• BIST 97.829
  • Altın 279,111
  • Dolar 5,8318
  • Euro 6,4989
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • Konya 15 °C
  • İzmir 23 °C

Gerçeğin hayâli, hayâlin gerçeği...

Şükrü  Sak
İdeolocya; İslâmın, Şeriatın, Tasavvufun, fikir hâlinde sûret bulmuş, kelâmla ifadelendirilmiş hâlidir!

İdeolocya; Gerçeğin hayâli, hayâlin gerçeği...

 

Şükrü Sak

 

-I-

Mevcut “olumsuz” tabloyu anlamaya çalışırken birden “evraka” dedim; buldum, buldum! Fakat böyle bir ânda bulduğum şey, beni bile şaşırttı…

İdeolocya Örgüsü malûm;

Son beş yüzyıllık devreyi esas alırsak; Türkiye’de başka da her hangi bir örneği olmayan, Üstad’ın “ben bu eseri yazmak için yaratıldım” dediği eseri;

İdeolocya Örgüsü… İdeoloji… İslâm’ın düşünce sistemi, İslâm’ın “eşya ve hadiselere –günümüze- nasıl tatbik edileceğini” gösteren, “tabik vasıta sistem…”

İbda Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun, “İdeolocya”nın ne demek olduğunu, nasıl bir çırpınış içinde anlatmaya çalıştığını biliyoruz, “tatbik vasıta sistemi” olarak, İdeolocyayı nasıl şerh ettiğini… Konuşmaları, yazıları, eserlerindeki vasıflandırma, atıf ve yorumlar, konuşmaları, hülâsa, bütün hayatı, bütün kavgası başta olmak üzere aslında “ideolocya’da” çizilen tablo içindi bir bakıma, o “hayâli” gerçekleştirmek için…

 

-II-

Biliyorsunuz İdeolocya Örgüsü üzerine, dışımızdaki laik, Kemalist, solcu, renksiz, eyyamcı, gazeteci, yazar, akademisyenlerden, gazetecilerden bir kısmı zaman zaman yazıyorlar;

İşte Nuray Mert gibi, Özgür Mumcu gibi, ne bileyim, Kadri Gürsel gibi, Hasan Cemal gibi, var bu çerçevede bir hayli, eleştirel ve ilzam etmek amaçlı yazan çizen…

Amaaaaaa?

Bu tarafta daha bu güne kadar bu eser üzerinde, İdeolocya ve İhtilal-Başyücelik Devleti de ortada olmasına rağmen- bir tek atıf yapan, yorum yazan, eserin içeriği ve dahi dışarığı ile ilgili tek satır kelâm eden? Sistem nedir, sistem ile sistemsizlik neye tekabül eder tarzında tek satırlık bir “zekâ pırıltısı?”…Yok… (Pardon, var; kendisine verilen “Necip Fazıl” bilmem ne ödülünü hiç utanmadan alan, “İdeolocya Örgüsü, Hitler’in Kavgam’ından daha faşisttir” diye yazan biri var, ama onda da utanma yok!)

Evet, yok…

 “Koskocaman, top şeklinde bir yumak gibi iplik iplik sarılı, kangal kangal bükülü, ilk ucundan son ucuna kadar üstüste devşirili; dışarıya doğru lif lif dağınık ve içeriye doğru kol kol toplu, muhitte nâmütenahî çok ve merkezde nâmütenahî tek; ve nihayet gelmiş ve gelecek zaman boyunca bütün eşya ve hâdiseler zeminini avlamaya memur bir fikir ağı halinde düğüm düğüm çerçeveli bir manzume... Yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesi...”

Etrafı, “nasıl?” ve “niçin?”e cevab olarak, yüz altmış ciltlik bir külliyatla kuşatılmış, tahkim edilmiş bir Fikir sistemi, -maalesef- ne merak düzeyinde, ne “bu ne diyor, ne anlatıyor?” şeklinde bir inceleme seviyesinde, ne de “yahu bu hangi yaraya merhem?” seviyesinde bir “ilgi” görmüyor…

Halbuki;

-III-

Bir tek “ideolocya” ile dünyaya meydan okuyabilir, dünyayı "değiştirebilirsiniz"…

Bir tek “ideolocyanız” olmadığı zaman, etrafınızdaki, mahallenizdeki, semtinizdeki, şehrinizdeki, ülkenizdeki, bölgenizdeki, dünyadaki bütün pisliklere, zulümlere, haksızlıklara, adaletsizliklere, çirkefe, pisliğe, kötülüğe “karşı” duramaz, “karşı” olamazsınız…

Bir tek “İdeolocyanız” yoksa, hiçbir “İslâm dışılığa” itiraz edemezsiniz, “İslâm dışı” ne kadar kötülük, yanlış varsa, “İslâmcı kılığında” bunları “yaşatırsınız…”

Bir tek “ideolocya” ile;

Kapitalizm vahşetine…

Sosyalizm illetine…

Kemalizm zilletine…

Başıboşluk felâketine…

Eyyamcı rezaletine…

Reformist pisliğine…

Kendi kendinde ibaret adamlar sürüsüne…

Dünsüz ve yarınsız “İslamcı kılıklı” müptezel düşüklere…

Kendi başıboşluklarını, fikirde “nesebsizliklerini”, seviyesizliklerini gösterebilir, itiraz edebilirsiniz.

Kapitalizm vahşetine, Sosyalizm illetine, Başıboşluk felâketine, eyyamcı rezaletine, reformcu pisliğine –ve dahi sayamayacağımız kadar yanlış ve çirkine, adi ve kötüye- ancak ve ancak bir İDEOLOCYA ile karşı çıkabilir, onları yenebilir, onların “mevcutu yaşatan” bayağılıklarına dur diyebilirsiniz… (E peki sizin böyle bir derdiniz var mı?)

Bir tek “ideolocya” ile…

Bir gaye, bir dava, bir iddia, bir teklif “sahibi” olabilirsin… (Ama senin bir “kimlik” sorunun yok! Daha doğrusu, “kimlik” sorunun var!)

Teklifin sahibi belli de, sen ancak o teklif karşısında, “sen nesin?” buna karar verebilirsin! (Ama sen buna da “ihtiyaç” bile duymuyorsun!)

Hedefsiz, gayesiz, bireyci, hazcı, hedonist, bütün batıcı değerlerin aşırı dozda tüketicisi konumuna düşmüşsün ama, bir de “İslamcı, Müslüman” filan? Yazıklar olsun sana!

Bir tek “ideolocya” da tecelli eden “mânâyı” muhasebe eden İbda Mimarı’nın diriltici nefesi iledünyayı değiştirebilirdik! Değiştirebiliriz! Değiştireceğiz!

Ne oldu?..

İdeolocya; evrilen, devrilen, savrulan, gevşeyen, yavşayan düşük tabiatlı sümsüklerin, şahyisiyetsiz bayağıların, alavere dalavere çevirmeyi “mücadele”(!) zannedenlerin hiçbir zaman anlamadıkları –fikre nisbet kuramadıkları- bir şey olarak, onların ne mal olduğunu da gösteren bir “mihenk”di, hâlâ mihenktir!

İdeolocya, ideolocyanın “gayeleri” etrafında örgütlenmesi, “iş ve eser” üretmesi gerekirken, ideolocyaya kıçını dönerek, popülizm, işportacılık, eyyamcılık ve başıboşluk, bireyselcilik, hazcılık ve sümsüklük bataklığında, kendi çapsızlığını “dava” diye sergilemeye yeltenenlerin de bu “hallerinin” pisliğini ortaya koyar! Bugün “kendi hâlinizin ne olduğunu?” İdeolocya önünde muhasebe eden biri çıkar, bir ayna tutar, ışık görmüş yarasa gibi, kelliğiniz ortaya çıkar! Utanır mısınız? Sanmam!

 

-IV-

Bir sisteme, bir yanlış sisteme, ancak ve ancak, onun bütün yanlışını da gösteren, kendi “doğrusu”nu ortaya koyan, hakikat temelinde örgüleştirilmiş bir sistemle-dünya görüşü ile, bir ideolocya ile karşı durulabilir, karşı çıkılabilir!

Hangisine ne ile karşı çıktın?.. Hangisine “ne ile?” taraf oldun?..

Güya karşısın; kapitalizme, sosyalizme, kemalizme, feminizme, şuna buna… İslâm dışı bütün yanlışlara… Peki ne ile?.. Nasıl karşısın yani?.. Güya tarafsın “İslâm’a”…

 

-V-

İdeolocya; İslâmın, Şeriatın, Tasavvufun, fikir hâlinde sûret bulmuş, kelâmla ifadelendirilmiş hâlidir! (Sen bunun neresindesin?..)

Kelâmla “ifadelendirilmiş”, fikir olarak sûretlendirilmiş bu sisteme “nerenle” muhatap oluyorsun? Kıçınla mı, karnınla mı? Yoksa, yoksa, “kalbini açarak”(!) filân mı? (E tamam, “kalbini de aç”, madem açtın, ne çıktı ortaya, onu göster hadi?.. ) Adiliğin bile bir seviyesi olmalı yahu!

-VI-

İdeolocya bir “bütün”dür… Fikirde, sanatta, siyasette, ekonimde, hukukta, ailede, mektepte, okulda, evde, sokakta, muaşerette görünen -"görünür" olması gereken- bir bütün...

İdeolocya bir “bütün”dür, ama bu parçaların toplamından oluşmuş bir “bütün” değildir… Bütün “parçaları” kendinde toplayan, bütün “parçalara” kendi rengini veren, bütün parçalarda, parçanın özelliğine göre görünen bir “bütün…” O tarifde dediği gibi Üstad’ın; “Dışarıya doğru lif lif dağınık ve içeriye doğru kol kol toplu, muhitte nâmütenahî çok ve merkezde nâmütenahî tek…”

 

-VII-

İdeolocya, dünya görüşü, bağlılarına “ne olacağını”, “ne olması, ne olunması” gerektiğini de gösterir;

 “Olacağımız ve olduracağımız” şey, “İdeolocya”da çizilen dünya hayaliydi, biz o hayali kuracak, o hayali gerçekleştirmek için yaşayacak, o dünyayı kuracak, o dünya bizim olacak, biz o dünyanın olacaktık, orda haksızlık, zulüm, adaletsizlik, zülüm, barınamayacaktı…

O dünyayı kurma “hayâlini-idealini” yaşayacak, yaşatacaktık… Kuramasak da ne gâm! Önemli olan böyle bir “idealin” var olması, bizim kimliğimiz olması değil miydi? Önemli olan böyle bir “hayâle” bağlı yaşamak değil miydi? Önemi olan bu “hayâli kuran” insanların topluluğu değil miydi? “Topluluk hakikati” bireysel yavşak-gevşekliğini reddeden bir hakikat değil miydi?

“Fildişi kaldırımlarda, fildişi sokaklarda giden, hiç birbirine çarpmayan, herbiri birbirinin emrinde ve Allah korkusu altında, herbiri bugün ölecekmiş gibi iki büklüm ve yine her biri hiç ölmeyecekmiş gibi dimdik insanların cemiyetini” kuracaktık…

Alçaklara cehennem, gerçek insanlara cennet bir toplum!

Biz bu hayâl ve ideale dün olduğu gibi bugün de –Allah’ın izniyle- hala sımsıkı bağlıyız…

Ama, aynı “gaye ve ideale” bağlıymış gibi yapan bir alay “düşük tabiatlı”, alavere-dalavereci, çıkarcı, adi, popülüst, işportacı, pozcu, satmayacağı hiçbir değer olmayan, bu kadar zübük bu “fikir etrafında” ne zaman nasıl türedi, bir türlü anlamıyorum doğrusu! Hayır, adamlar pisliği nisbetinde de, “fikre”, (İdeolocya ve İdeolocyanın gayelerine yabancı!) Fikre ve ideolocyaya yabancılığı nisbetinde “keskin”(!) ve cevval! Aaa!

Evvel zaman içinde bir fikre, bir düşünce sistemine bağlılık, okuyarak, anlayarak, özümseyerek, benimsenir veya reddedilirdi… Şimdilerde, bir “fikre” bir düşünceye, bir İdeolocyaya bağlılık, bir popstarın fanıseviyesinde… Galiba bu yüzden de, Solcu solcuya, Marksist Marksiste, Kemalist Kemaliste, İslâmcı İslâmcıya benzemiyor…

 

-VIII-

Fikir olmayan yerde ahlâk oluşmaz” demişti Kumandan Salih Mirzabeyoğlu...

Oluşmadı!

Çünkü “fikre”, fikir sistemine, onun özüne, ruhuna yabancı bir “düşüklük, seviyesizlik, bayağılık, sırnaşmacılık” içteki ahengi de bozdu!

İdeolocya… Büyük Doğu-İbda ideolocyası, “dış”taki ahmaklara, “iç”deki müptezellere, içten kirleten gevşeklere-yavşaklara rağmen; İdeolocya...

İdeolocya; “Düş”ümüzdür!.. Dünümüzdür, yarınımızdır, hâlihazırımızdır, geçmişimizdir, geleceğimizdir... Rüyâmızdır… Hayâlimizdir, gerçeğimizdir, idealimizdir, gayemizdir… O’nun gayesi “ben”in gayesidir! Peki, “ben” kimim? Sen kimsin? "Ben"i boşver, hadi senin "benin"de görünen  "ideolocya"dan bir iz, bir işaretgöster! Yok yok gösterme kalsın!

 “Gerçeğin hayâli” nedir, “Hayâlin gerçeği” hangi derinlikte görülebilir, gösterilebilir, "görünür" kılınabilir?..

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.