• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 21 °C
  • Konya 21 °C
  • İzmir 24 °C

"Derinleştirelim" Bakalım...-I-

Şükrü  Sak

 

 

 

 

Nuray Mert, son zamanlarda fena hâlde bir “panik” yaşıyor. Sebebini anlamak mümkün değil.

Objektif bir aydın gibi değil…

Tarafsız bir gözlemci gibi değil…

Fanatik bir “partizan” gibi yazıyor…

Fakat;

Neyin partizanı?” olduğu anlaşılmıyor...

Demokrasinin mi?

Laikliğin mi?..

Özgürlüğün mü?..

Bireysel kaprislerinizin mi?..

Neyin “partizanlığı” bu böyle, bacım!..

Anlaşıldığı kadarıyla -ki, o dahi anlaşılabilir bir durum-; bir derdiniz bir “dâvânız” yok! (Bir amacınız, bir maksadınız, bir gayeniz yok? Bu da anlaşılabilir bir durum diyelim..)

Vallahi gerçekten “anlamak” için soruyoruz”

Siz böyle değildiniz…

Daha objektif, daha dürüst, gerçeğe daha saygılı biriydiniz.

N”oldu size böyle, ben şahsen anlamadım?..

(Normalde, “İslâm”dan, Müslüman”dan peşinen nefret eden biri de değildiniz, bildiğimiz kadarıyla?)

Tamam; Şahsi bir öfkeniz, bireysel bir nefretiniz bulunabilir, bunu anlarız…

Fakat bunu “sosyal ve toplumsal bir gerçek”miş gibi mesele haline getirme çabanızı anlamak mümkün değil! “Ayıb” diye bir şey var…

En hayati..

En temel..

En insanî…

En vicdanî gerçekleri bir kalemde silip atıyorsunuz…

Çizip geçiyorsunuz…

Bunu görmeyelim” diyorsunuz…

Sebebini bir türlü anlayamadığımız…

Kendi kaygılarınızı…

Kendi korkularınızı…

Halkın kaygıları, toplumun bütün kesimlerinin korkuları gibi gösteriyorsunuz”

Niçin, ne adına?..

(Hadi ona da tamam diyelim; “Muhalif” olmak istiyorsunuz, muhalif olmak iyidir, peşin bir prestij ve itibar sağlar, bir yanlışa karşı çıkıyorsunuzdur, yanlış açıktır, nettir, yanlıştır! Buna karşı çıktığınız için de tabii ki “doğru” söylüyorsunuzdur filân, ama ne zaman ki; birisi size “madem öyle, buyur doğrusunu yap!” dediğinde, bütün keleşliği ile “kolpa muhalefet”inizin de göründüğünü, muhalefetinizin de “kolpadan ibaret” kaldığını gördüğünüzde ne yapacaksınız bacım?.. Hiç, “aydın sorumluluğu” ile bağdaşır mı bu yaptığınız? Vallahi şaşırtıyorsunuz beni, yeminnen!..)

Niçin ve ne adına; bu lüzumsuz gayret “Bu sosyolojiden kopuk hamaratlık” Bu “ideolojisiz ideolojiklik” neyin nesi” Ne için, ne adına?..

Keyfiniz mi bozulur?.. Karizmanızı mı çizilir?.. Kariyeriniz mi yarım kalır?.. Nedir bu nefret ve kin soslu “analizler”?..

Nedir bu aslı ve astarı olmayan; “diktatörleşme, otoriterleşme” saplantıları?..

Nedir bu “gerçek dışı” kaygı ve korkular?..

(“Gerçek dışı” kaygı ve korkular, biraz daha artarsa, mevzu doğal olarak tıp alanına giriyor ve adına “şizofreni” diyorlar, biliyorsunuz. Hayır, size öylesiniz demiyoruz, ilerlerse yani…)

Tamam, varsayalım sizin dediğiniz gibidir; “Kutsal” diye bir şey yoktur” “Mukaddes” bir şey olmamalıdır…

(Bunu mu diyorsunuz?.... Yoksa; “Tamam bunlar olsun ama, “benim istediğim gibi olsun” mu diyorsunuz?..)

Uyanın; yok öyle bir şey…

Gözünüze ”paralel” inmiş…

Ben zât-i âlinizi “sosyolog” olarak biliyordum…

Dürüst bir aydın olarak izliyordum…

Fakat almışsınız elinize bir “diken”, ona batır, buna çıkar?.. Nedir bu!

Demişsiniz ki;

Bu son seçim olur, “Başyücelik”e geçilir”…

Bu fûzulî bir kaygı ama…

Varsayalım ki öyle”

Demokrasi niye “mutlak” olsun ki?..

(Varsayalım ki öyle; “Başyücelik”e geçilir”, Batının ve batıcıların istediği tarzda bir “seçim” niye tek doğru olsun, niye onu doğru kabul ediyorsunuz ki?.. Ki eğer zât-ı şâhânelerinizin de buyurduğu gibi, nisbet noktanız “seçim” ise; İşte seçilmiş bir iktidar, işte seçilmiş bir hükümet, işte seçilmiş, seçilmiş…  Kendi kendinize “çelişkiye” düşmemek için, en azından, “seçilmiş, seçimle gelmiş” bir iktidara, -en azından bu açıdan- şeyetmeniz gerek miyor muydu?.. Hani sizin “demokrasi mutlak” paradigmanız açısından diyorum?..)

Bana değil, bu sorunun cevabını kendine vermelisin, her şeyden önce değil mi?..

Doğru”yu halk bilir, ona soralım, o ne derse o olsun”culuk mu sizin “aydınlığınız”?..

Yoksa; “Aydınlar aristokrasisi” diye bir yönetim şekli öneren;

Başyücelik”den niçin bu kadar, “bilmeden ve anlamadan” bahsediyorsunuz? Ne kadar ayıp!

“Başyüceliği” eleştirebilirsiniz;

“Orası öyle, burası şöyle, şurası eğri, burası doğru” filân diyebilirsiniz; fakat bunu söylemek için bile;

Başyüceliğin ne olduğunu”“ bilmeniz gerekir…

(-”Yok, bu zahmetli bir iş, ben buradan “gayet muhalif yardırır giderim” diyorsanız, siz bilirsiniz…)

Yok, eğer, “Ne zahmeti, bilmiyorsak da araştırıp öğreniriz tabi” gibi bir yaklaşım gösterir de, araştırırsanız, önce;

Aydınlar Aristokrasisi” gibi;

Yüzde yüz “Milli”…

Yüzde yüz “Yerli”…

Yüzde yüz “Orjinal”…

Ve yüzde yüz “Türk-Müslüman usûlü” yeni bir sistemle tanışmış olursunuz…

Ve o sistemde de, “aydınların”:

Palavracı…

Sallamacı…

Aklına eseni, estiği gibi, topluma estirici bir “sorumsuzluk” içinde değil:

Toplumun bütün yükünü sırtlanmış, topluma yol gösteren, önderlik eden, milli, insani, vicdanî bir “dâvâsı olan” insan olduğunu öğrenirsiniz!..

Parazit” gibi toplumun sırtına yapışmış ve onun kanıyla beslenen değil!..

(Nuray Mert, bu konuyu "derinleştireceğini" de yazmış...

Bu kadar yüzeysel bir konu nasıl "derinleştirilebilir" bilmiyorum..

Ama, madem ki "derinleştirilecek", biz de kendi açımızdan derinleştirelim bakalım, neymiş bu meselenin derinliği, göreceğiz...)

(Devam edecek”)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.