• BIST 103.072
  • Altın 272,126
  • Dolar 5,6668
  • Euro 6,2796
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 24 °C
  • Konya 21 °C
  • İzmir 30 °C

"Bu isyan çığlığına kulak verin; Fesat sözleşmesi iptal edilsin!"

"Bu isyan çığlığına kulak verin; Fesat sözleşmesi iptal edilsin!"
Av. Mehmet Sarı imza kampanyası başlattı...

nabiz-haber-ozel-yeni-228.png

 

 

Dışı çikolota kaplı zehir!

Kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen ve Türk aile yapısını zehirleyen sözleşmeye tepkiler sürüyor!

"Dışı çikolota kaplı içi zehir" bu sözleşme, Türk toplumuna ve aile yapısına uymadığı gibi, özü itibariyle de, "aileyi korumayı" değil, tam aksi, aileyi parçalamayı hedef alıyor!

Bu yasa ile ilgili bir imza kampanyası başlatan Av. Mehmet Sarı, çeşitli Avrupa ülkelerinden örnekler vererek, onların da bu yasaya, kiminin itiraz ettiğini, kiminin şerh düştüğünün altını çiziyor. "Bu sözleşmenin amacının örf ve adetlerimizi kaldırmak amacında olduğunu" belirtiyor.

"Bu isyan çığlığına kulak verin!"

Türk aile yapısına yönelik, ahlâki değerleri hedef alan bu sözleşmeye insanların, ailelerin itiraz ettiğini ve günlük hayatta bunun dramatik örneklerinin yaşandığını belirten Av. Mehmet Sarı, başlattığı imza kampanyasında şunları söylüyor:

"Toplum bu amacın yansımalarına günlük hayatın hemen her noktasında şahit olmakta ve kadın erkek eşitliği bahanesiyle yok edilen ahlaki değerleri, çiğnenen onuru ve ayaklar altına alınan örf ve adetleri karşısında isyan etmektedir. Bu isyan çığlığı hükumet, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilileri ve TBMM çatısı altında milleti temsil eden vekillerce duyulmalı ve gereği yerine getirilerek ivedilikle söz konusu sözleşmeden Türkiye olarak çekilme kararı verilmelidir."  

 

İşte "Fesat sözleşmesi iptal edilsin" başlığı ile başlatılan o imza kampanyası:

 

TÜRKİYE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NDEN ÇEKİLSİN

 fesat-sozlesmesi-yazi---kopya.jpg

Türkiye kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açmış ve sözleşme, 1 Ağustos 2014 tarihinde Türkiye’de yürürlüğe girmiştir. 2018 verilerine göre 45 ülke tarafından imzalanmış ve sadece 27 ülke tarafından onaylanmıştır. Bulgaristan, Çekoslovakya ve Macaristan sözleşmenin kötü sonuçlarını öngörerek imzalamamıştır. Türkiye ise görece sıkıntılı maddelerine şerh koymaya dahi gerek görmemiştir.  Avrupa Birliği’nin kurucu iki gücünden biri olan Almanya ise sözleşmeyi 2011 yılında imzalamasına karşın ancak Şubat 2018’de onaylayarak yürürlüğe koymuştur.

Sözleşmenin Türk milleti adına imzalanması sürecinde kamuoyunda hiç tartışılmamış, millete sorulmamış ve kamuoyu hiç bilgilendirilmemiştir. Bu sözleşme ile Avrupa Birliği Uyum Yasaları bahane edilerek toplumun kahir ekseriyetini oluşturan Müslüman-Türk kimliği ile bağdaşmayan bir aile yapısı topluma dayatılmıştır.

Bu sözleşme uluslararası bir sözleşme olduğundan Anayasanın da üzerinde bir bağlayıcılığı olup, bu sözleşmeye dayanılarak hazırlanan alt dereceli mevzuatlar neticesinde toplumda kadına yönelik şiddet, boşanma ve aile içi diğer problemler hiç azalmadığı gibi, sözleşme kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi yaratılış, toplumun değer yargıları, örf adet, gelenek ve görenekleri yok sayarak, adeta onlara savaş açarak tanımladığı için aksine daha da artmıştır.

İstanbul Sözleşmesi’ne dayanarak taciz ve tecavüz olaylarında salt kadının beyanını esas alan düzenlemeler sonucunda birçok erkek kimi zaman kendi kızı kimi zaman eşi ya da başka kadınlar tarafından iftiraya uğrayarak hapis cezasına çarptırılmıştır. 6284 Sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile getirilen evden uzaklaştırma kararı ailedeki şiddeti sonlandırmak bir yana büsbütün körüklemiş ve ailede karı-koca arasındaki problemleri çözmek yerine çözümsüzlüğe mahkûm etmiştir. 6284 Sayılı Kanunun 2-A maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır.” denilmektedir. Fakat İstanbul Sözleşmesi temelli aile hukukumuzu ve kadın erkek ilişkilerini düzenleyen mevzuat yürürlüğe girdiği tarihten bu güne, ailede huzur ve barışı sağlamak bir yana, şiddeti her geçen gün daha da tırmandırmış, kadın ve erkeği birbirine düşürmüştür.

Sözleşmenin orijinal başlığı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olmasına rağmen, Türkçe’ye “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olarak çevrilmiştir. Bu da demek oluyor ki; ailenin korunmasına dair kanunun temel aldığı uluslararası sözleşmenin adında “aile” kavram olarak dahi geçmemektedir.  

İstanbul Sözleşmesi’nin Türk aile yapısına vurduğu en büyük darbelerden biri de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında kadın ve erkek kimlikleri dışında gençleri üçüncü bir cinsel kimliğe, dolayısıyla eş cinselliğe ya da cinsiyetsiz bir yaşam tarzına teşvik etmesidir.

Mahut sözleşme yürürlüğe girdikten sonra aile yapımızı çökertmeye yönelik uygulamalar başlamış ve hükumet tarafından eş cinsel derneklerin kurulmasına izin verilerek eş cinselliğin yolunu açan düzenlemeler yapılmıştır. Bunun sonucunda bu çarpık zihniyet toplu yürüyüşler düzenleyerek toplumun bünyesine aykırı, dıştan dayatılan sapkınlığı yaymaya girişmiştir.

Avrupa Konseyi'nin toplum yapımıza müdahalesi asla kabul edilemez. Kadın ve erkek ayrımı yapmaksızın her türlü şiddet hukuku ilgilendirir. Zira hukuk ayrım yapmaz, kadın erkek herkese eşit davranır. Bu anlamda şiddetin her türlüsü yanlış olup, asla tolere edilmeden toplum yapımız ve inanç ve değer yargılarımızla çatışmadan bulunacak çözümlerle önlenmelidir.

Sözleşmenin 12/1 maddesinde "Taraflar kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ortadan kaldırmak amacıyla kadınlar ve erkeklere ilişkin sosyal ve kültürel davranış modellerinin değişimini sağlamak için gerekli tedbirleri alır."denmektedir. Bu madde fıtrat, dini inanç, örf ve adet ve geleneklerin bileşimiyle kadın ve erkeğe belli roller biçen kültürümüzü "ön yargı" diye yaftaladıktan sonra, bu sözleşmenin amacının örf ve adetlerimizi kaldırmak amacında olduğunu ilan ve itiraf etmektedir. Toplum bu amacın yansımalarına günlük hayatın hemen her noktasında şahit olmakta ve kadın erkek eşitliği bahanesiyle yok edilen ahlaki değerleri, çiğnenen onuru ve ayaklar altına alınan örf ve adetleri karşısında isyan etmektedir. Bu isyan çığlığı hükumet, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilileri ve TBMM çatısı altında milleti temsil eden vekillerce duyulmalı ve gereği yerine getirilerek ivedilikle söz konusu sözleşmeden Türkiye olarak çekilme kararı verilmelidir.   

Kampanyayı imzalamak için:

https://www.change.org/p/tbmm-t%C3%BCrkiye-istanbul-s%C3%B6zle%C5%9Fmesi-nden-%C3%A7ekilsin?recruiter=37032472&utm_source=share_petition&utm_medium=whatsapp&recruited_by_id=d096d5c0-2d07-0130-62f6-3c764e046567

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.