• BIST 90.186
  • Altın 235,564
  • Dolar 6,1028
  • Euro 6,9689
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 30 °C
  • Konya 28 °C
  • İzmir 32 °C

"Eski Türkiye", Darbeler (15 Temmuz) ve Cumhur İttifakı -II-

Şükrü  Sak

16974.jpg 

Türkiye’de ilk defa 15 Temmuz darbesinin başarısızlığa uğraması, halkın darbecilere karşı müthiş bir direniş göstererek siyasi iradesine sahip çıkması, Türkiye’de tabii olarak siyasetin de temel karakterini değiştirdi!

15 Temmuz darbesinin başarısızlığı ve Cumhur ittifakı…

• Bu yazıdan maksadımız, Türkiye’de 7 Şubat’la başlayan, 17/25 Aralık’la devam eden ve 15 Temmuz darbe girişimi ile fiili bir saldırıya dönüşen sömürgeci emperyalist politikaların Türk halkını nasıl bir kıskaca aldığını göstermek. Bu fotoğrafı bütün netliği ile görmezsek, büyük kırılmaların yaşandığı son dört-beş yıllık süreci de doğru değerlendiremeyiz…

Meseleyi, “eğer 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı ne olurdu?” noktasından ele aldığımızda, karşılaşacağımız en muhtemel sonuç, “eski Türkiye’nin” yeniden, adına “ileri demokrasi” denilen paravanla makyajlanarak yoluna devam etmesi olacaktı.

Askeri vesayet daha da derinlere inerek görünmezleşecekti belki de. Bölge ülkelerini kan ve gözyaşına boğan emperyalist sömürgeci Batı ve ABD’nin Türkiye üzerindeki ağırlığı ve dayatmacılığı daha da artacaktı! ABD-CIA ile her türlü bağı –bugün artık ortaya çıkmış bulunan–ABD’nin emrindeki FETÖ isimli yapıyı hala “cemaat” olarak kabul ediyor olacaktık. Asker, yargı, bürokrasi, emniyet, MİT gibi bütün kurum ve kuruluşları FETÖ tarafından ele geçirilmiş, “örtülü işgal” durumu devam edecek ve Türkiye bir ABD-Batı sömürgesi olarak kalacaktı! Dolayısı ile sıradan bir iç “gerginlik” gibi başlayan, “7 Şubat MİT krizi” olarak adlandırılan tarih, Türkiye’de “tarihin akışının değiştiği tarih!” olarak kayıtlara geçti…

Türkiye’de 15 Temmuz’dan önce gerçekleşen, siyasi hayatımıza müdahale eden darbelerin, sömürgecilerin amacına hizmet eden darbeler olduğu da bu vesile ile ispatlanmış oldu.

Türkiye’de ilk defa 15 Temmuz darbesinin başarısızlığa uğraması, halkın darbecilere karşı müthiş bir direniş göstererek siyasi iradesine sahip çıkması, Türkiye’de tabii olarak siyasetin de temel karakterini değiştirdi!

İlk defa, her hangi bir “askeri vesayet” odağının gizli veya açık tesiri olmaksızın bir Anayasa değişikliği yapıldı. Bilindiği üzere bu süreç de çok sancılı geçti. Özellikle ABD ve Batı’nın bu Anayasa değişikliği referandumunda Türkiye’ye karşı aldıkları pozisyon malûm. Yani, Türkiye’de halk bir bakıma ilk defa kendi bağımsız iradesiyle bir “değişimi” onayladı, hayata geçirdi, anayasada değişiklik yaptı!

MHP ve “Cumhur ittifakı…”

Hatırlayacaksınız;  MHP’ye yapılan ilk operasyon FETÖ eliyle yapılan “kaset operasyonu” idi… Bunda başaralı olamadılar, ama MHP üzerine operasyonlar 15 Temmuz öncesi ve sonrasında da devam etti. Bunun sebebi, 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin arkasındaki emperyalist odakların Türkiye üzerine yaptığı siyasi hesaplardı. Ama başaramadılar, MHP safralarını atarak bu operasyona da düşmedi!

Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesinden sonra, MHP’nin Türkiye’yi içerden ve dışardan kuşatmaya çalışan emperyalist-Siyonist saldırıya karşı “Cumhur ittifakı” kararı alması, iç siyaseti istediği gibi dizayn etmeye “alışmış” batıcı güçleri bir kere daha mağlup etti. Çünkü onların amacı hâla, kendi çıkarları doğrultusunda siyasi projeler uygulamaktı. 15 Temmuz’da başaramadıklarını siyasi operasyonlarla yapmaya çalıştılar. MHP, milletin bekasına yönelik bu tehditleri gördü ve bu tuzağa düşmedi! Anadolu’yu kuşatmayı ve parçalamayı hedef alan bu tuzağa karşı önce Fırat Kalkanı ve ardından da Afrin operasyonunu başlatan Türkiye, içerde de yenilenen sistemle “milli bir mutabakata” imza attı. Bu başarıların altında MHP ve AK Parti’nin “milli bir dayanışma” içinde olması yatıyor!

MHP ve Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz sonrası sergilediği milli tavır, Türkiye üzerine oynanan oyunların bozulmasında çok etkili oldu. MHP ve AK Parti’nin bu mutabakatı emperyalist sömürgecilerin tuzaklarını boşa çıkardı!

Seçim yoluyla ve seçimler üzerinden kargaşa ve kaos hesabı yapanların hesapları da “Cumhur ittifakı” ile boşa çıkarıldı! Bugün Türkiye Afrin’de kendi bekasını tehdit eden terör yuvalarını büyük bir başarı ile temizliyorsa, bunda içerde sağlanmış olan “milli mutabakatın” da payı büyüktür!

Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi…

Devlet ve toplumlarda sistem değişikliği-yenilenmesi ihtiyaçlar doğrultusunda şekillenir. Normal ve tabii olan budur. Türkiye’ye bu açıdan baktığımızda anayasanın toplumsal ihtiyaçlar ve gereklilikler çerçevesinde değil, darbeler yoluyla ve “paşaların keyfine”(!) göre olduğunu görüyoruz. Bu makûs talih, 15 Temmuz’da darbecilerin yenilmesi ile ilk defa, paşaların keyfine rağmen değişmiş oldu!

Hantallaşan bürokrasi, işlemeyen devlet mekanizmaları, yozlaşmış siyasi yapılar, köhnemiş kurumlar, işlevsiz-yük haline gelmiş politika ve yaklaşımlar… Bölgemizde Türkiye’nin iç ve dış güvenliğini tehdit eden gelişmeler yaşanırken artık “eski sistemle” Türkiye’nin yürümesi mümkün değildi! Bu köhnemiş sistemle Türkiye’nin ayakta kalması, iç ve dış tehditlere karşı direnmesi neredeyse imkânsızdı. Bu büyük ve tarihi hamle ile Türkiye zincirlerinden ve kendisine artık ayak bağı olmaya başlamış sistemden kurtuldu.

16 Nisan 2017 halk oylamasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kabul edilmesiyle birlikte artık yeni bir dönem başladı! Bu dönemde artık çok parçalı siyasi yapılar için de “ittifak” yolu açılmış oldu.  Siyasi ve fikri olarak birbirine yakın siyasi partilerin seçimlerde “ittifak” yapmaları da geçtiğimiz haftalarda, "seçim ittifaklarını” düzenleyen 26 maddelik kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edildi.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanan bu yasa da böylece yürürlüğe girmiş oldu… Anlayacağınız artık “eski Türkiye” yok!.. Artık emperyalist sömürgeci politikalar üzerinden Türk halkı üzerine “kumar” oynayacak FETÖ benzeri yapıların da hayat hakkı olmayacak.

15 Temmuz darbe girişiminin bertaraf edilmesinde ve sonrasında omuz omuza Türkiye’nin beka mücadelesini üstlenen AK Parti ve MHP’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine de ittifakla girmesi, bu iki siyasi partinin Türkiye’nin omurgasını teşkil eden “değerlerde müşterekliğini” de gösteriyor aynı zamanda! “Cumhur ittifakı”nın –eğer başarabilirlerse– en önemli toplumsal fayda; Türkiye’de yerinden oynayan taşları, tekrar yerli yerine oturtmak ve Anadolu insanının talep ve beklentilerini devlet politikalarının harcı yapmak olmalıdır!

“Bizim ahlâk anlayışımız” nedir?

Sistem değişiklikleri esas olarak bir “dünya görüşü”ne dayanmak zorundadır. Bugün “ideolojik kaos” olarak niteleyebileceğimiz çatışmaların kökeninde, kendi davranış, düşünce ve inançlarını bir “ahlâk telakkisine” dayandırmayan, bu zorluğa yanaşmayan, köksüz yapıların lümpen tavırları yatmaktadır. Eski Türkiye’de “resmi ideoloji” olarak tarif edilen anlayışında bir “ahlâk görüşü” ve bunu neye dayandırdığı meçhuldür!

Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi asıl olarak bir “şekli” değişiklik olsa da önemlidir… Ama bundan daha önemlisi, “demokratik sistemin” içinin ne ile doldurulacağı meselesidir ki, bu bir “dünya görüşüne” karşılık düşer!

Biz de David Spitz’in “Demokratik devleti bütün diğer devlet şekillerinden kesin olarak ayıran en az iki temel unsurun mevcut olduğu görülür. Birincisi, zıt fikir ve kanaatlerin serbestçe çarpışmasıdır. Diğeri de, idare edenlerin idare edilenlere karşı anayasaya dayanan mesuliyetidir…” demesinden hareketle, sistem değişiklilerinin mutlaka bir “ahlâk anlayışına” bağlı olması gerektiğini düşünüyoruz.

Necip Fazıl İdeolocya Örgüsü’nde bu temel meseleyi şu şekilde hülasalandırıyor:

“Dünyamızın içini ve dışını, malûmunu ve mechulünü, "Mâsiva"sını ve "Mâverâ"sını ana illet prensiplerine bağlayıcı bütün bir (metafizik) örgüsüne malik olmayan hiçbir fikir sistemi üzerinde, hiçbir ahlâk telâkkisi bina edilemez. Böyledir; ve hakikî dinler de, işte bu eksiksiz ve gerçek iman manzumelerinden başka bir şey değildir.

Garbın çoktan beri mütearifeleştirmiş bulunduğu inanışlardan biri şudur ki, büyük tecrit ve teşhisin kaynağı tam bir (metafizik) örgüsüne malik herhangi bir felsefî mezhep bile, aynı bütünlükle ahlâk telakkisini manzumeleştirmedikçe yarımdır. Tamamlansa da dinlere nisbetle daima eksik kalacak bir tecrit ve teşhis cehdi, ahlâkını bina etmedikçe eksik içinde eksik kalıyor.

Felsefî mezheplerin, ahlâk telâkkileriyle yanyana gelmek mecburiyeti, Batı ve dünya irfanında su götürmez bir mükellefiyettir. Örgüleştirdiği fikir mimarisine bitişik olarak ahlâk telakkisini bina edemeyen (filozof)a "yarım mütefekkir" diyorlar.

Bir yüzüğün halkasına ana pırlanta taş gibi, kendi fikir sisteminin merkezine bir ahlâk telâkkisi oturtmamış olan "yarım mütefekkir" hemen yoktur;  yahut parmakla sayılacak kadar az... Bir tanesi, "ahlâk telâkkiniz nerede?" itirazına karşı "Din ve Ahlâkın iki Kaynağı" isimli eserini ortaya atan (Bergson)...

Buraya kadar belirtmek istedik ki, ister bâtıl ister hak, üzerinde çekişmek için insanlara ahlâk görüşünü göstermek her sistemin borcudur. Bu işin (olmaz)ı olamaz; ve bu gerçek üzerinde bütün insanlık beraber... “ (*)

Bugün eğer bu meseleyi çözmeden, “çözmüş gibi” davranırsak, şekli değişiklikler ruhsuz bir kalıp gibi en kısa zamanda elimizde kalmaya ve işlevsiz hale gelmeye mahkum olacaktır.

Şimdi bu hayati soruyu Üstad’ın ağzından, herkesin duyacağı şekilde yeniden tekrarlayalım;

Bütün vatanı kuşbakışı gören bir dağın tepesine çıkıp bütün vatanı fıkırdatacak bir sesle haykırınız; "Bizim son 80 yıldan beri ahlâk telâkkimiz nedir? Varsa, tarifinden vazgeçtik, yalnız adını öğrenmek istiyoruz; yoksa, mevcut olmadığının tesbitini!.."

Böyle bir suale, yeryüzünde bizden başka cevap vermemek mevkiinde tek millet yoktur.

(*) Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları, Sh; 93)

Şükrü Sak-Milat

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.