği sürece destekler.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı tüm inanç grubu ve düşünce sahiplerine potansiyelleri ölçeğinde temsiliyet esasında yapılandırılmalıdır. Kelami, Fıkhi, Akaidi, Tasavvufi ekoller Şura Meclisinde eşit sayıda temsil edilirler, tüm ekollerin silsile ve güncel temsilcileri/kanaat önderleri kayıt, tescil ve temsil ile berrak bir şekilde toplumsal tanınırlık ve görünürlüğe kavuşturulmalıdır. Kurumsallaşan inanç grubu ve düşünce oluşumlarına kamu yararına statüsü tanınır ve kendi mali ihtiyaçlarını Vakıf, ticari işletme vb. elde edecekleri gelirler, üye aidatları ve bağışları ile yürütmesi esastır.

Bu türden inanç ve düşünce oluşumlarına kendi imkanları ile yeterli olamamaları  durumunda merkezi/yerel bütçeden de kaynak ayrılabilir. İnanç ve düşünce oluşumlarının hizmetlerini ve ihtiyaçlarını karşılayacak personeli kendi imkanları ile istihdam etmesi esas olup, gerekli insan kaynakları ve mali güce sahip olmayan organizasyonlar için kamudan personel yetiştirilmesi ve ücretinin ödenmesi mümkündür. İnanç ve düşünce organizasyonlarının ihtiyaç duyduğu personelin yetiştirilmesi için İnanç ve Düşünce akademisi kurulur. İnanç ve düşünce organizasyonlarının geleneksel yöntemleriyle ve dergah/ocak/ekol gibi kendi bünyelerinde alaylı olarak temsil eden konumundaki yetişmiş personele de bu akademi tarafından verilen icazet belgesi ile yeterlilik ve temsil imkanı sağlanır.

  •  Her seçmen aynı zamanda vergi mükellefi olmalıdır. Vergilendirme herkese adil olmalı, tüm vatandaşlara  ekonomik refahını artıracak oranda olmalıdır.
  •  Kanunların teklif edilmesi sürecine halk da dâhil edilmeli, kanunlar bakımından da referandum tanınmalı; Cumhuriyetin nitelikleri arasında evrensel ilkeler haline gelen, insan haklarına saygı, demokrasi, hukuk devleti ve sosyal devlet ilkeleri muhafaza edilmeli;
  • Bayrak, milli marş, başkent ve resmi dil, Devletin ortak sembolleri olarak kabul edilmeli;
  • Devletin Tiyatrosu, Stadyumu, Sineması, Senfoni orkestrası, Halk Dansları topluluğu, Opera ve Balesi, İl Halk kütüphanesi, Türk Halk Müziği/Sanat Müziği/Tasavvuf Musikisi korosu/çocuk korosu vb. olmamalıdır. Tüm bu kuruluşlar isterlerse kendi çalışanlarına devredilmeli, özelleştirilmeli ve/veya işletmeye talip olan yerel yönetimler eliyle yürütülmelidirler.
  •  Ülke dahilinde yer alan iki önemli kardeş unsur Türk milleti ve Kürt halkından başka, Laz, Zaza, Çerkes, Boşnak, Arnavut, Pomak, Makedon, Abaza, Gürcü, Arap, Tatar, Roman, Yahudi, Hıristiyan, Ermeni, Süryani, Yezidi vb. tüm etnik ve dini unsurların kendi dil, kültür ve kimliklerini koruma ve yaşatma ile Anayasa hukukuna bağlı olarak diğer unsurlara engel olmamak kaydıyla kendi alfabe ve edebiyatını geliştirme hakkı vardır.
  • Devlete vatandaşlık hukukuyla bağlı olan herkesin, maddî ve manevî varlığını koruma, ücretsiz olarak temel eğitim ve sağlık hizmetlerinden, sosyal güvenlik ve emeklilik imkânlarından yararlanma hakkı vardır.  Kişi mahremiyeti, aile hayatı ve mesken dokunulmazdır.
  • Vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes, kanun önünde eşittir. Hangi makam ve mevkîde bulunursa bulunsun, suçlanma şartları meydana geldiğinde suçlanabilir, dâvâ edilebilir; ve yine hangi imkân ve şartlar içinde olursa olsun, kendini serbestçe savunma hakkına sahiptir. Buna bağlı olarak; Hiç kimseye gözaltında kötü muamele yapılamaz ve rızâsı dışında ifade imzalatılamaz. Şüpheli, aleyhindeki delillerle birlikte mahkemeye sevk edildiğinde, avukatı olmadan ve savunması alınmadan sorgulanamaz ve tutuklanamaz.
  • Mahkemelerde hiçbir dâvâ sürüncemede kalamaz, bir mevsimden öbürüne geçemez, en hızlı prosedür içinde ve her delili tamam olarak hak ve adalete kavuşturulması gerekir. Beraatle neticelenen haksız takipten manevî zarar ve ziyanı devlet öder ve sebep olanları cezalandırır.”
  • Tek tek bütün fertlerinin iaşe ve ibatelerini, barınma, çalışma ve kazanma, mülkiyet edinme, iş teşebbüsünde bulunma ve ticaret yapma haklarını devlet anayasal olarak kefalet altına alır.
  •  Hükümet, yeni iş sahaları açmak, sermaye hareketlerini yönlendirmek ve zorunlu hâllerde istimlâk ve istirdat (geri alım) politikası uygulamakta en yüksek yetkili organdır. Bilhassa geçmişte kurulmuş olan üretmeyen iş sahalarının kapatılması ve onlara paralel olarak yeni iş sahalarının açılması, sermaye ve iş sahiplerinin bu alanlara yönlendirilmesi, hükümetin görevleri arasındadır. İthalat, ihracat ve dış yatırım devletin ilgili kanunlarına tâbidir.
  • Basın hürdür. Anayasa ve kanunlarda zikredilen ölçüleri aşmamak şartıyla, gazete, kitap ve dergi çıkarılabilir. Gazeteler, dergiler ve kitaplar, fikir, haber, yorum, eleştiri özellikleri içinde serbestçe yayınlanabilir; isterse yayınlayacakları haber skandal niteliğinde ve devlet kurumlarına dair olsun. Ancak kişilerin özel hayatına ve mahremiyetine dair yorum ve görüntü yayınlayamaz, bilhassa iftira atamaz ve mesnetsiz suçlamalarda bulunamazlar. Dileyen herkes, ilgili idarî ve mali başvurularını yapabilir,
  • Devlet milletlerarası hukuka, bu hukuktan doğan tabiî haklara, yeryüzündeki tüm ülkelerin birbiriyle karşılıklı iyi ilişkiler geliştirmesine ve barış içinde yaşama isteğine saygılıdır. Diğer ülkelerle işbu saygı çerçevesinde iyi ilişkiler kurulması, karşılıklılık ilkesine bağlı antlaşmalar ve ortak teşebbüsler yapılması tabiîdir. Fakat insanın insana kulluğu, bir milletin diğerini sömürmesi, insan sağlığına ve tabiat hayatına tehdit anlamına gelebilecek siyasî, kültürel, sınai ve teknolojik çalışmalar ve antlaşmalar içinde yer alınamaz.

 

  • Havayı, suyu, toprağı, ormanı, tarlayı ve bahçeyi kirletmeye ve tahrip etmeye yol açacak, bu surette insan ve hayvan sağlığını veya tabiî güzellikler ve zenginlikleri tehlikeye atacak, her türlü resmî veya gayrı resmî tasarruf, teşebbüs ve düzenleme yasaktır. Bu hususta hükümetin ve özel kişilerin projeleri, çevre kanununda belirtilecek mercîlerin izni alınmadan yürürlüğe konulamaz.

 

  • Vatandaşlık hukukuyla bağlı olan herkes, fikir ve vicdan hürriyetine sahiptir. Kanun denetimine açık olmak ve ilgili hükümleri alenen ihlâl ve tahkir etmemek şartıyla; fikir ve kanaatlerini açıklaması, yayması, basın yayın faaliyetinde bulunması, kendi gibi düşünenlerle bir araya gelmesi, örgütlenmesi, toplantılar düzenlemesi, gerektiğinde, tatbik edilen herhangi bir politikaya muhalefet etmesi, basın açıklaması yapması engellenemez, mitingler tertiplemesi ve tertiplenen mitinglere katılması, hiçbir vatandaşa yasaklanamaz.

 

  •  Sendikal üyelik engellenemez, kısıtlanamaz, çalışanlar işçi ve memur sendikalarına serbestçe üye olur, üye olsun veya olmasın sendikal etkinliklere katılması nedeniyle takibat, soruşturma yapılamaz.

Çalışmayı Hazırlayanlar:

Ömer TOKGÖZ: 1964 Konya doğumlu, İlk ve Orta öğrenimini Konya da tamamladı, Karatay Lisesini 1982 yılında bitirdi, Aynı yıl Siyasal Bilgiler Fakültesine başladı.1986 yılında 4.dönem mezunu olarak İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. 1995-2000 yılları arasında Memur-Sen Konfederasyonu Basın Yayın ve Tanıtım Sekreter Yardımcılığı ve Emek Platformu Uzmanı, Büro Memur-Sen Sendikası İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğü işyeri sendika temsilcisi, Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1989 yılında İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğünde memuriyete intisap etti. Halen Konya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdür Yardımcısı. Siyasal Vakfı Konya Grubunun 2008 yılı kurucu üyesi ve Konya Bölge Koordinatörü, Evli ve 1 erkek 2 kız çocuğu bulunmaktadır.

M.Tahir Başarıcı: 1967 Gaziantep doğumlu, İlk ve orta öğrenimini Konya da tamamladı.. Konya İmam Hatip Lisesi 1985 yılında bitirdi.1993 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Mezuniyet sonrasında özel sektörde tanıtım ve reklam işlerinde çalıştı.1997-2002 yılları arasında Konya ve Aksaray illerinde şirketlerin yatırım planlama, ön muhasebe ve finansal denetimi ile uğraştı, Mali müşavirlikle uğraştı.2003-2011 yılları arasında Almanya'ya yerleşti ve Mainz kentinde sosyal kurumlarda ve eğitim derneklerinde danışmanlık yaptı, Mainz kenti yabancılar meclisinde meclis üyeliğinde bulundu. 2011 yılından itibaren Konya'ya döndü ve dondurulmuş gıda ürünleri alanında faaliyet gösteren firmalara yurt içi ve yurtdışı danışmanlık  çalışmaları yürütmektedir. Siyasal Vakfı Konya Grubu üyesidir. Evli ve üç çocukludur. Arapça, Almanca ve İngilizce bilmektedir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa, Prof.Dr. Tarık Zafer TUNAYA , Arda Yayınları, 2.baskı 1988,224 sf.
  • Farklı Bir Mekanda Farklı Bir Zamanda Anayasa Yargısı, Anayasa Mahkemesinin 33.kuruluş Yıldönümü tebliğ özet pdf. Prof.Dr. Bakır Çağlar, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fak. Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi, pdf, Nisan 1995
  • Popülist Politikaya, Tıkanmış Ekonomiye, Yozlaşmış Sisteme Sil Baştan, Recep Yazıcıoğlu, Yazıcı Basım Yayın ltd.2.Baskı-2000, 176 sf
  • Laiklik Tartışmasına Kavramsal Bir Bakış, Cumhuriyet Kurulurken Laik Düşünce, Nuray Mert, Bağlam Yayınları,1994, 127 sf.
  • Yeni bir Anayasa için çalışmalara “başlangıçtan” başlamak, Dr.Cengiz ARIKAN.  Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı., E-AKADEMİ dergisi Ocak,2012-sayı 119
  • Hak-İş Konfederasyonu Önerisi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 84 madde, 30 Aralık 2011, Ankara
  • İktisadi Kalkınma ve İslam, İslami İlimler Araştırma Vakfı Yayınları, İSAV, 1987, Yayına hazırlayan Doç.Dr.Ahmet Tabakoğlu, İsmail KURT, 259 sf.
  • Hukuk Devletinde Siyasi İktidar ve yargının Karşılıklı Konumu-İlişkileri, Doç. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu,
  • Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Kemal Gözler, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, Ikinci Baskı, 1999, XVI+320 s.
  • ÖNDER Anayasa Raporu, Din ve Vicdan Özgürlüğü Çerçevesinde Görüş ve Öneriler,İstanbul, Aralık-2011,
  • İslam-Osmanlı Hukukunda Devlet Kavramı, Dr. Nuran KOYUNCU, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler MYO, 2007, Pdf,14 sf.
  • Yeni Anayasa,  Uluslararası Teknolojik Ekonomik Sosyal Araştırma Vakfı, pdf,19 sf.
  • Kamu Hukukçuları Platformu,  Küreselleşen Dünyada Anayasal Demokrasi, 19-20 Mayıs 2011 Toplantısı, Yakın Doğu Üniversitesi Yayınları, Lefkoşe, 1.baskı, 480 sf.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.