• BIST 109.050
  • Altın 153,876
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara -2 °C
  • Konya -1 °C
  • İzmir 7 °C

Gazeteci Burak Çileli: "Fetullahçı medya-polis ve yargıya hedef olduk!"

Gazeteci Burak Çileli: "Fetullahçı medya-polis ve yargıya hedef olduk!"
28 Şubat şartlarının sürdüğü 2000´li yılların başıydı. Kanun üstü ve kanun dışı, devlet içinde terör faaliyetleriyle kamuoyunda Dost Tarikatı olarak tanınan yapılanma hakkında kaleme aldığı bir araştırma yazısı yazmış, aynı yazının uzun zaman sonra Fetull

 

Gazeteci Burak Çileli:

"Fetullahçı polis-yargı-medyaya hedef olduk"

 

Burak bey, uzun yıllar sonra hapishane hayatından kurtuldunuz. Özgürsünüz. Geçmiş olsun... İlk düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Teşekkür ederim. Allah razı olsun... Açıkçası bu kadar kısa sürede tahliye beklemiyordum. Çözüm süreci boyunca yaşanacak olan gelişmelerin bizim durumumuzu da etkileyeceğini düşünüyordum. Benim için sürpriz oldu açıkçası... İçeride İbda bağlısı olduğumuz gibi dışarıda da öyle olmaya devam edeceğiz inşallah... Bundan sonraki süreçte herşeye rağmen hukukun işleyeceğini tahmin ediyorum. Bütün gönüldaşların çabalarından dolayı, hakkımızda kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışan yayın organlarına duacıydık. Hem vasimiz Ergun Oymak kardeşimiz aracılığıyla selamlarını alıyorduk gönüldaşlarımızın. Mektuplaşanlar vardı bizimle, hepsine çok teşekkür ediyoruz. Bu davanın tüm aşamalarında gayretlerini esirgemeyen tüm avukatlarımıza özellikle teşekkür ediyorum.

"Hâlâ 28 Şubat mağduru müslümanlar var"

Bildiğiniz gibi, Anayasa Mahkemesi'nin sizin dava dosyanızdan A. Tutal, S. Aydın ve E. Koçhan hakkında verilen yeniden yargılama kararı sonrası tahliyeleri gerçekleşmişti. Nasıl karşıladınız bu gelişmeyi, hukukun işleyişi bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükümetin hukukta reform faaliyetleri içinde olduğunu takip ediyorduk. Fakat verilen kararlar itibariyle iyileşme olduğu gibi, belirsiz, eşitsiz durumlar halen sürüyor. Bu açıdan pek ümitli değildim. Öte yandan emsal teşkil edebilecek davaları takip ettiğimizden bizim de durumumuzda değişiklik olacağı tahminindeydik açıkçası... Şahsen, içeride birtakım ilmi çalışmalar içerisinde olduğum için tahliye olmaya odaklanmış değildim. İyi niyetlerini esirgememiş herkese teşekkürlerimi iletmek isterim tabi... Ancak içeride ciddi sayıda 28 Şubat mağduru müslümanlar, gönüldaşlar, haksız cezalarla yargılanmakta olan insanlar var. 30 seneye yakın süredir başka davalardan içeride bulunan çeşitli vesilelerle karşılaştığım İslami Hareket, Hizbullah davalarından vs. İslami cemaat ve yapılanmalara mensup mağdur insanlar var. İnşallah onların da haklarında görülen hukuksuzlukların giderileceğini umuyorum.

"Fetullahçı polis-yargı-medya..."

Basında zaman zaman gazeteci kimliğinizle birlikte kamuoyunun dikkatlerine sunuluyordunuz. Özellikle 28 Şubat döneminin yargıda da örgütlü ve etkili olan ajan yapılanmanın veya resmi adlandırışla FETÖ'nün hukuksuz uygulamalarına, baskılarına hedef oldunuz. Bugün yargıdaki bu yapılanmanın en azından eski tesir ve yönlendirme gücünde olmadığı görülüyor. Bu husustaki kanaatlerinizi öğrenebilir miyiz?

En başta şuna dikkat çekmeliyim... Bizim yargılanmamız zaten şaibeliydi. İlkin 6 No'lu DGM(Devlet Güvenlik Mahkemesi)... sonra 14. Ağır Ceza olarak adı değişti. O dönem için sadece bir tabela değişikliğiydi bu... Mukaddes Eruygur'un telefon konuşmalarından hareketle, "14. Ağır Ceza da bizden..." tarzında bütünüyle şüphe çeken, sözkonusu dairedeki heyetin "Ergenekoncu" olduğuna dair ifadesi olmuştu. Mahkeme Başkanı Erkan Canak, Adalet Bakanlığı'nca yapılan teftiş ve soruşturma neticesinde, "uyuşturucu baronlarıyla işbirliği ve alışveriş ilişkisinde bulunduğu, hatta adliye binasına fahişe sokmaya kadar yüz kızartıcı suçlara karıştığı tespit edildi. Akabinde Sakarya'ya sürüldü. Sonra istifa etti. Şu an sade vatandaş durumunda... Ancak "gelen gideni aratır" derler bazen. Hemen akabinde Fetullahçılardan oluşmuş ve örgütlenmiş olduğu anlaşılan birtakım isimlerde heyet oluşturuldu. Bunlarsa çok daha beter bir şekilde hakkımızdaki dosyayı doğrarcasına, zaten katledilmiş hukuku büsbütün yok ederek, orman kanunuyla idareye başladılar. Daha önceki heyet karşısında öne sürdüğüm deliller, şahitlikler, ipuçları vs. tamamen kulak ardı ettiler. Hiçbir şekilde dikkate almadılar. Çok kısa sürede hüküm verdiler.

"Hedef gösterildik!"

İzninizle burada araya girmek istiyorum. Mesela bu mülakatınızı FETÖ yayın organlarından Zaman gazetesine veriyor olduğunuzu farzedelim... Cümlelerinizi  nasıl kurardınız?

Fetullahçı yapılanmaların diğer İslamcı gurup ve cemaatlere nasıl baktığını biliyoruz. Zaman gazetesinin  yayın politikasında buna defalarca şahit olmuşuzdur. 28 Şubat dönemi öncesinde, sırasında ve sonrasında İbdacı müslümanlara ve diğer müslüman kesimlerine yapılan operasyonlarda, saldırılarda, kumpaslarda son derece çirkin ve çirkef sunumlarla, mahkemeye intikal etmeden nasıl terörist yaftasıyla yaftalayıp çamur bir dil kullandıklarını, iftiralar attıklarını hâlâ hatırlıyorum; hafızamdadır. Mahkeme sürecinde de, Fetullahçı bürokrasinin düşmanlıklarına açık bir şekilde şahit oldu. Onların bize bu hususlarda soru sormaya hakları olmadığı gibi, bizim hakkımızda yeniden yargılama kararı verenlerin , hukuku bu hale getiren bu yapıyı yargılamaya odaklanması gerekiyor kanaatindeyim. Herkes kendini biliyor, yaptıkları yayınları da biliyorlar şu an dahil... Bizim davamızda "uzun tutukluk süresi" hakkından doğan avantajlarımızdan yararlanma durumu olduğunda bizzat STV'nin kışkırtıcı yayınlarla, "5 yıllık tutukluluk süresi" sonrası tutuksuz yargılama hakkından kimler istifade edecek diye haber metinlerini okurken, sadece İbdacı müslümanların isimlerinin ve davalarının yayınlandığına şahit olduk!

Hedef mi gösterildiğinizi iddia ediyorsunuz?

İddia etmiyorum; zaten hedef olduğumuzu, olanı söylüyorum... Eksiği var, fazlası yok. Burada şimdi konuşmaya başlasam saatler alır; bu hususta kamuoyunun dikkatini çekmek için 12 yıl cezaevinde hukuksuz bir şekilde tutuklu kalmam yeterli sanırım.

HSYK'DA, Yargıtay dairelerinde, bazı Adalet bakanlığı ve hukuki uygulamalarında rastlanan değişikliklere dair neler söyleyeceksiniz? Cezaevi ortamına yansıması oldu mu? Reform çerçevesinde yaşanan sözkonusu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gayet tabi ki... bahsettiğiniz gelişmeler cezaevi ortamında da farkedildi. Bu hususta, yani hukuk rejimi olmanın dayattığı reformlara dair Salih Mirzabeyoğlu ile bir dönem gerçekleşen röportajda ifade ettiği, fikri eleştiri getirdiği bir cümlesini hatırlatmamda fayda var sanırım. Koalisyon dönemiydi yanlış hatırlamıyorsam... "Hukukun formu yok ki, reformu olsun..." diyordu. Peşinden hukuk rejiminde yaşanan gelişmeler de kendisinin bu hususta getirdiği eleştirileri doğrular şekilde sonuçlandı. Ben Mirzabeyoğlu'nun eleştirilerinin İslamcı entelektüel ve aydın çevresinde de değerlendirilip, dikkate alındığını düşünüyorum. Hukukun felsefi altyapı bakımından kaynağının da tartışmalı gerektiğini düşünüyorum. Şekilde değişim problemi ortadan kaldırmaya yetmeyecek, yarın başka bir şekilde problem karşımıza çıkacaktır. 

Yeri gelmişken, 28 Şubat zulmünün sembol ismi Salih Mirzabeyoğlu'nun serbest bırakılması ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

Salih Mirzabeyoğlu'nun tahliye haberi cezaevinde herkes tarafından sevinçle karşılandı. Yıllar sonra hukukun bu tecellisi karşısında emeği geçen herkese tebrik ve teşekkürlerimizi bir kez daha iletiyorum buradan... Mirzabeyoğlu, şahsından ve eserlerinden takip edenlerce de bilindiği üzere O hiçbir zaman şahsi fayda ve mutluluğunu hiçbir şekilde düşünmeyen bir fikir adamı olarak, yaşadığı hukuksuzlukları kendi konumuna indirgemiş değildir. Daha öncesinde de Akit gazetesine cezaevindeyken verdiği demeçte "buradan çıkıp, evine giden bir adam durumunda değerlendirilmek, böyle olmak istemiyorum" diyordu. O'nun teklif ettiği dünya görüşünün ahlak anlayışına ters bir tutum olurdu zaten bu... Aydın çevresinin O'ndaki bu tutarlı ve dürüst yaklaşıma fevkalade sahiplenici yaklaştıklarını da biliyoruz. Bu çerçevede herkesi Sayın Mirzabeyoğlu ilk akla gelen isim olmak üzere herkesi zulüm ve hukuksuzluğa hedef olmuş insanların durumunu gözetirken daha etkili olmak üzere sorumluluğa davet ediyorum.

/resimler/2015-7/28/1434129828635.jpg

"Birçok insan orada ilaçla ayakta duruyor "

Son bir sorum olacak Burak bey, içeride 12. yılınıza girmiştiniz. Nelerle meşgul oldunuz, ne tür faaliyetlerde bulundunuz ve son sözünüz?

Ben cezaevine girdikten bir kaç sene sonra hücreye geçtim. Kendi talebimle olmuştu bu... Çok yoğun kitabi çalışmalarım oldu. Bunu dışarıya yazı şeklinde yansıtamadım fakat çalışmalarımda rastladığım eksiklikleri telafi etmek için "tek kişilik hücre"de kaldım. Tabi son üç yıla yakın "ağırlaştırılmış müebbet cezasının infazı" durumuna alındığımız için şartlarımı biraz zorlamaya başladı. Toplamda on seneyi buluyordu çünkü... Gerçekten ağırlaştırılmış müebbet cezasının infazını çekenler için büyük bir sıkıntı olduğunu söyleyebilirim. Salih Mirzabeyoğlu'nun o şartlar içerisinde ve üstelik çok şiddetli "Telegram işkencesi" altında ölmeden nasıl kaldığına çok hayret ediyorum. İnanılır gibi değil... Çok sağlıklı bir insan, normal şartlar altında, gıdasından sporuna, uykusuna kadar dengeli bir şekilde zinde olmak zorunda... O şartlardaki dengenin yitirilmesi durumunda ise telafisi imkânsız çok ciddi sonuçlar doğabilir. Hem akıl, hem ruh sağlığı açısından ağırlaştırılmış müebbet şartlarını çekenlerin uygulayıcılarının gözünde "öldüremiyoruz bari öldürmekten beter edelim"e dönüşüyor infaz sistemi itibariyle...

Diri diri gömmek gibi...

Gayet tabi... Hukuk ve adalet mekanizmasının bu hususta somut adımlar atması gerekiyor. Arada bir Adalet Bakanlı ve İnsan Hakları ile ilgilenen kurum ve kuruluşların incelemeleri çok fazla birşeyi değiştirmiyor. Bir-iki gözlemle bu anlaşılmaz. Uzun yıllar alan bir periyoddur yaşanan oysa... Anlatılmaz yaşanır. Birçok insan orada ilaçla ayakta duruyor. Yaş ilerledikçe, Mirzabeyoğlu'nun verdiği misalde ifade ettiği; "5 kiloluk yükün, elinizde mesafe aldıkça elli-yüz metre sonra 50 kilodan 500 kilo ağırlığı hissettirmeye" başladığını farketmek gibi... Ağırlaştırılmış müebbette bu tesir derin bir yıpratmayı beraberinde getiriyor. Son olarak bu süreçte şahsım adına, çeşitli alanlarda sosyal duyarlılığa kadar verilen her türlü emek ve dua için sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Herkesi tekrar selamlıyorum. Allah razı olsun.

Mülakat: Cumali Dalkılıç

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.