• BIST 104.123
  • Altın 145,814
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 14 °C
  • Konya 16 °C
  • İzmir 16 °C

Hangi İslâmcılık, hangi İslâmcılar?..

Hangi İslâmcılık, hangi İslâmcılar?..
Son yaşanan tartışma, "pusuya yatmış sırtlan gibi" bekleyen bir "klik"in varlığını ortaya çıkardı! Bu hiç de "masum" sayılabilecek bir "tartışma" değildi!

Nabız Özel

 

"Sen ne zaman İslâmcı oldun Asuman?" (Bu ifâde, Salih Tuna'nın bir yazısının başlığı...)

Çok önemli bir soru..

Türkiye'de saf ve ter temiz İslâmî kaygılarla hareket eden "gençlik" için anahtar bir soru bu...

Cevabı da o derece hayati...

Son yaşanan tartışma, tartışmasız şekilde bir gerçeği ortaya çıkardı;

Türkiye'de "pusuya yatmış fırsat bekleyen bir klik" var...

Bunların bir kısmı "kullanışlı aptal" durumundayken, bir kısmı tam da "operasyonel amaçlı" kullanılan elverişli yapılar! Hemen hemen tamamının ortak noktası;

"Ehli Sünnet" düşmanlığı...

Bu "İslâmcılığın" temelinde "İngiliz aklı"nını ürettiği, "İslâm'a karşı İslâm-Müslümana karşı Müslüman" stratejisi var...

Bunun kestirme ifadesi;

"İngiliz İslâmcılığı..."

600 yıl boyunca "İslâm sancağını" taşımış Müslüman Türk milletinin, Osmanlı'nın, bu toprakların, Türkiye'nin, bütün mirasını, birikimini, müktesabatını, alimini, hâkimini, sanatçısını, fikrini, düşüncesini, tefekkürünü, irfanını "yok sayarak" -üstelik tertemiz gençleri de buna düşman ederek- nerde bir "sapık" varsa, arayıp bulup, buraya getirip, onların zehrini Anadolu'ya boşalttılar!

"İngiliz İslâmcılığı" bu demek!

O yüzden de bunların bir ortak noktası; Ehli sünnet düşmanlığı ise, diğer ortak noktaları "Osmanlı" düşmanlığıdır!

Nedir Osmanlı?..

600 yüzyıl boyunca İslâm'ın sancağını şerefle dalgalandıran, yer yüzüne adalet ve özgürlük dağıtan, medeniyet inşâ eden muhteşem geçmişimiz; bizim geçmişimiz, bu toprakların geçmişi...

İngiliz İslâmcılığı, bu sebepten, bu topraklara ait, yerli olan, milli olan, bizim olan, bize ait olan bütün değerlere ya "düşman" veya mesafeli durmuştur!

Hatta bunlar 'meydanı boş bulup' o kadar azgınlaştılar ki; -Haşa- Allah Resulü'ne karşı bile "İslâmcılık taslamaya" kadar vardırdılar işi...

Siz buna şaşırmıyor musunuz?..

Hayret etmiyor musunuz, bu nasıl bir kepazeliktir demiyor musunuz? Veya Salih Tuna'nın sorduğu gibi; "Sen ne zaman İslâmcı oldun Asuman?" diye sormuyor musunuz?..

Örnek mi?

Buyurun:

13358.jpg

"İngiliz İslâmcılığı" ve onun tesirinde kalan yapı, kişi ve gruplar;

Bu topraklara ait, yerli, milli ve bizi biz yapan değerleri sistemli bir dünya görüşü olarak ortaya koyan Büyük Doğu-İBDA'ya da bu yüzden 'düşman' veya 'mesafeli'dirler...

Son yaşanan tartışma, ("İslamcı-Pelikancı)  "pusuya yatmış sırtlan gibi" bekleyen bir "klik"in varlığını ortaya çıkardı! Bu hiç de "masum" sayılabilecek bir "tartışma" değildi!

Neyse; bu meseleyi konuşmaya devam edeceğiz; Siz şimdilik, Enes Duymaz'ın kaleme aldığı ve bunların "dünü"nü ortaya koyduğu bu tesbitleri okuyun... (Şükrü Sak-Nabız Haber)

 

Hangi İslâmcılık, hangi İslâmcılar?..

Enes Duymaz

Referandum sürecinde ve sonrasında alevlenen Reisçiler-Hocacılar tartışması, referandumda tavrını net belirtememe sıkıntısı çeken, “HAYIR” cephesine meyilli KARAR gazetesi çevresi ve bu çevrenin suçladığı, kim oldukları net bilinmeyen PELİKANCILAR vs. tartışmaları, “İslamcılar tasfiye ediliyor” noktasına geldi.

Öncelikle şunu belirtelim: Kraldan çok kralcı kesilip Reisçi ya da AK PARTİLİ geçinen, geçmişi, ne idiğü belli olmayan hatta bazıları aldığı alkolün tesiriyle konuşan tiplerin İslamcılara parmak sallamasını asla kabul etmiyoruz. Bunların kahir ekseriyetinin de ihaleci ve mamacı olduğunu biliyoruz. Bunun yanında şunu da ilave edelim: Müteahhit olan eski mücahitlerin de mamacılığını, ihaleciliğini de biliyoruz.

Gelelim asıl mevzuya:

Kendini “İslamcı” addeden ve “Bizi tasfiye etmeye çalışıyorlar” vâveylasını koparan cenahın İslamcılığı –hepsi olmasa da çoğununki- sabıkalı…

Bu cenah, neyi niçin savunduğunun çok da farkında olmayan, yanlışta ısrar eden, çıkmaza toslayınca da başka tarafa evrilen, fikri temelden, dört başı mamur bir anlayıştan yoksun bir gruptur. Bu grup, çoğunlukla kökü dışarda kişilerce kafası iğdiş edilmiş ve kolayca güdülüp yönlendirilen bir gruptur. Bunlar, 1500 yıldır imbikten geçirilerek gelen, gerçek kurtuluş yolu olan “Ehl-i Sünnet”e yan çizerek çıktılar yola. İslamcılıklarını böyle bina ettiler. Aklını putlaştırmış, prof. yaftalı ilahiyatçıları, İngilizlerin yetiştirdiği Necidli M. Abdülvehhab’ın oluşturduğu İngiliz İslamı Vehhabiliğin merkez üssü EZHER’den yetişen materyalist kafalı tipleri ve İran’ın mollalarını, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi,İmam- Ahmet Bin Hambel, İmam-ı Buhari, İmam-ı Tilmizi, İmam-ı Maturidi vs hazeratına tercih ettiler.

Bunların zihinleri kılçıkları ayıklanmış tercümelerle pompalanan İthal İslamcılıkla doldurulmuştur. Humeyni’nin Hz.Aişe(RAH) validemize, Hz Ebubekir, Hz Ömer, Hz Osman halifelere hakaretleri, kadınla livataya cevaz veren sapkınlıkları, kendi ayetullahlarını  Mukarrep meleklerden ve Ulu’l-Azim peygamberlerden üstün görme sapkınlıklarını ayıklayıp tercüme ettiler.

Mutahhari’nin kitaplarını “Mut’a nikahı” güzellemelerini çıkarıp tercüme ettiler. Ali Şeriati adlı müsteşrik kafalı Şii milliyetçisinin kitaplarını başta üç büyük Halife olmak üzere sahabeyi kirama hakaretlerini askariye indirip tercüme ettiler.

Mevdudi’nin halifeliğin kaldırılmasına övgüler dizdiği mektuplarından kimsenin haberi olmadı. Seyit Kutup’un Hz. Osman (RA)’a “Mal biriktirici, kapitalist bunak” dediği cümleleri çıkarıp tercüme ettiler. (Buna itirazlar yükselecek ama bunu Arapçasından  gösteren Merhum Sadreddin Yüksel Hoca idi.) İşte bu İslamcı grup, bu tercümelerle yetiştirildi. (Sonra bunlardan  bu cilalanmış tercümelerin aslına vakıf olanları da oldu ama artık bunlara o yanlışlar da doğru gelmeye başladı.)

Bunlar Ali Şeriati’nin etkisiyle neredeyse Ebuzer(RA)’den başka Sahabe yok deme noktasına geldiler. 80’li yıllar boyunca  Hz. Ali- Hz Muaviye ihtilafını tartışıp Anadolu’daki saf Müslümanları bu hadise üzerinden nifaka sürüklediler.  Müşrikler için kullanılan “Atalarınızın dini” ifadesini Anadolu’daki beş vakit namaz kılan Müslüman halka tebdil edip, onları adeta müşriklikle suçladılar.

Daha lise çağındaki çocukların zihnini iğfal edip bu çocukların beş vakit namaz kılan anne ve babalarınıkafirlikle” itham etmelerine yol açtılar. Kemalist ve jakoben aydınların halkı aşağıladığı gibi bu nev-zuhur İslamcılar da cami cemaatini aşağıladılar. Okumuş Müslüman kesimle camii cemaatini birbirinden kopardılar. Bunlardan bir kısmı İran’a gittiler ve paralı döndüler (Humeyni’ye biat eden epey sayıda tipler de vardı: Atasoy Müftüoğlu gibi..) İstanbul’da Beyazsaray’da, Üretmen Han’da kitapçı, yayıncı oldular. (Afganistan’a gidip de parayla dönenlerin olmasıysa akılara zarar bir durumdu. Ki böyleleri de vardı biatlı möbleli işler yapıyorlardı.)

Bu İran lejyonerleri ve cilalı tercümelerin eseri birçok okumuş tip, Anadolu’dan İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlere okumaya gelen Anadolu’nun mütedeyyin ailerinin genç kızlarının zihinlerini allak bullak ettiler. Onları, mut’a nikahı ile iğfal ettiler.  Sayısız kızcağızı bu yola düşürdüler. (Burada itiraz eden varsa hangi kitapçının, hangi okumuş yazmış tipin kaç tane kızla bu yolla evlendiğini isim isim veririm. Bu işi yapmayanlar da alınmasınlar.)

Bir zaman, Amin Maolouf (Adana’dan göçme bir Ermeni ailenin  Lübnan’da doğan çocuğudur)’un romaları üzerinden Selçuklu’ya, Osmanlı’ya, Türk’lere hakaretler yağdırdılar. Türk olmayı adeta aşağılık bir durum gibi sunmaya başladılar. Irkçılığa karşılık adı altında Türk düşmalığı yaptılar. Hatta bunların Kürt kökenli olanları Kürt milliyetçiliği yaptılar ve bunlar da daha sonra HDP saflarına geçti zaten. İsimleri malum. Yerli ne kadar alim, hoca, fikir adamı varsa hepsine saldırıp Ali Şeriati’yi, Abduh’u Afgani’yi, Mevdudi’yi, Mısırlıları yücelttiler.

Bir zamanlar “parti küfürdür” deyip oy verenleri kafir ilan ettiler. Ama Refah  Partisi belediyeleri aldığında bir de baktık ki bunlar belediyeleri doldurmuşlar. Makamları kapmışlar. Yandaşlarını da müteahhit yapıp ihaleleri götürmeye başlamışlar. Refah Partisine çöreklenmeye başladılar. Partiyle Anadolu’nun kadim cemaatlerinin arasını bozdular. Tasavvufi cemaatleri şirkle suçlayıp partiden uzaklaştırdılar. (Tabii ki daha sonra da balıklama AK PARTİ’ye daldılar. Beşir ve Abdüllatif, Mehmet Aydın gibi isimler eliyle etkili ve yetkili makamlara kondular)

Bu grubun, ilginç yanlarından biri de hem “selefilik” dedikleri aslında “Selefi Salihun” ile alakası olmayan Vehhabilik’i hem de Şia’yı savunmalarıydı.

Halbuki  Vehhabiler Şia’yı küfürle itham ederler. Burada bu ikisi bir ardaydı. Bunlar, sözde ABD ve İngiltere’ye en keskin düşmandırlar ama nedense İngilizlerin adamı olan tescilli Mason Afgani ve Abduh’a sahip çıktılar. Afgani’yi çok seven M.Akif’e de bu yüzden prim verdiler.

Suud Kralı’nı ABD uşaklığıyla suçladıkları halde Suud’un ihraç ettiği Vehhabilik’i benimsemekten geri durmadılar.

Irak’ın işgaline “Zalim Saddam Edebiyatı”yla alkış tutular, orada Şiilerin ABD ile işbirliğine hiç ses çıkarmadılar.  Buradan köşelerinde Irak halkını, kimisi Şii Mukteda Es-Sadr’a biat etmeye, kimisi İngiliz ajanı Şii Molla Sistani’ye biat etmeye çağırdı.

Sistani’nin İngilizlerden 200 milyon sterlin (yaklaşık bir milyar tl) para aldığı  basına sızınca buradakiler dut yemiş bülbüle döndüler. Şiilerin Irak’ta Sünnileri katletmesine hiç ses çıkarmadılar.

YILLAR SONRA GELEN İTİRAF

 Bu Nev-Zuhur İslamcılarda şafak Suriye olaylarıyla atmaya başladı. Bir baktılar IŞID Selefi, bunu bir yere konduramadılar. Böyle olmamalıydı. İran, Suriye’de bütün varlığıyla Esed’in yanında ve Müslümanları katlediyor. Bizim İslamcılarda bir şaşkınlık. İçlerinde fırtınalar kopuyor. Bunun itirafı mahiyetinde Haksöz Habarde Mustafa Siel’in 02/0’72017 tarihli “Ehli Sünnetin Müdafaası” başlıklı yazıyı okumak çok yerinde olur. İşte o yazıdan bir alıntı:

“Öncelikle her zaman yaptığımız gibi eğri oturup doğru konuşarak başlayalım söze. Ümmetin kahir ekseriyetini oluşturan Ehli Sünnete karşı kesintisiz 1300 yıllık Şii ve 1000 yıllık Alevi kaynaklı karşıtlık tecrübesi sonucu Sünni kesimde 1980’lere kadar devam eden İran ve Alevilere karşı korunma reflekslerini zayıflatan biz radikalleriz. Aynı durum küresel refiklerimizin aynı yöndeki çabaları nedeniyle küresel bazda da geçerli.

Yumurtadan Çıkıp Kabuğunu Beğenmeyen Biz Radikaller

Yerel ve küresel bazda biz radikallerin ümmet ve vahdet adına iyiniyetli, samimi ama saf çabalarımız sonucu cemaatler, camialar, halk ve siyasiler bazında bu refleks ve koruma duvarı her geçen gün biraz daha zayıfladı.

Bizler yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyen civcivler misali, Ehli Sünnetin yanlışlarını üzüm yemekten ziyade bağcıyı dövmeye dönen bir sertlikle eleştirerek, içten düzeltmek yerine bu kesimi her geçen gün içten içe zayıflatırken, Şiiler bizlerin Ehli Sünneti kıyasıya eleştirdiğimiz hususlarda Ehli Sünnetle kıyaslanamayacak derecede hurafe ve şirk dolu mezhebi anlayışlarını iyice perçinleyerek, mensuplarını tam bir ideolojik savaş makinasına dönüştürdüler.

Şia’nın Parazitleri

Ehli sünnette bizim oluşturduğumuz zafiyet sonucu savunma reflekslerinin iyice zayıfladığını gören takiyye ustası İran ve kuyruğu Şiaperestler, bu zaafiyeti ince metotlar kullanarak, içimize sızdırdıkları ve biz radikallerden devşirdikleri nüfuz ajanları ile, Türkiye’de ve küresel bazda bünyemize sızıp bizleri öldürmeyecek derecede zehirleyip hareketsiz hale getirdiler.

Tıpkı avını önce düşük doz zehirle (öldürmeyip) uyuşturarak hareketsiz hale getiren ve taze etini yavaş yavaş canlı canlı yiyerek beslenen örümcek gibi. Ya da  uyuşturup felç ettiği avına yumurtalarını yerleştirip, yumurtadan çıkan larvaların bu taze et ile beslenip büyümesini sağlayan parazit böcekler gibi.”

 

Bu itirafı yapan arkadaş ve benzerlerinin yüzde doksanı İran’ı terk etti. Oradan para alıp TV kuran, gazete çıkaran lejyonerler hariç. Burada prim verdikleri Hüseyin Hatemi gibi tipleri de sildiler. Ama İran’a olan keskinlikleri Selefilik diye yutturulan Vehhabilik için geçerli değil.

Mezhepsizlik, Şiilik, İrancılık, Mealcilik ve Laiklerin rakısı...

Burada bir şey daha belirtmekte yarar var: Bu selefilik, mezhepsizlik ya da Şii İrancılığının bizim laiklerin rakısı gibi bir tarafı var: Laiklerin rakısı nasıl şişede durduğu gibi durmuyorsa, bizimkilerin bu anlayışları da baştan bir sapmayla olduğu için zihinde durduğu gibi durmuyor.

Bunların içinden değişim hızını alamamış bir sürü tip çıktı. Erkan Mumcu, Abdüllatif Şener, Levent Gültekin, halen bakan olan bazı kişiler, Hiltonlarda çifte mankenle kol kola gezen tarih mezunu Hüseyin vs. niceleri. Liberal oldular…

  • Yorumlar 10
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.