• BIST 94.896
  • Altın 279,445
  • Dolar 5,8598
  • Euro 6,5130
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 13 °C
  • Konya 15 °C
  • İzmir 19 °C

Erdoğan da onu yapmayacaktı ama nerde kaldı dava

Erdoğan da onu yapmayacaktı ama nerde kaldı dava
MOSSAD ajanı Livni, İsrail'e tavır koymanın bedeli Erdoğan'a Gezi'de gösterildi, demişti.

Tuhaftı çok tuhaf.

Altan Biraderler ölesiye karşı çıktıkları “ulusolcu korteje” bir günde kaynak yapmış, Sırrı Süreyya Önder'ler Ertuğrul Özkök'lerinekavuşmuşEmin Çölaşan'lar sabah akşam liboş dediği Cemal Hasangillerle kaynaşmıştı.

Hülasa, Erdoğan'a bedel ödetme gayreti acayip bir “ittifaka” neden olmuştu.

Doğan medyanın “çiçek çocukları” da yakıp yıkıyor, polis araçlarını ateşe veriyordu.

Basın özgürlüğünü dilinden düşürmeyen Can Dündar'lar da kaput hale getirdikleri canlı yayın araçlarının önünde zafer kazanmış komutan edasıyla poz veriyorlardı.

Uzun lafın kısası, CNN'den BBC'ye kadar “müstevlilerin” kahramanı olmuşlardı.

Taha Akyol'ların “Y Kuşağı” diye pohpohladığı, doğuştan “humour”la yoğrulmuş bu “kullanışlı elemanlar” da başbakanlık ofisini yakmaya çalışıyor, ağıza alınmayacak küfürlerle “dönenim başbakanının” eşine küfrediyor, Erdoğan'ın kimi “refikleri” de “mesaj alındı” diyorlardı.

İnsan gerçekten de hayret ediyordu.

İsrail'in eski Dışişleri Bakanı Lieberman da “Gezi'de olanlara ilişkin mutluluğumu gizleyemiyorum…” diyordu.

Mutluluğunu gizleyemeyenlerden biri de Pensilvanya'ydı. “Nemrut, Firavun…” diye hakaret ediyor, Aydın Doğan'ın amiral gemisi de bu hakaretleri büyük bir zevkle manşetten görüyordu.

Mavi Marmara üzerine, “İsrail'in onayı olmadan hareket etmek otoriteye başkaldırıdır” diyen Pensilvanya, “Gezi başkaldırısına” işte böyle omuz veriyordu.

Sizin anlayacağınız, MOSSAD ajanı Livni'nin dediği gibi Erdoğan'a gününü göstermek için yan yana gelmişlerdi.

O ki “one minute” çekmişti, bedelini ödeyecekti. Park, ağaç elbette bahaneydi.

Davos'taki o çıkış işaret fişeği mesabesindeydi. Irkçı Siyonizm'in merkez üssü kararını vermişti: Erdoğan kontrol edilemez bir kişilikti, alaşağı edilecekti.

Taşeronlarını devreye soktular.

17 Aralık - 25 Aralık'ta “teknik nakavt” yapacaklardı, başaramadılar. Fakat vazgeçmediler.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde, “iman-ı ekmel, ihsân-ı ekmel, ihlas-ıekmel” diyerek Ekmeleddin İhsanoğlu'nu “çatı adayı” olarak öne sürdüler, yine kaybettiler.

Umutlarını 7 Haziran seçimlerine bağladılar. Bunun için de, PKK'nın siyasi kanadı (HDP) barajı aşması gerekti. Malumunuz, sazlı sözlü,Ahmet Hakan'lı görülmemiş bir kampanya başlattılar.

The Cemaat”in kripto Sözcü'sünden Emin Çölaşan ve (Kürtlerin şivesiyle dalga geçen) Bekir Coşkun HDP'ye adeta oy dilendi.

Bu iş bitti diye 7 Haziran'da havalara uçtular. (Müstevliler de Erdoğan için, “Selahaddin Eyyübi durduruldu” şeklinde manşetler atmıştı.)

Ağızlarından düşürmedikleri “restorasyon” hokkabazlığıyla AK Parti'yi ruhundan yani Erdoğan'dan kopartacaklardı.

Yine başaramadılar; 1 Kasım'da milletten Osmanlı tokadı yemiş kadar oldular.

Lakin yine vazgeçmediler, hiçbir zaman da vazgeçmeyecekler.

Son günlerde suret-i haktan görünmek için olmadık yerlere sızıp çatallı dilleriyle fitne fesat çıkarmaya başladılar.

Kapattıkları aydınlara matine-suare “otoriter, diktatör” dedirttiler, yemedi. Şimdi de Müslümanların hassasiyetlerini kaşıyıp, Erdoğan'ı itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

Efendim, kongrede Erdoğan'ın mesajı neden ayakta dinlenmişmiş. Bu “muhafazakar Kemalizm” değil miymiş, Erdoğan neden izin vermişmiş buna, dava nerde kalmışmış, ila ahir...

Tamam, o görüntü “siyasi hırsızlığa” bir tepkinin sonucu da olsa, yanlıştı. Fakat, şuncağızı da unutmayalım: herkes oradaydı. (Ne demek istediğim anlaşılmıştır değil mi?!)

Kaldı ki, sanal medyada mahut algıyı oluşturmaya çalışan paralelcilerin maksadı bir yanlışın sorgulanması değil, çatallı dilleriyle “bünyede” açabildikleri çatlaklara tahtakurularının yerleşmesini sağlamaktır.

Müstekbirler veya “çok uluslu ebu Cehiller” veya “Irkçı Siyonist network” Erdoğan'ı kendilerine boyun eğdirmeyi “dava” haline getirmişlerdir.

Erdoğan hâlâ boyun eğmediği için hâlâ fasılasız tehdit ediliyor, ve hâlâ hakarete uğruyor, ve hâlâ aşağılanıyor.

Bakınız, Bekir Coşkun insanı (kripto “The Cemaat”in Sözcü'sünde)Erdoğan'ın şahsında neyi nasıl aşağılamaya çalışıyor: “Hâlâ hurma ile cennete gitmeyi düşünüyorsun… / Hâlâ bir canlıyı kesip, üzerine binerek sırat köprüsünü geçeceğini sanıyorsun… / Hâlâ çocukları uzaya gitmeye değil, cennete gitmeye hazırlıyorsun… / Hâlâ şeriat diyorsun… / Hâlâ ümmetçisin… / Hâlâ yobazsın… / Çölde devesin…

Salih Tuna-Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.