• BIST 100.934
  • Altın 274,469
  • Dolar 5,6993
  • Euro 6,3023
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 23 °C
  • Konya 23 °C
  • İzmir 24 °C

"İslâmcı" kılıklı müptezelliğin zaferini(!) kutluyoruz! Buyurun... -I-

"İslâmcı" kılıklı müptezelliğin zaferini(!) kutluyoruz! Buyurun... -I-
Bu durumu nasıl açıklayabiliriz?Hased ve paranın "gücü"(!) olarak mı?Sıradan, basit bir "hata" mı? Adam gömme, adam harcama ve "sansür"ün ahlâki ve ilkesel yönleri olarak mı?

nabiz-haber-ozel-006.png

 

 

"İslâmcı" kılıklı müptezelliğin zaferini(!) kutluyoruz! Buyurun...

 

Haber-Yorum: Şükrü Sak

 

Doğrusu "kutlanmaya"(!) değer bir zafer(!) bu!

Bu "zaferin kahramanlarını"(!) şimdilik -bir büyüğümüze verdiğimiz sözden dolayı- açıklamıyoruz!

Ama göz önündeki bu "zaferi"(!) artık görmezden gelemeyiz!

Nasıl olsa, döndürüp dolaştırıp "gözümüze" sokuyorlar!

"Geçmişten Günümüze İBDA Dergiciliği"...

Bu isimle bir makale-araştırma yayınlanmış! Alabildiğine "objektif", ahlâki ve ilkeli bir araştırma! "Geçmişten günümüze İBDA Dergiciliği" başlıklı bu araştırma inceleme yazısı, TÜRDEB.COM da yayınlanmış.

Bakkalık, kasaplık, manavlık, kabzımallık gibi, "dergiciliğin" de bir meslek mi,  "esnaflık" türü mü, yoksa, "İslâmi mücadelenin" kendi fikrini, düşüncesini, topluma "yayma" aracı mı olduğu konusunda ciddi şüpheler doğurucu bir tanımlama ama, burası önemli değil! Biz bugüne kadar "Dergicilik" diye bir meslek türü duymadık, belki vardır da bizim haberimiz olmamıştır, olabilir...

Yazarını mazur görüyoruz!

Bu makalenin-araştırmanın sayın yazarını mazur görüyoruz! (Muhtemelen, kendi açısından, iyi niyetle ve samimiyetle birşeyler yapmaya-yazmaya çalışmış... Anlaşılabilir bir durum... Yazarın durumunu "aşan" diğer şeyler var. Onların farkındayız, yazar n'apsın?.. Tezgâh kurulmuş, güzel güzel işliyor. Yazarın yapacağı fazla birşey de yok!)

"Dergicilik mesleğinin" kısa tarihini yazmış. Gölge ve Akıncı Güç'ten başlayarak... Çok güzel, süper bir araştırma olmuş! Şimdiki kuşaklar ne bilsin tâa ne zamandan başlamış, "bugüne" kadar gelmiş böyle şeylerin olduğunu...

Araştırma-makalede herşey var!

Bu nadide ve tamamen "objektif, dürüst ve ilkeli" araştırma-makalede herşey var.

Bir çoğu tâa ne zamandan "...ktirolup" gitmiş isimlerden tutun, kapıdan geçerken selâm vermiş olanlara, yeni yetme tüysüzlerden, işi ticarete dökmüş olanlara, "dinden çıkmışlardan", yoldan sapmış olanlara varıncaya kadar, orda "isminin geçmesinden bile rahatsız olup, çıkarın benim adımı ordan" diyecek kadar geçmişini inkâr edenlere varıncaya kadar, yok yok! 

Hülâsa hiçbiri unutulmamış, hakkı yenmemiş! Görmezden gelinmemiş! "Yok" sayılmamış! (E tabii objektiflik de bunu gerektirir!) Ne güzel! Ne güzel! Ne güzel!

Birlikteyken ayrılmışlar, ayrı iken birleşmişler, birleşip küsmüşler, "şiddetli geçimsizlik" nedeniyle ayrılmışlar, küsüp gitmişler, dönüp gelmişler, ortam sertleşince tüymüşler, yumuşayınca en öne geçmişler, parsa ve "itibar açlığı" ile soyunanlar, giyinenler, hepis var! Ne güzel ne güzel ne güzel!

Tabi ki, "Hak, hukuk, HAKKI TESLİM ETMEK de bunu gerektirir... Bu kadar bir "dürüstlüğü" çok görmemek lazım!

Hiçbir "ayrım" yapmamışlar; elbette bu durumu takdir ediyoruz!

Bir TEK, "Şükrü Sak" ismi yok!

Bu nadide, güzide, hak hukuk gözeten, objektif "araştırma"nın içinde, yukarıda saydığımız bütün isimler, tek tek özenle zikredilmiş, anılmış, belirtilmiş...  (Kaçmışmış, küsmüşmüş, gitmişmiş, dönmüşmüş, parsa derdindeymiş, tüymüşmüş, zor zamanlarda ardına bakmadan kaçmışmış, geçmişini inkâr ediyormuş, hiçbirine bakılmamış, böyle "kriterler" kullanılmamış! Ne de olsa; "Geçmişten Günümüze İBDA Dergiciliği" anlatılıyor... Dergicilikse dergicilik, makale ise makale, yazıysa yazı...)

Ne güzel...

Hem de çok güzel!

E peki bu "objektif" araştırmanın, hiçbir yerinde "Şükrü Sak" ismi geçmiyor mu?

-Valla yok!

-Yahu "yanlışlıkla" bile olsa, bir yerinde geçmesi lâzım! Koskoca 14-15 sayfalık araştırma nihayetinde!

-E yanlışlıkla bile geçmiyor, yok dedik ya!

Hmmm.... Tamam, peki!..

Elbette bu bir "zaferdir!" Bunu kutlamayacak de neyi kutlayacağız!

Peki, bu durumu nasıl açıklayabiliriz?

"Geçmişten Günümüze İBDA Dergiciliği" isimli bu "objektif" makalenin yazarını mazur gördüğümüze göre, -bunu yukarıda belirttik- bu "organize sansür"e imza atan "asıl yapı"(!), bu tarz başarılı işlere imza atan kim, kimler? Ve bunu NİÇİN yapmaktadırlar? Anlamaya çalışmamız lazım! NİÇİN bunu yapıyorlar?.. İslâmi mücadeleye böylesine güzel "zaferler"(!) "başarılar"(!) armağan eden bu insanları, bu "yapıyı" da tanımamız gerekiyor tabii olarak!

Tanımamız, anlamamaz, anlamaya çalışmamız lazım; Bunu NİÇİN yapıyorlar? Bu işten kazanımları nedir, nasıl şeyler elde ediyorlar?

Deneyelim...

Bir: Ahlâki ve ilkeli davranmak bunu gerektirir!

İki: Şeriat ve İslâm davası bunu emreder!

Üç: İdeolojik prensipler bunu gerektirir!

Dört: Bizim paramız var, biz patronuz, istediğimizi "sansürler", istediğimiz parlatırız! Buna kimse itiraz edemez; Paranın gücüne!

Beş: Biz seninle, "ideolojik" olarak fikir(!) ayrılığına düştük. 

Altı: İnsani olarak "kavga"(!) ettik, "tartıştık"(!) o yüzden senin ismine yer vermedik!

Yedi: Hased gözümüzü kör etti, ne b.k yediğimizi bilmiyoruz!

Sekiz: Burda bir kaç tane elaman var, onlar senin boyunu beğenmiyorlar, o yüzden adını oraya yazdırmadık! (Onlar bizi parmağında oynatıyor, bu da bizim işimize geliyor!..)

Dokuz; Hasedle birlikte, bir de "şuur felci" denilen ağır bir travma yaşadık! Biz aslında "İslâmî mücadele" şeediyoruz, İslâmi mücadele de zaten, KAPKAÇILIK yapmak, "adam harcamaya davranmak", HAK GASBINA yeltenmek demek! Bunu da çok iyi başarıyoruz Elhamdülillah! 

On: Biz "İslâmi mücadele" diye birşey tanımayız, Şeriat'e de inanmayız, hak, hukuk, gönüldaşlık, dava, fedakârlık, samimiyet, kadirşinaslık, insanlık, Müslümanlık gibi şeylerin adını duyduk, fakat biz burada bir "dükkan" çalıştırıyor, bir şirket işletiyoruz! Paramız da var Elhamdülillah Yanımızda da tabii ki parası ile çalışan "elamanlarımız" var... Bunun dışında, sen kimsin? Derdin ne?.."

-Hmmmm... Tamam, peki!.. (Bu "organize yapı" ile -şu veya bu şekilde- "tanışacağız" yeniden, kendimizi de tanıtacağız!)

(Not: İslâmcılığın bu olmadığını, İBDA'cılığın bu olmadığını, "dava ahlâkının" bu olmadığını, samimiyetin, dürüstlüğün bu olmadığını, hak hukuk gözetemin, "hakkı teslim etmenin" bu olmadığını biliyoruz...)

ercan-cifci-cift-sayfa-baslangic.jpg

ercan-cifci-paylasim.jpg

dergiler-dergisi-kapak.jpg

18969.jpg

"İslamcı kılıklı" müptezelliğin zaferini(!) kutluyoruz! Buyurun: -II-

Adamlar diyor ki:"Biz çalalım, ama bize hırsız deme... Kapkaççılık yapalım, ama adımız kapkaççıya çıkmasın! Sahnede striptiz yapalım, ama siz buna "İslâmi mücadele" deyin! Bunu diyorlar!

"İslâmcı" kılıklı müptezelliğin zaferini(!) kutluyoruz! Buyurun... -II-

 

Adamlar diyor ki:

"Biz çalalım, ama bize hırsız deme...

"Kapkaççılık yapalım, ama kimse duymasın!"

"Organize bir "sansür çetesi" hâlinde, mücadelenin geçmişinde, emeği, çabası, gayreti, çilesi olanları "sansürleyelim" ama, kimse bize "LGBTİ'li sansür çetesi" demesin!"

"Biz sahnede kendimizi göstermek için, striptiz yapalım, herkes buna, "Oh oh, ne güzel İslâmi mücadele yapıyor bunlar!" desin...

Böyle diyorlar... Üç aşağı beş yukarı değil; tam olarak böyle diyorlar!..

Buraya döneceğiz, önce şu "striptizcilik" olgusuna bir açıklık getirelim:

(Striptizcilik: Strip tease... Sahnede -toplumsal görünürlük alanlarında- "görünme" ve soyunma hevesini "İslamî mücadele"(!) diye pazarlama ve yutturma mesleği... Normal striptizcilerin sahnede yaptıklarını, bunlar "İslâmî mücadele yapıyoruz abi" kılıfı altında, farklı "zihinsel akrobasi" hareketlerini, psikolojik, kapris ve komplekslerle renklendirerek yapıyorlar...) Günümüzün en yaygın mesleklerinden biri. İçinde iş adamları da var, çiş adamları da, çoluk çocuk da... Striptizcilğin "İslâmisi" olsaydı, -haşa- İslamî striptizciler diyeceğimiz, kendi kapris ve komplekslerini "İslam" zanneden bu çarpık-çarpılmış zihniyeti en doğru şekilde tarif etmek için, tarafımızdan ilk defa kullanılan ve "literatüre eklenmiş" olan bu kelimeyi, ilerleyen süreçte daha da açıklayacağız... Mesleğin önde gelenlerini, başarılı(!) olanlarını, kendilerini nasıl "kamufle" edip, nasıl tekrar "açık" ettiklerini örnekleriyle göstereceğiz.)

-II-

Olayı hatırlayalım...

 

"Geçmişten Günümüze İBDA Dergiciliği..."

Bu isimle bir makale-araştırma yayınlanmıştı bildiğiniz üzere, TÜRDEB.COM da...

(Bakkalık, kasaplık, manavlık, kabzımallık gibi, "dergiciliğin" de bir meslek mi,  "esnaflık" türü mü, yoksa, "İslâmi mücadelenin" kendi fikrini, düşüncesini, topluma "yayma" aracı mı olduğu konusunda ciddi şüpheler doğurucu bir tanımlama ama, burası önemli değil! Biz bugüne kadar "Dergicilik" diye bir meslek türü duymadık, belki vardır da bizim haberimiz olmamıştır, olabilir...)

Makale bu; 14 sayfa... Bu makalede herkese bir şekilde yer verilmiş;

Dinden çıkmışlar...

Yoldan sapmışlar...

Bir makale çırpıştırıp tüymüşler...

Şimdi orda adını görse; "Çıkarın kardeşim benim adımı ordan" diyecek olanlar...

Yeni yetme tüysüzler...

Bir çoğu tâ ne zamandan ....tirolup gitmişler....

Kapıdan geçerken selâm vermişler...

Sonradan işi ticarete dökmüş olanlar...

Herkesin, hepsinin ismi var, bir tek "Eşkıya"nın ismi yok? Hiçbir yerde "yanlışlıkla" bile geçmemiş...

Doğrudan "organize" bir sansür yapılmış!

 

E tabii bu "yazar şeysi" ile görüştük...

 

Olabildiği kadar kibar bir şekilde, nazikçe, bu "sansürün" sebebini sorduk, nedir?

(Normalde bir insanın yalanı, hilesi, hırsızlığı, kapkaççılığı yüzüne vurulduğunda, utanır, yüzü kızarır, ne bileyim durumu düzeltemeye çalışır vesair! Bunda hiiiç... Neyse, birinci kısımda, "Yazar mazur gördüğümüzü" söylemiştik, fakat yazarın hiç de öyle "mazur" görülecek bir tarafı yok, yazar düpedüz bir "taşra kurnazı..." Ne utanma ne şu ne bu, o hâlâ, tezgâhım bozulur kaygısında, "itiraf" edersem, şu dergide yazım yayınlanmaz, bu kitapçıdan kitaplarım çıkmaz endişesinde... Yani, "sahne" işi tehlikeye girecek...)

Neyse, yarın bu "yazar şeysi" ile yaptığımız görüşmeyi okuyunca siz de göreceksiniz, "yazar mazur mu, değil mi?"

Mesele nasıl "çorap söküğü" gibi sökülüveriyor, hangi pislikler ortalığa dökülüveriyor...

Sizin aslında "İslamî İslamî yazı yazıyor, döktürüyor, oh oh, hep birlikte oh oh oooooh" çektiğiniz durumun iç yüzü-dışyüzü nedir konuşacağız!

Şimdilik noktalayalım:

-"İslâm'a göre zorda kalınca domuz eti yemek caizdir ama hak yemek hiçbir halde caiz değildir..."

Bunlar "hak yemeyi" meslek edinmişler anlayacağınız! Zorda da kalmamış olmalarına rağmen...

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.