• BIST 99.292
  • Altın 238,393
  • Dolar 6,1768
  • Euro 7,2717
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 20 °C
  • Konya 25 °C
  • İzmir 20 °C

İnsan aklına yönelik bir saldırı ile karşı karşıyayız!

Eşkıya

-I-

Adam, "istihbarat" deyince, berzah âleminde dönen dolapları anlayacakmışız. Niye? Mübarekde "derinlik" vehmedelim diye...

 

Girizgâh yapmaya gerek yok sanırım, sevgili okuyucularım; Kaldığımız yerden devam edelim...

Önce "dil nedir?" sorusuna bir cevap verelim;

Dil; İnsanlar arasında "konuşabilme ve anlaşabilme"nin vasıtası... Bilme ve "bildirebilmenin..." İnsanlar birbirleriyle dil aleti ile konuşur, anlaşır veya anlaşamazlar.

Ne demişler; "İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa..." (Şu kültürün güzelliğine bak sen...)

Yani ortada çok karmaşık bir durum yok. Büyük bir "fikiri ayrılığı-görüş farklılığı" filân varmış da, meğer o yüzden tartışılıyormuş gibi anlaşılmasın sakın! Öyle bir şey yok! Çünkü ortada bir "fikir" yok, kudurmuş bir nefsin, ağzından çıkanı kulağı duymaz bir ahmaklığı var.

Evet, insanlar arasında, konuşabilme, anlaşabilme ve anlatabilmenin vasıtası olan "dili", kendi bayağılığını-çapsızlığını-cehaletini perdelemenin vasıtası olarak kullanmak nasıl olur?

Bunun çok farklı örnekleri olsa da, bizim üzerinde durduğumuz mesele ile ilgili tarafı şu;

Bir adam cahildir, anlamadığı şeyler karşısında "anlıyor görünmek"(!) hevesindedir, hem anlamamak, hem de anlıyor görünmek hırsı ile, normalde "anlama-anlaşma-anlatma"nın vasıtası olan dili, kendi cehaletinı ve çapsızlığını gizlemenin perdesi yapmaya çalışır.

Nasıl mı?

İsterseniz kendi vaazından bir örnekle anlatalım;

"İstihbarat deyince istihbaratı (MİT)'i anlıyor salak" diyor...

Kim? "Vaizden bozma müteşeyyih"... Evet, aynen böyle diyor.

Tabii benim bunu duyunca, beynimdeki bütün elektriksel fonksiyonlarda çatırtılar oluyor, kafamdan dumanlar yükselmeye başlıyor, kulağıma; "Yanıyorsun Fuat aaabiii" diye sesler geliyor, inanamıyorum. Yürümeye devam ediyorum!

Bak, sevgili vaiz kardeşim, muhterem abiciğim; Türkçe'de "istihbarat" deyince "istihbarat" anlaşılır.

Normal ve doğru olan budur! Biz ne bilelim, senin "İstihbarat" deyince, berzah aleminde dönen dolapları kasdettiğini? O zaman de ki;

"Berzah aleminden bize fısıldıyorlar Elhamdülillah..." de!... "Ben istihbarat dediğim zaman bunu anlayacaksınız" de...

Yoksa, biz "istihbarat" denildiğinde, tabii olarak "istihbarat" anlıyoruz... Türkçede böyle çünkü; İstihbarat denildiğinde istihbarat anlaşılır!.

Eğer böyle konuşacaksan, hiç konuşma lütfen, o zaman ben de;

"Hop trininay da cop trininay..." diyorum, hadi bakalım! Artırıyorum; "Dalları bastı kiraz" diyorum. Daha da artırıyor; "Yine hep vıdı vıdı, yine hep televizyon, yine hep Ortadoğu" diyorum. Oldu mu şimdi? Olmaz! Anladığın birşey varsa, anlatacağın birşey varsa, efendi efendi anlat! Hatta sadece ve sadece "anladıklarını" anlat! O bile yeter!

(Peki ben bunu niye anlattım sevgili okuyucularım? Adam, kendi yaptığı salaklık yetmezmiş gibi, bir de bunda "derinlik vehmi" uyandırmaya çalışıyor, anladınız değil mi? Diğer dıttırıvızzık "derinleştirmeleri"(!) de aynen bunun gibi!..)

 

-II-

Eleştiri usulüne dair…

 

Vaizden bozma müteşeyyıhın sevgili çömezi –Özellikle eski “iki defteri dürülmüş” mübarekeyn, bu malûm yellenmeden sonra "kafiye arayışına" girişmişler. Sürekli "sandalye gıcırdatıp" duruyorlar. Yapmayın, etmeyin kardeşim, bu defaki öyle kolayından "kafiye" uyudurulacak bir şey değil! (Bu "kafiye arama" hikâyesini hatırlatın bir ara anlatırım...)

Bu iki eski "defteri dürülmüş" bir tarafa, doğrudan ve dürüstçe meseleyi anlamaya çalışan "safoş" kardeşlerime de kısa bir açıklama yapmak durumundayız;

Sevgili kardeşim;

-“Niçin eleştiriyorsun?”

Değil.

Böyle demeyeceksin.

Bu doğru soru ve yaklaşım değil.

(Soruyu böyle sorarsan, mübarek abini “eleştirilemez, dokunulamaz, hata yapmaz, kutsal bir inek”(!) gibi görmüş olursun ki yanlış olur. Toplum önüne çıkan, -vaaz verip yayınlayan- her insan eleştirilebilir, eleştiriye açık olmalıdır. Bunun aksi sorunludur… Zaten senin vaizden bozma müteşeyyihin yaptığı da budur ayrıca, eğer böyle düşünüyorsan, önce “şeyhine” söyle çenesini kapatsın!)

Ne diyorduk, “niçin abimizi eleştiriyorsun?” demeyeceksin, çünkü “şeyhinin” de dokunulmazlığı yok, o halde doğru yaklaşım şu olmalıdır:

-“Bu adam eleştirisinde haklı mı, doğru mu söylüyor, yanlış mı?

Sen ona bakacaksın!

Böyle yaklaştığın zaman söylenenlerin doğru olup olmadığını görebilirsin.

Mesela; “Haksız bir eleştiri” dersin, “yanlış bir eleştiri” dersin… Ama daha işin başında;

-“Benim müteşeyyih abime nasıl lâf söylersin laaaan!” diye böğürürsen, civatalar gevşer…

Sonra onları ben de sıkıştıramam!

Böyle bir “usûl” sahibi olmazsan, piyasada bundan çok daha kötü örneklerini gördüğümüz “müteşeyyihlere” itiraz hakkını da iptal etmiş olursun, kendi kendine hem de!

Anladın mı safoş kardeşim!

Bir daha beni buralara döndürme lütfen!

(Küfür, hakaret, tehdit, şantaj, montaj olmadığı sürece, senin -"abin" veya "şeyhin"de her ne ise-, eleştirilebilir... Öyle kendi kendine kurumlanmalar, afralar tafralar, kendi kendini "dokunulmaz" zannetmeler, filân... Geç bunları güzel kardeşim, geç. Yok öyle birşey...) 

(Peki, burada kullanılan "vaizden bozma müteşeyyih" ifadesi, küfür, hakaret, tehdit kapsamına girer mi? Girmez. Bu malûm kudurmuş portreyi tarif eden bir tanımlamadır...)

Hiçbir şey bilmiyorsan; "Hakikatin hatırı" diye bir kavram var, ona bak!

*

Diğer bir husus;

Özellikle -son zamanlarda- bir çeşit “özgüven patlaması”(!) yaşayan bu müteşeyyıhin asıp kesmelerine, biçip doğramalarına, tehditlerine, şantajlarına, vurup kırmalarına bakarsan, sanırsın "The Godfather", Çarşamba’ya takke ve zaviye açmış! Olmaz! Yapma güzel kardeşim, etme abiciğim, lütfen ya!

Bir de niye ağzından köpükler saçarak, küfür, hakaret, tehdit filân ediyorsun sevgili vaiz kardeşim?

Ayıp değil mi bu yaptığın? Kendini “dokunulmaz” mı sanıyorsun?

Nedir?

(Dokunulmaz mı sanıyorsun derken, parmakla dokunma -dokunup kaçma- şeklindeki bir dokunulmazlığı değil, "Kimse beni eleştiremez, ağanın lâfının üstüne lâf olmaz" kudurmuşluğu kasdedilmektedir.)

Yahu mübarek, sevgili kardeşim,  kimi astın, kimi kestin, kimi doğradın, kimin canına okudun bu güne kadar, -"Senden başlayacağız lân!" diyorsan o başka tabii- (fitne ve dedikodu ile harcadıklarını saymazsak… Yani “çene suikastlarını” diyorum, yalanla, dolanla, hile ile çevirdiğin işleri, saymazsak?)

Yapma kardeşim böyle, komik oluyorsun! (Tabii ki “komiklik yapmak” da bir meslek günümüzde, adına stand-up diyorlar, ama bunu “vaaz kürsüsünde” değil, sahnede yapacaksın!)

Sen “mübarek” adamsın, nedir o öyle fuzuli keskinleşmeler, asmalar, kesmeler, vurmalar kırmalar, tehditler filân? Ayıp olmuyor mu biraz?

Ne var bu kadar maskaralaşacak anlamıyorum ki?

Hayır senin maskaralaşmanda sorun yok, sen zaten maskarasın, olacağını olmuşsun. Fakat, şu ağızna aldığın, geveleyip durduğun, “külliyat” ve onun mimarına dokunuyor işin ucu! O yüzden biraz dikkat etsen olmaz mı?..

Lütfen!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.