• BIST 1.325
  • Altın 463,947
  • Dolar 7,9493
  • Euro 9,4663
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara -3 °C
  • Konya 1 °C
  • İzmir 8 °C

"İran, dünyadaki en büyük terör şebekesine sahip..."

"İran, dünyadaki en büyük terör şebekesine sahip..."
ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson bu silah anlaşmasının “İran’ın bölgedeki kötü etkilerine ve Suudi Arabistan sınırlarının her tarafındaki İran tehdidine karşı yapıldığını” açıkladı.

Trump, Suudi Arabistan ve 380 milyar 

ABD Başkanı Trump’ın ilk dış seyahati Suudiler'le yapılan 100 milyar dolarlık bir silah mukavelesiyle başladı. Bu rakamın 380 milyar dolar gibi astronomik bir düzeye kadar çıkabileceği söyleniyor. ABD ile Suudiler arasında yeniden başlayan bu yakınlaşma ve sıkı ilişkileri nasıl değerlendirmeliyiz? 

İran tehlikesi 

Her şeyden önce Riyad’da iki taraf arasında yapılan tüm görüşmelerin yükselen İran tehlikesi üzerinde olduğunu vurgulayalım. Hâlbuki 2003 yılındaki işgal hareketiyle Irak’ı İran etkisi altına geçiren ve bölgesel bir güç olmasını sağlayan da bizzat ABD’nin kendisiydi. Saddam’ın devrilmesiyle nüfus çoğunluğu Şii olan bu ülkenin adım adım oraya kayacağı belliydi ve zamanın Suudi Kralı da bunu ABD’li yetkililere açıkça söylemişti. 

ABD’nin Pers yayılmacılığını destekleyen faaliyeti bununla da kalmadı, Lübnan’da izlediği politikalarla İran yanlısı Hizbullah’ı el altından güçlendirdi ve Yemen’de mezhepsel bölücülüğü kışkırttı. Hele bir önceki ABD Başkanı Obama’nın 2014-2016 yıllarında İran’a yönelik ambargoları kaldırma ve nükleer çalışmalarını meşrulaştırma yönünde o kadar aşırı çabaları vardı ki o dönemde ABD açıkça mollaların en büyük hamisi haline gelmişti. 

Sadık ABD müttefiki 

Suudiler ise ABD’nin en aşırı İrancı olduğu dönemde bile Batı yanlısı konumlarını değiştirmediler. Örneğin Batı’nın Rusya’yı batırmak için giriştiği petrol fiyatlarını düşürme taktiğine ekonomileri zarar görmesine rağmen tereddütsüz olarak katıldılar. Trump’ın iktidara gelmesinden sonra bu fiyatların bir miktar yükselmesini de çok büyük bir destek olarak algıladılar. Şimdi de yüksek petrol fiyatları vaadine dayanarak bu silah anlaşmasını imzaladılar. 

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson bu silah anlaşmasının “İran’ın bölgedeki kötü etkilerine ve Suudi Arabistan sınırlarının her tarafındaki İran tehdidine karşı yapıldığını” açıkladı. Rex Tillerson ayrıca “İran’ın dünyadaki en büyük terör şebekesine sahip olduğunu” söyledi ve füze denemelerini de hemen durdurmasını istedi. Bu konuşma İran’da Ruhani’nin seçilmesini kutlayan Avrupa Birliği’nin tutumuyla tam bir tezat teşkil ediyordu. Zaten Tillerson İran Cumhurbaşkanı’nın TV’de yaptığı bir konuşmadan hemen sonra söz almıştı ve bir anlamda Ruhani’nin Suudileri hedef alan sözlerine cevap veriyordu. 

Aleyhimize değil 

Bölgemizdeki bu gelişmelere gerçekçi politika ve ülkemizin çıkarları açısından baktığımızda şunları söyleyebiliriz. Suudi Arabistan’ın çevresinde olduğu gibi Türkiye’nin etrafında da bir Pers yayılmacılığı vardır, bu açıdan Suudilerle çıkarlarımız örtüşmektedir. Ancak, gelişmelere Türkiye’ye yönelik terör tehdidi açısından bakarsak bizim için daha ihtiyatlı ve dengeli bir yaklaşım da gereklidir. 

Örneğin, yıllardır Suriye’de benzer politikalar yürüttüğümüz ve Pers etkisine karşı çıkarlarını desteklediğimiz Suudiler acaba Trump’la görüşürken “biz sizden bu silahları alırız, ama siz de Suriye’de PKK’yı desteklemeyin” demişler midir? Hiç sanmıyorum. Ayrıca bir an için, Suriye’de Esad rejiminin yıkıldığını ve yerine Suudi çizgisinde ABD yanlısı bir yönetim geldiğini düşünelim, böyle bir yönetim PKK’ya karşı kesin ve net bir tavır alacak mıdır? Kuşkuluyum. Bu nedenle nasıl her ülke kendi çizgisini kendi milli çıkarlarına göre tayin ediyorsa Türkiye de öyle yapacaktır. 

Çok yönlü dış politika 

Suudilerin Pers yayılmacılığına karşı tavırlarını destekleyerek onlarla birlikte Esad rejimine karşı çıkmamız bizim aynı zamanda İran ve Rusya ile başka alanlarda ortak çalışmalar yapmamıza engel değildir. Astana sürecinde İranlılarla birlikte olabiliriz. Bir yandan İran’ın Irak’ta olduğu gibi doğrudan, Suriye’de olduğu gibi dolaylı bir biçimde PKK’ya verdiği desteğe sonuna kadar mücadele ediyoruz. Ama bir yandan da İran’la iyi komşuluk ve ticaret ilişkilerimiz de devam edecektir. Dış politika denge ve ihtiyat işidir. Türkiye bu politikayı kendi çıkarları etrafında “tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” ilkesinin devamı olarak bir gergef gibi işler. 

Bu yazıyı hazırlarken Trump’ın Riyad’da bir konuşma yaparak İslam dünyasını bazı yanlış anlamalar konusunda bilgilendirmesi bekleniyordu. ABD Başkanı, Suudilere kendisinin “İslam düşmanı” olarak suçlanmasına çok üzüldüğünü, “İslam’ı bir barış dini olarak bildiğini” söylemiştir. Umarım, bu olumlu gelişme dünya çapında Obama zamanında yükselen gizli ve açık ırkçılığa bir darbe indirir. 

Milli savunma sanayi geliştirilmeli 

Suudilerin ABD’den silah almasını eleştirenlere şunu hatırlatmak isterim: Siyaset olması gerekeni değil, mümkün olanın en iyisini yapma sanatıdır. ABD’nin ürettiği silahları ülkemiz üretebilmiş olsaydı o zaman din kardeşlerimize gidip “bizde aynısı varken neden oradan alıyorsunuz” diye sorabilirdik. Demek ki, başkalarına eleştiri yöneltmeden önce çalışmak gerek, üretmek gerek, milli savunma sanayimizi mutlaka geliştirmek gerek. 

Mirasçıyız 

Olaylara tarihsel ve vicdani perspektiften bakmak elbette ki asıl kuraldır, ama somut koşulların, somut analizini yapmadan başarılı olunamaz. Zamanında Osmanlı’ya karşı adeta bugünkü DEAŞ gibi terör yöntemleriyle savaşmış olanlar aradan bir yüzyıl geçip devletleşmişlerse onlara dost ve müttefik olarak davranmaktan başka da çaremiz yok. Ama kim olduğumuzu, nereden gelip, nereye gittiğimizi unutmadan, çünkü biz Osmanlı’nın mirasçısıyız. 

Kayahan Uygur-Güneş

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.