• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 21 °C
  • Konya 21 °C
  • İzmir 24 °C

HDP'nin "inadına" söylemesi gereken...

Şükrü  Sak

Türkiye’nin PKK’dan sonra

ARTIK BİR DE "HDP SORUNU" VAR

Şükrü Sak

 

 

 

HDP’nin son seçim bildirgesi apaçık gösterdi ki;

Türkiye’nin artık bir “HDP sorunu” var!

Bu sorun “Türkiye halkları” açısından, PKK’dan daha tehlikeli bir hâl almaya başlamış bulunuyor. Bu tehlike;HDP Kürt halkının “CHP’si olma” yolunda hızla ilerliyor olmasından kaynaklanmıyor; “İnadına yalan, inadına savaş, inadına ihanet, inadına toprak talebi, inadına bayrağa, Türk halkına, onun değerlerine” karşı geliştirdiği, “kin ve nefret dolu” yeni bir “savaş dili”nden kaynaklanıyor…

Bu kin ve nefret dolu “savaş dili”nin; “barış, kardeşlik” yalanıyla sürdürülmesinden kaynaklanıyor…

Açıklayalım;

Çözüm süreci “milli bir hamle”ydi…

30 yıldır süren bir çatışmayı bitirmeyi hedefliyordu…

Olmadı…

Başta “dış aktörler” olmak üzere, Türkiye’yi en hassas noktalarına varıncaya kadar büyük bir kuşatmaya almış olan Fetullahçı ajan yapılanma eliyle bu “milli süreç” büyük bir suikasta maruz kaldı…

90’lı yıllarda; Laik-Kemalist rejimin dayatmaları, “imha ve inkâr politikaları” nedeniyle Kürtlerin bu politikalara karşı gösterdiği direnişi bizler de destekledik…

Fakat bugün durum çok farklı;

Artık mesele; “haklar ve özgürlükler” meselesi olmaktan çıktı…

O gün, haklar ve özgürlükler temelinde yürütülen bu mücadele; bugün doğrudan bir “toprak talebi”ne, bildiğimiz anlamda “siyasî bir suikast” girişimine dönüştü, malûm…

HDP bu sürece “ihanet” noktasında baş rol oynadı diyebiliriz…

Özellikle Demirtaş’ın Amerika’daki “Kürt kongresi”ne gidip geldikten sonra;

Seni Başkan yaptırmayacağız, yaptırmayacağız, yaptırmayacağız…

Söylemi “çözüm sürecine niçin ihanet ettiler?” sorusunun da cevabını barındırıyor.

O günden bugüne gelene kadar, atılan bütün adımları boşa çıkardılar…

Başkanlık sistemi” Türkiye’de “Batı ve Amerika”nın müdahalesi olmadan, onlara karşı, onalar rağmen niyetlenilen, en az “çözüm süreci” kadar “milli bir hamle”ydi…

Bu arada kimse HDP’ye;

Sana ne Başkanlık sisteminden. Sen “Kürt meselesi” ekseninde, imha ve inkâr politikalarına karşı oluşmuş bir partisin. Ne münasebet?.. Üstelik senin karşındaki adam, Kürt sorunu karşısında tarihî adımlar atmış bir lider… Kendine gel!” demedi.

Çünkü Türkiye’de “Başkanlık sistemini” istemeyen; Amerika ve İsrail’di!. 

Siyasî sistemi” istedikleri gibi dizayn etmeye alıştıkları için, bu duruma Fetullahçı ajan yapılanma eliyle müdahale etmek istediler; başaramadılar, ama önemli ölçüde de tökezlettiler…

HDP’de bu işte “elverişli bir aparat” olarak, her şeyi bir kenara itip figüran olmayı seçti…

Görüldü ki:

Kürt sorunu”ndan doğan ve kendini böyle konumlandıran bir parti, aslında 80 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihî boyunca bu meseleye; en insanî, en vicdanî ve en makûl yaklaşan Erdoğan’a ve “devlete” karşı, -bu defa- gerçekten de hiç sebebsiz bir “savaş” başlattı…

Çok kısa bir sürede; HDP, “HDP olmaktan” çıktı; “Projeye” dönüştürüldü;

Erdoğan’ı tasfiye projesinde bir aparat” olmayı tercih etti…

Batı ve Amerika’nın “kirli bir maşası” olmayı seçti…

Türklerin ve Kürt halkının bütün ortak değerlerine, ortak geçmişine, ortak yaşama iradesine, birliğine, beraberliğine karşı, “zehirli bir çıban başı” olmayı tercih etti;

Kürt halkını; Sömürüye uygun hâle getirmenin, “laikleştirmenin, batıcılaştırmanın, değerlerinden uzaklaştırmanın” yolunu seçti, kendini birden “İslâm’a karşı” konumlandırıverdi

HDP’nin “Çözüm süreci” başlangıcından bu yana:

Kullandığı siyasi dil…

Geliştirdiği söylem…

Sol ile kurduğu “ittifaklar…”

Fetullahçı hain yapılanma ile girdiği ilişkiler…

Aydın Doğan medyası ekseninde temsil edilen; beyaz Türkler, laikler, liberaller, Kemalistler vesaireler ile sarmaş dolaş vaziyetler…

Bütün bunlar; “HDP’nin proje”lendirilmiş hâlini gösteren örnekler…

 

HDP’nin KÜRT VE TÜRK HALKINI ZEHİRLEYEN “SAVAŞ DİLİ..”

Bunların da ötesinde;

HDP’nin “siyasete” getirdiği “savaş dili…

Bunun üzerinde durulması ve bu konunun çok ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekiyor;

HDP’nin bu “savaş diliyle” konuşması hiç de “normal bir durum” değil…

Elinde silahla savaşan, devlete meydan okuyan “illegal örgütler” için bu durum gayet tabii…

Ama meşru siyaset çizgisi içinde, siyaset yapacağı düşünülen bir parti için bu durum hiç de “normal” değil…

Bu “savaş dili” bilindiği üzere daha çok illegal sol örgütlerin ve PKK’nın kullandığı bir dil… PKK açısından, PKK’yı bilenler açısından da hiç garip karşılanmadı bugüne kadar…

Fakat 80 milletvekili ile meclise girmiş bir partinin “savaş dili”yle konuşması…

Propaganda yapması…

Meydan okuması…

Tehdit etmesi…

Bayrağa karşı takınılan tavır…

Türkiye’nin –özellikle- “milli politikaları” karşısında gösterdikleri tepkiler…

Ve nihayetinde devletin bir “asayiş ve terör sorunu” olarak gördüğü silahlı saldırılar karşısında takındığı tavır ve “cenaze taşıma” eylemleri

Müslüman Türk halkına karşı kışkırtılan, kanırtılan, “kin ve nefret dolu” söylemler…

Bir “siyasî parti” şemsiyesi altına sığmayacak o kadar şey;

Nihayetinde çok ciddi bir gerilim doğuruyor… (Sosyoloji bu tür gerilimleri fazla taşımaz, “patlatır”..)

Ve gerçekte HDP’nin “asıl amaçlarının” ve niyetlerinin sorgulanmasına yol açıyor…

Bu, Fetullah ve Doğan medyasının halka göstermek istediği gibi “Türkiyelileşmek” isteyen, saz çalan, caz yapan, ibnelerin gösterisine katılan, onlara destek veren bir HDP yok aslında.. Bunlara “imaj operasyonları” diyebilirsiniz.

Ama kullandıkları “savaş dili?..”

Bu “normal olmayan” durum, devletin, Ak parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıklıkla dikkat çektiği bir durum…

Bu “savaş dili”nin; toplumda ciddi bir gerilim ve kutuplaşma doğurduğu ayan beyan ortada!

En son yaşanan gerilimde; doğrudan HDP binalarının hedef alınması da bu gerilimin, daha doğrusu HDP’nin “silahlı muhalefet” diliyle konuşmasının bir sonucu aslında!

Bütün bunları göz önüne alarak; artık bu gerçeği görmek gerekiyor?..

Genetiği ile oynanmamış, Batı ve Amerika tarafından projelendirilmemiş normal bir HDP’nin, bırakın savaş dili ile konuşmayı, tam tersi bir tavır ve siyaset üretmesi gerekirdi…

 

HDP’nin "İNADINA" SÖYLEMESİ GEREKEN

Doğal-tabii şartlarda, HDP’nin şöyle demesi gerekiyordu:

“TC’nin ve Kemalizm’in seksen yıllık imha ve inkâr politikalarına son vererek Kürt Meselesinde tarihî bir adım atan, gerçek bir devlet adamı olan sayın Erdoğan’ı selâmlıyoruz. Seksen yıllık laik-Kemalist zorbalığın kalesi olan “Çankaya”ya karşı, Yeni Türkiye’nin kalesi olan “Saray”ı selâmlıyoruz…

Tece zulmü seksen senedir devam ediyor, kırk yıldır da, literatüre “düşük yoğunluk savaş” olarak geçen bir savaş sürüyordu. Bu savaşı durdurmak elbette kolay bir şey değildi, büyük bir riski vardı. Erdoğan bu riski göğüsledi. Artık “çözüm sürecine” sahip çıkmak, bu çerçevede bizim de namus borcumuzdur!

Savaşmak zordur, ama barışı tesis etmek daha zordur!

Savaşlar, ölümler, gözaltında kayıplar, işkenceler, yargısız infazlar, olağanüstü hâller, sıkıyönetimler dönemine son veren böyle bir siyasî iradeyi elbette ki, daha öncekiler gibi göremeyiz! Bu hainlik olur, nankörlük olur, “insan-dışılık” olur!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; bu zorluğu görerek, insanî olan, vicdanî olan, makûl olan barış ve kardeşlik yolunu seçmesi Türk ve Kürt halkı adına büyük ve tarihî bir adımdır.

Bu tarihî adıma sahip çıkmak, bizlerin de birlikte ve aynı bayrak altında, bir devlet çatısı altında yaşamak ve yaşatmak, bu barış ve kardeşliğe sahip çıkmak en büyük sorumluluğumuzdur! Bu süreci bozmak isteyen iç ve dış hainlere karşı daima Erdoğan ve Türkiye ile biriz ve beraberiz!

Kürt anneler, Türk anneler bu “savaşı bitirme iradesi”ni ortaya koyduğu için, bu anlamsız savaşı bitirme iradesi gösterdiği için, aklın, vicdanın yolunu seçtiği için Erdoğan’a minnettardır!

Erdoğan’ın Kürt sorununa, Kürt halkına karşı insanî, İslâmî ve vicdanî bir temelde başlattığı çözüm süreci, bu süreçte attığı adımlar, yaptığı düzenlemeler, Kürt kimliğinin tanınması, dil ve yayın alanında getirilen özgürlükler, inkâr ve imhâ politikalarına son verilmesi, o döneminden kalma uygulamaların kaldırılması ve benzeri uygulamalar Erdoğan’ın bu konuda ne kadar samimi olduğunun açık isbatıdır!

Eğer bu noktadan sonra kim çözüm sürecine bir zarar vermeye kalkarsa, isterse PKK olsun, Erdoğan’dan önce karşısında bizi bulur!”

Demeleri gerekirdi!

Demediler…

Ne yaptılar?.. Görüyorsunuz;

Erdoğan’a savaş açtılar…

Amerika ve İsrail’in çıkarlarına uymadığı için, onlar istedi diye “Çözüm süreci”ne ihanet ettiler…

Kürt halkına karşı sicili bozuk ne kadar yapı varsa hepsi ile; CHP ile, Sol ile, Fetullahçılar ile, Hürriyet, “Taraf” ile, “Sözcü” ile kol kola girdiler, Erdoğan’a karşı savaş başlattılar…

Bu ihanet yetmedi;

Bir de; “Savaşı saray başlattı” kirli propagandasına kalkıştılar…

Nihayetinde;

HDP ve müttefikleri Türkiye’yi doğrudan bir “iç savaş”ın eşiğine kadar getirdiler…

7 Haziran öncesi başlayan bu süreç; “kararlı bir siyasî irade” ile karşılaşmazsa kaçınılmaz bir şekilde; “Türkiye Suriye’leşecek..”

*

Gelelim meselenin Türkiye açısından en can alıcı noktasına…

Türkiye’nin zaten bir PKK sorunu vardı…

Ve bu sorunla bir şekilde mücadele ediliyor; eline silah alan silahla karşılık görüyor, dağa çıkan “dağda” dolaşıyordu filân; nihayetinde sorun “askeri” bir sorundu… “Dağdaki PKK” ile mücadele bir şekilde yürütülüyordu…

Asıl sorun “Meclisteki PKK’ya” karşı nasıl mücadele edilecek?..

Bir bakıyorsunuz, Ankara’da traşlı ve kravatlı, bir bakıyorsunuz operasyon yapılan dağda; PKK’ya “canlı kalkan”, bir bakıyorsunuz karakol basayım derken öldürülen PKK’lının cenazesini omuzlamış, bir bakıyorsunuz ekranlardan tehditler savuruyor…

Üstelik bunların elinde silah yok!

Silah gibi kullandıkları zehirli bir “savaş dilleri” var…

Siyasi parti”ler, fakat, Türkiye halklarının meselelerini “siyasî yollarla” çözmek gibi bir düşünceleri yok, bir teklifleri yok, ona uygun bir tutumları yok!

Dağdaki PKK’dan daha “tehlikeli” bir durum söz konusu değil mi bu durumda?..

Kısaca HDP, “Kürt meselesi”nin çözümünde önemli bir rol üstlenebilecekken, bizzat kendisi “Türkiye’nin bir sorunu” hâline geldi, geliyor…

Önümüzdeki günler; “HDP sorunu”nun daha da ağırlaşarak devam edeceğini gösteriyor;

Çünkü HDP’nin; “Bu milli bir meseledir” dediği hiç ama hiçbir şey yok!

HDP sorununa karşı ne yapılacak?..

Galiba bu soruya doğru dürüst bir cevabı olan bir “devlet aklı” da yok!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.