• BIST 105.520
  • Altın 379,423
  • Dolar 6,8125
  • Euro 7,5605
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C
  • Konya 7 °C
  • İzmir 16 °C

Burak Çileli yazdı; "Fetoş" Lâkabının Hikâyesi...

Burak Çileli yazdı; "Fetoş" Lâkabının Hikâyesi...
Metris’e dönelim; koğuş sistemindeki cezaevinde hep beraber kaldığımız mekânda Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, benimle de sohbet ederdi. Bu sohbetlerden birinde, argo kültürü üzerine

 

 

 

 

“Fetoş” Lâkabının Hikâyesi!

Burak Çileli

1999 yılında Metris Cezaevi’ndeyiz. Malûm, “Eski Türkiye” dönemi!.. Türkiye’nin, Ankara’ya çöreklenmiş taş kafa dinozorların yönettiği çeteler federasyonu olduğu zamanlar yani! Bürokraside 28 Şubat rüzgârlarının tüm hızıyla estiği o konjonktürde, Kemalistiyle ve onların pek sevdikleri FETÖ’cüsüyle, -o zamanlar “aydın din adamı”ydı”!- müttefik kuvvetler hâlinde Müslümanlara yönelik çullanmadan Salih Mirzabeyoğlu da payını almış ve Metris Cezaevi’ne konulmuştu. Tabiî 8 ay sonra, ben de doğruca kodese!.. Mirzabeyoğlu, bu hukuksuzluğa karşı, “şecaatinden baş eğmeyen” mizacıyla direniyor, o direndikçe de Metris’e boyuna operasyon yapılıyordu. 15 Temmuz’un prototipini 5 Aralık asker saldırısında yaşamış, Üstad Necip Fazıl’ın, “Allahsız ordunun silahına inanmıyorum” sözünün tecellisine şahit olmuştuk.

Üstad’ın vefat ânında “demek ki böyle ölünüyormuş!” diyerek o esnada bile fikir mesaisinin devam etmesi gibi, tilmizi Mirzabeyoğlu’nun da, üzerine kurşunlar ve gaz bombaları yağarken dahi aynı serinkanlılıkla, hem de ironi yaparak fikir ürettiğinin yakın şahidiyim. Bir zamanlar, güya onu tanıdığını zanneden bazı “teyze adamlar”ın ona niçin “psikopat” dediklerini o zaman anlamıştım! (Gülümseme işareti!)

Neticede, 1999’da Metris’te suya atılan taşın dalgaları, süreç içinde yayılarak bütün dünyayı tesiri altına aldı ve 5 Aralık, 16 sene sonra 15 Temmuz’da, bu sefer “makro” plânda tekrarlandı. Topyekûn millet “kendinden zuhur”un ispatı hâlinde, öz değerlerine, vatanına ve milletine yabancılaşmış/yabancılaştırılmışlara karşı “psikopat” kesildi! (Kahkaha işareti!)

Metris’e dönelim; koğuş sistemindeki cezaevinde hep beraber kaldığımız mekânda Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, benimle de sohbet ederdi. Bu sohbetlerden birinde, argo kültürü üzerine bir şeyler söylemişti. O sohbetten aklımda kalan tek cümlesi şu: “Argo kelimelerde öyle ebced denklikleri buluyorum ki aklın hayâlin durur!” O esnada içimden geçeni de, benim söylememe fırsat vermeden, “espri-spirit ruh demektir” diye yine kendisi beyan etmişti. O cümlesinin bende hangi mevzulara kanallar açtığını saymakla bitiremem. Ama şimdi yeri değil.

15 Temmuz sonrası eski ve eskimez vefâlı gönüldaşlarımla muhtelif yerlerde nöbetteydik; Üsküdar Meydanı, Üsküdar-Kısıklı, Aksaray-Vatan caddesi, Fatih-Saraçhane, Boğaz Köprüsü Şehitler yürüyüşü ve aşırı izdihamdan meydana giremediğimiz Yenikapı mitingi… Onbinlerce kişiyle birlikte o coşkuyu yaşamak, 30 seneye varan bir süre boyunca bugünler için mücadele veren biri olarak kolay tarife gelmez.

Bu vatan nöbetlerinde, halk dehası mahsûlü ellerdeki kimi pankartlarda yahut dillerdeki kimi sloganlarda “fettoş” yahut “fetoş” tabirleri göze çarpıyordu. Bazen de, “müennes ş’si”(?) düşürülmüş biçimde “feto” ifadesi!.. Hele Şehitler yürüyüşünde, onbinlerle beraber köprüye doğru yürürken, yanımızdan geçen kalabalık bir genç grubunun “tribün” makâmıyla “Feeetoo pabucu yarııım, çık dışarıya oynayalııım!” diye slogan atmasını hiç unutamam.

O onbinlerin arasında bu lâkabı kullananlardan rastladıklarıma şöyle söylesem inanırlar mıydı acaba: “Kardeş, bu Fettoş tâbirinin mucidi benim!

Sanmam.     

Rastladıkça muzip bir gülümsemeyle seyretmek, değişik ve gizemli bir histi benim için.

Bazı anonim tâbirler-deyişler vardır; bir anda moda hâline gelir, herkesin diline yapışır ama kimden çıktığı ve nasıl yayıldığı belli değildir. Ama illa ki bir kişinin icadıdır. Meselâ ilk aklıma gelen, 80 yılların sonlarında, lise çağımda akranlarımdan hemen herkesin ağzında, “herhâlde yani” yerine “herıld yani” lâfı!..  Böyle şeyleri duyduğumda hemen, bunu ilk kimin söylediğini düşünürdüm. Hâlâ da öyle! 12 yıllık cezaevi tecritinden sonra dışarıda dikkatimi çeken, herkesin diline pelesenk olmuş “sıkıntı yok” sözü de aynı şekilde merakımı celbediyor. Kimden yayıldı, niçin ve nasıl benimsendi? Muamma!

Gelelim “Fettoş” yahut “Fetoş” lâkabının hikâyesine!

Ak-zuhur dergisinin 2. Dönemiydi. 1991 veya 1992 senesi… (İbdacı olduğum günden bu yana sadece şahsıma değil dergi ve kitap arşivimin de başına, pişmiş tavuğun bile başına gelmeyen işler gelmesi sebebiyle, Ak-zuhur dergilerinin hiçbir sayısı elimde yok. O yüzden kesin bir tarih veremiyorum.) 20-21 yaşlarındayım. Kara mizaha çalan “Tırnakiçi” adındaki köşe yazılarımı yazmaya başladığım dönem. Mizahtan yana verimsiz o zamanlardaki İslâmcı camia içinde böyle bir ses, derginin tirajı ölçüsünde yankı getiriyordu. Ayrıca hamdolsun kimseye de eyvallahımız olmadığı için rahatça “gider” yapabiliyorduk! (“Gider” kimin icadı?) Meclis’te konuşulduğu kulağıma geliyor, dönemin MİT’inin kaçırıp Belgrad ormanlarında oksijen aldırdıkları bazı gönüldaşlara, “Tırnakiçi Burak’a bayılıyoruz” diyecek kadar her kesimin ilgisini çekiyordu. Tempo Dergisi’nde “Tırnak İçinde” ismiyle taklide bile mevzu olmuştu! Hele 1993’teki gözaltı faslında, okuyup okuyup sopaladıklarını hatırladıkça, sol kulağım hâlâ sızlar!

Uzatmayalım; Ak-zuhur Dergisi’nde (II. Dönem) “Tırnakiçi” köşemdeki ilk yazımı yazarken sıra Fetullah’a geldiğinde, içinde “Allah” lâfzının da geçtiği bir isme yüklenmek bana giran gelmiş, ondan, o dönemde şiddetin İslâmî olanına karşı ama kâfirin şiddetini kutsayan müennes mizacını da ima edecek şekilde “Fetoş” diye bahsetmiştim. Tabiî kâfirlerin kucağında palazlanıp kâfirleştikçe, yıllar sonra kâfirlerin bizzat tetikçisi bir canî oldu, ayrı mesele! Dizildikten sonra tashih ederken gönüldaş Mustafa Aşık’ın, “Fetoş”u şeddeleyerek “Fettoş”a çevirdiğini, yazım dergide yayınlandığında gördüm.

O yaşta, daha ilk verimlerini ortaya koyan birinin, tirajı da o kadar yüksek olmayan bir dergideki yazısında geçen bu lâkap, bir anda şaşılacak bir hızla sirayet etmeye başlamıştı. 1995’e gelindiğindeyse, Milliyet gazetesinde  Yazı İşleri Müdürü olduğum Yeni Tahkim dergisini haber yaparak “Fettoş diyerek ayıp ettiler” tarzında haber olduk. O günden sonra da,  İslâmcı kesimden birçok meşhur ismin Cemaatin ekonomik gücünden, nüfuzundan ve o dönemdeki sosyal itibarından çekinerek açıktan birşey diyemeseler de mahrem sohbet meclislerinde ondan fettoş diye bahsettiklerine defalarca şahit oldum.

fotograf-fettos.jpg

Ama asıl önemlisi, Salih Mirzabeyoğlu’nun, 1998’de yayınlanan Büyük Muztaribler adlı eserinin 1. cildinde, ondan “fetoş” olarak bahsetmesiydi. Mirzabeyoğlu’nun yer yer “külhan beyi lûgatı”nı da kullandığı bilinir. İcadım olan bu lâkap onun tarafından da benimsenmiş ve “külhan-hamim-yakınlık beyi”nin külliyatına girmişti!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.