• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 21 °C
  • Konya 21 °C
  • İzmir 24 °C

"İbnelik tehlikede!"

Faruk   Selim
“İbneliği savunuyorsanız demokratsınız, değilse diktatör!”

“İbnelik” tehlikede!

Faruk Selim

 

 

 

ABD’deki saldırı bu defa doğrudan “eşcinselleri” hedef aldı!

Bundan daha kötüsü de olabilir;

Doğrudan demokrasiyi de hedef alabilirdi…

Belki almıştır da bizim haberimiz olmamıştır, bilemeyiz…

Eğer bu saldırı doğrudan “ibneleri hedef almışsa” o zaman demokrasinin kaygılanmasına gerek yok, “ibnelik tehlikede!” demektir ki ibneler düşünsün! Bu onların sorunu, kimseyi de ilgilendirmez!

Gerçi, Aslı Aydıntaşbaş’ın:

LGBT haklarını savunmak, bugünün koşullarında medeni olmak yada olmamak, demokrat olmak yada olmamak arasındaki en temel ayrım

Demesine bakacak olursak;

“Dolaylı yoldan” demokrasiyi hedef almıştır da diyebiliriz!

Aslı’nın bu “demokrat söylemini” Türkçeye tercüme edecek olursak, diyor ki özetle:

“İbneliği savunuyorsanız demokratsınız, değilse diktatör!

Aslı bu konuda yalnız değil tabii ki;

Başta HDP Milletvekili Garo Paylan, HDP Gençlik Meclisi, Koray Çalışkan gibi akademisyenler de bu olaya çok sert “tepki” gösterdiler…

Tabi, doğrudan;

İslâm’dan ve tüm Müslümanlardan nefret ediyoruz, elimizden gelse hepsinin öldürürüz!

Diyemedikleri için, farklı bir söylemle;

Gökkuşağı renklerinin (İbnelerin kendilerine sembol olarak seçtikleri bayrak) mücadelesi karanlığınızı yenecek! LGBT’liler susmadı, susmayacak, karanlığa teslim olmayacak! Vahşeti lanetliyoruz! Homofobik katliamcı zihniyet dünyanın her yerinde yenilecektir!

Demişler...

Mesele “g*t dâvası” olunca nasıl böyle empatiyle yaklaşıp, sahiplenip, benimseyivermelerini anlamakta zorlanıyorum, aklıma bin bir türlü şey geliyor, ama olsun! Ne de olsa “düşünce özgürlüğü” var memlekette…

Neyse, biz konuyu dağıtmayalım…

ucu-bir-arada-ibnelige-destek-001.jpg

asli-aydintasbas-tivit-001.jpg

*

Yeni kuşaklar bilmeyebilirler;

Bir zamanlar gerçek aydınların, Müslümanların çok esaslı ve temel bir meselesiydi;

Dilimiz"e yönelik, organize bir şekilde gerçekleştirilen saldırılar…

Ve “Bir milleti yok etmek istiyorsanız önce dilini bozacaksınız, kültürünü yok edeceksiniz” temalıtartışmalar olurdu. “Dil”e sahip çıkmaya, onu yaşatmaya çalışanlarla, “Dil”i bozmaya çalışanlar arasında önemli bir mücadele vardı… Tabii ki bu “mücadele” de bir yönüyle kaybedildi diyebiliriz bugün için…

Bu çatışmanın “Batıcı” tarafında yer alan medya, devlet-resmî ideoloji desteğiyle bu işte büyük bir rol üstlendi;

Örneğin bir “sanatçı” ne kadar “çıplak-dekolte” giyinirse, bu malûm medyada;

Cesur”

Diye nitelenir ve haber yapılırdı…

Böylece; Aslında, “çıplaklığın-soyunmanın” bir fahişelik değil, “cesaret”(!) isteyen bir iş olduğu ‘mesajı’ ilgili toplum bireylerine ulaştırılmış olurdu:

Hadi bakalım; kim daha çok soyunacak, kim daha “cesur” görelim dercesine piyasa oluşturulduğu da bir gerçek..

Yine; işte “orospu” yerine “hayat kadını” denilmesi… Orospuluğun kötü bir şey değil de bir çeşit ticaret olduğunu vurgulamak için onun da bir “meslek” diye yazılıp çizilmesi gibi…

“İbne” yerine “gay-eşcinsel” kelimelerinin yerleştirilmesi…

“Ahlâk” kelimesi yerine özellikle “etik” kullanılması…

Hatta bazı kelimelerin kullanılması, resmi kurumlardan gönderilen talimatlarla yasaklanır, onların yerine hangilerinin kullanılacağı dikte edilirdi…

Nihayetinde iş; tüm “siyasî” suçluların “terör” olarak tarif edilmesiyle devam etti…

Böylece; “İbne” ve “orospu” bir küfür olmaktan çıkıp, “gey” ve “hayat kadını” oldu…

Böylece; bu “iğrenç” fiiller, sapıklıklar,  tüm galizliklerinden uzaklaştırılıp, gayet “masûm” tercihlere(!) dönüştürüldü!

Önceden olsaydı; bırakın birinin kendi “g*t dâvâsını” böyle toplum önünde uluorta savunmasını, belli etmeye bile korkardı!

Ama şimdi?..

Bu aşağılık adamların “kendilerini düzdürmek için” toplum önünde gösteri yapmaları, bu iğrençliği yapanların, böyle “normalmiş” gibi görünen Milletvekilleri, sanatçılar, partiler tarafından savunulmasıbile “normal” karşılanmaya başlandı!.

Tabii artık soran eden kimse de yok;

Pardon bu “iğrençlikle” nasıl bir müştereklik kuruyorsunuz?..

Söz konusu sapıklar kendilerine “vurdurunca” siz bundan ne gibi bir “yarar?” umuyorsunuz?

Bunu “toplum önünde”, topluma meydan okuyarak yapmaları çok “ibnece” bir şey değil mi?..

Siz bunları hangi “müştereklik hissiyle” savunuyorsunuz?..

Garo Paylan?..

Aslı Aydıntaşbaş?..

HDP Gençlik şeysi?..

Böylesi iğrenç bir sapıklığı “toplumsal bir meseleymiş gibi” sunmaya utanmıyor musunuz, yoksa yüzünüze tükürecek adam mı kalmadı?..

*

Bu azgınlığın ve sapkınlığın çok çeşitleri vardı…

İbnelik…

Orospuluk…

Transeksüellik…

Lezbiyenlik…

Şimdi hepsini bir tek şemsiye altında topladılar: LGBT…

Bunlara bir de “cicili bicili” renklerden oluşan –“gökkuşağının renkleriymiş- bir bayrak yaptılar… (Ne kadar “sevimli”(!) anlıyorsunuz değil mi?.. “Ayol bunlar g*tünü s..kirmek istiyor, bunun neresi iğrenç, bayraklarına bir baksanıza.. Toplum olarak bunlara destek olmamız lazııııım…” mesajı ilgili yerlere ulaşmıştır her halde…)

Tabi insan fıtratını hedef alan bu iğrençliğin, tüm dünyada yaygınlaştırılması bir “proje” olarak uygulanıyor

Bu işte de “Küresel Kraliyetçilerin” desteği var…

Başrollerinde “gay-ibne”lerin olduğu filimler, oyunlar, diziler… Onların “kahramanlaştırılması…”

Bunları ballandıra ballandıra anlatan, reklam eden medya…

Bunları sahiplenen Partiler…

Sonra, bu iğrençliğin “dünya genelinde” örgütlenmesi ve dünyanın en aşağılık-en onursuz işine “onur yürüyüşü”(!) adının verilmesi? (Tek başına bu bile, bu iğrençliğe, bu onursuzluğa bu ismin verilmesi bile, olayın “organize” bir hareket olduğunu göstermeye yeterli aslında…)

Bütün bunlar, rastgele ve kendiliğinden oluşacak organizasyonlar olmadığına göre, “Küresel Kraliyetçilerin” bu işin arkasındaki parmak olduğunu göstermeye kâfi…

Olayın bir de bu boyutu var…

Küresel Kraliyetçilerin asıl amacı, dünyadan dinlerin –“Dinlerin” derken, aslında sadece İslâm’ın-etkisini kırmak, onları yeryüzünden silmek olduğu biliniyor. Dinlerin yerine kendi azgınlık ve sapkınlarıyla insanlığı esir almak ve köleleştirmek hedefleri olduğu da…

*

Bu “gerçekler ışığında” hadiseyi değerlendirmeye çalışırsak…

Bir; Saldırıyı “IŞİD” yapmıştır veya yapmamıştır, bunun bir önemi yok…

Saldırıyı yapan ve öldürülen Ömer Metin Sıddık;

Türkiye’deki “derin ekran bülbüllerinin” zor duruma düşebileceğini hesap etmemiş olabilir…

Komplo geliştirme uzmanı” beyni dumur olmuş, “analiz kasarlar”ın her şeyi düşünüp, bir tek şeyi düşünemiyor olmaları da, “akıl ve ruh sağlığı” açısından çok sorunlu bir durum ortaya çıkarmaktadır:

Kardeşim, dünyanın her tarafında Müslümanlar saldırı ve tehdit altındayken, tepelerine bombalar yağarken, bir Müslüman öfke ve nefretini bu şekilde "ifade etmiş" olamaz mı?..

Müslümanların "öfek ve nefreti" yok mu?..

Kâfirler öfke ve nefretlerini bomba yağdırarak kusarken, normal de, bir Müslüman öfeksini bu şekilde ifade edince mi, "anormal"?..

Her şeyi "düşünüyorsunuz"(!) ya bunu niye hesaba katımyorsunuz?

Bu saldırıyı Amerika kendi kendisine yapmış… Amaç Müslümanlara nefreti artırmak”mış!.. Ondan sonra da başka “operasyonlara” gerekçe olarak bunu kullanacakmış…

Mış mış da mış mış, mış mış da mış mış…

Ee, güzel kardeşim, bu çıf çıf muhakemenin sonucu olarak;

“Yahu Amerika ve Batı zaten İslâm’den yeterince nefret ediyor! Ortadoğu’da, Müslüman coğrafyada her türlü operasyonu, vahşeti ve katliamı yapıyorlar.

Bunu sana mı soracaklar?..

Kaldı ki, bu tür konularda “etkisiz elaman” konumundaki kitlelerin, yığınların algısının ne olduğunun ne önemi var?”

Diye sorsa, ne yapacaksın?..

Ayrıca, dünyadaki “çifte standart” bir tek bu konu ile ilgili değil…

Üstelik gözümüzün önündeki;

IŞİD terörü”ne şiddetle karşı olanların, “PKK terörü”ne, 1100 akademisyenle, o da yetmeyince DBP-HDP gibi parti kurarak nasıl destek olabildiklerini düşünmekten, bunun bir “izahını bulmaya” çalışmaktan “akıl ve ruh sağlığımızı” kaybettik, ama kimini umurunda…

Bak, HDP Milletvekili Garo Paylan bir Kürt faşizmi yalakası olarak, Müslüman Türk milletine ve onun yaşadığı acılara hiçbir şekilde “empati” ile yaklaşmamasına rağmen, Orlando’da “g*t dâvâsı” çalan-ibnelikten başka bir özelliği bulunmayan bu ibnelerle anında “empati” kurabiliyor!

Adam; “İbneler karanlığı yenecek!” diye tweet bile atmış! Sanırsın ki, eşcinseller etrafa ışık yayan bir güneş!

Sizler Garo Paylan kadar dürüst olamayacak mısınız?...

Niye siz sürekli “terörü lânetlemek” zorunda hissediyorsunuz kendinizi?..

Bir sosyal medya fenomeni kadar da mı “kalp huzurunuz” yok?..

Ne diyordu Naif Kelemendi efendi;

Ben niye her boku lânetlemek zorundayım arkadaşım? Herif çekmiş silahı dalmış gece kulübüne, bana ne, ben sahuru yapıp yatacam ulan

Kardeşim, siz de yatın, sahuru da ister yapın ister yapmayın!

*

Bu “ibnelik” meselesinin “g*t”le yapılanından başka bir de “zihniyet” şeysiyle yapılanı var!

Özellikle “zihniyet ibneliği” diye tanımlayabileceğimiz bu azgınlık ve sapkınlık, öbüründen daha yaygın ve teşhis edilmesi biraz zor! Üstelik bunların, “dinci-dergici, yazar, sanatçı, edebiyatçı” gibi değişik türleri de var! 

Teşhis ve tedavisi oldukça zor olan bu “ibnelik” türü üzerinde bilahere duracağız!

 
Bu haber toplam 887 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.