• BIST 98.455
  • Altın 219,689
  • Dolar 5,3279
  • Euro 6,0542
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 2 °C
  • Konya 1 °C
  • İzmir 9 °C

"Değersiz"i taşımanın yorgunluğu ve İslâm davası...

Necdet  Kocataş
Sahi niçin yoruluyoruz? Hangi “değer” uğruna?

“Değersiz”i taşımanın yorgunluğu, İslâm davası ve gerçek “değerli”ye ulaşmanın zorluğu!

 

Kıssa-Hikâye

 

Bavarya Dükü Guelphe’ü ele geçiren İmparator III. Conrad, çok fazla yumuşak davranmayı ve insanların korkak ve alçakça merhamet dilemelerini sevmezdi. Bunun için yalnızca Dükün emri altında yaşayan kadınların, taşıyabildikleri değerli eşyaları sırtlarına alarak yalınayak şehirden çıkmalarını istedi. Kadınlar soylu bir hareketle omuzlarına kocalarını, çocuklarını ve Dükün kendisini aldılar. Bu davranışın inceliğine şahit olunca gözleri dolan İmparator’un, Düke karşı taşıdığı ölümcül düşmanlık hafifledi. O andan itibaren Düke ve halkına insanca davranmaya başladı. (Montaigne-Denemeler)                                                                                                  

Bir kıssa-Hikâye ve tedâiler…

 

Nedense bu kıssa- hikâye beni bir şekilde etkiledi. “Değer” ve “Değerli olan” hususunda düşünmeye sevk etti. Ve tabii günümüz insanının neyi değerli kabul ettiği ya da değerli addettiği “şeylerle” ilişkisini de düşündürdü… Pek iyimser olamadığımı söylemeliyim. Başta kendimin “değerli” kabul ettikleriyle bağıma-ilişkilerime baktım; hiç iç açıcı bir hal değildi. Yozlaşmış bir düzen-sistemin içinde doğup yaşamak herkesi, her şeyi olduğu gibi elbette beni de erozyona uğratmıştı.

*

Okuduğunuz gibi kadınların İmparator tarafından değerli eşyalar ile beraber gitmelerine müsaade edilmesine rağmen hiçbir eşyaya kıymet atfetmeyip; çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini ve liderlerini sırtlarına yüklenip tabir-i caizse inleye inleye yalınayak, şehri terk etmek üzere yürümeye başlıyorlar.

Düşünün ki bir kadın ne kadar yük taşıyabilir? Sırtladıkları eş ve çocuklarının yüküyle ne kadar gidebilirler? Ama ne pahasına olursa olsun kadınlar “değer verdiklerini” yükleniyorlar. Yorgun ve bitkin giderlerken muzaffer Kral insafa geliyor ve herkesi affediyor.

*

Hangi "değer" uğruna?

 

Düşünüyorum da yaşadığımız bu modern zamanlarda da herkes-hepimiz yorgun ve argınız, peki ama niçin? Sahi niçin yoruluyoruz? Akşam evine gelen herkes yorgun. Ama niçin? Hangi “değer” uğruna? Özellikle bizim İslami camianın yorgunluğunun “niçin”ini anlamakta zorlanıyorum. Taşıdıklarını iddia ettikleri yükün keyfiyetine bakıyoruz, bir değer taşıdıkları intibâı oluşmuyor bende. Nefslerinin arzu ve istekleri doğrultusunda bir hayat yasayıp o hayatı da “İnşallah”, “Maşallah” sözleriyle perdeleyip –güya değerli olanı yüklendikleri imajı ve intibaı. Oysa şöyle kısa bir gözlem yaptığımız takdirde herkesin muradının ve hayallerinin şahsi menfaat, makam, mevkii, şan ve şöhretten başka bir durum olmadığı gözüküyor. İlginç olansa her biri oldukça yorgun… Camiamız elinde, “hakiki değer”, şahsi emellerine ulaşmak için tuttukları oltada bir yemden başka bir şey değil. Bunun somut delili şu an yaşadıkları hayat tarzı, olay ve hadiselere bakış açılarıyla beraber mevcut sisteme entegrasyonda gösterdikleri aşk ve vecd hali. Bütün her şeye gerçek değerini veren değer kelimesini bile değerli kılan “mutlak değer”in ta kendisi olan İslam’ın zaman ve mekân şartlarında nasıl yaşanılıp, nasıl anlaşılması gerektiği hususunda nefesleri yetmeyen, tükenen bu kesim çözümü sisteme yamanmada, entegrasyonda buldu. “Embadtet” bir çarpık ilişkide yolculukları sonlandı. Tabii ki yorgun ve bitkin bir şekilde. Taşıdıkları hiçbir zaman omuzlanması zaruri olan olmadı. Ama hep “bilen ve bilgisiyle “amel” eden bir imaj verdiler. Gelinen şu noktada içine tıka basa dünyalık doldurup inleye inleye taşımaya çalıştıkları o çuvalları atıp derinlemesine bir nefs muhasebesine girişmeleri gereğidir.

İlk önce anlaşılması gereken şu ki; İslam davası herkesin keyfe-keder fikir ve düşünce belirteceği, düşük tabiatının, nefs kudurmuşluğunun, korkaklığının, ezikliğinin, yetersizliğinin, çapsızlığının yansıtılacağı-yapıştırılacağı bir alan asla ve kat’a değildir. Mutlak faal ve fail olan Allah’ın mukadder oluş halinde bir görev –vazife- misyon yüklediği insanlar üzerinden yürümüş olan İslam davası bugün de böyle, yarın da böyle devam edecektir.

*

Sinek keyfiyetli adamların kendi nefslerinde –şeytanın vehmettirdiği- seyrettikleri büyük adam, büyük yazar, büyük âlim pozları ve o pozlarla serdettikleri sadra şifa olmayan fikir ve düşünceleri ve ondan mülhem yorgunlukları. Değer üretememiş olmaları dolayısıyla değersizlikleri. Buralara niye mi geldim? İçimi sızlatan onca şey olmasına nazaran şu iki hadise daha bir canımı acıttı da ondan...

Birincisi; kendisini büyük mütefekkir sayan ve sanan kibir abidesi bir şahsın TV’de acilen “kapitalistleşmemiz lazım”  diye böğürmesi, diğeri de gariban ve zavallı olduğu her halinden belli, yazmasa da olur cinsinden bir adamın gazete köşesinde “kurucu iradenin” boyunduruğuna girmesi ve bizlere de bu yolu salık vermesi. Bu iki örnek, “Haddini aşan her şey zıddına inkılap eder” hikmetine tam misal.

Evet, bu abilerimiz de yorgun ve bitkin… Biri büyük düşünce adamı rolünde nefsini kibrinin gölgesinde yellerken; öbür zavallı da herhalde “ekmek parası” derdinde yorulmakta.

-İslam edep demektir. Edep hadlere riayet, hadlere riayet “Muvazene” demektir.

-Şunu söylemek durumundayım; İslam adına bir iddia sahibi olan herkesin, BD-İBDA külliyatı ve o külliyatın mimarlarının ruhaniyeti önünde diz kırıp acilen edeple okuma yapmaları ve hakiki değerleri yüklenip o yorgunluğun manevi hazzıyla beraber bir “şuur” sıçraması yapmalarıdır. Yoksa başı, ortası, sonu boş; kitap yüklü merkep hayatı ve onun yorgunluğu.

Son söz; Bu “şuur sıçramasının” gerçekleşmesi için, hep birlikte ivedilikle kurulması gereken- “yapılması gereken”i -yapmamız gereken olarak- işaretleyelim; Devasa (mimarisi ve işlevselliğiyle) BÜYÜK DOĞU-İBDA enstitüsü kurup mevcut aydınlar, yazar-çizerler de dâhil olmak üzere ama özellikle yeni gençliğe bir irfan kıvamı halinde BD-İBDA ruhunu kazandırıp neyi, niçin taşımaları gerektiği şuurunu kazandırıp -gayeli- bir hayat yaşamalarını temin etmek olmalı. Üstad’ın deyişiyle; Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını omuzlayacak ve yerine koyacak nesli yoğurmak muradıyla. Ve elbette yorgunlukta onun yorgunluğu olmalı. selam ile…

14.12.2018

Necdet KOCATAŞ

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.