• BIST 96.861
  • Altın 238,344
  • Dolar 5,8057
  • Euro 6,5299
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -2 °C
  • Konya -2 °C
  • İzmir 7 °C

Düşük tabiatlı insandan güzel şeyler sadır olmaz!

Eşkıya

Hikâye

Bana bir şeyhler oluyor -IV-

ic-a-003.png

 

“Edebi gözetmek, zikirden üstündür. /Edebi gözetmeyen Hakk'a kavuşamaz.”

Buyurmuş İmam-ı Rabbani Hazretleri

 

Düşük tabiatlı insandan güzel şeyler sadır olmaz!

 

-Beyefendi bir dakika, beyefendi... Bakın nefes nefese kaldım sizin ardınız sıra koşmaktan... Hazır yakalamışken, hemen sorayım, eğitim durumunuz nedir?

“Ne diyorsun sen?”

-Eğitim durumunuz diyorum…

“Unsur… Unsur üstü… Batın nisbeti. Bunları anlamadıktan sonra istersen profesör ol, manyak…”

-Hukukçu musunuz, felsefeci misiniz, tarihçi misiniz, mutasavvıf mısınız, siyasetçi misiniz, edebiyatçı mısınız, anlamadım. Her konuda konuşuyorsunuz, anlamıyorum gerçekten?

“Anlamazsın tabi, kalbin kararmış çünkü! Unsur üstü mânâ diyorum…”

-Ne alakası var şimdi bunun konumuzla?

“Peh, daha alakasını kuramıyorsun… Unsur üstü mana anlaşılmadan anlaşılmaz bu konu…”

-Beyefendi “unsur” kelimesinin anlamını biliyor musunuz?

-Dalga geçmeyi bırak lan!

-Dalga geçmiyorum beyefendi, lütfen, “unsur” kelimesinin anlamını biliyor musunuz? Bakın anlatayım size; Unsur: Birleşik bir şeyi oluşturan basit şeylerden her biri, eleman. Yani, “birleşik” bir şey var, (Mesela bir kelime, harflerin birleşmesinden oluşur) bir de onu oluşturan elemanlar, unsurlar var. Ve u ile başlayıp r ile bitiyor kelime. Bu “unsur”da ne gibi unsurlar vehmediyor veya ne tür anlamlar yüklüyorsunuz? “Unsur üstü” olunca da, unsurların toplamından fazla olan, soyut anlam ortaya çıkıyor, bu kavrama niçin bu kadar eziyet ediyorsunuz?

“Onu babam da bilir manyak, biz burada “unsur üstü mânâ” diyoruz…”

-Tamam peki, anlaşıldı, ne dediğinizi kendiniz de bilmiyorsunuz. Eğitim durumunuzu sormuştum, kendi yayınladığınız lüzumsuz, hiç de gerek olmayan “otobiyografinizde” ilkokul üçten terk ettiğinizi yazmışsınız…

“Geç sen onu, geç, ilmin ne olduğunu gel ben sana anlatayım…”

 

Pardon, siz kime bağlısınız?

-Tamam onu da anlatırsınız. Bir şey daha soracaktım; Tasavvuf ve tarikat konusundaki şeylerinizi (basbayağı “şey” yani…) izliyoruz. Fakat karışık bir durum var, siz kime bağlısınız?

“Ne demek kime bağlısınız?..”

-Kime bağlısınız, Ahmet Efendi’ye mi Mahmut Efendi’ye mi?

Siz anlamazsınız bu işlerden, unsur üstü mana, batın nisbeti…

-Beyefendi lütfen! Bırakın bu ayakları, kime bağlısınız? Ahmet Efendi’ye mi Mahmut Efendi’ye mi?

“Batın nis…”

-Kardeşim kime bağlısınız diye soruyorum anlamıyor musun?

“İkisine birden, hangisi işime geliyorsa ona… Sana mı soracağım lan! O’nu ona, bunu buna, şunu şuna, derken karışıyor… Buraya bağlansam, burda takke-tesbih, ders, mers, seyir sulük yok, oraya bağlansam, sayıları çok fazla kimse beni ciddiye almıyor, burdakini oraya, ordakini buraya derken, “unsur üstü mana” batın nisbeti şeysi içinde, bık bık bık… Cahiller, gafiller, ahmaklar, manyaklaaaar!”

-Olmaz öyle şey… Bin iki yüz küsur yıldır bilinen tasavvuf ve tarikat geleneğinde yok böyle bir şey. Bir insan bir şeyhe bağlanır, bağlandığı tarikatın usûl ve geleneği ne ise ona uyar, tabii olur, dersini yapar, tesbihini çeker, seyr-i sulükunu ona göre tamamlar veya tamamlayamaz, seyr halinde kalır, dolaşır durur!

“Siz anlamazsınız bu işlerden, ahmak!.”

-Beyefendi, lütfen terbiyeli olun! Tasavvuf ve tarikatta “iki kişiye birden bağlanmak” mümkün değildir, çünkü “kalb aynı anda iki şeye birden meyletmez…” Bu sizinki nasıl bir kalb? Hangisi işine geliyorsa ona ş’eediyor?

“Batın nisbeti, unsur üstü…”

-Ya kardeşim bırak bu ağzı, kime bağlısın onu söyle! Ahmet Efendi’ye mi, Mahmut Efendi’ye mi? Yoksa ortaya karışık yapmaya mı çalışıyorsun? Böyle terbiyesizlik ve edepsizlik olur mu, lütfen!

(İstisnâi durumlar olabilir elbette… Bu da kişisel durumlardan, özel şartlardan kaynaklanır. Bunu bir “usul ve metod” olarak dayatma yoktur. İhtiyaçtan, özel şartlardan doğan özel durumlar ile, bunu bir “usul ve metod olarak dayatma” kısmını birbirine karıştırmamak lâzım!)

“Ben ordan oraya bağlıydım, sonra bağımı çözdüm şuraya bağlandım, şuraya tam bağlanamamışım, orayı buraya taşımaya çalıştım, buraya da bağlanamayınca, tekrar şuraya bağlanayım derken, iki üç yere birden bağlanma olur mu diye onu denemeye başladım, sonra baktım oluyor, birkaç yere daha bağlanayım dedim...”

-Peki hangi tarikatta karar kıldınız, hangisinin dersini yapıyor, hangi yolda seyr-ü süluk ediyorsunuz? Yoksa sadece “seyr” mi ediyorsunuz, süluk kısmında ciddi edebsizlikler var da o yüzden soruyorum? Ehl-i târik ve ehl-i tasavvuf insanı az çok tanırız! Bu sizinki kudurmuş bir "nefs" şeysine benziyor daha çok? Bu "nefs terbiyesi, nefs tezkiyesi" yöntemleri hiç mi sonuç vermiyor, yoksa bir yerlerde bir tıkanma mı var? Kablolar karışmış olabili mi?

“Gafil, cahil, ahmak, manyak… Kalbi kararmış, idrak yolları tıkanmış, manyak, man…”

-Beyefendi lütfen, sizin gibi mübarek birine yakışmıyor bu tür kabalıklar!

 

Ne kadar büyük?

 

-Bize “bağlı olduğunuzu iddia ettiğiniz” kişinin büyüklüğünü anlatır mısınız?

"Kalbimizi açarsak…"

-Yok, sizin büyüklüğünüzü değil, bağlı olduğunuzu iddia ettiğiniz kişinin büyüklüğünü?

"Üüüüüü, üüü!"

-Nasıl yani?

"Üüüüü üüü!"

-Çok büyük diyorsunuz?

"Üüüüüü üüü!.."

-Anladım. Peki başka türlü anlatma imkanınız yok mu?

"Kalbimizi açarsak… Unsur üstü mânâ şeyi olarak…Batın nisbeti olmadan..."

-Nasıl?

"Anlayamayız, idrak edemeyiz…"

-O’nun büyüklüğünü mü?

"Üüüüüüü üüü! Üüüüüü!"

-Başka nasıl tanıyorsunuz kendisini?

"Üüüüüüü! Üüüü! Dünyaya hiç değer vermezdi, ev tutma mevzu olduğunda “nasıl olsun diye sorduk?” dedi ki..."

-Tamam, tamam gerisini anlatmayın!

*

Düşük tabiatlı insanlardan güzel şeyler sadır olmaz… Onlar sadece, kendi “düşüklüklerini” kapatmak için, bazı güzel şeyleri kendilerine perde yaparlar!

Bütün hadise bundan ibarettir!

Düşük tabiatlı insanlardan güzel şeyler sadır olmaz; Nitekim olmamıştır da

Düşük tabiatlı insandan sadır olan yegâne şey;

Fitne, fesat, dedikodu, kapkaççılık, hırsızlık… Mana dolandırıcılığı, sahte şeyhlik iddiaları… Kudurmuş nefslerini her mevzunun "merkezine" koyamları! Azgınlıklarını, "dinî terminoloji" ile perdeleme yeltenişleri vesair...

Hiçbir değer üretmeden, kan pahası can pahası üretilmiş değerleri harcamak, nefsine yontmak, nefsine yamamak, yapılan budur! (Bütün iç sosyolojiyi zehirleyen bu düşüklük ve bayağılıktır...)

Düşük tabiatlı insanlardan güzel bir şey sadır olmaz!

Bunu anlamak çok basittir;

Onların ne mal olduklarını anlamak için, sadece hafifçe “nefslerine” bir kere dokunmanız yeter;

Görürsünüz nasıl hoplayıp zıpladıklarını…Nasıl bir anda bütün "değerleri" paspas gibi çiğneyip attıklarını...

Düşük tabiatlı insanlardan güzel şeyler sadır olması, imkânsız derecesinde birşeydir, eğer olursa da muhtemelen "yanlışlıkla" olur!

Düşük tabiatlı insanlardan güzel şeyler sadır olmaz;

Yücelik... Asalet... Ulvi mânâları sezmeye dair istidat... Nezâket... Kibarlık... Hoşgörü... Alçakgönüllülük... Tevâzu... Duygu, İslâmî muaşeret... Şeriata saygı, inceliklere riayet, ilke, ilkelere bağlılık, sadâkat gibi... Vefa gibi, insanî ve İslâmi duygu ve duyarlılıklara sahip değildirler...

Düşük tabiatlı insandan, mürid ve şeyh olmayacağı gibi, dava ve mücadele adamı da olmaz!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.